ANKARA, 09/11(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 05-08 Kasım 2004 tarihlerinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Kölner Stadt-Anzeiger
gazetesinde (05/11) "AB, Türkiye'nin Katılmasıyla Nasıl Avrupalı
Kalacaktır? İzlenimler ve Pozisyonlar..." başlığı altında ve Horst
Willi Schors imzasıyla yayımlanan bir haberde, "Türkiye AB'ye veya
Avrupa'ya ait midir?" şeklindeki bir soruyu, Türkiye uzmanı gazeteci
Jürgen Gottschlich'in, "Avrupa Yolunda Türkiye" adlı kitabıyla
yanıtladığı belirtilmektedir. Yedi bölümden oluşan kitabın, vakitsizce
ortaya atılan tezleri çürütmede yetersiz kaldığı ve yazının anekdot
mahiyetli en uzun bölümünde, "1482'den beri süregelen Osmanlı
İmparatorluğu ile batılı iktidar sahipleri arasındaki tarihi
birlikteliğe ayırdığı ve ona göre neticenin: Avrupa tarihi ile kim
böylesine uzun süreli iç içe yaşamışsa, o Avrupa'ya aittir" denildiği
belirtilen haberde, eğer insanın bunu ciddiye alması gerekirse, o
zaman Rusya'nın mutlaka AB'ye katılması gerektiğine işaret
edilmektedir. Teşvik edici, ancak konu hakkında her zaman inandırıcı
olmayan anlık alıntılarla yazarın, Türkiye'nin AB hususundaki tezini
şekillendirdiği -Batı'ya açılmaya çalışan işadamları, mücadeleci bir
kadın hakları savunucusu ve bir Kürt liderinin portreleri- ifade
edilen haberde, yazarın, Başbakan Tayyip Erdoğan'dan çok etkilendiği,
onu "Boğaz'ın Joschka'sı" olarak tanımladığı ve Başbakanın portresini
"halkının isteğini yerine getiren lider" olarak çizdiği
vurgulanmaktadır. Siyaset bilimci Claus Leggewie tarafından derlenerek
yayımlanan "Türkiye ve Avrupa" isimli eserin ise, başka bir talepte
bulunduğu ve alt başlığın talebinin "pozisyonlar" da ortaya çıktığı
ifade edilen haberde, "Coğrafyacılar, tarihçiler, ilahiyatçılar,
sosyologlar, siyaset bilimciler, politikacılar, yazarlar ve şairler
soruyu enine boyuna işliyorlar. Gerçekten Türkiye Avrupa'ya mı ait,
İslam dünyasına mı ait, yoksa dünyalar arasında bir bölge mi? Ara sıra
metinler güncel konuların tıknefesliği altında eziliyorsa da bazı ara
sözler biraz ayrıcalıklı veya tuhaf bir etki yaratıyor" denilmektedir.
Frankfurter Allgemeine-Sonntagszeitung'da
(07/11) "Hala İşkence Var" başlığı altında ve Markus Webner-Eckart
Lohse imzalarıyla Yeşiller Eşbaşkanı Reinhard Bütikofer ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu
ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Yeşiller Partisi
yönetimiyle birlikte Türkiye'ye gittiniz. Türkler bizden ne bekliyor?
BÜTİKOFER: Herkes 17 Aralık
tarihinde Avrupa Birliği Konseyi'nin katılım müzakereleri için kapıyı
açacağını ümit ediyor. Bu konuda hükümetten Kürtlere kadar görüş
birliği var. Türk Hükümeti insan hakları alanında büyük ilerlemeler
kaydetti.
SORU: Türkiye'nin Avrupa
perspektifi konusunda hiç kuşku yok mu?
BÜTİKOFER: Hayır. Fakat
Türkiye'nin Avrupa'ya yönelik değişim yolunun uzun olduğunu görüyorum.
Bazı insan hakları dernekleri, sistematik işkence yapıldığından söz
ediyorlar. En azından işkence halen yaygın. Ancak, hükümetin işkenceye
karşı sürdürdüğü sıfır hoşgörü politikasında kararlı olduğunu hiçkimse
inkar etmiyor. Tabii ki Avrupa'ya bazı bağdaşmayan ümitler bağlanıyor.
Laik muhalefet partisi, Avrupa'nın devletin laikliğini güçlendireceğini
ümit ediyor. (...)
SORU: İslami ağırlıklı
Türkiye ile birlikte AB'ye, Yeşiller Partisi'nce savunulan kadın
imajıyla bağdaşmayan bir kadın imajı girmiş olmayacak mı?
BÜTİKOFER: Çeşitli değer
meselelerinde Türkiye'deki çoğunlukların Batı Avrupa'dan farklı
düşündükleri bir gerçektir. Fakat Türkiye'nin kendini köklü bir şekilde
değiştirme yeteneğini gösterdiği de bir gerçektir. Bugünkü haliyle AB
üyesi olamaz. Ancak, reformlardaki başarıları nedeniyle Türkiye katılım
sürecine kesinlikle adaydır. Sayın Merkel'in yaptığı gibi, 'Size
sadece imtiyazlı bir ortaklık öneriyoruz' demek haksızlık ve dar
görüşlülüktür.
Aynı haber Frankfurter
Allgemeine Zeitung'da da yer almaktadır.
Süddeutsche Zeitung'da
(08/11) "Türkiye İçin Üyelik Engelleri" başlığı altında ve "oll"
rumuzuyla yayımlanan bir yazının Türkiye ilgili bölümünde, Almanya
Protestan Kilisesi'nin (EKD), Türkiye ile katılım müzakerelerinde
temkinli davranılması için uyardığı belirtilmektedir. EKD'nin, "Ermeni
soykırımının" hala inkar edilmesini ve dini özgürlüğün sağlanamayışını,
üyeliğin önündeki belirleyici engeller olarak gördüğü ifade edilen
yazıda, EKD'nin Dönem Başkanı Berlinli Piskopos Huber'in,
Magdeburg'daki ruhani meclisin açılışında yaptığı konuşmada, AB'nin
ise, kendi içinde alım kapasitesinin sınırının nerede olduğunu açığa
kavuşturması gerektiğini söylediği Huber'in bu görevdeki ilk yılı ve
dönem başkanlığı hakkında hesap verdiği raporunu, bu kez iki bölüm
halinde sunduğu kaydedilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Kurier gazetesinde (06/11)
"Üç Görüş, Bir Koordinatör" başlığı altında ve Margaretha Kopeinig
imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin AB'ye katılımı ihtimali
konusunda 25 devlet ve hükümet başkanı düzeyinde sürdürülen tartışmanın
giderek yoğunlaştığı ve Başbakan Wolfgang Schüessel'e de burada kilit
rol düştüğü belirtilmektedir. Schüessel'in, Avrupa Halk Partisi (EVP)
tarafından, AB içinde çoğunluğu oluşturan Hristiyan demokrat ve
muhafazakar hükümetlerin Türkiye konusundaki pozisyonlarını, 17
Aralık'taki zirve için koordine etmekle görevlendirildiği belirtilen
yazıda, Schüessel'in Türkiye'nin AB üyeliğine şüpheyle baktığı ve EVP
içinde Türkiye konusunda üç farklı görüş mevcut olduğu ve EVP içindeki
büyük bir grubun hedefinin, CDU ile CSU'nun da istediği gibi, Türkiye
ile imtiyazlı ortaklığın kabul edilmesi olduğu ifade edilmektedir.
İtalya, Yunanistan ve yeni üyelerden bazıları hiç sınırlamasız giriş
müzakerelerinden yana çıktığı ve Schüessel'in, diğer Hristiyan Demokrat
hükümetlerin ise "opsiyonların açık bırakılmasından" yana olduğunu
belirttiği kaydedilen yazıda, Schüessel'in, aralıktaki AB zirvesinde
üzerinde uzlaşılabilecek bir Türkiye formülü bulmak için, sosyal
demokrat hükümet başkanları ile de temasa geçmesi gerektiğini söylediği
ve "Bu kolay olmayacak. Bundan daha hoş görevler düşünebiliyorum"
dediği aktarılmaktadır.
Aynı haber, Die Presse,
Kronen Zeitung ve Der Standard gazetelerinde de yer almaktadır.
Le Journal du Dimanche
gazetesinde (07/11) "Laurent Fabius: Türkiye ile Anayasa Konusu
Bağlantılı" başlığı altında ve Florence Muracciole imzasıyla Fransa
eski Başbakanı Laurent Fabius ile yapılan mülakata yer verilmektedir.
Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye'ye
'hayırınız' anayasaya 'hayırınız' ile bağlantılı mı?
FABIUS: Türkiye'nin AB ile
bir ortaklığından yanayım, ama üyeliğine karşıyım. Türkiye konusu hem
başlı başına bir konu hem de anayasa konusu ile bağlantılı bir konu
çünkü oyunun kurallarını (anayasa) ve bu kuralların uygulandığı
ülkeleri birbirinden ayıramazsınız, özellikle de bu ülke, büyük nüfusa
sahip, topraklarının çoğunluğu Avrupa'nın dışında bulunan, hayat
standardı çok düşük olan, demokrasiden hala uzak ve bize, Irak, İran ve
Suriye gibi sorunlu ülkeler ile ortak sınırlar sağlayacak olan bir
ülkeyse. Kayığı fazla doldurmayalım, yoksa Avrupa tamamen batar!"
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (08/11) "Pekçok
Kıbrıslı Rum, AB ile Türkiye Arasında Üyelik Müzakerelerine
Başlanmasının Veto Edilmesini İstiyor" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, bir kamuoyu yoklamasının açıklanan neticesine göre, Kıbrıslı
Rumların büyük çoğunluğunun Kıbrıs'ın, Türkiye'nin Avrupa Birliği
üyeliği müzakerelerinin başlatılmasını veto etmesini istediği
belirtilmektedir. Temmuz ayında yapılan ve Politis gazetesinde yer
alan benzer bir araştırma gözönüne alındığında, Kıbrıslı Rumların AB
ile Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin başlatılmasına
gösterdikleri muhalefetin, o tarihten bu yana giderek güçlendiği ifade
edilen haberde, temmuz ayında Kıbrıslı Rumların yüzde 45'inin,
Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'un Türkiye'nin AB'ye üyeliği ile
ilgili müzakerelerin başlamasını veto etmek yönünde yapacağı bir
hamleyi destekleyeceklerini bildirdikleri hatırlatılmaktadır. Haberde,
Politis gazetesinde yer alan kamuoyu yoklamasına göre ise, Kıbrıslı
Rumların yüzde 52'si bu konuda Lefkoşa'nın veto hakkını kullanmasını
istediklerini belirttikleri, halkın yüzde 15'inin bu fikre karşı
çıkarken, yüzde 30'unun da vetonun siyasi gelişmelere bağlı olacağını
ifade ettikleri kaydedilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı'nın
(KİPE) internet sayfasında (07/11) "Papadopulos'un Türkiye'nin AB
Üyeliği Konusunda Açıklaması" başlığı altında yer alan bir haberde,
Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un, hükümetinin, Türkiye'ye AB üyeliği
için müzakere tarihi verileceği konusundaki söylentileri uygun zamanda
değerlendireceğini ve Türkiye'nin müzakere sürecinde Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımaya, aynı zamanda adadaki askerlerini çekmeye
mecbur kalacağını belirttiği ifade edilmektedir. Lefkoşa'da düzenlenen
Kıbrıs Çevreciler Hareketi'nin toplantısında Avrupa Yeşiller Grubu
liderlerinin, eğer AB Türkiye'ye üyelik müzakere tarihi verirse, bunun
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından tanınacağı ve adadaki Türk
askerlerinin çekileceğinin teminatı olacağı yönünde görüşler dile
getirdikleri kaydedilmektedir. Haberde, söz konusu görüşleri
değerlendiren Papadopulos'un, "Bu görüşü hükümet ve devlet başkanları
olmak üzere birçok kişi destekliyor. Karar verme zamanımız geldiğinde
bu da değerlendirilecek unsurlardan biridir" dediği aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
İmerisia gazetesinde (06/11)
"Ulusal Konularımızda Tehlikeli Gelişmeler" başlığı altında ve Yorgos
Kapopulos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Makedonya'nın, ABD
tarafından "Makedonya Cumhuriyeti" olarak tanınması, Türk-Yunan
ilişkileri ve Kıbrıs konusu ele alınmaktadır. Haberde, Ege'deki Türk
tahriklerinin 17 Aralık tarihine kadar artacağının artık belli olduğu
ifade edilmekte ve amacın, AB ile Türkiye arasında yapılacak
görüşmelerde, askıda bulunan Türk-Yunan sorunlarının ayrı tutulması
olduğu belirtilmektedir. Ankara'nın, Ege'de takındığı tavır ile
AB-Türkiye arasında üyelik müzakereleri başladığında, Atina'nın,
Türk-Yunan sorunlarını avantajlı konumdan çözeceği hayaline kapılmaması
gerektiğini, ayrıca Atina'ya Ege'deki taleplerinden orta ya da uzun
vadede vazgeçmeyeceğini de gösterdiği belirtilen yorumda, bu durumun,
AB ile Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin başlamasıyla kademeli
bir şekilde "derin devletin" gücünü kaybedeceği ve böylece koşulların
değişmesi ile daha iyi bir uzlaşma sağlanacağı yolundaki Yunan
tarafının görüşüne darbe olduğu kaydedilmekte ve şöyle denilmektedir:
"Aralık ayında yapılacak AB zirvesinde Atina, ikili sorunların şu ya da
bu şekilde çözümlenmesi şartını ortaya koymadan üyelik müzakereleri
için Türkiye'ye tarih verilmesine razı olacak mı? Acaba Atina, zaman
içinde Ankara'nın ister istemez Avrupai bir ülke gibi hareket etmek
zorunda kalacağı görüşüne sadık kalarak, AB-Türkiye ilişkilerinden
Türk-Yunan ilişkilerinin ayrı tutulmasını isteyen Türk tarafının bu
talebini sessizce benimseyecek mi? Ayrıca, Avrupalıların hassas
AB-Türkiye ilişkilerine Yunan taleplerini de katarak durumu daha
karmaşık bir hale sokmak isteyip istemeyecekleri de cevap arayan başka
bir sorudur."
Ethnos gazetesinde (07/11) "Verheugen,
Azınlığın Korunması Bir AB Konusudur" başlığı altında yayımlanan bir
haber-yorumda, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther
Verheugen'in Almanya'daki Gökçeada Rumlarına gönderdiği bir mektubun,
Kopenhag Kriterleri'nin AB-Türkiye ilişkilerinden ikili düzeye
nakledilemeyeceğini kesinlikle belirttiği ifade edilmektedir.
Ankara'nın son zamanlarda Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılması
konusunda bir ileri-bir geri adım atmasının, Türk diplomasisinin de,
üyelik müzakerelerine ilişkin siyasi kriterleri yerine getirip
getirmediğini değerlendirecek olan 17 Aralık AB zirvesi arifesinde
önemsemeye çalıştığı, ancak hala askıda tuttuğu diğer konular
nedeniyle, bu mektubun içeriğinin, ayrı bir anlam kazandığı kaydedilen
haber-yorumda, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi tarafından
Almanya'daki Gökçeada Rumlarına mektubun, ekim ayı başlarında,
Ankara'nın keyfi yorumladığı AB Komisyonu'nun AB Konseyi'ne ve AB
Parlamentosu'na resmi raporundan hemen önce gönderildiği
belirtilmektedir. Verheugen'in mektubundan, raporda yer alan konuların,
bunlarla birlikte de son dakikada dahil edilen Gökçeadalılar konusunun
AB-Türkiye ilişkileriyle ilgili olduklarının net bir şekilde ortaya
konulduğu kaydedilen yazıda, "Verheugen'in mektubunda yer alan, "Rum
azınlık da dahil olmak üzere azınlıkların durumu Kopenhag
Kriterleri'ne uyumun sağlanmasıyla ilgili denetimler çerçevesinde,
ayrıca da Türk makamlarının temsilcileriyle ikili düzeyde devamlı
olarak görüşülmüştür. Bu alanda Türk tarafının daha büyük çabalar sarf
etmesinin gerekli olduğunu biliyorum" şeklindeki ifadelere yer
verilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR