ANKARA, 22/11(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 19-21 Kasım 2004 tarihleri arasında
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
Amerika'nın Sesi Radyosu'nun
06.30-07.00 Türkçe yayınında (19/11) "Avrupa Parlamentosu Türkiye
Konusunda Uzlaşı Arıyor" başlığı altında ve Brüksel'den Güven Özalp
imzasıyla yer verilen bir haberde, Avrupa Parlamentosu'ndaki Türkiye
tartışmasının bitmek Bilmediği ve Hollandalı Hristiyan Demokrat
Parlamenter Camiel Eurlings'in hazırladığı Türkiye raporuna yaklaşık
500 değişiklik önerisi verilmesinin, uzlaşı çabalarını yoğunlaştırdığı
belirtilmektedir. Avrupa Parlamentosu siyasi grup yetkililerinin, olası
uzlaşı yöntemlerini masaya yatırdığı ve edinilen bilgiye göre de yoğun
tartışmalar sonucunda da 12 adet uzlaşı önergesi üzerinde anlaşıldığı,
bu uzlaşılarda öne çıkan noktayı ise, "Avrupa Parlamentosu'nun
müzakerelerin başlamasını önermesi ancak bunu çeşitli koşullara
bağlaması durumunun devam etmesi"nin oluşturduğu ifade edilmektedir.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın da, Eurlings raporu konusunda tavrını
sertleştirdiği ve Eurlings'e gönderilen ve uyarı niteliği taşıyan yedi
sayfalık bir mektupta, raporda alternatif çözüm arayışının kabul
edilemez olduğunun vurgulandığı ve mektupta, "Müzakerelerin nihai
hedefi, sadece ve sadece Türkiye'nin AB'ye üyeliğidir." ifadelerinin
yer aldığı belirtilen haberde, Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye ile
müzakerelere başlanması için net bir tavsiye kararı almasını savunan
çok sayıda parlamenterin de bu mektubu desteklediğinin rahatlıkla
söylenebileceğine işaret edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Kölner Stadt-Anzeiger
gazetesinin internet sayfasında (20/11) "Bu Kapıyı Hiçkimse Kapatamaz"
başlığı altında ve Georg Escher imzasıyla yer alan bir yazıda, devlet
ve hükümet liderlerinin Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanıp
başlanmayacağı konusunda karar vereceği 17 Aralık tarihindeki AB
Zirvesi yaklaştıkça, bu konudaki tartışmanın da büyüdüğü
belirtilmektedir. Türk kökenli AB milletvekili Cem Özdemir'in,
Türkiye'nin kendini AB üyesi olarak tanımlayabilme konusundaki
gayretlerinde ne kadar yol kat ettiği konusunda kendine has deneyimleri
olduğu -Türk kökenli AB milletvekilinin Alman pasaportuyla Türkiye'deki
akrabalarını ziyaret ettiği sırasında edindiği deneyimler- ifade edilen
yazıda, Özdemir'in, Nürnberg'de parti arkadaşlarına, Türkiye'ye
gerçekleştirdiği son seyahatinde bir polisin kendisini tanıdığını
anlattığı ve söz konusu polisin Özdemir'in yanına gelip, "Siz
Avrupalılar yüzünden tutukladığım herkesi tekrardan serbest bırakmak
zorunda kalıyorum." dediği aktarılmaktadır. Yazıda, Özdemir için bunun
gibi günlük olayların tıpkı Parlamento'da alınan reform kararları gibi
Türkiye'nin ne kadar güçlü bir şekilde ilerleyişte olduğunun kanıtı
olduğu ve Özdemir'in, bu kapıyı artık hiç kimsenin kapatamayacağından
emin olduğu kaydedilmektedir. En erken 2015 yılında gerçekleşeceği
düşünülen Türkiye'nin olası AB üyeliğinin özellikle de Almanya'da büyük
ölçüde tartışılmasının Özdemir'i hiç şaşırtmadığı, çünkü başka hiçbir
AB ülkesinde bu kadar çok Türk yaşamadığı ifade edilen yazıda,
Özdemir'in "Türkiye ile üyelik müzakereleri planlandığı gibi 2005
yılının ilkbaharında mı gerçekleşecek?" şeklindeki soruya, "öyle
olmasını umut ettiğini, ancak kırmızı-yeşil sıralar içerisinde
endişelerin gitgide büyüdüğünü" belirterek yanıt verdiği
aktarılmaktadır.
Die Welt gazetesinde
(19/11) "Bu Sadece Eziyet Olarak Tanımlanabilir" başlığı altında ve
Dietrich Alexander imzasıyla Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan
ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer
almaktadır:
"SORU: Almanya ve AB'den ne
bekliyorsunuz?
KOÇARYAN: Almanya,
Avrupa'nın yeni komşularıyla ilgili projesine Güney Kafkasya'nın da
dahil edilmesine katkıda bulundu. Şimdi ise, tüm bölge için ilginç bir
hale gelmesi açısından, bu projenin içeriğinin somutlaşmasını
bekliyoruz. (...)
SORU: Ülkenizin hedefi AB
üyeliği midir?
KOÇARYAN: Biz kendimizi
Avrupa'nın bir parçası olarak görüyoruz. Avrupa Konseyi'ne üyeyiz ve
AGİT'te Avrupalı devletlerle birlikte çalışıyoruz. Reformlarımızla
Avrupa standardına ulaşmayı hedefliyoruz. Bu konunun gündeme geleceği
zaman gelecektir.
SORU: Türkiye ile ülkeniz
arasındaki sınır 11 yıldan beri kapalı. İlişkileriniz ne ölçüde
sorunlu?
KOÇARYAN: Aslına bakarsak
hiç ilişki yok; hatta diplomatik açıdan bile. Sınır işlevini görmüyor,
ticaret yok. Türkiye, Ermenistan'ı tamamen engelliyor. Bu sadece eziyet
olarak tanımlanabilir. Biz, ikili ilişkilerin önkoşulsuz olarak
başlatılması gerektiğini düşünüyoruz. Şu anki durum normal değil.
SORU: Bu durumda,
Ankara'dan, 1915'te Jöntürkler tarafından başlatılan tutuklama, tehcir
ve yüzbinlerce Ermeninin öldürülmesiyle ilgili olaylardan dolayı özür
dilemesini beklemiyorsunuz, öyle mi?
KOÇARYAN: Ermenilere
yönelik soykırımın tanınması bizim için tabii ki çok önemli, fakat bu
ikili ilişkilerin gelişmesinde hiçbir zaman önkoşul olmayacak...
SORU: O zaman Türkiye'nin
AB üyeliğini, Ermenistan'ın 'normal' bir sınıra kavuşmasına yol açacağı
için memnuniyetle karşılamanız gerekirdi?
KOÇARYAN: Tabii ki AB'ye
üye bir Türkiye'nin, ne yapacağı daha kestirilebilir olacaktır. Ayrıca
bu durumda Ermenistan'ın AB ile doğrudan sınırı olurdu. Ancak bizim
düşüncemize göre, kendisiyle katılım müzakerelerine başlanmış bir
ülke, komşularını engellememelidir. Bu tür koşullar altında
müzakerelere başlanması halinde, şu andaki durum belirli ölçüde
tescillenmiş olacaktır. Şimdiye dek hiçbir ülke ile bu koşullar altında
müzakereler yapılmadı. Bunlar bizim korku ve endişelerimiz. Kendi
saadetini başkalarının mutsuzluğu üzerine kurmak haksızlıktır."
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(21/11) "Bavyeralı Hıristiyan-Sosyal Birlik Partisi, Göç Konusundaki
Tavrını Sertleştiriyor" başlığı altında yer verdiği bir haberde,
Bavyeralı Hıristiyan-Sosyal Birlik Partisi'nin (CSU) Münih'teki
kongrede, göç politikası konusundaki tavrını sertleştirdiği ve
Türkiye'nin AB'ye giriş görüşmelerinin başlatılmasına karşı olduğunu
belirttiği ifade edilmektedir. CSU Genel Başkanı Edmund Stoiber'in,
"Her kim burada yaşamak istiyorsa Almanya'nın temel değerlerine uygun
yaşamalı ve hümanizmin ve Hristiyanlığın içine işlediği bir ülkede
yaşadığımızı kabul etmeliler." dediği belirtilen haberde, parti
kongresinin ikinci gününde de Stoiber'in, "Görüşmelerin başlamasına ve
toleransa evet, İslami başörtüsüne hayır" ifadesini kullandığı
kaydedilmekte ve bine yakın delegenin oybirliğiyle, partilerinin
çizgisine sadık kalarak, Türkiye'nin AB'ye giriş görüşmelerinin
başlatılmasına karşı oy kullandığı, partinin Avrupalı uzmanı Eberhard
Sinner'in, "Avrupa da Türkiye de olgun değil" yorumunu yaptığı
vurgulanmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(19/11) "Katolikler AB'nin Türkiye İçin Koşullar Öne Sürmesi
Gerektiğini Söylüyorlar" başlığı altında ve Paul Taylor imzasıyla yer
verdiği bir haberde, Avrupa Birliği çapındaki Roman Katolik
piskoposlarının, Türkiye'nin AB ile katılım müzakerelerine hazır olup
olmadığını tartışmaya açıp, Brüksel'in katılım müzakereleri için insan
hakları alanında daha ileri koşullar belirlemesi gerektiğini
açıkladıkları belirtilmektedir. Avrupa Topluluğu Piskoposlar Komisyonu
(COMECE) tarafından yapılan açıklamada, çoğunluğu Müslüman olan bir
ülkenin AB'ye üye olmasında dini açıdan herhangi bir engel olmadığı,
ancak Türkiye'nin kadın-erkek eşitliği ve dini özgürlükler gibi temel
haklara riayet etmesi gerektiğinin kaydedildiği ve açıklamada, "Bu
nedenle, dini özgürlükler de dahil olmak üzere temel haklara tam
anlamıyla riayet edilmeyen bir ülke olan Türkiye ile katılım
müzakerelerine başlanıp başlanmaması sorgulanmak zorundadır." denildiği
kaydedilmektedir. Haberde, Piskoposların, katılım müzakerelerine
başlanması konusunun dini değil siyasi bir karar olduğunu söyledikleri
ve AB'nin Türkiye'yi kabul edip etmemesi yönünde temel bir sorunun
ifade edilmesini reddettikleri ifade edilmektedir.
RUSYA BASINI:
Rus haber ajansı Regnum'un
internet sayfasında (19/11) "Avrupa Parlamenteri, Türkiye'nin AB
Üyeliği Raporunda 483 Düzeltme Yapmayı Önerdi" başlığı altında yer alan
bir yazıda, Avrupa Parlamentosu Uluslararası İlişkiler Komisyonu'nun
15 Kasım günü Strasbourg'da gerçekleştirdiği toplantı sırasında,
Danimarkalı temsilci Camiel Eurlings'in, "Türkiye'nin AB Üyeliği
Yolunda İlerlemesi" adlı raporunu kınadığı bildirilmektedir. Toplantıda
tartışmalar başlamadan önce Avrupalı parlamenterlerin, Türkiye'nin AB
üyeliğinin çok hassas bir konu olduğunu belirten Eurlings'in
hazırladığı raporda öne sürdüğü, AB Komisyonu'nun raporunda yapılması
gereken 483 düzeltmeyle tanışma fırsatı buldukları belirtilen yazıda,
Avrupa Ermeni Federasyonu'ndan alınan bilgilere göre, AB Komisyonu'nun
Türkiye raporuna ilişkin Eurlings'in bahsettiği düzeltmelerde,
"Ermenistan ve Türkiye arasındaki sınırın Türk yönetimi tarafınca hala
kapalı tutulduğu, böylece Türk tarafının Ermenistan'la iyi komşuluk
ilişkileri kurma fırsatını kaybettiğinin" belirtildiği
kaydedilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı'nın
(KİPE) internet sayfasında (21/11) "Yakovu, Kıbrıs Rum Tarafının Yeni
Bir Girişime Karşı Olmadığını Açıkladı" başlığı altında yer alan bir
haberde, Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun, Kıbrıs Rum tarafının,
Kıbrıs sorununa Annan planı temelinde yapılacak görüşmelerle mutabık
bir çözüm bulunması için yeni bir girişim başlatılmasına karşı
olmadığını, ancak bunun, AB'deki gelişmeler sürecinde anlaşılacağını
söylediği belirtilmektedir. Yakovu'nun, yaptığı açıklamada, 17
Aralık'ta yapılacak AB zirve toplantısında "Kıbrıs sorununa bir çözüm
bulunması için gelecekte yapılacak muhtemel girişimlere de atıfta
bulunulacağını" bildirdiği ve 17 Aralık tarihini "Kıbrıs açısından çok
önemli bir dönüm noktası" olarak nitelediği belirtilen haberde,
Yakovu'nun ayrıca, Lefkoşa'da düzenlenen "Kıbrıs Sorunu, AB ve Türkiye"
konulu toplantıda da yaptığı konuşmada, Lefkoşa'nın, AB üyesi ülke
liderlerinin Türkiye'ye bir müzakere tarihi verilip verilmeyeceği
konusunda karar verecekleri 17 Aralık'ta yapılacak AB doruk toplantısı
öncesi, Kopenhag Siyasi Kriterleri çerçevesinde Kıbrıs sorununun beş
yönünü gündeme getireceğini açıkladığı kaydedilmekte, bunlar, "Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin tanınması, Türkiye'nin Kıbrıs'ın çeşitli kurumlara
girişini veto etmesi, yerleşimciler konusu, Kıbrıs Rumlarının
mallarının korunması ve Türk kuvvetlerinin Kıbrıs'taki varlığı”
şeklinde tanımlanmaktadır.
Haravgi gazetesinde
(19/11) "Türkiye AB'ye Meydan Okuyor" başlığı altında ve Kostakis
Konstantinu imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin, sadece AB ve
Kıbrıs karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmemekle kalmadığı,
aynı zamanda AB'ye meydan okuduğu ileri sürülmektedir. Yorumda,
çeşitli yöntemlere başvurarak, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaktan ve
tanınmadan kaynaklanan yükümlülüklerden kaçındığı ileri sürülen
Türkiye'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yaralamayı amaçlayan faaliyetler
gerçekleştirdiği, ancak bu faaliyetlerin AB için de bir tahrik
oluşturduğu ve bu faaliyetlerden bir tanesinin de, Ankara'nın, AB'nin
yeni Anayasa anlaşmasını imzalamasının ardından AB'ye gönderdiği
mektup olduğu ifade edilmektedir. Türkiye'nin, anlaşmayı imzalamasının
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımasına yol açmadığına açıklık getirdiği,
ancak AB Dönem Başkanı Hollanda'nın, Ankara'nın mektubunu almamış gibi
davranırken, AB yetkililerinin Türkiye'ye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımasını, aksi takdirde, AB ile üyelik müzakerelerine başlama tarihi
almayı unutmasını salık verdikleri kaydedilmekte ve şöyle
denilmektedir: "Ankara şu ana kadar, yükümlülüklerinin tam tersi bir
politika izlemektedir ve bizzat AB ve bütün uluslararası toplumu
ciddiye almamaktadır. Türkiye'nin Kıbrıs karşısındaki tutumu ve bu
ülkenin, adanın, yani AB üyesi bir ülkenin topraklarının yüzde 37'sini
işgal etmeye devam ettiği gözlerden kaçmamalıdır. Avrupa alanında
halihazırda, Türk askerlerinin Kıbrıs'tan ayrılmalarını talep eden
sesler artmaktadır. Bir sonraki zaman dilimi, Türkiye'nin AB ve Kıbrıs
ile ilişkilerindeki daha sonraki gelişmeler konusunda önemlidir.
Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmesi, aynı zamanda bu ülkenin
üyelik sürecinin Kıbrıs sorunuyla bağlantılı kılınması yönünde Kıbrıs
ve Yunanistan hükümetlerinin sarf ettiği çabaların herkes tarafından
desteklenmesi gerekmektedir."
-
-
ESKİ SAYILAR