01.11.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

                                                                                                                

             ANKARA, 01/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  28-31 Ekim 2004 tarihlerinde Türkiye-AB ilişkilerine yer  verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:  

            AP'nin (29/10) "Erdoğan Türkiye'nin AB'ye Üyeliği  Konusunda Referandum Yapılmasının Ayırımcılık Olacağını  Söyledi" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan'ın, "Avrupa ülkelerinde Türkiye'nin  AB'ye katılıp katılamayacağı konusunda referandum  düzenlenmesinin düpedüz ayırımcılık olacağı" şeklindeki  ifadelerine yer verilmektedir. Erdoğan'ın, İtalyan gazetesi  La Repubblica'ya verdiği mülakatta, "Daha önce AB ülkeleri  için veya Birliğe katılanlar için böyle bir referandum  düzenlenmemiştir. Bu sebeple özellikle bizimle ilgili  olarak bir referandum düzenlenmesi için bir sebep  görmüyorum" dediği belirtilen haberde, Erdoğan'ın "Avrupa  hükümetleri bize başından beri Ankara'nın diğer ülkeler  ile aynı muameleye tabi tutulacağını söyledi. Şimdi bu  konuda bir oylamaya gidilmesi için ısrar etmek farklı  bir yaklaşım benimsemek olur. Bu da düpedüz ayırımcılık   sayılır" dediği aktarılmaktadır.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Die Welt gazetesinde (29/10) "Türkiye ile AB'ye Üyelik  Müzakereleri Federal Meclis'i Bölüyor" başlığı altında ve  Andreas Middel imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Federal  Meclis'te iki buçuk saat süren ateşli bir tartışmanın  yaşandığı ve Federal Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in,  Avrupa ve Almanya'nın 40 yıllık Türkiye politikası hakkındaki  tartışmanın planlandığı şekilde bir buçuk değil, iki buçuk  saat sürdüğü belirtilmektedir.

            Hristiyan Birlik Partileri'nin, Türkiye ile ayrıcalıklı   ortaklık modellerinin propagandasını yapmak için eski   Başbakan Helmut Schmidt'in, Egon Bahr ya da AB Parlamentosu  eski Başkanı Klaus Haensch gibi SPD'li politikacıları tercih  ettiği ve bu üç politikacının da Türkiye'nin katılımına  karşı olduğu belirtilen yazıda, bunun karşılığında ise  Kırmızı-Yeşiller hükümetinin temsilcilerinin, şimdiye dek  görülmedik bir sıklıkta CDU'lu Başbakanlar Konrad Adenauer,  Helmut Kohl ve CSU'lu Meclis Eyalet Grup Başkanı Michael  Glos'u Türkiye'nin AB üyeliğinin taraftarları olarak  kaynak gösterdikleri ifade edilmektedir.

            Dışişleri Bakanı Fischer'in, Birlik Partileri'ni  Türkiye meselesinde siyasi rota değişikliği yapmakla  suçlayarak, 40 yıl boyunca Türkiye'nin AB üyeliğini   desteklerken şimdi buna sırt çevirdiğini belirttiği  kaydedilen yazıda, Federal Meclis'te Birlik Partileri  adına konuşan Schaeuble'nin ise, Türkiye'nin katılımının  tahmin edilemeyecek sonuçları konusunda uyarıda bulunarak,  "Eğer Türkiye'nin üyeliği AB'nin aşınmasıyla ödenecekse,  o zaman bu yüksek bir bedel olur; üstelik sadece AB için  değil Türkiye için de" dediği aktarılmaktadır.

            Yazıda, Türkiye ile müzakerelere başlanması, fakat  sonucunun açık yürütülmesi gerektiğini belirten FDP lideri  Guido Westerwelle'nin, müzakerelerin sonunda Türkiye'nin  katılımına evet mi yoksa hayır mı denileceğine bugünden  karar verilmesine gerek olmadığını söyleyerek, "Bu  kararın sonraki hükümetleri de bağlayacağının" altını  çizdiği vurgulanmaktadır.

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Profil dergisinde (29/10) "'Avrupa Birleşik  Devletleri'nin Sonu mu Geldi?" başlığı altında ve Peter  Michael Lingens imzasıyla başlığı altında yayımlanan bir  yorumda, Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı olan, ancak  net ödeme yapan ülkelerin daha fazla para ödemek zorunda  kalacağı ya da yabancı düşmanlığı gibi konularda dar  görüşlülükle suçlayamayacak eleştirmenlerin başlıca  argümanının "Katılımla Avrupa Birleşik Devletleri fikri  başarısızlığa uğramış olacak" şeklinde olduğu belirtilmekte  ve bu iddiaya neden olarak, "10 yıla kadar nüfusu muhtemelen  yüz milyona ulaşacak olan Türkiye, Avrupa'daki Almanya,  Fransa ve İngiltere gibi güçlü devletlerin yanında AB  Parlamentosu'nda en çok parlamenteri olan ülke olacak.  Böylece yeni AB üyesi olan ülkeler Türkiye ile birlikte,  azami çoğunluk gerektiren durumlarda bile, eski AB  üyelerinden her birinden daha fazla oya sahip olacak.   'Avrupa Birleşik Devletleri' fikrine yaklaşabilmek  için kuşkusuz AB Parlamentosu'nun gücünün artırılması  gerektiğinden, Türkiye'nin parlamentodaki bu güçlü  pozisyonu yalnız eski AB ülkelerinin üstünlüğünü değil,  Avrupa'nın birlikteliğini de tehlikeye düşürecek. Bu  durumda müşterek bir politika konusunda görüş birliğine  varmak çok daha güçleşecek" şeklinde gösterildiği  kaydedilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:            

            AFP'nin (31/10) "Villepin: Türkiye'ye AB Kapısını  Açmak Yönetilebilir Bir Süreç" başlığı altında yer verdiği  bir haberde, Fransa İçişleri Bakanı Dominique De Villepin'in,  Journal du Dimanche gazetesine verdiği demeçte, "Yönetilebilir  bir süreç çerçevesinde Türkiye'ye AB kapısını açmak Avrupa'nın  lehine olacaktır" dediği belirtilmektedir.

            De Villepin'in, "Yönetilebilir bir süreç; özellikle   insan hakları ve laiklik konularında değerlerimize sadık   kalmak, Türkiye'ye karşı isteklerimizde kararlı olmak,  bütün seçeneklere açık olmak ve sürecin kontrolünü elinde   bulundurmak demektir" dediği belirten haberde, Türkiye'nin  AB'ye olası üyeliğinin Fransa'da hararetli tartışmalara yol  açtığı kaydedilmektedir.

            AFP'nin (29/10) "Türkiye'nin AB'ye Üyelik Görüşmeleri...  Fransa'daki Ermeniler İtiraz Ediyor" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Fransa'daki Ermeni topluluğu  temsilcilerinin avukatının yaptığı açıklamaya göre, söz  konusu temsilcilerin, Ankara Ermeni soykırımını tanımadığı  sürece, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'tan Türkiye'nin AB'ye  üyelik görüşmelerinin başlatılmasına karşı olunmasını  istemek amacıyla Danıştay'a başvuracakları belirtilmektedir.

            Haberde, avukat Philippe Krikorian'ın, söz konusu  temsilcilerin, Ermeni soykırımının tanınmasını Türkiye'nin  AB'ye üyelik görüşmelerinin başlaması için şart koşmayan  Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ı protesto etmek istediklerini  belirttiği kaydedilmektedir.

            Le Figaro gazetesinin internet sayfasında (28/10)  "Chirac Ankara'nın Üyeliği Konusunda İhtiyat Ortaya  Koyuyor" başlığı altında yer alan bir haberde, Elysses'nin,   Türkiye'nin AB'ye girişi konusundaki tartışma ile Avrupa   Anayasası'nın onaylanmasına ilişkin tartışma arasındaki   karışıklıktan endişe duyduğu ve Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac ve Başbakan Jean-Pierre Raffarin'nın, Ankara yanlısı  söylemlerini yumuşatmayı denedikleri belirtilmektedir.   Türkiye'den kaynaklanan korkuları kullanarak Avrupa Anayasası  tartışmasını kirletenleri kınayan Kamu Yönetiminden Sorumlu  Bakan Renaud Dutreil'in, "Bunlar tamamen farklı alanlar,  farklı konular, farklı tartışmalar" yorumunu yaptığı ifade  edilen haberde, Chirac'ın, Berlin'de, tüm şartları yerine  getirmesi durumunda Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin Avrupa  ve Fransa'nın çıkarına olacağına dair inancını yinelediği,  fakat Bakanlar Kurulu'nda tonunu biraz değiştirerek, Türkiye  ile görüşmelerin sonucunun önceden bilinemeyeceğini belirttiği kaydedilmektedir.

            Derniere Nouvelles D'Alsace gazetesinin internet  sayfasında (30/10) "Fransa, Türkiye İçin Bir Model" başlığı  altında ve Tino Andressen imzasıyla Avrupalı milletvekili  Vural Öğer ile yapılan bir mülakata yer verilmektedir.  Mülakatta, "Türkiye'nin AB'ye üyelik görüşmeleri Fransa'da  sert tepkilere yol açtı. Türkler bu konu hakkında ne  düşünüyorlar?" şeklindeki bir soruya, "Fransa, modern  Türkiye için bir model. Auguste Comte, Atatürk için bir  nevi akıl hocasıydı. Bu yüzdendir ki, Türkler bu tepkiler  karşısında çok sarsıldı. Fransa'nın laikliğini ve ulusal  devlet modelini örnek aldık. Türban konusuna gelince; Türk  okullarında bu yasak. Başbakan Erdoğan'ın kızları Amerika'da  okuyor, çünkü Türkiye'de üniversitede türban takmaya hakları  yok" dediği, "AB'nin 17 Aralık'ta, resmi görüşmelerin   başlamasına karar vermesi durumunda Chirac'ın fikir   değiştirebileceğini düşünüyor musunuz?" şeklinde bir başka  soruyu ise, Öğer'in "Hayır, bu konu hakkında hiçbir şüphem  yok. Bu da politikasının inandırıcılığından kaynaklanıyor.  Chirac büyük bir devlet adamı. Sözünde muhakkak duracaktır"  ifadesine yer verilmektedir.

            AFP'nin (28/10) "Fransız Milletvekiline Göre,  Türkiye'nin AB Üyeliği Ermenistan İçin Faydalı" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, Fransız (UMP) milletvekili  Pierre Lellouche'nin Erivan'da yaptığı açıklamada, Ankara  ile Erivan arasındaki ilişkilerin Türkiye'nin sözde Ermeni  soykırımını tanımaması nedeniyle bozulduğu sırada Türkiye'nin  Avrupa Birliği'ne muhtemel üyeliğinin, Ermenistan için  yarar sağlayacağını belirttiği kaydedilmektedir.  Ermenistan'ın başkentinde geçiş dönemindeki demokrasilerin  programı adlı heyette yer alan UMP milletvekili Pierre  Lellouche'nin, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi  halinde, Ermenistan'ın hemen AB'nin komşusu olacağını,  bunun da, işbirliği için yeni perspektifler yaratacağını  belirterek, "Türkiye AB'ye üye olmadan önce, Ankara'dan  Ermenistan'a karşı ekonomik ambargoyu kaldırmasını isteme  hakkımız var. Bazı tahminlere göre, ambargo kalkar kalkmaz,  Ermenistan'ın gayri safi iç hasılası üçte bir oranında  artacaktır" dediği aktarılmaktadır.

            AFP'nin (28/10) "Türkiye... Fischer, Muhalefeti 40  Yıllık Sözü Desteklememekle Suçladı" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka  Fischer'in, Hristiyan demokrat muhalefeti imtiyazlı  ortaklığı savunarak, 40 yıldır, muhafazakarlar da dahil  Alman hükümetlerinin Türkiye'ye verdikleri sözü bozmakla  suçladığı belirtilmektedir. Parlamentoda yaptığı konuşmada  Fischer'in, muhalefet lideri Angela Merkel'e, "40 yıldan  sonra niye bu dönüş?" sorusunu sorarak, "Adenauer ve  Kohl'un bu teklifleri güvenilir değil miydi?" dediği ve en  eskisi 1963'te Konrad Adenauer tarafından söylenmiş olan  eski başbakanların açıklamalarını yinelediği ifade edilen  haberde, Fischer'in, Helmut Kohl'ün "Türkiye için Avrupa  stratejisini" hatırlattığı kaydedilmektedir.

            Muhalefeti "basiretsizlikle" suçlayan Fischer'in,  40 yıldır Almanya başbakanlarının arka arkaya Türkiye'nin  AB'ye girişini desteklemesinin Türkiye'yi buna hazırladığına  inandığını belirttiği vurgulanan haberde, Fischer'in, AB'nin  Türkiye'yi reddetmesinin, "siyaset ve güvenlik alanlarında  getirebileceği kötü sonuçlar" hakkında uyarıda bulunduğu,  10 ila 15 sene sürecek müzakereler sırasında üyeliğin  "otomatik" olmayacağını ve insan haklarına riayet etmesi  ve kendisini yenilemesi için Ankara üzerinde "daimi bir  baskı" uygulanacağını belirttiği ve "Türk tarafı şartları  biliyor" dediği aktarılmaktadır.

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Apoyevmatini gazetesinde (29/10) "Chirac: AB Türkiye'ye  Ayak Uyduramaz" başlığı altında yayımlanan bir yorumda,  Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın, AB'nin Türkiye'ye "ayak  uydurmayacağını", AB üyesi olmak isteyen Türkiye'nin, bu   yönde gerekli adımları atması gerektiğini, dolayısıyla   Türkiye'nin AB üyeliğinin şimdiden kesinleşmediğini  belirttiği ifade edilmektedir.

            YDP'nin Avrupa Parlamenteri ve AB Parlamentosu İkinci  Başkanı Andonis Trakatelli'nin ilgili sorusunu cevaplayan  AB Komisyonu'nun, Kopenhag Kriterleri temelinde dinsel   hoşgörünün AB-Türkiye ilişkilerinde vazgeçilmez faktör   olduğundan, Türkiye'nin "Müslüman olmayan cemiyetlerin   özgürce dini görevlerini yerine getirmelerini garanti  altına alması gerektiğini" söylediği belirtilen yorumda,  AB Dönem Başkanı Hollanda'nın temsilcisinin, Heybeliada  Ruhban Okulu'nun tekrar açılması amacıyla "her fırsatta"  Türkiye'ye baskı uygulanacağını kaydettiği belirtilmektedir.

 

   

 

                 

 
ESKİ SAYILAR