18.11.2004

   

Anasayfa

e-posta


 


     ANKARA, 18/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  12-17 Kasım 2004 tarihleri arasında Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI: 

            Die Tageszeitung'da (17/11) "Casus mu, Misafir mi?"  başlığı altında ve Philipp Gessler imzasıyla yayımlanan bir  yazıda, Türkiye'ye ziyarette bulunan muhabirin  basın  özgürlüğü konusundaki eleştirilerine yer verilmekte, muhabir  Gessler'in Türkiye ziyareti sırasında faydalandığı Basın-Yayın  ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün hizmetleri ve çalışmalarından  ise övgü ile söz edilmektedir.  Mustafa Kemal Atatürk'ün, 1923  yılında "Basın tamamen özgür olmalı, hangi nedenle olursa olsun  baskı yapılmamalıdır" sözü hatırlatılarak Türkiye'nin,  kurucusunun bu hedefine hala erişemediği öne sürülen yazıda,   en azından, Türkiye'nin Birliğe alınması konusundaki AB Komisyon raporunun, basın özgürlüğü konusunda da ilerleme kaydedildiğini  saptadığı vurgulanmaktadır. AB Komisyonu'nun, yeni Basın  Yasası'nın devlete, yayınları yasaklama, basın evini kapatma  ya da baskı makinelerine el koyma olanağını sağlayan  yaptırımların kaldırıldığını, ancak düşüncelerini barışçı  şekilde açıklayan "gazeteci ve vatandaşların" hala yasal  takibata maruz kaldıklarını belirttiği hatırlatılan yazıda,  "Sınır Tanımayan Gazeteciler"in kısa bir süre önce açıklanan  sıralama listesinde Türkiye'nin, basın özgürlüğü alanında  Ruanda ile 113'üncü sırada yer aldığı kaydedilmekte ve   "karşılaştırmak gerekirse: Birinci sırada Danimarka, 11'inci  sırada Almanya, 167'inci sırada (sonuncu) Kuzey Kore yer  alıyor" denilmektedir.

 

            DANİMARKA BASINI: 

            Weekendavisen gazetesinde (12/11) "Türkiye'nin AB Üyeliği"  başlığı altında ve Jörn Thulstrup imzasıyla yayımlanan makalede, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda birçok yorum yapıldığı ve bu  bağlamda, yapılan yorumların çoğunun AB üyeliğinin Türkiye için  iyi olacağı yönünde olduğu, ancak 10-15 yıl sonra Türkiye'nin   üye olacağı AB'nin, Türkiye'ye beklenildiği kadar fayda   getirmeyebileceği öne sürülmektedir. Türkiye'de bazı çevrelerin, Türkiye'nin AB üyeliğiyle alt yapısını geliştirecek mali kaynağa kavuşacağı görüşünde olduğu, ancak şu anda ekonomisi çok yavaş  büyüyen bir AB'nin, Türkiye'nin Birliğe üyeliğinin getireceği  mali yükü nasıl karşılayacağını kimsenin bilmediği ifade edilen  makalede, Türk ekonomisinin büyük bir kısmı kayıt dışı olduğu  için devletin bu sektörden vergi alamadığı, kayıt dışı ekonomiyi  AB kıstasları çerçevesine çekmenin ise, Türkiye'deki işsizliğin  artmasına neden olacağı ve ülkedeki dengelerin bozulmasıyla  sosyal sıkıntılara yol açacağı ileri sürülmektedir.

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (17/11) "Lizbon, Ankara ile Üyelik Müzakereleri  Yapılmasını Tercih Ediyor" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Portekiz'in, Türkiye'yi  AB'ye üyeliğe götürecek  müzakerelerin başlatılmasını  tercih ettiğini ve basit bir  "imtiyazlı ortaklık" hipotezine olumlu bakmadığını belirttiği  ifade edilmektedir. Portekiz Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü  Antonio Carneiro'nun, düzenlendiği bir basın toplantısı  sırasında, "Portekiz, üyelik müzakerelerine alternatif olacak  bir B planını kabul etmiyor" şeklinde bir açıklamada bulunduğu  belirtilen haberde, Carneiro'nun, "Siyasi, stratejik ve  kültürel nedenlerden ötürü, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılmasından yanayız" dediği aktarılmaktadır.

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (17/11) "Barnier: AB-Türkiye Müzakerelerinin  2005 Yılı Sonlarına Kadar Başlaması Muhtemel Değil" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, Fransa Dışişleri Bakanı  Michel Barnier'in, AB'nin  Türkiye ile katılım müzakerelerine,  2005 yılı sonu veya 2006 yılı başlarına kadar başlamasının  muhtemel olmadığını söylediği belirtilmektedir. AB liderlerinin,  17 Aralık'ta yapılacak zirvede Türkiye'yi 25 üyeli Birlik ile  katılım müzakerelerine başlamaya davet etmesinin beklendiği,  ancak müzakerelerin ne zaman başlayacağının belli olmadığı  belirtilen haberde, Barnier'in, Le Figaro gazetesine verdiği  mülakatta, "Müzakereler öncesi bir hazırlık dönemine ihtiyaç  var. Dolayısıyla müzakereler ancak 2005 yılı sonu veya 2006   yılı başında başlayabilir" demekle yetindiği ve detay vermediği  ifade edilmekte ve Türkiye'nin ise, AB liderlerinin kesin bir  tarih belirleyeceklerini umduğu ve müzakerelerin 2005 yılının   ilk yarısında başlamasını istediği hatırlatılmaktadır.

            Reuter'in (17/11) "Lüksemburg Başbakanı Türkiye'nin AB'ye  Üyelik Görüşmelerine 2005'in Başlarında Geçileceğini Öngörüyor"  başlığı altında ve Douglas Bakşiyan imzasıyla yer verdiği bir  haberde, Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker'in yaptığı   bir açıklamada, AB'nin, ülkesinin bloğun dönem başkanlığını   devralacağı 2005 yılının ilk yarısında Türkiye ile üyelik   görüşmelerine başlayacağına inandığını söylediği belirtilmektedir. Haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile gerçekleştirdikleri  ortak basın  toplantısında konuşan Juncker'in, görüşmelerin  Türkiye'nin tam üyeliğiyle sonuçlanacağını ifade ederek,  "2005'in ilk altı ayında görüşmelerin başlayacağından umutluyuz.  Özel ortaklık diye bir seçenek yok. Ortaklık sadece siyasi  ilişkileri içeriyor ve kurumsal bir ortaklık söz konusu değilse, Türkiye'ye saygısızlık olur" dediği aktarılmaktadır. Başbakan  Erdoğan'ın Türkiye'yi Avrupa normlarıyla uyumlu bir konuma  taşımak adına yaptığı siyasi reformlardan övgüyle söz ederek,  "Türkiye'nin kaydettiği ilerleme gözardı edilemez" diye   konuşan Juncker'in, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili   son ilerleme raporunda kullanılan ifade uyarınca görüşme   sürecinin "açık uçlu" olacağına da işaret ettiği ifade edilen  haberde, Erdoğan'ın da basın toplantısında, ülkesinin  görüşmelere hazırlanmak adına gereken her şeyi yerine  getirdiğini vurguladığı kaydedilmektedir.

 

            İSVİÇRE BASINI: 

            Neue Zürcher Zeitung'da (16/11) "Lahey, Ankara Hakkında  Verilecek Kararın Adil Olmasını İstiyor" başlığı altında ve  "vau" rumuzuyla yayımlanan bir yorumda, Hollanda Dışişleri  Bakanı Bot'un, ülkesinde son günlerde yaşanan dini gerilimlerin, önümüzdeki günlerde Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerine  başlamasıyla ilgili olarak verilecek karar üzerinde herhangi  bir etkisinin olmayacağını savunduğu belirtilmektedir. Bot'un  yaptığı basın toplantısında, Hollanda'da ve diğer ülkelerde  meydana gelen olaylarla Türkiye ile üyelik müzakerelerine  başlanması kararı arasında herhangi bir bağlantının olmadığını  belirttiği ifade edilen yorumda, Türkiye'nin devlet ile din  arasına getirdiği kesin ayrımın alkışlanması gereken olumlu  bir unsur olduğunu da vurgulayan Bot'un, AB'nin, Türkiye'nin  Birliğe üye olmak amacıyla resmen aday olduğu kararını çok  daha önceden vermiş olduğunu, bu nedenle Birliğin dönem  başkanlığını yapan Hollanda Hükümeti açısından bu konudaki  kararın tarafsız ve objektif olmasının önemli bir öncelik  oluşturduğunu söylediği kaydedilmektedir.

 

            İTALYA BASINI: 

            Corriere della Sera gazetesinde (16/11) "London School   of Economics'den Ralph Dahrendorf: Avrupa Birleşik Devletleri   mi? Sadece Boş Bir Umut" başlığı altında yayımlanan mülakatta,   ünlü felsefeci Dahrendorf'un Türkiye hakkındaki görüşleri de   yer almıştır. Mülakatta, Dahrendorf'un, "Türkiye'nin Avrupa  için bir fırsat olup olmadığı ve Türkiye'nin katılımının  Avrupa'nın dokusunu değiştirip değiştirmeyeceği" şeklindeki  sorulara cevaben, "Beni memnun eden husus Avrupa'nın Türkiye'ye açılmasıdır. Bunun çok ama çok önemli bir mesele olduğunu  düşünüyorum. Türkiye'nin üyeliği AB'nin karşı karşıya olduğu  en önemli karardır. Bu sürecin net sonuçlarla bitirilmesi  gerekir, müzakereler süresinde herhangi bir belirsizlik  olmamalıdır. Öte yandan, Türkiye konusunda Fransa'da referandum  talebinde bulunan Chirac ile Alman Hristiyan Demokratların  tutumu beni endişelendiriyor... Tuhaftır ki, 70'li yılların  başlarında da  İngiltere'nin katılımı konusunda benzer şeyler söyleniyordu"  şeklinde yanıt verdiği ifade edilmektedir.

 

            KIBRIS RUM BASINI:  

            Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KİPE) internet sayfasında (17/11) "Hrisostomidis, Türkiye-AB Görüşmeleri Konusunda Bir Memorandum Hazırlandığını Açıkladı" başlığı altında yer alan bir haberde,  Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in, Türkiye'nin AB ile  üyelik müzakerelerine başlanması konusunda Kıbrıs Hükümeti'nin  görüş ve taleplerini içeren bir memorandumun hazırlanmakta  olduğunu ve bunun Hollanda Dönem Başkanlığı'na gönderileceğini  açıkladığı ve Hollanda Dönem Başkanlığı'nın, üye ülkelerden bu  konuda görüş istediğini söylediği belirtilmektedir. Bakanlar  Kurulu toplantısından sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Hrisostomidis'in, Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan ile diyalog talebinin hangi kanaldan  iletildiğini açıklamadığı, mesajın hangi kanaldan iletildiğinin  değil, Kıbrıs'ın Türkiye ile müzakere istemesinin önemli  olduğunu, Kıbrıs konusunda kararları Türkiye'nin verdiğini  ifade ettiği kaydedilen haberde, Papadopulos'un İtalya Başbakanı Berlusconi'den arabulucu olmasını talep edip etmeyeceği  yönündeki bir soruyu yanıtlayan Hrisostomidis'in, yabancı  yetkililer ve özellikle AB liderleri ile yapılan temaslarda Cumhurbaşkanı'nın Kıbrıs Hükümeti'nin görüşlerini aktardığını  söylediği ifade edilmektedir.

           

            YUNANİSTAN BASINI: 

            İmerisia gazetesinde (17/11) "Türkiye-AB İlişkileri...  Sertleşme mi Siyasi Manevra mı?" başlığı altında ve Yorgos  Kapopulos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB zirvesine bir  ay kala, bir yandan Ankara'nın öte yandan Paris'in tavırlarını sertleştirdiklerinin gözlendiği belirtilmektedir. Başbakan  Erdoğan'ın, hedefinin ekim ayında AB Komisyonu tarafından  açıklanan Türkiye raporunda AB ile Türkiye arasında üyelik  müzakerelerinin başlamasından sonra söz konusu müzakerelerin  AB tarafından dondurulması ya da kesilmesi gibi şartların  kaldırılması olduğunu söylerken, Chirac ile Fransa Ekonomi  Bakanı Sarkozy'nin AB zirvesi kararlarında Türkiye'nin üyeliği  ya da üyelik müzakerelerinin kesilmesi olasılığından bahsedecek  maddelerin yanında "imtiyazlı ortaklık" önerisinin de yer  almasını istedikleri belirtilen yorumda, bu verilerin, "bütün  bunlar AB-Türkiye arasında yapılacak üyelik müzakerelerinin ucu  açık kalması için mi yapılıyor, yoksa Avrupa'da Türkiye  konusunda kamuoyunun tepkisini el altından yönetebilmek için  bir siyasi manevra mı?" sorusunu gündeme getirdiğine işaret  edilmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir: "Başbakan Erdoğan,  ulusal birliktelik konusunda (dini olmayan azınlıkları tanımama)  derin devletin çizdiği Kırmızı Hattı aşmayan AB özel şartlarını  kabul etmeye hazır görünüyor. Başbakan Erdoğan, ayrıca AB  zirvesinde Türkiye için olumsuz bir kararın alınmasını engellemek istediğinden, ekim ayında AB Komisyonu tarafından yayımlanan  Türkiye raporunda yer alan şartları değiştirmek hedefinde  olduğu gibi maksimalist bir tutum takınıyor. Chirac ve  Sarkozy'nin tutumu ise 'bu tutum, Fansa-Almanya ekseni dışında  ve Berlin ile ortak tavır almadan Paris'e istediği gibi manevra  yapma olanağını tanıyor mu?'sorusunu  gündeme getiriyor. Başka  bir ifadeyle, AB Anayasası'nın  kabulü için kritik mücadele  başlarken aralık ayında yapılacak olan AB zirvesinde Türkiye  için Paris ile Berlin arasında sürtüşmelerin yaşanması ne  derecede olasıdır? Aslında Chirac, AB ile Türkiye arasında  yapılacak olan üyelik müzakerelerinin sonunda 'imtiyazlı bir  ortaklığa' varabileceğinden bahsederken amacı, AB kararlarında  'imtiyazlı ortaklıktan' bahsedilmesi değil, AB ile Türkiye  arasında üyelik müzakerelerinin başlaması halinde bunun geriye   dönüşü olmayan bir yol olacağı görüşünün ciddiye alınacak   bir görüş olmadığını göstermekti. AB Komisyonu tarafından  ekim ayında açıklanan raporda belirtilen dengelerin siyasi  manevralarla özde değişmesi olası mıdır? Bu soruya cevap  olumsuzdur ve bu olumsuz cevap  her iki taraf için de  geçerlidir."

            Özel Antenna Televizyonu'nun internet sayfasında (17/11)  "Atina Türkiye'nin AB Perspektifini Destekliyor" başlığı  altında yer alan bir haberde, Yunanistan Dışişleri Bakanı  Petros Molivyatis'in, Fransız Dışişleri Bakanı Michel Barnier  ile Paris'teki görüşmesinden sonra, Atina'nın Türkiye'nin AB  perspektifini desteklediğini, ancak Ankara'nın Kıbrıs ve  Yunanistan ile iyi komşuluk ilişkileri içinde olmakla yükümlü  olduğunu açıkladığı belirtilmektedir. İyi haber alan diplomatik  kaynaklara göre, Yunan tarafının, Ankara'nın her aday ülkeye  konulan kuralları, şartları, kriter ve ilkeleri yerine  getireceğini ima ederek Türkiye'nin AB perspektifine destek  verdiğini tekrarladığı, bu ilke ve kriterlere Türkiye'nin  Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı tutumunun da dahil  olduğu ifade edilen haberde, Dışişleri Bakanı'nın, 17 Aralık'taki  AB Zirvesi öncesi Kıbrıs ve Türkiye'nin AB süreci konularında  diplomatik maraton başlattığını belirtmek gerektiği  kaydedilmektedir. Haberde,  Yunan tarafının, Ankara'nın Atina  ve Lefkoşa'ya karşı tutumuyla ilgili olarak Yunanistan ve  Kıbrıs'ın kaygılarını giderecek ifadelerin, AB zirvesinden  çıkacak kararda yer almasını amaçladığı vurgulanmaktadır. 

 

                

 
ESKİ SAYILAR