|
ANKARA,
28/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 27 Ekim 2004 tarihinde
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin
(27/10) "Chirac Türkiye'ye Verdiği Destek Nedeniyle Fransa'da Yoğun
Baskı Altında" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Fransa
Parlamentosu'nda Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım arzusunun başta
gelen muhaliflerinden birinin, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ı,
Ankara'nın girişimini destekleyerek Fransız kamuoyuna sırtını dönmekle
suçladığı belirtilmektedir. UDF Partisi Başkanı Francois Bayrou'nun,
"Cumhuriyetin başkanı kararı güç kullanarak vermeyi ve Fransız halkının
çoğunluğunun iradesine uygun düşmeyen bir çözüm yolunu seçti." şeklinde
konuştuğu ifade edilen haberde, Fransa Cumhurbaşkanı'nın, konuyla ilgili
reform düzenleme planını yinelese ve Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin
yıllar alabileceğini söylese de, Chirac ve Schröder'in, Türkiye'nin AB
girişimine destek verdikleri vurgulanmaktadır. Bayrou'nun, yıllar
sonrası için referandum sözü verilmesini "gerçek dışı" şeklinde
eleştirdiği kaydedilen haberde, Bayrou'nun, "Tüm sorunların bire bir
çözümlendiği 15 yıllık bir müzakere sürecinden sonra, Fransa halkından
Türk halkına sadece hayır demesini isteyebilir miyiz? Bu imkansız,
düşünülemez. Bu gerçekleşirse aşırı tehlikeli olur." dediği
aktarılmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (27/10) "AB
Üyeliği Hedefiyle Müzakere Edeceğiz" başlığı altında ve Johannes Leithauser
imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Almanya ve Fransa'nın, Türkiye'nin
Avrupa'ya giden yolunu açma yönündeki iradelerini teyit ettikleri
belirtilmektedir. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Almanya
Başbakanı Gerhard Schröder'in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile
Berlin'deki görüşme öncesinde yaptıkları açıklamada, AB Konseyi'nin bu
yılın sonunda Türkiye'ye, üyeliği hedefleyen müzakerelere başlaması
için imkan verecek bir karar alması gerektiğinde görüş birliği içinde
olduklarını söyledikleri ifade edilen yazıda, Schröder'in, "Üyelik
hedefiyle müzakere yapacağız ve bunda da kararlıyız" dediği, Chirac'ın
ise, "koşullar izin verdiği zaman Türkiye'nin üye olmasını arzu
ettiğini" söylediği kaydedilmektedir. CDU Genel Başkanı Angela Merkel'in,
Schröder ve Chirac'ın Erdoğan ile buluşması konusunda, "Bu denli meydan
okurcasına yapılan görüşmeyi yanlış bir sinyal olarak görüyorum."
diyerek, şu anda Türkiye'nin AB üyeliği meselesinde "çok aceleci
davranıldığını" söylediği belirtilen yazıda, bunun yerine, halkı
üyeliğin sonuçları hakkında aydınlatmak için daha fazla çaba harcanması
gerektiğini belirten Merkel'in, kendisi tarafından propagandası yapılan,
Türkiye'ye üyelik yerine "ayrıcalıklı ortaklık" önerilmesine ilişkin
konseptin CDU'nun Avrupa'daki diğer kardeş partilerinde de giderek daha
fazla onay bulduğunu gözlemlediğini, bu meselenin Paris'te de Berlin'de
olduğu gibi tartışıldığını vurguladığına işaret edilmektedir.
Die Welt gazetesinde
(27/10) "Schröder ve Chirac, Türkiye'nin Üyeliğinin Reklamını
Yapıyorlar" başlığı altında ve Andreas Middel imzasıyla yayımlanan bir
yazıda, Şansölye Gerhard Schröder ve Fransa Cumhurbaşkanı Jaques
Chirac'ın Alman-Fransız Hükümet Zirvesi ve bu zirve ardından Başbakan
Erdoğan ile yaptıkları görüşme ile 2.8 milyar dolar tutarında 36 adet
Airbus yolcu uçağının alımına ilişkin anlaşmaya ilişkin ayrıntılar ele
alınmaktadır. Chirac ve Schröder'in, Alman-Fransız Bakanlar Konseyi
toplantısının ardından, Türkiye ile AB müzakerelerinin başlatılmasını
desteklediklerini bir kez daha vurguladıkları belirtilen yazıda, iki
ülkedeki direnişe rağmen, Schröder ve Chirac'ın Türkiye'yi AB'ye giden
yolda bundan sonra da desteklemek istedikleri ve bu nedenle, AB
Komisyonu tarafından sunulan ve Türkiye ile katılım müzakerelerinin
başlatılmasını öneren ilerleme raporunu onayladıkları ifade edilmekte ve
Chirac'ın, bununla birlikte Berlin'de ilk kez, müzakerelerin üyelikle
sonuçlanmak zorunda olmadığını açıkladığına işaret edilmektedir.
Chirac'ın, "Müzakereler arzu edilen sonuca götürmezse, başka bir anlaşma
şekli bulmak zorundayız." dediği ifade edilen yazıda, CDU lideri Angela
Merkel'in ise, Erdoğan ile gerçekleşen zirveyi şiddetle eleştirerek,
"Meydan okurcasına yapılan bu buluşmanın yanlış sinyal olduğu
görüşündeyim." dediği, CSU Eyalet Grubu'nun Federal Parlamento Grup
Başkanı Michael Glos'un da, Schröder ve Chirac'ı "Fransız ve Almanların
çoğunluğuna karşı ittifaka gitmekle" suçlayarak, Türkiye'nin üyeliğini
zorla gerçekleştirmek istediklerini söylediği kaydedilmektedir. Glos'un,
Türkiye'nin AB üyesi olması halinde en fazla mali yükü taşıyacak ülkenin
Başbakanı olarak Schröder'in neden üyeliğe en fazla desteği verdiğini
anlamakta zorlandığını ve Kırmızı-Yeşiller'in bu kader meselesinde
akıllarını başlarına almamakta direnmeleri halinde, halk oylaması
yapılmasını talep ettiği belirtilen yazıda, Schröder-Chirac-Erdoğan
üçlüsünün zirvesi öncesinde açıklama yapan CDU'lu dış politikacı
Wolfgang Schaeuble'nin ise, Schröder ve Chrirac'tan Türkiye'ye "dürüst
davranmalarını" talep ederek, "tam üyeliğin siyasi Birliğin durumunu
dramatik bir şekilde kötüleştireceğini veya yapısını temelden
bozacağını" söylediği vurgulanmaktadır.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(27/10) "Türkiye Konusundaki Tartışma, 'Güç Avrupası' Fikrini Doğurdu"
başlığı altında ve Indalecio Alvarez imzasıyla yer verdiği bir haberde,
Türkiye'nin üyeliğinin artık ABD'nin lehine olmadığı değerlendirmesinde
bulunan uzmanlara göre, bu ülkenin AB'ye üyeliği konusundaki
tartışmanın, bir "güç Avrupası" fikrini ortaya çıkardığı
belirtilmektedir. Avrupa Politika Merkezi'nden Eberhard Rhein'in,
AFP'ye yaptığı açıklamada, "Avrupa'nın bir güç faktörü olabilmesi için
Türkiye'nin AB'ye girmesi kaçınılmaz bir faktördür." dediği belirtilen
haberde, Londra Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nden (IISS)
Dana Allin'in ise, "Türkiye artık ABD ile aynı frekansta değil ve bu
ülke AB'ye bir kere girdiğinde de aynı frekansta olacağını düşünmek için
de herhangi bir neden yoktur" şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.
Merkezi Paris'te bulunan, Stratejik Araştırmalar Vakfı'ndan François
Heisbourg'un, Türkiye'nin (nüfusu 70 milyon), ABD'nin "Truva Atı"
olmadan, yarım milyonluk güçlü bir ordusu ile "Avrupa savunmasının
oluşturulmasında motor bir ülke olacağına" işaret ettiği ifade
edilmektedir.
AFP'nin (27/10) "Raffarin:
Türkiye'nin Üyeliği ile Müzakereler Arasında Otomatik Bir Bağ Yoktur"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Fransa Başbakanı Jean-Pierre Raffarin'in
yaptığı açıklamada, AB ile olası bir üyelik müzakeresinin, Türkiye için
otomatik olarak üyelik anlamına gelmediğini belirttiği kaydedilmektedir.
Fransa Ulusal Meclisi'nde yaptığı konuşmada Başbakan Raffarin'in,
"müzakereler ile üyelik arasında otomatik bir bağ olmadığına" işaret
ettiği belirtilen haberde, Başbakan Raffarin'in, bir milletvekili
tarafından kendisine yöneltilen soruya, Berlin'de gerçekleşen
Fransa-Almanya zirvesi dolayısıyla "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan'a açıkça söylediğimiz şey, müzakerelerle üyelik arasında
otomatik bir bağ olmadığıdır" şeklinde yanıt verdiği, ayrıca "Jacques
Chirac, Türkiye-AB müzakerelerinin başlaması kararı verilmesi durumunda,
müzakerelerle üyelik arasında bir otomatiklik olmadığının altını
çizdi." diye de eklediği ifade edilmektedir. Haberde, Raffarin'in,
"anlaşmazlık" nedeniyle görüşmelerin kesintiye uğramasının, "temenni
edilemeyecek, ancak muhtemel bir varsayım" olduğuna işaret ederek,
"üçüncü yolun" ise, "görüşmelerde anahtar konular üzerindeki
ilerlemelere rağmen, Türkiye'nin veya AB'nin temel değerleri gerekçe
göstererek kabule yanaşmaması" olduğunu kaydettiğine işaret
edilmektedir.
AFP'nin yer verdiği
(27/10) "Chirac: Türkiye'nin AB'ye Üyeliği, 'Peşinen Verilecek Bir Hak
Değildir'" başlıklı bir haberde, Fransa Hükümet Sözcüsü tarafından
yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın bakanlar
kurulunda yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda
"sonuçlar peşin kazanılmış bir hak değildir" diyerek, bu üyeliğin
"Fransa ve Avrupa'nın yararına" olacağına olan "inancını" yinelediği
aktarılmaktadır. Fransa Cumhurbaşkanı, Almanya Başbakanı Gerhard
Schröder ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Berlin'de gerçekleşen
görüşmesinin ertesi gününde, bakanlara tavrını açıklarken, partisi
UMP'nin de resmi bir açıklamayla Türkiye'nin AB'ye üyeliğine
muhalefetini dile getirdiği ifade edilen haberde, Chirac'ın hükümete
hitaben yaptığı konuşmada, "üç varsayım" üzerinde durarak, bunlardan
birincisi olarak, Türkiye tarafından taahhüt edilen değişim çabasının,
zaman içinde, referandum yoluyla Fransızlar tarafından onaylanacak bir
üyelik anlaşmasına varmaya imkan vermesi gerektiğine işaret ettiği,
ikinci varsayımı ise, "müzakerelerin sonuca ulaşmaması" ve sürecin
"kesilmesi", üçüncü varsayımı da "müzakerelerin ilerlemesi, ancak
temeldeki sorunlar nedeniyle tıkanması ve Türkiye ile AB'nin "oy
birliğiyle", "üyeliğe varmayacak güçlü bir bağ yaratmak için bir çözüm"
bulmaları şeklinde ifade ettiği kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(27/10) "Türkiye AB'den Eşit Muamele Görme Konusunda Israrlı" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, ülkenin siyasi ve askeri liderlerinden
oluşan Milli Güvenlik Kurulu'ndan yapılan açıklamada, Avrupa Birliği'nin
Türkiye'ye kesinlikle diğer aday ülkelerle aynı şekilde muamele etmesi
gerektiğinin bildirildiği ifade edilmektedir. MGK'dan yapılan
açıklamada, "Diğer aday ülkeler için öngörülmeyen kriter ve yöntemlerin
Türkiye için öngörülmemesi gerektiğinin" vurgulandığı belirtilen
haberde, Avrupa Komisyonu'nun bu ay Türkiye ile görüşmelerin
başlatılmasına yeşil ışık yaktığı, ancak Türkiye'nin üyeliğine muhalefet
eden pek çok kişinin isteği doğrultusunda, müzakerelerin Ankara'nın
reform sürecini aksatması durumunda askıya alınabileceğinin kaydedildiği
hatırlatılmaktadır.
JAPONYA BASINI:
Nihon Keizai Shimbun
gazetesinde (27/10) "Üyelik Müzakereleri İçin Fransa ve Almanya'dan
Destek" başlığı altında ve Mikio Kanno imzasıyla yayımlanan bir haberde,
Almanya Başbakanı Schröder ile Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın,
Berlin'de Başbakanlık Konutu'nda basın toplantısı düzenledikleri
belirtilmekte ve aralık ayında gerçekleştirilecek AB zirvesinde
Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine başlamasına destek
vereceklerini açıklayan liderlerin, Başbakan Erdoğan ile biraraya
gelerek AB üyeliği sorununu ele aldıkları ifade edilmektedir. Almanya
Başbakanı Schröder'in, "Türkiye'nin üyeliği açık hedefimizdir. Almanya
ve Fransa'nın görüşü tamamen aynıdır." derken; Fransa Cumhurbaşkanı
Chirac'ın, "AB zirvesinde, üyelik müzakerelerine başlama önerisi
muhtemelen onaylanacaktır." diye konuştuğu kaydedilen haberde,
kamuoylarındaki bölünmeye rağmen, Almanya ve Fransa liderlerinin
Türkiye'nin üyeliğini desteklemek konusunda hemfikir oldukları
vurgulanmaktadır.
KIBRIS RUM BASINI:
Mahi
gazetesinde (27/10) "Referandumların Yapılmasıyla" başlığı altında
yayımlanan bir yorumda, 17 Aralık tarihindeki AB Zirve Toplantısında,
Türkiye'nin Avrupa ailesine üye olup olmayacağına karar verileceği
belirtilmektedir. Tarihi bir kararın söz konusu olacağının kesin
göründüğü, Avrupa içindeki herkesin bunu itiraf ettiği, kabul ettiği ve
bu konuda kaygı duyduğu belirtilen yorumda, Avrupalıların niye
kaygılandıklarını izah etmek ve AB'nin güçlü üyeleri ile Türkiye
arasındaki büyük farklılıkları sıralamak için özel bir araştırma yapmaya
gerek olmadığı ifade edilmekte, ilk nedenin ise, Türkiye'deki demokrasi
eksikliği ve insan haklarının çiğnenmesi olduğu öne sürülmekte ve bütün
Avrupalıları en çok korkutan unsurun da bu olduğu vurgulanmaktadır.
Yorumda, bunların yanında, kötü ekonomik durumun da, AB'nin kapısını
Türkiye'ye kapatması için yeterli bir neden olduğu kaydedilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Estia
gazetesinde (27/10) "Türk-Yunan İlişkileri" başlığı altında yayımlanan
başmakalede, Yunan Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin, Ankara'da,
ülkenin AB üyeliğine karşı olan bazı aşırı milliyetçi çevrelerin Ege'de
gerginliği tırmandırdığını düşündüğü öne sürülmekte, ancak Yunanlı
yetkililerin yaptıkları değerlendirmeler ne olursa olsun, Yunanistan AB
üyesi olmak isteyen bir ülkenin AB üyesi bir ülkeye karşı bu tutumunu
kabul edilmez bulduğu belirtilmektedir. Yunanistan'ın Türkiye'nin AB
üyeliğine karşı çıkmayacağını beyan ettiği, hatta Kıbrıs meselesini
Türkiye'nin AB yöneliminden ayrı tuttuğu ifade edilen başmakalede,
Ankara'nın şimdi Yunanistan aleyhindeki Türk tahrikleri konusunda
Karamanlis'in aynı tutumu takınıp takınmayacağını düşünmesi gerektiği
kaydedilmekte ve bilindiği üzere, Yunan Hükümeti'nin Türkiye'nin AB
yönelimine destek verirken, ülke içinde ordunun oynadığı rolün
netleştirilmesini ön şart koştuğu hatırlatılmaktadır.
|