ANKARA, 11/11(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 10 Kasım 2004 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (10/11) "Çek
Cumhuriyeti Türkiye ile Üyelik Müzakerelerinin Başlamasından Yana"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Çek Cumhuriyeti Hükümeti'nin
yaptığı açıklamaya göre, Çek Cumhuriyeti'nin Türkiye ile AB üyelik
müzakerelerine başlanmasını destekleyeceği belirtilmektedir. Hükümet
Sözcüsü Vera Duskova'nın, Çek kabinesinin görüşmelere başlanmasını
desteklemek yönünde bir karar aldığını söylediği belirtilen haberde, AB
liderlerinin aralık ayında yapılacak zirvede, Türkiye ile üyelik
müzakerelerine başlanıp başlanmaması konusundaki nihai kararlarını
verecekleri hatırlatılmakta ve Türkiye'nin, AB'nin ülkeyi ortak üye
yaptığı 1963'ten beri AB üyeliği için mücadele ettiği, bu statünün,
gelecekte üye olma ihtimalini de beraberinde getirdiği, ancak uzun
yıllardan beri Avrupalı liderlerin Ankara'nın Birliğe katılmasına izin
verilip verilmemesi konusundaki kararı erteledikleri vurgulanmaktadır.
Aynı habere Reuter'de de yer
verilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Die Welt gazetesinde (10/11)
"AB, Türkiye'nin Üyeliğinden Yarar Sağlamaz" başlığı altında ve Andreas
Middel-Martin Halusa imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, AB'nin Türkiye
stratejisinin ilk kez genel anlamda bir bilimsel araştırma ile sert bir
şekilde eleştirildiği belirtilmekte ve Federal Almanya Hükümeti'nin,
Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlatılması için öne sürdüğü
gerekçeler de, saygın bir kuruluş olan Münih Doğu Avrupa Enstitüsü
tarafından genel anlamda sorgulandığı kaydedilmektedir. Bavyera Avrupa
Bakanı Eberhard Sinner'in (CSU), tanıtımını yaptığı araştırmayı,
"Avrupa'daki her devlet ve hükümet başkanı için okunması zorunlu bir
ders" olarak nitelediği belirtilen yazıda, Münih'teki enstitünün,
Federal Maliye Bakanı Hans Eichel'in (SPD) isteği üzerine de Türkiye
hakkında bir araştırma hazırladığı, ancak bu araştırmanın hiçbir zaman
yayınlanmadığı ifade edilmektedir. AB'nin, ekonomik avantaj elde etmeyi
hemen hemen hiç hesaba katamayacak olması nedeniyle, tartışmanın dış ve
güvenlik politikasıyla ilgili gerekçelere kaydığı, fakat bu
gerekçelerin de daha ziyade zayıf olduğu vurgulanan yeni araştırmada,
"siyasi stratejik argümanlar inandırıcı değildir." denildiği ifade
edilen yazıda, Türkiye'nin AB üyeliğinin "medeniyetler çatışmasını"
engellemek için bir çare olmadığına işaret edilen araştırmada, Federal
Almanya Hükümeti'nin, demokratik bir Türkiye'nin Orta ve Yakın
Doğu'daki İslam devletleri için örnek olabileceği şeklindeki
iddiasının da "zor anlaşılabilir olduğunun" belirtildiği
vurgulanmaktadır. Araştırmaya göre, AB'ye katılımın getireceği
sonuçların oldukça ağır olacağı ve üyeliği destekleyenlerin öne
sürdükleri bütün gerekçelerin de, "siyasi Birlik hedefinin arka plana
kayması" sonucunu yarattığının belirtildiği kaydedilen yazıda, "Bilim
adamları, AB'nin, entegre edilmiş bir Türkiye ile dünya çapında önemli
bir stratejik ortak konumuna yükseleceği fikrini de kabul etmiyorlar.
Türkiye'nin AB için stratejik yönden önemli bir rol oynayabileceği,
'ancak buna, sadece tam üyelik çerçevesinde ulaşılabileceğinin' şüpheli
olduğu vurgulanan araştırmada, Türkiye ile kurulacak stratejik bir
ortaklığın, kendi hedeflerini takip edebilmesi konusunda AB'ye hareket
kabiliyeti sağlayacağı belirtiliyor." denilmektedir.
Netzeitung'un internet
sayfasında (09/11) "Roth: AB Müzakereleri Türkiye'nin
Demokratikleştirilmesini Hızlandırır" başlığı altında yer alan bir
yazıda, Yeşiller Başkanı Claudia Roth'un, Heinrich Böll Vakfı'nda "AB
üyeliği perspektifi verilmemesi Türkiye'deki demokratikleşme
dinamiğini baltalayacaktır." açıklamasında bulunduğu ve böyle bir
durumda özellikle de azınlıkların durumunun yeniden kötüye gideceğini
söylediği belirtilmektedir. Kısa bir süre önce Türkiye seyahatinden
dönen Roth'un, "Önemli olan AB'nin, 40 yılı aşkın bir süredir ülkeye
umut verdikten sonra şimdi Türkiye'ye kapılarını kapatmamasıdır."
dediği belirtilen yazıda, Roth'a göre Türkiye'nin AB üyeliği sorununun,
Kürt ve azınlık politikası ile belirleneceği ve "Avrupa'ya giden yol
Diyarbakır'dan geçiyor." açıklamasında bulunduğu hatırlatılmaktadır.
Üyelik verilmesi ihtimalinin Türkiye'deki zihniyet değişimini de teşvik
edebileceğine işaret edilen yazıda, Roth'un, "Bugün azınlık sorunları
ve Ermenilere yönelik soykırım hakkında konuşabilmemiz çok büyük bir
gelişme. Eskiden bu konu hakkında konuşulması düşünülemezdi bile."
dediği ve Türkiye'nin demokratikleşme alanında büyük ilerlemeler
kaydettiğini belirttiği ifade edilmektedir.
Financial Times Deutschland
gazetesinde (10/11) "Chirac, Türkiye Tartışmasında Çıkış Yolu Arıyor"
başlığı altında ve Daniel Dombey-Marina Zapf imzasıyla yayımlanan bir
yazıda, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'in, parti arkadaşları
tarafından Türkiye'nin AB üyeliğine karşı gösterilen direnişe boyun
eğdiği ve bu yüzden AB'deki ortaklarını, üyelik müzakerelerinin
başarısızlığı durumunda, alternatif olarak Türkiye'ye özel bir ortaklık
teklif edilmesi için zorladığı belirtilmektedir. Chirac'ın iç politikada
yoğun bir baskı altında bulunduğu ve Türkiye'nin AB üyeliğini
eleştirenlerin, Chirac'tan müzakerelere başlanmasının otomatik olarak
üyelikle sonuçlanmak zorunda olmadığına ilişkin bir açıklama talep
ettikleri belirtilen yazıda, ancak AB devlet ve hükümet başkanlarının
17 Aralık'ta alacakları kararda Chirac'ın sözünü dinlemeleri halinde,
Ankara'nın çok sinirleneceği ifade edilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard gazetesinde
(10/11) "CSU, Türkiye'nin 'Light' Üyeliğinden Yana" başlığı altında ve
Eva Linsinger imzasıyla yayımlanan bir yazıda, bir araştırmaya göre,
Türkiye'nin AB'ye katılımının yılda 21 milyar euroya mal olacağı ve
Bavyera'nın bu yüzden "light" katılımdan yana olduğu, buna göre
Türkiye'nin, AB kuruluşlarında oy kullanamayacağı ve sınırlı yardım
alacağı belirtilmektedir. Bavyera'nın, Türkiye'nin katılımına karşı
direnmekten vazgeçmediği, aksine eyalet hükümetinin bu konudaki bir
araştırma ile, 17 Aralık'ta giriş müzakerelerine ilişkin bir karar
alacak olan AB'ye baskıyı artırdığı ifade edilen yazıda, Bavyera'nın
Avrupa Bakanı Eberhard Sinner'in, bunun "mutlaka okunması gereken bir
araştırma" olduğunu öne sürdüğü ve Münih'teki Doğu Avrupa Enstitüsü'nün
talimatı üzerine gerçekleştirilen araştırmanın, Türkiye'nin AB, AB'nin
de Türkiye olgunluğunda olmadığı sonucuna vardığı kaydedilmektedir.
Araştırmacı Wolfgang Quaisser'in, araştırmanın Brüksel'deki
tanıtımında, tezini üç argümana dayandırdığı, bunlardan birincisinin,
"Türkiye'nin katılımı dış politika konusunda stratejik bir proje
olduğu, böylece siyasi birlik hedefinden vazgeçildiği ve onun yerini
belirsiz bir 'evrensel güç Avrupa' hayalinin alacağı ", ikinci argüman
olarak, Türkiye'nin insan hakları ve demokrasi alanlarında giriş
kriterlerini yerine getirmediği, üçüncü argümanın ise, katılımın
masrafları olduğu belirtilen yazıda, "Birliğe Meksika'yı almak
Türkiye'yi almaktan daha kolay" diyen araştırmacının, büyüme oranının
yüzde beş olacağı düşünülse bile, Türkiye'nin AB'nin ilk 15 üyesinin
gelir seviyesinin yüzde 75'ine ulaşabilmek için, 40 yıla ihtiyacı
olduğunu belirttiği vurgulanmaktadır.
Aynı haber, Die Presse
gazetesinde de yer almaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (10/11) "Önde
Gelen Hollandalı Milletvekili Maxime Verhagen Türkiye'ye AB Görüşmeleri
İçin Tarih Verilmesine Karşı" başlığı altında yer verdiği bir haberde,
Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin lideri olduğu Hıristiyan
Demokrat Partisi'nin (CDA) Parlamento Grup Başkanı Maxime Verhagen'in,
AB'nin Türkiye'ye, üyelik müzakereleri için bir başlangıç tarihi
vermemesi gerektiğini söylediği belirtilmektedir. Verhagen'in, konu
hakkındaki parlamento görüşmesi öncesinde De Volkskrant gazetesine
verdiği mülakatta, "Bir tarih için söz vermek baskıyı azaltacaktır."
dediği belirtilen haberde, diğer Hollandalı politikacıların ve başta
Fransa olmak üzere diğer AB ülkelerinin, konunun gelecek yıl yeni
Avrupa Anayasası'nın AB vatandaşlarının oyuna sunulacağı referandumları
etkileyebileceği korkusuyla, Türkiye'ye kesin bir tarih verilmesi
konusunda endişeli oldukları kaydedilmektedir. Türkiye'nin insan
hakları alanında gelişme kaydetmesi gerektiğini ve partisinin, Türk
Parlamentosu'nca, toplanma özgürlüğü de dahil olmak üzere altı insan
hakları yasasını kabul etmesini istediğini söyleyen Verhagen'in,
"Ankara ile müzakere şartı artık işkence konusu değil. Bu konuda
pazarlık etmeyeceğim. Yılda 10 vaka mı 100 vaka mı yaşayabileceğinizi
tartışmak istemem." dediği ve işkenceye son verip işkencecileri
cezaevine gönderecek yeterlilikte bir mekanizmaya ihtiyaç olduğunu da
sözlerine eklediği ifade edilen haberde, Verhagen'in, partisinin
görüşünde, İslamı eleştiren Theo van Gogh'un öldürülmesinin ardından
bir değişiklik olmadığını söylediği ve "Dinin, Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne girişinde bir rol oynamayacağını her zaman söyledik." dediği
aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia gazetesinde
(10/11) "Fesli Avrupa mı, Yoksa Avrupai Türkiye mi?" başlığı altında ve
YDP'nin Larisa milletvekili Maksimos Harakopulos imzasıyla yayımlanan
bir yorumda şöyle denilmektedir: "'Avrupa'ya giden iki yol var. Biri,
Viyana kapılarına ulaşan Kanuni Sultan Süleyman'ın yoludur.'
Türkiye'nin eski Başbakanı Turgut Özal ülkesinin Avrupa yönelimini bu
sözlerle net bir şekilde vurgulamıştı. Ancak Avrupa'ya doğru ikinci
yolun, üyelik yolunun reddedilmesi olasılığına karşı dolaylı bir tehdit
de içeren bu açıklama, Türkiye'nin, onu çağdaş demokrasilerden uzak
tutan ve gerekli olan yapısal değişiklikleri yapmadan Avrupa ailesine
kabul edilmeyi talep ettiği yönündeki kaygılarını dile getirmiş olan
bazı çevreleri doğruluyor. Bu görüşün, doğu pazarlığının eski
metotlarını uygulayarak gündeme son anda konular eklemekte olan
-Avrupalı komiserlerin görüşlerine uyum sağladığını, uzlaşmacı
davrandığını göstermek için Ankara'nın, zinanın suç sayılmasıyla ilgili
yasayı masaya getirip sonradan bunu geri çektiği gibi- Türkiye'de
güçlü dayanakları var. Ancak Avrupa'nın ilkelerini ve değerlerini
önemsememesi mümkün mü? Şarabına su katarak, AB müktesebatına tam uyum
sağlamayan ve çağdaş demokrasileri doğu mutlakiyetlerden ve teokratik
iktidarlardan ayıran insani değerler ağına katılmayan bir Türkiye'yi
AB bünyesine katmayı kabul edecek mi? Avrupa'da, Türkiye'nin AB üyesi
olmasının etkileri hakkında resmi bir diyalogun gelişmekte olduğu
sıralarda, Yunanistan'da bu konu yok denecek kadar küçük bir düzeyde
tartışılıyor. Yunanistan'ın, Türkiye'nin AB üyeliği aleyhinde olan ve
geçmişte de Atina'nın itirazları arkasında gizlenen AB ortaklarımıza
destek çıkması için elbette herhangi bir nedeni yok. Ancak her şeyden
önce, cevaplandırmamız gereken birinci soru, komşumuz ülkenin nasıl bir
Türkiye olmasını istediğimiz sorusudur, çünkü Osmanlıların Küçük
Asya'ya girmelerinden bu yana yayılmacı politikalarının etkilerini biz
çekiyoruz. Şüphesiz, bakışlarını Batı'daki terör eylemlerinin beşiğini
oluşturan Doğu'daki İslam fundamentalizmine çevirmiş olan bir Türkiye,
dini gerginliklerin merkezinin batıya kaymasına neden olacak. Aksine,
Avrupa yönelimli bir Türkiye, İslam ile batı tipi demokrasinin
'barışçıl' ortak yaşamı için örnek oluşturabilir. Türkiye'nin Avrupa'ya
doğru yolunun, Kanuni Sultan Süleyman'ın yolundan daha uzun olacağı
belli oluyor. Bu yolun sonunda, komşularımız hedefleri üzerinde ısrar
ederlerse ve AB üyesi olurlarsa, şiddet kullanarak çok uluslu Osmanlı
İmparatorluğu'nun yerine Türk olmaktan gurur duymayana bu devlette yer
tanımayan tek uluslu devleti kuran Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusunun
Kemalist emanetini reddetmiş olacaklar..."
-
-
ESKİ SAYILAR