04.11.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

                                                                                                                          

           

            ANKARA, 04/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  03 Kasım 2004 tarihinde Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen  haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:  

            AP'nin (03/11) "Alman Muhalefet Lideri Merkel: Türkiye  AB'ye Kabul Edilmemeli" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Almanya'nın muhafazakar muhalefet lideri Angela  Merkel'in katıldığı bir konferansta, Müslüman ülkenin AB  standartlarını karşılamadığını söyleyerek Türkiye'nin AB'ye  kabul edilmemesi gerektiğini yinelediği belirtilmektedir.  Prag'da düzenlenen "Avrupa'nın geleceği" konulu bir  konferansta konuşan Hıristiyan Demokrat lider Angela  Merkel'in, Türkiye'nin üyeliğinin mevcut diğer üye ülkelere  bir yük olabileceği uyarısında bulunarak Türkiye ve AB  ülkeleri arasındaki farkın tam üyelik için çok fazla  olduğunu belirttiği ifade edilen haberde, CTK Haber  Ajansı'na atfen Merkel'in "10-15 yıllık bir süre çeşitli  farklılıkların üstesinden gelinmesi için yeterli değildir."  dediği aktarılmaktadır.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (03/11) "AB Coşkusu  Türk Borsasını Canlandırıyor" başlığı altında ve Gerd  Höhler imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa Birliği  Konseyi'nin 17 Aralık'ta Türkiye ile müzakerelere başlama  kararı alacağından kimsenin şüphesinin olmadığı ve bu  kararın müzakerelerin başarı ile sonuçlanacağının  bilinmemesinden dolayı zorlu bir yolun başlangıcı olacağı  vurgulanmakta, buna rağmen Türkiye'deki borsacıların  Avrupa kartına oynadıkları ifade edilmektedir. İstanbul  Borsası 100 endeksinin mayıs ayından itibaren yüzde 34  oranında değer kazandığı, bu hızlı yükselişin aslında bir  uyarı olarak görülmesi gerektiği ve AB coşkusunu içerdiği  belirtilen yazıda, çoğu piyasa gözlemcisinin Konsey kararı  öncesi borsada yeni bir çıkışı işaret ettikleri  kaydedilmektedir. Yatırımcıların hayalini sadece Avrupa  gayretlerinin canlandırmadığı, aynı zamanda makro ekonomik  hedeflerin de doğru çıktığı belirtilen yazıda, Türkiye'deki  ekonomik gelişmeler ele alınmaktadır.

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (03/11) "Ankara Yönetimi, AB'nin Müzakerelere  Başlanmasına Onay Vereceğini Düşünüyor" başlığı altında  yer verdiği bir haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün,  Lizbon'da yaptığı açıklamada, AB üyesi 25 ülkenin, Ankara  yönetimi ile müzakerelere başlanmasına onay vereceğini  düşündüğünü belirttiği ifade edilmektedir. Gül'ün,  Portekizli mevkidaşı Antonio Monteiro ile düzenlediği  basın toplantısında, "17 Aralık'taki Brüksel zirvesinden  olumsuz bir cevap beklemiyorum. Tüm AB liderleri bu konu  ile ilgili fikirlerini beyan ettiler." dediği belirtilen  haberde, Portekiz Dışişleri Bakanı Antonio Monteiro'nun da,  Lizbon yönetiminin, Avrupa Komisyonu'nun 6 Ekim'de sunduğu  tavsiye raporuna göre hareket edeceğini ve Ankara yönetimi  ile müzakerelere başlanmasına "evet" diyeceğini belirttiği kaydedilmektedir. Haberde, Monteiro'nun, "AB'nin kendi  kendine koyduğu kurallara uyacağız. Bu kurallara göre  Avrupa Komisyonu'nun tavsiye raporunu göz önünde  bulundurmamız ve müzakerelere başlanmasına evet dememiz  gerekmektedir." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.

 

            DANİMARKA BASINI: 

            Politiken gazetesinde (01/11) "Türkiye'nin AB Üyeliğine  Fransızların Tepkileri" başlığı altında ve Aske Munck  imzasıyla yayımlanan makalede, Türkiye'nin AB üyeliği  konusunda Fransız kamuoyu ve parlamentosunda tepkilerin  giderek arttığı belirtilmektedir. "Türkiye'nin AB üyeliğine  ilişkin Fransızların bu antipatisi nereden kaynaklanıyor?"  sorusu sorulmakta ve siyaset bilimci Sylvie Goulard'in yeni  piyasaya sürülen kitabında, AB'nin ortak sosyal bir model  olmanın yanı sıra siyasi bir proje olduğunu ve bunun  Birliğin 70 milyonluk nüfusa sahip, Avrupa ve Asya ile  İslam ve laiklik arasında olan bir ülkeyi bünyesine kabul  edemeyeceğini öne sürdüğü belirtilen makalede, Adalet eski  Bakanı Robert Badinter'in, AB liderlerinin genişleme  sevdasına kapılarak yollarını yitirdiklerini kaydettiği  ve AB'nin 2020 yılında en kalabalık nüfusa sahip olacağı  tahmin edilen Türkiye'yi kaldıramayacağını savunduğu ifade  edilmektedir. Eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand'ın  karısı Danielle Mitterrand'in, Le Parisien'le yaptığı bir  mülakatta, Türkiye'nin ahlaki nedenlerden dolayı  reddedilmesini istediği kaydedilen makalede, Türkiye'deki  demokrasiyi, Kürtlere uygulanan muameleyi ve sözde Ermeni  soykırımını öne süren Danielle Mitterrand'ın, "Türk  Hükümeti'nin demokratik olarak nitelendirilmesini itici  buluyorum. Türkiye, ordu yönetimi altında insan haklarının  sürekli çiğnendiği bir ülke." dediği belirtilmekte ve  Fransız kamuoyunun yüzde 25'inin Türkiye'nin AB üyeliğine  dini gerekçelerden dolayı karşı olduğunu gizlemediğine  işaret edilmektedir. Makalede, Türkiye'nin AB üyeliğini  savunan çevrelerin, Türkiye'nin Müslüman bir ülke olduğu  için AB'ye kabul edilmesi gerektiğini vurguladıkları  kaydedilmektedir.

 

            İSVİÇRE BASINI: 

            St. Galler Tagblatt gazetesinin internet sayfasında  (01/11) "AB İslamlaşacak" başlığı altında ve Türkiye  uzmanı Udo Steinbach ile yapılan bir mülakata yer  verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: Son aylarda AB üyesi önemli ülkelerde  Türkiye'nin olası üyeliği üzerine yapılan karşılıklı  tartışmalar arttı. Bu tartışmalarda temel bir unsur  var mı?  

            STEINBACH: Benim gördüğüm, vurguların ertelendiği.  Avrupa, son 15 yılda Türkiye'nin AB'ye yakınlaşması  perspektifine hep pragmatik yaklaştı. Türkiye, 1989  yılında nesnel argümanlarla geri çevrilen üyelik  başvurusunu 1987'de yaptı. 1996 yılında AB, Türkiye ile  Gümrük Birliği'ne girdi ve 1999 yılında da adaylık  statüsünü tanıdı. Son iki yılda bu pragmatik bakış açısı  ağırlık merkezinin kültürel ve dini bir tartışmaya doğru  kaydığını farkettik. Türkiye'nin Avrupa'yla kültürel  uzlaşmazlığı olan İslam konusu giderek daha fazla ön  plana çıkıyor. Brüksel'in üyelik müzakerelerine kesin  olarak başlanıp başlanmaması kararını vereceği o  belirleyici tarih yaklaştıkça nesnel argümanlar da o  ölçüde gözden kaçıyor. (...) 

            SORU: Türkiye'nin AB üyeliği, Batı ile Arap ve  İslam dünyası arasında bir köprü işlevi görür mü?  

            STEINBACH: Türkiye bugün gerçekten geçmişte çok  bahsedilen o köprüyü kurmakta. Çünkü Türkiye'nin ilk  kez iki dayanağı var. Bunların biri Avrupa, diğeri  İslam dünyası. 'Kemalizme' soğuk bakan Arap seçkinler,  demokrasiyle İslam'ın Türk sentezini ilgiyle izliyorlar.  Bugün İslam dünyasında gezip Mısır ya da Pakistan'da  insanlarla konuştuğunuzda, Türkiye'nin onların gözünde  uzun yıllar sonra yine bir cazibe kazandığını  görürsünüz.(...)  

            SORU: Türkiye'nin AB üyesi olması halinde, 330  gayrimüslime karşılık artış gösteren Müslümanların  sayısı 145 milyon olacak. 

            STEINBACH: Tabii bu göçün unsurları da önemli. AB  şimdiden 15 milyon Müslümana sahip ve 'İslamlaşmaya'  devam edecek. Bu durum kaçınılmaz. Sonuçta giderek  daha güçlü şekilde Avrupa'ya doğru bastıran bir İslam  dünyasıyla komşuyuz. Eğer Türkiye AB üyesi olursa artık  Türklerle Müslüman sayısının 90 milyon olduğu ve böylece  Avrupa'da yaşayan Müslüman sayısını önemli ölçüde  artırdığı sorusu ortaya atılmayacak. Sorulacak olan,  daha çok, AB'nin dönüşüm sürecine bağlı olarak  Avrupa'nın kültürel dönüşüm sürecini gerçekleştirip  gerçekleştiremeyeceği. Avrupa bunu yapabileceğine  inanmıyorsa tüm bunlardan vazgeçmeli, çünkü bu durumda  bir gelecek söz konusu değil."

 

            İTALYA BASINI: 

            La Repubblica gazetesinde (30(10) "Erdoğan: Sınavlara  Artık Bir Son Verilsin... Avrupa Antlaşmalarını Yerine  Getirsin" başlığı altında ve Marco Ansaldo imzasıyla  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan bir mülakata yer  verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:  

            "SORU: Kim size farklı davranmaya çalışıyor? 

            ERDOĞAN: Tam anlamıyla bir ortak olarak AB'ye olası  katılımımıza karşı olanlar. İç politika gündemlerine  Türkiye konusunu getirerek bizi her fırsatta engellemeye  çalışıyorlar.           

            SORU: Farklı Avrupa başkentlerinde doğmakta olan  Türkiye konusunda referanduma gidilmesi fikrini mi  kastediyorsunuz? 

            ERDOĞAN: Diğer aday ülkeleri için referandum  yapılmadı. Birliğe katılanların hiçbirisi için yapılmadı.  Bu durumda, özellikle bizim için referanduma başvurulması  için hiçbir sebep göremiyorum. Bugüne kadar katedilen yol  boyunca Avrupa hükümetleri, bize, diğerleriyle olduğu  gibi, Ankara ile aynı şekilde müzakere yapılacağını  söyledi. Bu tip bir oylama konusunda ısrar etmek farklı  bir yaklaşımı kabul etmek anlamına gelebilir. Bu da açık  bir ayrımcılık olur. 

            SORU: Tamamıyla Avrupalı olacak bir Türkiye  konusunda birçoklarının şüphesi var. Bu konuya kuşku  içinde bakanların başka ne gibi amaçları olabilir? 

            ERDOĞAN: 17 Aralık'ta müzakerelerin başlaması için  bir tarih verilmesi kararını durdurmak ya da geciktirmek  istiyorlar. Türkiye'nin katılımı konusunda kendi  hükümetlerinin politikalarını etkilemek amacıyla,  kamuoyunda var olan bilgi eksikliğini açık bir şekilde  kötüye kullanıyorlar..."

 

 

   

 

                 

 
ESKİ SAYILAR