ANKARA, 08/11(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 05-07 Kasım 2004 tarihleri arasında
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (05/11) "Merkel Geleceğe Bakılması İçin Girişimde Bulunuyor"
başlığı altında ve "Kps." rumuzuyla yayımlanan bir yazıda, Alman
Hıristiyan Demokrat Parti (CDU) Genel Başkanı Angela Merkel'in, Prag'a
yaptığı ilk resmi ziyarette, Alman dış politikasında küçük komşu
ülkelerin daha fazla dikkate alınması gerektiğini söylediği
belirtilmektedir. Merkel'in, Prag ziyareti sırasında Çek
Cumhuriyeti'nin yeni Başbakanı Stanislav Gross ile özellikle
Türkiye'nin AB üyeliği meselesi hakkında bir görüşme yaptıkları
belirtilen yazıda, Çek Hükümeti'nde Türkiye'nin AB üyeliği konusunda
henüz ortak bir görüş olmadığı ifade edilmektedir. Sosyal Demokratların
üyelikten yana, Hıristiyan Demokratların ise karşı olduğu kaydedilen
yazıda, Merkel'in görünür bir şekilde kazanmaya çalıştığı
muhalefetteki ODS'nin çoğunluğunun da Türkiye'nin üyeliğini
desteklediği ve Merkel'in AB Anayasası'nı reddeden ODS'yi, Anayasa
Sözleşmesi'ni bir referandumla başarısızlığa uğratmaması yolunda
uyararak, sözleşmenin gerçi eksikleri bulunduğunu, fakat bir bütün
olarak vazgeçilmez bir ilerleme anlamına geldiğini söylediği
vurgulanmaktadır.
Die Welt gazetesinde (05/11)
"Avrupa'nın Önde Gelen Muhafazakarları Türkiye'nin AB Üyeliğini
Reddediyorlar" başlığı altında ve Andreas Middel imzasıyla yayımlanan
bir yazıda, AB'nin muhafazakar ve Hıristiyan demokrat hükümet
başkanlarının, aralıktaki zirvede Türkiye için ayrıcalıklı ortaklık
modeline destek vermek istedikleri, bu yönde bir kararın, CDU Genel
Başkanı Angela Merkel'in de katıldığı Brüksel'deki EVP/EPP (Avrupa Halk
Partileri) zirvesinde alındığı belirtilmektedir. Avrupa
Parlamentosu'ndaki EVP/EPP Grubu Başkanı Hans-Gert Pöttering'in önerisi
üzerine, Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüessel, AB'nin Türkiye ile
katılım müzakerelerinin başlatılmasına ilişkin kararın alınması
sırasında bu pozisyonu savunmakla görevlendirildiği ifade edilen
yazıda, müzakereleri Türkiye'nin üyeliği hedefiyle yürütmek isteyen
Federal Almanya Hükümeti'nin ise Türkiye için ayrıcalıklı ortaklığı
ihtimal dışı bıraktığı hatırlatılmaktadır.
BELÇİKA BASINI:
Merkezi Brüksel'de bulunan
ve Avrupa Parlamentosu'ndaki bir grupla işbirliği içinde çalışan
bağımsız haber sitesi Euobserver'ın internet sayfasında (04/11) "Avrupa
Parlamentosu Başkanı Türkiye Konusunda Bir Karar Verecek" başlığı
altında ve Andrew Beatty imzasıyla yer alan bir haberde, yaşanan derin
görüş ayrılıklarına rağmen Avrupa Parlamentosu'nun, Türkiye'nin AB
üyeliği konusunda bir oylama yapmaya hazırlandığı ve AB hükümet
başkanlarının Brüksel'de gerçekleştirdikleri bir toplantıda
gazetecilere konuşan Parlamento Başkanı Josep Borrell'in, Türkiye
konusunda bir oylama yapılacağını ve bu oylamadan çıkacak kararı
bildirmek üzere Ankara'yı ziyaret edeceğini söylediği belirtilmektedir.
Avrupa Parlamentosu'ndaki en büyük grup olan Hıristiyan demokrat ve
muhafazakarların bulunduğu Avrupa Halk Partisi'ne (EPP) üye
parlamenterlerin Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlatılmasına
kesinlikle karşı çıktıkları belirtilen haberde, Borrell'in, EPP üyesi
Camiel Eurlings tarafından kaleme alınan bir raporun Parlamento'da
oylanacağını bildirerek, oylamanın, Konsey'in bir karar alacağı 17
Aralık'taki zirve öncesinde yapılacağını söyleyerek, "Bu mesele
üzerinde canlı bir tartışmaya ihtiyacımız var." dediği aktarılmaktadır.
ERMENİSTAN BASINI:
Asbarez gazetesinin internet
sayfasında (05/11) "Fransız Bakan Türkiye'nin AB Üyeliğinin Önkoşuluna
İlişkin Görüşünü Bildirdi" başlığı altında yer alan bir haberde,
Ermenistan Ulusal Meclisi Başkanı Arthur Bagdasaryan'ın, Paris'te Güney
Kafkasya Parlamento başkanlarının bir toplantısı çerçevesinde
Fransa'nın Dış İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Renaud Muselier'in bir
temsilcisiyle bir araya geldiği belirtilmekte, Bagdasaryan ve
Muselier'nin temsilcisinin Ermenistan-Fransa ilişkilerinin yanı sıra
Türkiye'nin Avrupa Birliğine üye olma beklentileri konusunda
Fransa'daki son gelişmelerinin de ele alındığı kaydedilmektedir. Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, Türkiye ile müzakerelerin
başlatılmasını desteklediğini açıklamakla birlikte, iktidardaki
partisinin, muhalefetteki bazı kişiler ve genelde Fransız kamuoyu
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıktığı ifade edilen haberde, Muselier'nin
tutumu sorulan temsilcisinin, bakanın Türkiye'nin AB üyesi olmadan önce
sözde Ermeni soykırımını tanıması gerektiğine inandığını açıkladığı
belirtilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (05/11) "Chirac:
Türkiye'nin Birliğe Katılamaması Varsayımı Gözardı Edilmemeli" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın,
yaptığı açıklamada, "Avrupa değerlerine tamamen entegre olmuş bir
Türkiye'nin girişiyle "Avrupa'nın güçleneceği" görüşünü yineleyerek, bu
üyeliğin mümkün olmayacağı varsayımının da "gözardı edilmemesi"
gerektiğine inandığını belirttiği kaydedilmektedir. Chirac'ın,
Brüksel'deki Avrupa zirvesinden ayrılmadan önce gerçekleşen basın
açıklamasında kendisine yöneltilen sorulara verdiği yanıtta, kendi
açısından, Türkiye'nin AB'ye girişinin "mümkün olmasının" "temenni
edilen" bir durum olduğunu belirttiği ifade edilen haberde, Chirac'ın
ayrıca, "Talepte bulunan taraf olarak, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin
tüm değer ve uygulamalarını benimsemesi halinde, Avrupa değerlerine
tamamen asimile olmuş bir Türkiye'nin varlığıyla Avrupa'nın
güçleneceği aşikardır. Birkaç yıl sonra, Türkiye'nin aldığı yolun,
kendisine Avrupa değerlerinin tamamına katılma imkanını vermediğinin
görülmesi şeklindeki bir diğer varsayım da hafife alınamaz. Bu durumda,
Avrupa ile Türkiye arasında, bir ayrılık olmaması için, üyelik söz
konusu olmaksızın, yeterince güçlü bir bağ oluşturmanın yolunu bulmak
gerekecektir." dediği aktarılmaktadır.
AFP'nin (05/11) "Juncker:
Ankara ile Müzakereler 'Her An' Kesilebilir Özellikte Olmalıdır"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude
Juncker'in yaptığı açıklamada, Ankara'nın "reformlar yolunu" terk
etmesi halinde, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusundaki müzakerelerin
"her an" kesilebilir özellikte olması gerektiği değerlendirmesinde
bulunduğu belirtilmektedir. Jean-Claude Juncker'in, "Türkiye, reformlar
yolunu terk ettiği ve olumsuzluklara geri döndüğü takdirde, üyelik
müzakerelerinin 'her an kesilebilmesi' gerektiğinin" altını çizdiği
ifade edilen haberde, Juncker'in, müzakerelerin olası kesilmesini
haklı gösterecek nedenlere örnek olarak, insan haklarına saygının
olmayışı veya askeri gücün sivil iktidar üzerindeki aşırı etkisini
gösterdiği ve Türkiye ile müzakerelerin otomatik olarak üyeliği
garantilememesi gerektiğini vurguladığı kaydedilmektedir. Haberde,
Juncker'in, "Görüşmelerdeki olası herhangi bir kesilme, krizsiz ve
bağrış çağrış olmadan gerçekleşmeyecektir, ancak Türkiye'nin
üyeliğinin daha önceki üyeliklerden farklı sorunları ortaya çıkaracağı
ve müzakere yönteminin de bundan etkilenmesi gerektiği açıkça
belirtilmelidir." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (06/11) "Chirac,
Türkiye'nin AB Standartlarını Yerine Getiremeyebileceğini Söyledi"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac'ın yaptığı uyarıda, Türkiye'nin AB üyeliği için gerekli
standartlara asla ulaşamayabileceğini ve Birliğin Türkiye'yi Avrupa'ya
bağlamak üzere alternatif bir yol bulmak zorunda kalabileceğini
belirttiği ifade edilmektedir. Chirac'ın, kendisinin Ankara ile katılım
müzakerelerine Avrupa Komisyonu'nun tavsiye ettiği üzere başlanması
gerektiği yönündeki görüşünü yeniden onaylarken, Türkiye'nin nihai
olarak 25 üyeli AB'ye katılmasını arzuladığı belirtilen haberde, ancak
kendisine yönelik desteğin çöküşe geçmesine neden olan Fransa'daki
Türkiye'nin üyeliğine yönelik muhalefete boyun eğdiği izlenimi yaratır
bir şekilde AB Zirvesi ardından düzenlenen basın toplantısında
Chirac'ın, müzakere sürecinin sonucunun kesin olmadığını belirterek,
"Tabiatıyla kimse, Türkiye'nin katetmesi gereken yolun Avrupa'nın tüm
değerlerine uyum sağlamasına imkan tanımadığı gerçeğini birkaç sene
zarfında idrak etmemiz olasılığını gözardı edemez. Böyle bir durumda
Avrupa ve Türkiye arasında bir uçurum oluşmaması için, entegrasyon
olmaksızın arada güçlü bir bağ kurulmasının yollarını bulmak
gerekecektir." dediği aktarılmaktadır. Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'ün, Chirac'ın sözlerini fazla ciddiye almadan, yapılan
açıklamaları Fransa'daki iç politik tablonun bir yansıması olarak
niteleyerek, Reuter'e yaptığı açıklamada, "Cumhurbaşkanı Chirac oldukça
erdemli biri, konuyu bilge bir şekilde ele almış büyük bir devlet
adamı. Yaptığı açıklamalar yanlış yorumlanmamalı." şeklindeki ifadesine
yer verilen haberde, Gül'ün, Fransa'da Türkiye'nin üyeliği ile ilgili
tartışmaları yakından takip ettiğini, konuyu bir iç mesele olarak
gördüğünü, ancak bu konunun AB Anayasası'nın onaylanması ile ilgili
referanduma yönelik tartışmalardan farklı bir şekilde ele alınmasını
umut ettiğini söylediği kaydedilmektedir. Chirac'ın, konunun Türkiye
katılım müzakerelerine başladıktan birkaç yıl sonra sakin bir şekilde
ele alınması gerektiğini ve iç politika malzemesi olmaması gerektiğini
söylediği belirtilen haberde, diplomatların, Chirac'ın yorumlarının,
Türkiye ile gelecek yıl katılım müzakerelerine başlanması yönünde 17
Aralık'ta alınması beklenen karar üzerine kafalarda soru işaretine yol
açmadığını belirttikleri kaydedilmektedir.
İTALYA BASINI:
Il Sole 24 Ore gazetesinde
(04/11) "AB, Türkiye ile Daha da Güçlenir" başlığı altında ve Alain
Touraine imzasıyla yayımlanan makalede şöyle denilmektedir:
"Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda süregelen tartışmaların temelleri
birtakım üstü kapalı iddialara dayanmaktadır. Türkiye'nin katılımına
ilişkin temel kararın alınmasından bu yana Türkiye tarafından,
demokrasinin gereklerini ve AB değerlerini karşılamak adına, kaydedilen
gelişmeler takdire şayandır. Türkiye de bundan ekonomik bir
hareketlilik elde ederek diğer Avrupa ülkelerini imrendirecek derecede
avantaj sağlamış durumdadır. Belki de 'Müslüman Türkiye, Hıristiyan
Avrupa'dan dışlanmakta mıdır?' diye sormak gerekir. Bu tip bir mantık
çelişkilidir: Türkiye'ye karşı etrafını çitlerle çeviren ülke Fransa.
Avrupa Anayasası'nda Hıristiyanlığa yapılacak her türlü atfa karşı
olan da yine Fransa... Sonuçta, bazıları şunu savunuyor: Alınan her
türlü yerinde karara rağmen, Türkiye halen Avrupa'nın parametrelerini
karşılamaktan çok uzak. Fakat söylemler hiç de ikna edici değil; çünkü
herkes biliyor ki gerçek bir bütünleşme ancak uzun bir süre geçtikten
sonra belirebilir... Asli sebepler başka yerlerde aranmalıdır.
Türkiye'yi kabul etmek fikri, Avrupa'nın genişlemesi veya kendini
güçlendirmesi yönündeki bir bakış açısıyla haklı çıkartılamaz. Ayrıca
da yeni on üye ülkenin katılımının bugün yarardan çok zarar getirdiği
söylenebilir. Mamafih bu, hiç kuşkusuz, onları kapıya koymayı
gerektirmez. Açıkça söylenmese de, Türkiye'nin AB'ye katılımına ve aynı
zamanda Avrupa'nın doğal sınırları dışına taşmasına karşı olanlar veya
başka bir deyişle ABD tarafından tercih edilen kavgacı ilişkileri tam
tersi bir yöne taşıyarak İslam ve Batı dünyası arasında bir bağ
kurulması olasılığına inanmayanlar söz konusu. Bunun dışında, Amerikan
politikalarına karşı çıkan birçok Avrupalı dünya meselelerinde
sorumluluk almaya niyetli değil; ancak bu şekilde davranmakla Amerikan
hegemonyasını ve ABD'nin tek taraflı politikalarını sürdürme isteğini
güçlendirdiklerinin de farkına varamıyorlar... Amerikan politikası
İsrail'e verilen koşulsuz destek ve de Arap dünyasının politik
ayrışması tarafından belirlenmiştir. Avrupalılar ise, tam tersine,
güçlü bir devlet yapısıyla donatılmış, sömürgeleştirilmemiş veya
tarihleri boyunca Batı örneğinde çoktan ileri adımlar atmış İslam
ülkelerine güven duymalıdır... Boyun eğmek yaklaşık olarak her yerde
milliyetçiliği, popülizmi ve yabancı düşmanlığını güçlendiriyor olsa
da Türkiye'nin Avrupa'ya katılımı sadece Türkiye'ye değil tüm Avrupa'ya
yarar sağlayabilir..."
RUSYA BASINI:
Parlamentskaya Gazeta'nın
(04/11) "Türkiye AB Üyeliğinde Israr Ediyor" başlığı altında ve Eduard
Guşin imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Hristiyan Demokrat Birlik'in
Parlamento'daki Grup Başkanı Wolfgang Scheuble'nin, "Almanya Hükümeti
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üye olmasına izin vermemeli. Çünkü bu
üyelik örgütün sınırlarını kesinlikle belirsiz hale getirecek." dediği
belirtilmektedir. Scheuble'nin, Türkiye ile öncelikle siyasi ittifak
kurulması gerektiğini, Avrupalıların AB sınırlarının Irak ve İran'a
kadar uzanmasını tasavvur edemediklerini kaydettiği ifade edilen
yazıda, Scheuble'nin, Brüksel'in, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği yerine
başka bir alternatif bulabileceğine inandığı kaydedilmekte ve bir süre
önce Hristiyan Demokrat Birlik'in Türkiye için "imtiyazlı üyelik"
önerdiği hatırlatılmaktadır. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün anılan
teklifi "imtiyazlı hakaret" olarak nitelendirerek, "Ankara tam
üyelikte ısrar edecek ve ilkesel tutumdan bir adım bile geri
çekilmeyecek." şeklindeki ifadesi aktarılan yazıda, Alman
politikacıların Türkiye'nin AB'ye ancak 2019 yılında katılabileceğine
inandıklarına işaret edilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR