ANKARA, 17/11(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 12-16 Kasım 2004 tarihleri arasında
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin
(13/11) "Yunan Başbakan: Türkiye'nin AB Üyeliği Yolu Kıbrıs Konusundaki
Tavrına Bağlıdır" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis'in, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin
büyük ölçüde, Ankara'nın savaşla bölünmüş Kıbrıs adasına yönelik tavrına
bağlı olduğunu söylediği belirtilmektedir. Karamanlis'in, "Bütün
samimiyetimizle Türkiye'nin Avrupa'ya yönelimini desteklediğimizi
belirttik. Ancak Türkiye'nin Avrupa yolu en başta kendisine bağlıdır.
Avrupa yasaları ve ilkelerine uyma çabalarına ve özellikle Kıbrıs
Cumhuriyeti'ne karşı tavrına bağlıdır." dediği ifade edilen haberde,
Papadopulos ve Karamanlis'in, Kıbrıs'ın taleplerini reddetmeye devam
ettiği takdirde Türkiye'ye bir tarih verilmesini veto edip etmeyecekleri
konusunda bir açıklama yapmaktan çekindikleri kaydedilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Netzeitung'un
internet sayfasında (11/11) "Klose, Türkiye'nin AB Üyeliği Konusunda
Uyarıyor" başlığı altında yer alan bir yazıda, Sosyal Demokrat Partili (SPD)
Federal Meclis Dış İlişkiler Komisyonu Başkan Yardımcısı Hans-Ulrich
Klose'nin, Türkiye'nin AB üyelik müzakereleri konusunda kritik
açıklamalarda bulunduğu ve Passauer Neue Presse gazetesine verdiği bir
demeçte, "Ben olsam şu anki konum itibariyle Türkiye'yi Birliğe
almazdım." dediği belirtilmektedir. Klose'nin, Türkiye'nin aşırı
milliyetçi bir ülke olduğunu ve Avrupa'da şimdiye dek böyle bir şeyin
yaşanmadığını, Türkiye'de bugüne kadar sorumlu bir biçimde geçmişin
değerlendirmesinin yapılmamasını da eleştirdiği belirtilen yazıda, Hans-Ulrich
Klose'nin ayrıca, Türk Hükümeti'ne büyük vaatlerin yapıldığını, ancak
kimsenin bu vaatlerin hemen yerine getirilmesini beklememesi
gerektiğini, müzakerelerin açık uçlu yürütülmesi gerektiğini ifade
ederek, AB ve Türkiye arasındaki kültürel farklılıkların çok büyük
olduğunu, Türkiye'nin en erken 10 ila 15 yıl içerisinde Birliğe üye
olabileceğini belirttiği kaydedilmektedir.
Welt am Sonntag
gazetesinde (15/11) "Türkiye'nin AB Üyeliği Avrupa-Atlantik Ortaklığına
Zarar Verir" başlığı altında ve Güvenlik, Avrupa ve Dış Politikadan
Sorumlu, CDU/CSU Federal Parlamento Grup Başkan Vekili Wolfgang
Schaeuble imzasıyla yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir:
"Türkiye'nin, Atlantik İttifakının güvenilir bir partneri olduğu ve
böyle kalacağı tabii ki şüphe götürmez. Aynı şekilde Türkiye'nin siyasi
olduğu kadar ekonomik açıdan da başarıyla yürüdüğü yolunda bundan sonra
da ilerleme kaydetmesine Atlantik'in her iki yakasında da yoğun ilgi
duyulduğu tartışılmaz. Ancak, esas itibariyle tüm bunlar için Avrupa
Birliği'ne üye olunması gerekli değildir. 'Türk modelinin' İslam dünyası
üzerindeki etkinliğinin, Avrupa Birliği'ne üyeliğe bağlı olduğu
söylenirse, bu argüman uygun değildir. Sonuçta, 'Eğer Endonezya aynı
yolu izlerse, bu ülke de Birliğe girer' diyemeyiz. Neticede, İslam
dünyasının tamamını Avrupa'ya almak gibi bir isteğimiz yok. O halde,
burada bir modelden söz edilemez. Aynı şekilde, Türkiye'nin, Avrupa ile
İslam dünyası arasında bir köprü
oluşturacağı gerekçesi de
uygun değildir. Veya eğer bu doğruysa, Avrupa Birliği'ne üyelikten yana
olmaktan ziyade, üyeliğe karşı bir nedendir. Zira, bir köprü sadece bir
kıyıya ait değildir. Hatta üyelik, Türkiye'nin İslam dünyasına etkisini
zayıflatacaktır. Çünkü bu durumda İslam dünyası, 'onlar Avrupa
tarafından ilhak edildiler' düşüncesine kapılacaktır... Neden
Türkiye'nin tam üyeliğinin, aslında Avrupa-Atlantik güvenlik projesine
zarar vereceğine inandığıma gelince: Çünkü üyelik, Avrupa Birliği'nin
siyasi uzlaşma perspektifi için bir tehlike oluşturmaktadır ve hatta ona
tamir edilmeyecek şekilde zarar verecektir..."
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse
gazetesinde (13/11) "Schüessel Türkiye'nin Tam Üye Olmasını
Engelleyecek" başlığı altında ve Ewald König-Wolfgang Böhm imzalarıyla
yayımlanan bir yazıda, Başbakan Wolfgang Schüessel'in üzerindeki
baskının giderek arttığı ve geçen hafta Avrupa Hıristiyan Demokrat
Partisi EVP tarafından Türkiye koordinatörü seçildiğinden bu yana,
öncelikle de Alman Hıristiyan demokratlar gelecek AB zirvesinde
Türkiye'nin otomatikman tam üye olmasına karşı çıkması ve imtiyazlı
ortaklık gibi seçenekler yönünde çaba harcaması için onu zorladıkları
belirtilmektedir. Alman Avusturya Parlamento Grubu Başkanı Georg
Brunnhuber'in, Schüessel'in burada kilit rol oynadığını ve CDU/CSU
fraksiyonunun son yönetim kurulu toplantısında Schüssel'in rolü üzerinde
tartışıldığını belirttiği ifade edilen yazıda, Parlamento Grubu Başkanı
Angela Merkel ile Dış Politika Sözcüsü Friedbert Pflüger'in CDU'lu
parlamenter Brunnhuber'den bir dahaki Viyana ziyaretinde Türkiye
çizgisini aydınlatmasını rica ettikleri kaydedilmektedir. Brunnhuber'in,
"Türkiye ne de olsa farklı bir kültür. Bu AB'nin gücünü oldukça aşması
demek olabilir. Katılım Avrupa'yı çökertebilir" dediği belirtilen
yazıda, Türklere kapıyı kapatmak değil onların Avrupa'ya getirilmesinin
istendiğini vurgulayan Brunnhuber'in, "Ancak Türkiye'yi 20 yıl sonra da
entegre edemeyiz. Hem Türkiye'nin hem de Avrupa'nın yararlanabileceği
bir başka yol daha olmalı." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.
Profil dergisinde
(16/11) "AB Hıristiyan Kulübü Değil" başlığı altında ve Otmar Lahodynsky
imzasıyla AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu
ifadeler yer almaktadır.
"SORU: Türkiye'nin AB'ye
katılımına. Katılım sonucu AB içinde Hıristiyanlık ile İslam arasındaki
farklılıklar daha da belirginleşmeyecek mi?
VERHEUGEN: Zaten söz konusu
olan da böyle bir zıddiyeti önlemek. Çoğunluğu Hıristiyanlardan ya da
Müslümanlardan oluşan ülkeler arasında doğal bir zıddiyet mevcut değil.
İslamın Avrupa'da hep yeri vardı, gelecekte de olacak. AB bir Hıristiyan
kulübü değil. Avrupa Birliği'ni birlikte tutan unsur, açıkça
tanımlanmış, müşterek değerler. Demokrasi, insan haysiyeti, hukukun
üstünlüğü, özgürlük, insan ve azınlık hakları Avrupa Birliği'nin her
köşesinde tamamen gerçekleştirilmiş olmak zorunda. Bu temel değerleri
inandırıcı bir şekilde gerçekleştirmemiş bir ülkenin AB'ye katılması
mümkün değil."
Der Standard
gazetesinde (16/11) "İnanılmaz Bir Dinamizm ve Modernleşme" başlığı
altında ve Jürgen Gottschlich imzasıyla yayımlanan bir yazıda,
Brüksel'deki tanınmış "think tank" Centre for European Policy Studies'in
(CEPS) Başkan Yardımcısı olan Staffan Jerneck'in, "Türkiye'nin
Avrupa'nın gelecekteki en önemli pazarlarından biri olacağından" yüzde
yüz emin olduğu belirtilmektedir. Jerneck'in, İstanbul'da edindiği
izlenimlerden hararetle bahsederek, "En son bundan 10 yıl önce
İstanbul'a gelmiştim. Şehri tanımakta zorluk çektim. İnanılmaz bir
dinamizm ve modernleşme." dediği belirtilen yazıda, Jerneck'in kişisel
izlenimlerini, Türkiye'nin AB ile ticari ilişkilerine ve dünya
piyasasıyla bağlantısına ilişkin verilerle belgelediği ve "Franco
zamanından bu yana İspanya ile Türkiye'nin büyüme çizgilerini üst üste
koyduğumuzda, bunların şaşılacak bir şekilde paralellikler gösterdiğini
görüyoruz." dediği kaydedilmektedir.
Die Presse
gazetesinde (16/11) "Türkiye 2001'de Yaşadığı Krizin Ardından, AB'ye
Katılım İhtimalinin Verdiği Güçle Yeniden Büyüme Çizgisinde" başlığı
altında ve APA kaynaklı bir haberin Türkiye ile ilgili bölümünde,
yatırımcılar için Rusya ve Türkiye'de kurlardan sağlanan kazanç
özellikle çekici olabileceği ve bunun motorunun olağanüstü bir ekonomik
büyüme oranı olduğunun söylendiği, ayrıca bölgede giderek düşen
enflasyon oranı da havayı yumuşattığı belirtilmektedir. Haberde,
Sparinvest'in hisse senedi bölüm başkanı Thomas Bobek'in, "Kurlar, henüz
katılıma olmasa bile, AB ile giriş müzakerelerine başlamaya ayarlandı."
dediği ifade edilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(14/11) "Bir Grup Ermeni, Chirac'ın, Türkiye'nin AB'ye Üyeliği
Konusundaki Tutumuna Karşı Gösteri Düzenledi" başlığı altında yer
verdiği bir haberde, polis kaynaklarından edinilen bilgiye göre,
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın Türkiye'nin AB'ye üyeliği hususuna
yaklaşımını protesto eden ve aralarında Ermeni derneklerinin
temsilcilerinin de yer aldığı yaklaşık 20 kişilik gruba polisin
müdahale ettiği belirtilmektedir. "İnkarcı Chirac" diye slogan atan
militanların, Türkiye'nin, AB'ye üyelik görüşmeleri başlamadan Ermeni
soykırımını tanımasını istedikleri ifade edilen haberde, Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac'ın Marsilya'da bir tartışma çerçevesinde, Türkiye'nin
muhtemel üyeliğinin Avrupa'nın güçlenmesi için "olağanüstü bir şans"
olduğunu belirttiği kaydedilmektedir.
Le Figaro
gazetesinin internet sayfasında (16/11) "Michel Rocard: Karolenj
Hayalini Hortlatmayalım" başlığı altında ve Baudouin Bollaert-Alexis
Lacroix imzalarıyla Avrupa Milletvekili ve eski Başbakan sosyalist
Michel Rocard ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu
ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye'nin üyeliği
AB'nin artan bir genişlemesiyle uyuşuyor mu?
MICHEL ROCARD: Avrupa
projesinin esası ile Ankara'nın Birliğe olası üyelik perspektifi
arasında herhangi bir uyuşmazlık göremiyorum. Türkiye'nin adaylığı
altılar Avrupası'nda düşünülemezdi. Ancak şurası da muhakkaktır ki, bu
Türk adaylığı, Avrupa'daki siyasi bir bağlantının ortaya çıkmasını
kolaylaştırmıyor. Ne var ki, son derece karmaşık bir dünya bağlamında,
Türkiye'nin üyeliği dünyada yeniden barışın sağlanmasına çok değerli bir
katkı ve 'yumuşamanın' başlaması için bir yardım
sağlayacaktır.
SORU: Ankara'nın üyeliği
'bir medeniyetler şoku' riskini nasıl ortadan kaldırabilir?
MICHEL ROCARD: Diğerleri
olan bizler, yani Batılılar, Batılılaşmış Müslüman elitlerde oluşan
küçük düşürmeyle beslenen korkunç bir terörizm tarafından hedeflenmiş
bulunuyoruz. Sefaleti ve umutsuzluğu alet olarak kullanan eylemcileri
acilen toplumdan izole etmek gerekir. Acil olan budur. Ayrıca, yıkımcı
güçlerin elini kolunu sallayıp gezdiği Arap-Müslüman dünyasında
müttefikler bulmak gerekir. George W. Bush tarafından 11 Eylül 2001
tarihinden beri yürütülmekte olan politika, Müslüman dünyasının tamamına
karşı ayrımsız bir saldırı gibi algılanma riskiyle karşı karşıya
bulunuyor! Huntington'un 'medeniyetler şoku' kehanetine gelince, bu
artık eli kulağında bir tehdit oluşturuyor."
AFP'nin (15/11)
"Türkiye, Kriterlere Uyarsa, 2015'te AB'ye Girebilir" başlığı altında
yer verdiği bir haberde, Hollanda Dışişleri Bakanı Ben Bot'un, yaptığı
açıklamada, üye ülkelerin 2005'te müzakereleri başlatmaya karar vermesi
halinde, eğer Ankara istenen kriterlere uyarsa ve eğer beklenmeyen bir
olay araya girmezse Türkiye'nin 2015'te Avrupa Birliği'ne girmesinin
düşünülebileceğini söylediği belirtilmektedir. Dışişleri Bakanı Ben
Bot'un, "Eğer müzakereler 2005'te başlarsa, beklenmedik şartlar araya
girmezse, Türkiye bu yolda devam ederse ve de kriterleri yerine getirme
kabiliyetine sahip olursa, müzakerelerin 10 sene sürebileceği tahmin
edilebilir." dediği belirtilen haberde, bu şartların yerine getirilmesi
halinde 2015'te AB'ye girişin gerçekçi olup olmadığı konusunda sorulan
bir soruya cevaben Bot'un, "Evet" dediği ve AB başkanlığının,
müzakerelerin başlatılması konusunda "AB bünyesinde ortakların
tavırlarının bir envanterini çıkarmakta olduğunu" belirttiği
kaydedilmektedir.
AFP'nin (16/11) "Sarkozy:
Türkiye Konusundaki Karar Ayrıcalıklı Ortaklığı da Kapsamalıdır" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Fransa Ekonomi ve Maliye Bakanı Nicolas
Sarkozy'nin, Brüksel'de yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği zirvesinin 17
Aralık'ta, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanıp başlanmaması
konusunda alacağı kararın, sürecin bu ülkeyle sadece ayrıcalıklı
ortaklık üzerinde düğümleneceği olasılığını da kapsaması gerektiğini
belirttiği kaydedilmektedir. Sarkozy'nin, Brüksel'deki Fransız
gazetecilere yaptığı basın açıklamasında, "17 Aralık'taki Devlet ve
Hükümet Başkanları Konseyi'nin kararında ortaklık perspektifinin yer
alması gerekir." dediği belirtilen haberde, Sarkozy'nin, "Bir Müslüman
ülke olduğu için değil, Avrupa'nın şimdiye kadar gerçekleşmiş, ancak
henüz tamamlanmış olmaktan uzak genişleme üzerine yoğunlaşması gerektiği
için Türkiye'nin AB'ye girmesine karşıyım." dediği aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(13/11) "Kıbrıs, Türkiye'yi AB Emelleriyle İlgili Olarak Görüşmeye
Çağırıyor" başlığı altında ve Michele Kampas imzasıyla yer verdiği bir
haberde, AB'nin yeni üyesi Kıbrıs'ın, Türkiye'ye, önümüzdeki ay
yapılacak olan AB zirvesi öncesinde ve sonrasında Ankara'nın
karşılamasını istediği koşullar üzerine görüşmek istediğini söylediği
belirtilmektedir. Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'un,
Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımakla yükümlü olduğunu ve Türk
askerlerinin ve anavatandan gelen Türklerin Adanın üçte birlik
bölümünden geri çekilmesi gerektiğini söylerken yükümlülüklerin bir an
evvel yerine getirilmesi yönündeki beklentilerin azaltıldığının
görüldüğü belirtilen haberde, Papadopulos'un Yunanistan Başbakanı Kostas
Karamanlis'in ziyareti onuruna verilen ziyafet sırasında yaptığı
açıklamada, "Komşumuza, pozisyonların ortaya konulması ve ayrıca Türkiye
ile Kıbrıs arasındaki ilişkilerin 17 Aralık öncesi ve sonrasında nasıl
bir seyir izleyeceğini dile getirmek açısından diyaloga hazır olduğumuz
mesajını verdik. Artık daveti kabul edip meydan okuyup okumamak
Türkiye'ye bağlı." dediği aktarılmaktadır. Haberde, Papadopulos'un,
Lefkoşa'nın prensip olarak Türkiye'nin AB üyeliğine taraftar olduğunu,
ancak Ankara'nın Brüksel'e ve her bir AB üyesine karşı sorumlulukları
olduğunu idrak ettiğini ortaya koyması gerektiğini belirttiği
kaydedilmektedir.
Reuter'in (16/11)
"AB Kararının Yaklaşmasıyla Tedirginliği Artan Türkiye Çabalarını
Yoğunlaştırıyor" başlığı altında ve Gareth Jones imzasıyla yer verdiği
bir haberde, Avrupalı liderlerin Türkiye'nin yıllardır peşinden koştuğu
Avrupa Birliği üyeliği hakkında alacakları karara sadece bir ay kala,
ülkeye tam üyelikten daha alt düzeyde bir statü verilmesi çağrıları
nedeniyle tedirginliği artan Ankara'nın gergin bir şekilde kampanyasına
devam ettiği belirtilmektedir. Bir Türk diplomatın, "Diken üstünde
oturuyoruz." şeklindeki ifadesine yer verilen haberde, bazı Fransız
siyasetçilerin Ankara'ya tam üyelik yerine "özel ortaklık" anlaşması
sunulması çağrıları ve bazı AB üyesi ülkelerin kamuoylarında Türkiye'nin
üyeliğine gösterilen muhalefetin, Türkleri ciddi ölçüde
endişelendirdiği vurgulanmaktadır. Türk diplomatın, "Davamızı savunmak
için elimizden geleni yapıyoruz. Avrupa ve aynı zamanda Türkiye'de
yapılan tartışmaları yakından takip ediyoruz. Ama hedefimiz açık;
aralıktaki zirveden ülkemizin üyelik müzakerelerinin 2005 yılında
başlaması için kesin bir tarih istiyoruz." dediği belirtilen haberde,
hiçbir şeyi şansa bırakmak istemeyen Türk liderlerin, üyelik en azından
bir 10 yıl daha ufukta görünmeyecek olsa dahi bu kalabalık, fakir ve
Müslüman ülkenin AB'ye dahil edilmesine şüpheyle yaklaşanları ikna etmek
için başlattıkları diplomatik girişimlerini yoğun bir biçimde
sürdürdükleri kaydedilmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün AB üyeliği konusundaki girişimlerine
yer verilen haberde, diplomatların Türkiye'nin kesinlikle bir tarih
alacağını, ancak AB liderlerinin bazı şartlar öne sürebileceklerini ve
bunun da Ankara'nın hevesini kaçırabileceğini, Türkiye'deki AB
karşıtlarını, cesaretlendirebileceğini belirttikleri kaydedilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Simerini
gazetesinde (13/11) "Veto Rafa Kaldırıldı... Yunanistan ve Kıbrıs,
Baskıları 17 Aralık Sonrasına Taşıyorlar" başlığı altında yayımlanan bir
haberde, Yunanistan Başbakanı Karamanlis'in Kıbrıs ziyareti ele
alınmakta ve Başbakan Karamanlis ve Papadopulos'un, ilke olarak
Türkiye'nin AB perspektifini desteklediklerini belirttikleri ifade
edilmektedir. Papadopulos'un, gazetecilerin ısrarlı sorularına karşın
veto koşullarıyla ilgili Kıbrıs'ın önceliklerini açıklamaktan kaçındığı
ve bunu yaparsa bazı koşulları geride bırakmak zorunda kalacağına dikkat
çektiği ve sadece aday bir ülke olarak Türkiye'nin, AB ve Kıbrıs'a karşı
yükümlülüklerini yerine getirmesini beklediğini söylediği belirtilen
haberde, Papadopulos'un, "Kıbrıs'ın Türkiye'ye karşı ilke olarak olumlu
tutumu, Türkiye'nin de sorumluluklarını yani Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
tanınması, işgal orduları ve yerleşiklerin geri çekilmesi ve Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin uluslararası kuruluşlar ve sözleşmelere katılmasında
engel çıkarmayacağı ve bunları yerine getireceği düşüncesiyle
gösterilmektedir. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin imkan ve kabiliyetlerini de iyi
bilmek gerekmektedir. Maksimalist görüşler desteklememelidir. Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin AB içerisindeki varlığıyla ilgili temel konuları da terk
etmeyeceğiz." dediği, Karamanlis'in ise konuşmasında, 17 Aralık'ın -ki
bu tarihte Türkiye'ye müzakere tarihi verilip verilmeyeceği
kararlaştırılacak- bir dönüm noktası olduğunu, ancak yolun sonu
olmadığını söyleyerek, uluslararası hukuka ve AB müktesebatına saygıdan
da söz ettiği ve bunların, Türkiye'nin AB'ye edilmesi için kaçınılmaz
koşullar olduğunu vurguladığı kaydedilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Ta Nea
gazetesinde (12/11) "Nikos Anastasiadis: Türkiye'nin AB Üyeliği Kıbrıs
Konusuna Bağlanmalı" başlığı altında ve Yorgos Tsalakaos imzasıyla
Kıbrıs Rum kesimindeki DİSİ lideri Başkanı Nikos Anastasiadis ile
yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer
almaktadır:
"SORU: Başbakan Erdoğan ve
Dışişleri Bakanı Gül'ün yaptıkları açıklamalar, Ankara'nın, aralık
ayında yapılacak zirveye kadar Kıbrıs konusunda herhangi bir iyi niyet
hareketinde bulunmayacağını gösteriyor. Papadopulos ise veto olasılığını
son ana kadar açık bırakıyor.
ANASTASİADİS: Türkiye'nin
AB üyeliğini veto etme olasılığı üzerine konuşmanın Yunanistan ve
Kıbrıs'ın yararına olduğunu sanmıyorum. Böylesi durumlarda büyük kazanç
elde edebilmek için daha önce bu yönde siyasi kararların alınmış,
diplomatik girişimlerin yapılmış olması gerekirdi. Ayrıca, Yunanistan
ile Kıbrıs arasında bu konuda görüş birliği olmalıydı, hedef
belirlenmeli ve ortaklarımızla görüşmeler yapılmalıydı. İç siyasi
malzeme olacak açıklamalar yapmaktan vazgeçmemizin zamanı geldi.
Balkonlarda alınan kararların bedelini yeterli derecede ödedik.
SORU: AB zirvesi arifesinde
Türk tarafının Ege ve Kıbrıs konusunda tutumunu sertleştirdiğini
görüyoruz. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
ANASTASİADİS: Kıbrıs,
Türkiye'nin AB üyeliğinden yanadır ve gerçekten Kıbrıs, AB ilkelerine,
değerlerine ve yasalarına saygı gösteren bir Türkiye görmeyi
arzulamaktadır. AB değerleri, ilkeleri ve yasaları ise işgal güçleri ve
hava sahasında yapılan ihlallerle, ne uzlaşır ne de bu tür şeylere
tahammül edebilirler. Ne yazık ki Başbakan Erdoğan, ileriye doğru
adımlar atmaya çalışmasına rağmen, ülkede geçmişe bağlı olan güçler
vardır. Umarım ülke içinde yeni hükümet ve eski yönetim arasındaki
rekabet bölge halklarının barış içinde yaşamalarına yol açacak şekilde
son bulur."
Ethnos gazetesinde
(14/11) "Veto Yararlı Bir Araçtır, Aracı Amaç Yapmak Değildir" başlığı
altında ve Katerina Bakoyannis imzasıyla Dışişleri Bakan Yardımcısı
Valinakis ile yapılan bir mülakata yer verilmektedir. Mülakatta,
"Aralık'ta Yunanistan ile Kıbrıs AB'ye ortak bir stratejiyle gidecek mi,
yoksa farklı tezlerle mi karşılaşacağız?" şeklindeki bir soruya,
Valinakis'in," Bölgedeki gelişmeler Yunanistan ile Kıbrıs arasında
devamlı olarak görüşülüyor, bu da, Başbakanın son ziyaretinde belli
oldu. Her iki tarafın bütün bölgedeki gelişmeler hakkında ortak
görüşleri var. Ortak hedeflerimizin temelinde, ilişkilerimizde
kesilemeyen bir devamlılık ve işbirliği mevcut." dediği
belirtilmektedir. Mülakatta, "Türkiye'nin Yunanistan'a karşı tahrikçi
davranışı Helsinki'de öngörüldüğü gibi, nihai kararlarda diğer
hususlarla birlikte değerlendirilmemeli mi? Helsinki'den neden
vazgeçildi?" şeklindeki bir başka soruyu ise, Valinakis'in, "17
Aralık'ta Türkiye için kapsamlı bir değerlendirme yapılacak.
Türkiye'nin tavrı, AB Komisyonu'nun raporu temelinde, AB'nin bütün
üyeleri tarafından ve tüm konularda değerlendirilecek. Tehlikeli ve
yasal olmayan davranışlar Avrupai tavır örneği oluşturmuyor, bu nedenle
de kabul edilemez. Kısa geçmişe nazaran elbette bu faaliyetler
azalmıştır. Ancak, bu hoşgörü gösterdiğimiz anlamına gelmez. Bu nedenle,
Türkiye'nin dışarıya yönelik davranışının AB yönelimini etkileyeceği
yönünde uyarıda bulunduk. Helsinki öngörülerine gelince, Parlamentodaki
tartışmalar konuya yeterince ışık tuttu. Nihilist değiliz, geçmişteki
başarıları elbette kınamıyoruz. Uluslararası anlaşmalar bakanların
kararları gibi değişmiyor. Ancak, hataları ve eksiklikleri de miras
olarak kabul etmeyeceğiz." şeklinde cevapladığı aktarılmaktadır.
-
-
ESKİ SAYILAR