| |
-
- ANKARA, 26/10(BYE)--- Yabancı
basın-yayın organlarında 25 Ekim 2004 tarihinde Türkiye-AB
ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
-
-
- ALMANYA BASINI:
-
- Die Tageszeitung'da (23/10)
"Daniel Cohn-Bendit, 'AB'nin Geleceği Türkiye'yle Belirlenecek'
Diyor" başlığı altında ve Jürgen Gottschlich imzasıyla Avrupa
Parlamentosu Yeşiller Grubu Başkanı Daniel Cohn-Bendit ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer
almaktadır:
-
- "SORU: Sayın Cohn-Bendit, AB
Parlamentosu Yeşiller Grubu, İstanbul'da Türkiye'nin üyeliğini
tartıştı. Neden burada ve neden şimdi?
-
- COHN-BENDIT: Aralıktaki AB
zirvesinde alınacak karar öncesindeki bu zaman seçimini fevkalade
buluyorum. Gruptaki tartışmayı, yerinde edindiğimiz izlenimlerle
desteklemek istiyoruz. Grup çoğunlukla müzakerelerin
başlatılmasından yana olsa da, çok sayıda eleştirel sorumuz var.
SORU: Türk Hükümeti diğer AB adayları gibi muamele görmek istiyor.
Siz bu talebi, Türk medyası önünde geri çevirdiniz. Neden?
-
- COHN-BENDIT: Kendimizi
kandırmamalıyız. Herkes, Türkiye ile müzakerelerin Malta,
Bulgaristan ya da Hırvatistan'ınkinden farklı bir şey olduğunu
biliyor. Müzakereler çok daha zorlu olacak, çok daha uzun sürecek ve
de tam üyelik hedefi için müzakere edecek olmamıza rağmen, nasıl
sonuçlanacağını bilmiyoruz. AB'nin Türkiye'nin önüne koyacağı
katalog diğer aday ülkelerinkinden farklı olmayacak. Fakat bunu
uygulamak çok daha zor olacak. (...)
-
- SORU: Kimlik arayışı genelde
diğerlerini dışlayarak gerçekleşir. Bu durumda, AB yakında ne olmak
istediğini bilecek, ama Türkiye dışarıda kapının önünde kalacak,
öyle mi?
-
- COHN-BENDIT: En kötü ihtimalle böyle
olabilir. Fakat ben, hem AB hem de Türkiye'de, ikisini biraraya
getirecek bir transformasyon sürecinin gerçekleşeceğini
umuyorum."
-
- Der Spiegel dergisinde (24/10)
"Türkler Hıristiyan Partisine mi?" başlığı altında yayımlanan bir
yazıda, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olan Hıristiyan
demokratların, kendi çıkarlarını düşünerek daha şimdiden Türkiye'nin
tam üyeliği ihtimaline göre plan yaptıkları belirtilmektedir. 25
devlet ve hükümet başkanının 17 Aralık'taki zirvede kararlaştıracağı
katılım müzakerelerinin resmen başlatılmasıyla, Avrupa'daki
Hıristiyan demokrat-muhafazakar partilerin çatı örgütü konumundaki
Avrupa Halk Partisi'nin (EVP/EPP), Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi AKP'yi bünyesine dahil etmek
istediğine işaret edilen yazıda, EVP'nin Avrupa Parlamentosu Grup
Başkanı CDU'lu Hans-Gert Pöttering'in verdiği bilgiye göre, AKP'nin
"şimdilik gözlemci" statüsüne sahip olacağı ve bunun, EVP
kongrelerinde oy hakkı olmayacağı anlamına geldiği, Türkiye'nin
AB'ye alınması durumunda, Müslümanların aralarına dahil edilmesinin
Hıristiyan partilere avantaj getireceği kaydedilmekte ve bu durumda
AKP milletvekillerinin EVP'nin parlamentodaki ağırlığını
güçlendirecekleri ifade edilmektedir.
-
- Der Tagesspiegel gazetesinde (24/10)
"Burada Hoşgörü Sınanıyor" başlığı altında ve eski AB Komisyonu
Başkanı Jaques Delors ile yapılan mülakata yer verilmektedir.
Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer
almaktadır: "SORU: Sayın Delors, siz Türkiye'nin AB'ye
alınmasına taraftar mısınız, yoksa karşı mı? DELORS: Türkiye'ye
verilecek cevabın 'hayır' olması gerektiğini peşinen açıklayanlar
arasında yer almak istemiyorum.
-
- SORU: Türkiye'nin üyeliğinin
getireceği avantajlar konusunda ikna etmek için Avrupa Birliği
vatandaşlarına hangi gerekçeyi gösteriyorsunuz?
-
- DELORS: Avrupa bazen önceden
görülmeyen tarihi meydan okumalara cevap vermek zorunda. Örneğin o
dönemde komünizmin bu kadar çabuk yıkılacağını kim düşünebilirdi?
Bugün yeniden çok tehlikeli bir konumdayız ve buna, din ile
politikanın karışması da katkıda bulunmuştur. Yani yarın Avrupa
Birliği'nin Türkiye karşısında açık tavır takınması, medeniyetler
çatışmasına ve köktendinciliğin artmasına karşı mücadelede katkı
sağlayacaksa, o zaman buna uygun davranmak zorundayız. Türkiye'yi
geri çevirmemek için yollar bulmalıyız..".
-
- Frankfurter Allgemeine Zeitung'da
(23/10) "DVU ve NPD'nin İmza Kampanyası" başlığı altında ve "bewi"
rumuzuyla yayımlanan bir yazıda, aşırı sağcı "Alman Halk Birliği"
(DVU) ve "Almanya Milliyetçi Partisi"nin (NPD), Türkiye'nin AB'ye
olası üyeliğine karşı imza kampanyası başlatacaklarını açıkladıkları
belirtilmektedir. Aşırı sağcı partilerin, Türkiye'nin AB üyeliğine
karşı olmalarına gerekçe olarak, "beklenen kitle göçü" ve "mali
yükü" gösterdikleri belirtilen yazıda, DVU Sözcüsü'nün, iki partinin
Almanya genelinde eylem planladığını, imza kampanyasına hangi
bölgelerde ağırlık verileceğinin ise halihazırda istişare edildiğini
söylediği ifade edilmekte ve iki partinin, bu eylemden "dikkatleri
çekme" ve seçim sonuçlarını kendi lehlerine "etkilemeyi" umdukları
kaydedilmektedir. Türkiye'nin tam üyeliğine karşı bir imza
kampanyası başlatmayı önce CDU/CSU politikacılarının tasarladığı,
ancak en başta da aşırı sağcıların bundan avantaj elde edeceği
düşüncesiyle, neticede bu fikirden vazgeçtikleri hatırlatılan
yazıda, DVU Sözcüsü'nün, "topu sahaya sürenlerin CDU ve CSU
olduğunu" söylediğine işaret edilmektedir.
-
- Frankfurter
Allgemeine-Sonntagszeitung'da (24/10) "Chirac Bir Hata Yaptı"
başlığı altında ve Michaela Wiegel imzasıyla Fransız Sosyalist Parti
Başkanı François Hollande ile yapılan mülakata yer verilmektedir. AB
Anayasası ve bu konudaki tartışmalara da değinilen mülakatta şu
ifadeler yer almaktadır:
-
- "SORU: Özellikle Türkiye'nin
katılımından duyulan endişe, önde gelen sosyalistlerin de AB
Anayasası'na karşı retçi bir tutum almalarına neden olmuyor mu?
-
- HOLLANDE: Türkiye tartışması ile AB
Anayasası'na ilişkin tartışma arasında bir karışıklık yaratmamaya
çalışmalıyız. Anayasa karşıtları bu karışıklığı istiyorlar. Tabii ki
genişleme planları korkuya neden oluyor. Bu da, Avrupa'nın
sınırlarını hiçbir zaman belirlememiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Avrupa bunu artık yapmalıdır. Türkiye'ye karşı sorumluluklar
üstlendik. Sosyalist bir Başbakan olan Lionel Jospin 1999 yılında
Helsinki'de Türkiye'ye adaylık statüsü verilmesi konusundaki karara
katılmıştır. Sözümüzü tutmalıyız ve tutacağız.
-
- SORU: O halde Cumhurbaşkanı
Chirac'a, 17 Aralık'taki AB Zirve Toplantısı'nda Türkiye ile katılım
müzakerelerinin başlatılmasına onay vermesini mi tavsiye
edeceksiniz?
-
- HOLLANDE: Hayır, Cumhurbaşkanı'nın
bunu koşullara bağlaması gerekir. Müzakerelerin başlatılması ile
Türkiye'nin kısa ya da uzun vadede otomatikman AB'ye tam üyeliği
elde edeceği izleniminin yaratılmaması gerekiyor. Müzakereler
başarısızlığa uğrayabilir. Bu yüzden Türkiye'ye bir ayrıcalıklı
ortaklık önerme seçeneğinin açık kalması gerekir. Berlin'deki
görüşmelerimde, ayrıcalıklı ortaklığın Almanya'da, Türkiye'ye açıkça
hayır dememek için kullanıldığını anladım. Ben bu kavramı farklı
anlıyorum. Müzakerelerin muhtemelen başarısızlığa uğraması
durumunda, ayrıcalıklı ortaklığı -ya da bu özel ve çok yakın
ilişkiye ne ad verilirse verilsin- bir seçenek olarak muhafaza
etmeliyiz.
-
- SORU: Başka şartlar var mı ?
-
- HOLLANDE: Evet, bunlar arasında
Ermeni soykırımının Türk Hükümeti tarafından tanınması da yer
almaktadır. Ben AB içinde geçmişi ile yüzleşmek istemeyen bir üye
düşünemiyorum. Alman-Fransız barışmasının Avrupa birleşmesinin
temelini teşkil ettiğini unutmamalıyız..."
-
- AVUSTURYA BASINI:
-
- Die Presse gazetesinde (23/10)
"Chirac Türkiye'ye 'Evet' Derse Yalnız Kalmaya Mahkum" başlığı
altında ve Reinhold Smonig imzasıyla yayımlanan bir haberde,
"Türkiye'nin nüfusu yakında 100 milyonu bulacak. Kim bir fili
porselen dükkanına sokmak ister?" şeklindeki değerlendirmeye yer
verilmekte ve kısa süre öncesine kadar AB Komisyonu Başkanı Romano
Prodi'nin danışmanı olan Sylvie Golard'ın, çizdiği bu etkileyici
tabloya rağmen, AB liderlerini Türkiye ile giriş müzakerelerine
başlama konusundaki olumlu tutumdan vazgeçiremediği ve ama Fransız
politikacının kendi halkının görüşünü yansıtmış olduğu ifade
edilmektedir. Yeni yapılan bir ankete göre Fransızların yüzde
75,3'ünün Türkiye'nin AB'ye katılımını reddettiği, AB ülkeleri
içinde yalnız Avusturya'nın (yüzde 76) Türkiye'nin AB çabalarına
Fransızlardan daha şüpheli baktığı belirtilen haberde, Fransız
Liberation gazetesinin, durumu, "Ankara'nın AB'ye katılımı
tartışması birkaç hafta içinde bir histeriye dönüştü" cümlesiyle
özetlediği ve "Fransızlar şu anda duydukları kimlik korkusu, işini
kaybetme korkusu gibi bütün korkuları, uzaktaki Türkiye'ye
bağlıyor." şeklinde bir analiz yaptığı vurgulanmaktadır. Fransız
diplomasisinin yanı sıra Türkiye'nin Avrupa'ya bağlanmasının başlıca
savunucularından olan Cumhurbaşkanı Jaques Chirac'ın bile, kendi
partisi ve kamuoyu ile arasındaki tüm bağları koparmamak için Türk
dostlarına sırt çevirdiği kaydedilen haberde, Chirac'ın, Fransa'nın
müzakere sürecinin bitiminde veto hakkını kullanacağını hissettiren
bütün bu sınırlamalar ile 17 Aralık'ta diğer AB devlet ve hükümet
başkanları ile Türkiye'ye giriş müzakereleri için yeşil ışık
yaktığında karşılaşacağı bütün eleştirileri sanki şimdiden
engellemeye çalıştığı belirtilmektedir. Paris'teki Uluslararası
İlişkiler Enstitüsü'nden Philippe Moreau Defarges'in, "Hem Chirac'ın
Türkiye konusundaki açık görüşlülüğünün, hem de halkın çoğunluğunun
katılımı reddetmesinin ardında yatan neden aynı. Bu İslamcılık
korkusu." dediği belirtilen haberde, Defarges'in, Türkiye'nin
radikal İslam'ın kucağına itilmesini engellemek için ülkeye sırt
çevrilmesini istemeyen Cumhurbaşkanına karşın, halk arasında
İslamcılığın Avrupa'ya ithal edilmesinden duyulan korkunun baskın
çıktığını belirttiğine işaret edilmektedir.
-
- FRANSA BASINI:
-
- AFP'nin (25/10) "Avusturya
Cumhurbaşkanı, Türkiye-AB Müzakerelerinin Başlatılmasından Yana"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Avusturya Cumhurbaşkanı
Heinz Fischer'in, Hırvat Vecernji List gazetesinde yayımlanan bir
röportajında, Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin
başlatılmasından yana olduğunu açıkladığı belirtilmektedir.
Fischer'in, "Türkiye ile müzakerelerin başlatılması gerektiğini
düşünüyorum. AB'ye potansiyel bir üyelik için bir tarihin de açıkça
belirtilmesi gerekir." dediği belirtilen haberde, Cumhurbaşkanı
Fischer'in, (göç ile yerleşen) büyük bir Türk toplumunun yaşadığı
ülkesinde, Ankara'nın AB üyeliğinin "son derece duygusal bir konu"
olduğunu belirterek, Fischer'in ayrıca "Son senelerde Türkiye'deki
gelişmeler inkar edilmez ve biz de bu reformların devam etmesini
bekliyoruz." dediği ve bununla beraber, Türkiye'nin AB'ye entegre
olmaya hazır olduğunu söylemek için henüz "çok erken" olduğunu
düşündüğünü belirttiği kaydedilmektedir.
-
- AFP'nin (25/10) "İstikrar Paktı
Konusunda Chirac-Juncker Görüşmesi... Görüşmede Bütçe, AB ve Türkiye
Konuları da Ele Alındı" başlığı altında yer verdiği bir haberde,
Elysee'den yapılan açıklamaya göre, Fransa Cumhurbaşakanı Jacques
Chirac'ın, Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker ile görüştüğü ve
görüşmede, özellikle istikrar paktı reformu olmak üzere, AB'nin
2007-2013 bütçesinin ele alındığı belirtilmektedir. Görüşmede
ayrıca, Anayasa'nın onaylanması ve Türkiye'nin AB'ye üyelik
müzakerelerinin başlaması konularının da ele alındığı ifade edilen
haberde, Juncker'in kısa süre önce yaptığı açıklamada, Türkiye ile
üyelik müzakerelerine AB'nin Lüksemburg başkanlığı sırasında,
2005'in ilk yarısında başlatılmasını arzu ettiğini belirttiği
hatırlatılmaktadır.
-
- Le Journal du Dimanche gazetesinde
(24/10) "Erdoğan: Aşırılıkçı Yanım Yok ve Bundan Gurur Duyuyorum"
başlığı altında ve Gilles Delafon imzasıyla Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu
ifadeler yer almaktadır:
-
- "SORU: Türkiye'nin üyeliğine karşı
olanlar, coğrafya, din veya göç gibi konularda sorunları dile
getiriyorlar.
-
- ERDOĞAN: Bu konuyu basit bir
coğrafya sorununa indirgeyemeyiz. Osmanlı zamanında, zayıf olduğu
dönemde Türkiye'yi 'Avrupa'nın hasta adamı' olarak niteleyenler
Batılıların kendileriydi. Topraklarımızın bir kısmı Her halükarda
coğrafi olarak Avrupa'da. Türkiye'ye bu şekilde muamele edenlere
sormak istiyorum, Batı'nın Asya'ya açılan son kapısı hangisidir?
Türkiye'dir. Kıbrıs'ın Avrupa kıtası ile herhangi bir ilişkisi var
mıdır? Öte yandan AB bir Hıristiyan kulübü değildir, bir siyasi
değerler birliğidir. Bu şekilde tanımlandırılıyor, o zaman
Türkiye'nin de bunun bir parçası olmasından daha doğal ne olabilir?
(...)
-
- SORU: Kimliğiniz de bazı sorulara
sebep oluyor. Neden 'onaylanmış demokrat' değil de 'ılımlı İslamcı'
olarak nitelendiriliyorsunuz?
-
- ERDOĞAN: Her şeyden önce 'ılımlı
İslamcı' hatalı bir tabir. Müslüman kişi zaten moderndir. Ilımlı
olan veya olmayan yoktur, cahil olan ve olmayan vardır. Her
Müslümanın dinini iyi bilmesi gerekir ve bir kere iyi öğrendikten
sonra, aşırıya kaçmadan bunu uygulamaya koyması gerekmektedir. Ben,
aşırılıkçı yanı olmayan bir Müslümanım ve bundan gurur duyuyorum...
-
- SORU: Sizce nasıl oluyor da
Fransızlar, Avrupa'daki diğer laik ülkenin Türkiye olduğunu bilmiyor
görünüyorlar?
-
- ERDOĞAN: Bilmediklerini söyleyemem.
Bunu anlamakta zorlanıyorlar. Bizde çok güzel bir söz vardır: 'Kötü
örnek emsal teşkil etmez.' Türkiye'yi bazı kötü örneklere dayanarak
yargılamak çok ciddi bir hata olur. AB'ye üyeliğin tüm süreçlerinde
yanımızda olan Fransa'nın yarın bizi desteklemeye devam etmeyeceğini
düşünemiyorum bile. Uzun vadeli düşünmek gerekir: Biz dostuz ve dost
kalmalıyız."
-
- AFP'nin (25/10) "Avrupa Anayasası...
Borrell, 'Hayır' Oyunun Türkiye Konusundan Etkilenmesinden Korkuyor"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Avrupa Parlamentosu Başkanı
İspanyol Josep Borrell'in, Fransız ekonomi gazetesi Les Echos'ya
verdiği mülakatta, AB vatandaşlarının, Avrupa Anayasası'na
verecekleri "hayır" oylarının, Türkiye'nin AB'ye girme olasılığından
etkilemesinden korktuğunu belirttiği ifade edilmektedir. Borrell'in,
"Her şeyden önce, 'Türk konusunun' Anayasa anlaşmasının
onaylanmasından ayrı tutulması gerekir. Vatandaşların, Anayasa ile
ilgili soruya Türkçe 'hayır' demeleri riski bulunmaktadır." dediği
belirtilen haberde, Avrupa Parlamentosu Başkanı'nın, sözlerini, "Bu
riski önlemek için vatandaşlara, zamanı geldiğinde Türkiye'nin
üyeliği konusunda fikirlerini belirtme fırsatları olacağını izah
etmek gerekir." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.
-
- YUNANİSTAN BASINI:
-
- Elefterotipia gazetesinde (23/10)
"Atina Tansiyonu Düşük Tutuyor" başlığı altında yayımlanan bir
yorumda, Yunan Hükümeti'nin, Ankara'ya "prensip" gereği yaptığı
protesto girişiminin ardından, bu girişiminin sonuç vermediğini
görünce, AB Dönem Başbakanı Hollanda Hükümeti'ne ve NATO Genel
Sekreteri'ne Türklerin Ege'deki tehlikeli ve tahrik edici
girişimleri hakkında resmen bilgi verdiği belirtilmektedir. Bu
koşullar altında Atina'nın, Türkiye'nin AB üyeliğini veto etme
konusunu doğal olarak ortaya atabileceği, ancak şu aşamada tansiyonu
yükseltmeye niyetli görünmediği, çünkü böyle bir girişimin
Türk-Yunan ilişkilerinin dramatik bir noktaya gelmesi tehlikesine
yol açacağını düşündüğü kaydedilen yorumda, bazı diplomatik
kaynaklara göre, Türk tarafının tahrik derecesinin, Yunan
Hükümeti'nin Türkiye'nin AB yönelimi konusunda takınacağı nihai
tavrını da belirleyeceği vurgulanmaktadır. Yorumda, aralık ayında
yapılacak olan AB zirvesinde Türkiye'nin önüne sert koşulların
konulmaması amacıyla Türk tarafının girişimlerde bulunduğu, ancak AB
ile Türkiye arasında müzakere süreci başladığında, "25"ler arasında
yer alacak olan Atina'nın, Türkiye'nin önüne konulacak şartlar ve ön
koşullar konusunda tutumunu sertleştirmesinin olası olduğu
kaydedilmektedir.
-
- To Vima gazetesinde (24/10) "Tayyip
Erdoğan: Ege'de Hakkaniyete Uygun Bir Çözüm Mümkündür" başlığı
altında ve Alkis Kurkulas imzasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
ile yapılan bir mülakata yer verilmektedir. Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, mülakatta, "Türkiye, Ege hakkında dile getirilmiş olan
itirazlardan kaynaklanan Yunanistan ile sorunların tümünü çözmek
için taahhüt altına girmiş bulunuyor." dediği, ancak devam etmekte
olan ihlaller hakkında herhangi bir yorum yapmaktan kaçındığı,
Kıbrıs konusuna gelince ise, "Türk tarafının kalıcı ve hakkaniyete
uygun bir çözüme yönelik görevini yerine getirmiş olduğunu" ve Annan
planının reddedilmesinden Kıbrıslı Rumların sorumlu olduğunu
söylediği, ancak Kıbrıs ile ilgili konulara; Türk askerlerinin geri
çekilmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması konularına değinmekten
kaçındığı belirtilmektedir. Başbakan Erdoğan'ın, Türkiye'nin Avrupa
yönelimi konusuna iyimserlikle baktığı ve üyelik müzakerelerinin
2005 yılının Mart ya da Nisan ayında başlamasını beklediği ifade
edilen mülakatta, Erdoğan'ın, 17 Aralık'a kadarki dönemin şahsi
siyasi kariyeri, partisinin geleceği, özellikle de Türkiye'nin
geleceği için çağdaş tarihinin en kritik dönemi olacağını anlamış
bulunduğu ve AB ile bu kritik karşılaşmada, Yunanistan'ın yardımını
ne kadar takdir ettiğini bir kez daha belirttiği, Türkiye'deki iç
siyasi gelişmelerle, iktidardaki partide biçimlenen güç dengeleriyle
ve AB Komisyonu'nun raporundan sonraki siyasi sahne ile ilgili
soruları cevaplandırmak istemediği kaydedilmektedir.
-
- Vradini gazetesinde (24/10) "Stavros
Dimas: Türkiye'nin Sapmaları AB Üyeliğini Engeller" başlığı altında
ve Kostas Melisopulos imzasıyla Yunanistan'ın AB Komiseri Stavros
Dimas ile yapılan mülakatın Türkiye ile ilgili bölümüne yer
verilmektedir. Mülakatta, "Türk savaş uçaklarının son dönemde ulusal
hava sahamızı ihlal etmesi, Türkiye'nin AB yönelimini nasıl
etkiler?" şeklindeki bir soruya, Dimas'ın, "AB Komisyonu'nun Türkiye
konusunda aldığı karar, Türkiye'nin uzun yolun başında bulunduğunu
gösteriyor. Türkiye'nin, üyelik öncesi dönemde, demokratikleşme ve
Avrupalılaşma alanında atacağı adımları AB yakından takip edecektir.
AB Komisyonu tarafından hazırlanan Türkiye raporunda, Avrupa kontrol
mekanizmasının, gerekli gördüğünde müzakereleri kesebileceği
belirtiliyor. Böylece Türkiye'nin, ilerlemekte olduğu
demokratikleşme ve Avrupalılaşma yolundan sapması halinde, AB üyesi
olmaması olasıdır." şeklinde cevap verdiği belirtilmektedir.
-
- Elefteros Tipos gazetesinde (25/10)
"Taktik Değişikliği" başlığı altında ve Yorgos Kuvaras imzasıyla
yayımlanan bir yorumda, Ege'deki gerginlikler ve hava sahası
ihlalleri iddiası çerçevesinde Türk-Yunan ilişkileri ele
alınmaktadır. Aralık ayında yapılacak olan AB zirvesinde, Birliğin,
Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih verip vermeyeceği
konusunda karar alacağı ve bu durumun Yunanistan'ın ikili sorunların
çözümlenmesini Ankara'nın AB yönelimine şart koşması olasılığını
yarattığı, zira PASOK önde gelenlerinin, "İkinci Helsinki"
zorunluluğundan bahsettikleri kaydedilen yorumda, ilk bakışta bu
önerinin mantıklı bulunabileceği, ancak birçok tehlike içerdiği ve
aralık ayında Türkiye'nin karşısına, Avusturya, Fransa, hatta
Kıbrıs'ın bile çıkmasının muhtemel olduğu, böyle bir durumda
Yunanistan'ın dolaylı bir "evet"i Başbakan Erdoğan'ı zorda
bırakacağı gibi, Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih
verilmesine karşı gelenlerin işini kolaylaştıracağı
vurgulanmaktadır. Yorumda, "Yunan tarafının Türkiye'ye yönelik
tutumunu sertleştirmesi Türk tahriklerinden incinen gururumuzu
okşayacak, ancak uzun vaade de çıkarlarımıza hizmet etmeyecektir.
Nedeni de çok basit: AB'den uzak kalacak bir Türkiye, Yunanistan
için tehlikeli ve tahrikçi olabilir. Ankara'ya yönelik uyguladığımız
taktiği değiştirmek istiyorsak, bunu AB tarafından üyelik
müzakereleri için tarih aldıktan sonra yapmalıyız. Türkiye AB
tarafından üyelik müzakereleri için tarih aldıktan sonra Yunan
diplomasisi, Türkiye'nin AB üyeliğinin gerçekleşmesi için ikili
sorunların çözümlenmesini şart koşmalı ve bulunacak çözümlerin elden
geldiğince Yunan çıkarları doğrultusunda olmasına çalışmalıdır."
denilmektedir.
-
- Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE)
internet sayfasında (25/10) "Türkiye'ye Sert Yunan Uyarısı" başlığı
altında yer alan bir haberde, Yunanistan'ın, Türkiye'yi, Ege'de
tahriklerinin yanı sıra Yunan ulusal hava sahası ve kara sularının
ihlaline devam etmesi durumunda AB üyelik sürecinde tutumunu yeniden
gözden geçirme ihtimali olduğu yönünde uyardığı belirtilmektedir.
Türklerin tutumunu değerlendiren bir üst düzey Yunan Dışişleri
Bakanlığı kaynağının, "Ankara'nın davranışı, umarız Atina'yı
Türkiye'nin AB üyeliğindeki tutumunu gözden geçirme mecburiyetinde
bırakmaz." dediği ve böylece hükümetin prensip olarak Ankara'ya
karşı politikasını değiştirebileceği, çünkü Yunanistan'ın
Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine "evet"i Türk tarafının
Ege'de tavrı koşuluna bağlandığına işaret edilmektedir.
-
- Elefterotipia gazetesinde (24/10)
"Erdoğan'ın İki Yüzü" başlığı altında ve Mihalis Moronis imzasıyla
yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin AB üyeliğinin, hemen hemen
dünyadaki gelişmelerin gidişatını değiştirecek bir devrim olarak
yansıtıldığı öne sürülmekte, Türkiye'nin AB üyeliği ile
Hıristiyanlarla Müslümanların yakınlaşacağı, Müslüman bir ülkenin
aynı zamanda demokratik bir ülke de olabileceğinin kanıtlanacağı
vurgulanmaktadır. AB'nin bu nedenle Türkiye'nin üyeliğini,
"demokrasiyi ve serbest piyasa ekonomisini benimsemiş Müslüman bir
ülke, Müslüman dünyaya örnek olabilir." gerekçesine dayandırdığına
işaret edilen yorumda, bütün bunların, bazı çevrelerin Mustafa
Kemal'den de daha devrimci olarak gösterdikleri Tayyip Erdoğan adına
olduğu ve bu çevrelerin, bundan böyle Kemal'in Türkiyesi'nden değil
Erdoğan'ın Türkiyesi'nden bahsedilmesini istediği ileri
sürülmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR
|
|