ANKARA, 23/11(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 19-22 Kasım 2004 tarihlerinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Washington Times
gazetesinin internet sayfasında (22/11) "Kıbrıs'taki Bölünmüşlük
Türkiye'nin AB Üyeliği Hedefini Gölgeliyor" başlığı altında ve Andrew
Borowiec imzasıyla yer alan makalede, Avrupa Birliği'nin Ankara'nın
üyelik müzakerelerinin başlayıp başlamamasına karar vereceği 17 Aralık
tarihi yaklaşırken, Türkiye ve Yunanistan arasındaki diplomatik
çatışmanın yoğunlaşmaya başladığı belirtilmektedir. Atina'nın Türk
savaş uçaklarının Ege Denizi üzerinde Yunan hava sahasını ihlal ettiği
yönündeki iddialarının AB zirvesi öncesinde hakim olan havayı daha da
gerginleştirdiği ve Türkiye'nin üyelik şansını zayıflattığı belirtilen
makalede, mayıs ayından bu yana AB üyesi olan Kıbrıs'ın düzenli bir
şekilde Türkiye'ye üyelik müzakereleri için bir tarih verilmesini
veto hakkını kullanarak engelleyebileceğini ima ettiği ifade edilmekte
ve bu müzakerelerin 10 yıldan fazla sürebileceği öne sürülmektedir.
Kıbrıslı Rumların, Türkiye'nin, hükümetlerini resmen tanımadan yasal
olarak AB'ye girme hakkı olmadığını savunduğu ifade edilen makalede,
Kıbrıslı Rumların bu iddiasının Yunan Hükümeti'nce de desteklendiği ve
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo Kumutsakos'dan, "Bir AB
üyesinin aday bir ülke tarafından tanınmıyor olması siyasi ve kurumsal
bir saçmalıktır" şeklinde bir açıklama geldiği kaydedilmektedir.
Makalede, bazı AB yetkililerinin, Türkiye'nin AB üyeliği hedefi
önündeki sorunların giderek arttığı konusunda uyarıda bulunduğu,
Ankara'dan gelen açıklamaların ise, Türkiye'nin AB'nin talepleri
karşısındaki tutumunu katılaştırdığını ve Ankara'nın Kıbrıs Rum
Hükümeti'ni adanın meşru hükümeti olarak tanıması önerilerini
reddettiğini gösterdiğine işaret edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Focus dergisinde
(22/11) "Kendini Yok Edercesine Bir Çözülmeye Doğru" başlığı altında ve
C. Elflein-I. Mayer imzalarıyla Alman Piskoposlar Konferansı Başkanı
Karl Kardina Lehmann ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın
Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye'nin AB
üyeliğine nasıl bakıyorsunuz?
LEHMANN: Türkiye'de insan
hakları ve din özgürlüğü konusunda hala temel eksiklikler var. Önce
görüşmeleri başlatıp, sonra da yeterli bir hukuk devleti oluşup
oluşmadığına bakmak yerine, önce bu sorunların bertaraf edilmesi, daha
sonra da üyeliğin müzakere edilmesi daha mantıklı olurdu.
SORU: Bir hukuk devleti
olarak Türkiye'nin AB'de yeri var mı?
LEHMANN: Gerekli
değişikliklerin sadece kağıt üzerinde kalabileceğine dair güçlü
endişelerimiz var. Ayrıca, Türkiye'nin Orta Doğu için ümit edilen
demokrasi modeli olacağından şüpheliyim.
SORU: Bu durumda siz
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine karşısınız, öyle mi?
LEHMANN: Burada mesele,
Avrupa'nın, Hristiyanlığa ve Museviliğe, Antik Çağ'a ve Aydınlanma'ya
dayanan bir kimliği olup olmadığıdır. Bu açıdan bakıldığında da
sınırlandırmalar oluşmuyor mu? Rusya'yı da almak istiyor muyuz?
Ardından da Fas ve Tunus gelecek. Bu şekilde trenin neredeyse kendi
kimliğini yok edercesine çözülmeye doğru yola çıkıp çıkmadığı konusunda
kaygılarım var. Genişletilmiş bir Ortaklık Anlaşması'nı, AB tam
üyeliğine tercih ederdim. AB'deki 25 üyeyle bütünleşme ve de hazmetme
konusunda şimdilik zaten yeterince işimiz var."
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (20/11) "Türkiyesiz AB" başlığı altında ve DPA'ya atfen
yayımlanan bir haberde, Hamburg CDU'sunun, AB'nin Türkiye ile katılım
müzakerelerini belirsiz bir süre için ertelemesinden yana karar aldığı
ve küçük parti kurultayına katılan delegelerin, partinin gençlik
teşkilatının verdiği buna ilişkin önergeyi onayladıkları
belirtilmektedir. Bu kararın "gelişmeler üzerinde etkisi olmayacağına"
işaret eden CDU Eyalet Teşkilatı Başkanı Dirk Fischer'in, "2006'daki
seçimleri (Federal düzeyde) kazandığımızda, geri döndürülmesi mümkün
olmayan bir sürece bağlanmış olacağız" dediği belirtilen haberde,
CDU'nun "ayrıcalıklı ortaklık" teklifini bir kez daha vurgulayan
Fischer'in, "Türkiye'nin AB üyeliği meselesi bugün erişilmesi çok uzak
bir hayaldir" şeklinde ifadesine yer verilmektedir. Haberde, Hamburg
CDU'sunun aldığı bu kararla, CDU içinde AB'nin Türkiye ile
görüşmelerinde liberal bir çizgiyi savunan Hamburg Belediye Başkanı Ole
von Beust'un tam tersi bir rotaya yönelmiş bulunduğu ve Beust'un,
AB'nin gelecek 10-15 yılda gerçekleştireceği katılım müzakereleri
çerçevesinde, "özellikle Almanya'nın Türkiye ile ticari ilişkileri
bakımından çok açık bir şekilde Almanya'nın lehine bir perspektif"
gördüğü kaydedilmektedir.
Welt am Sonntag gazetesinde
(21/11) "Rusya Yeni Nükleer Silahlarını Savunuyor" başlığı altında ve
Friedemann Weckbach Mara imzasıyla Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı
Vladimir Çişov ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın
Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye'nin AB'ye
üyeliği sizin için ne anlam ifade ederdi?
ÇİŞOV: Çok büyük anlam
ifade ederdi. Rusya, Türkiye'yi dini radikallerin elinde görmektense AB
içinde görmeyi tercih eder. Türkiye'nin AB üyeliğini kesinlikle
memnuniyetle karşılarız."
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung'da
(20/11) "Ankara, 'Evet' ile 'Hayır' Arası Bir Cevaba Boyun Eğiyor"
başlığı altında ve Susanne Güsten imzasıyla yayımlanan APA kaynaklı bir
yazıda, Türkiye'nin dört haftaya kadar yapılacak olan AB Zirvesi'nde,
müzakerelerin başlangıcında kayıtsız şartsız "evet"ten daha azına da
razı olmaya hazırlandığı öne sürülmektedir. İktidardaki politikacıların
kamuoyunda Türkiye'nin 17 Aralık'taki zirvede giriş müzakerelerinin
başlangıcının bazı şartlara bağlanmasını kabul etmeyeceğini
vurguladıkları ancak kulislerin ardında Türkiye'nin kendini
Avrupalılara bazı tavizler vermeye hazırlaması gerektiği görüşünün
giderek yerleştiği belirtilen yazıda, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün,
hükümet yanlısı Zaman gazetesinin kendisiyle yaptığı bir röportajda,
"AB'nin Türkiye'nin tam üyeliğinden farklı bir şey önermesi halinde, bu
iş biter" dediği ve bu sözleriyle AB içindeki bazı politikacıların
Türkiye'ye AB'ye üyelik yerine "imtiyazlı ortaklık" önerilmesi
yolundaki isteklerine gönderme yapmış olduğu ifade edilmekte ve
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ise geçtiğimiz günlerde, Türkiye'nin
son iki yılda başlattığı reformlarla ev ödevlerini yapmış olduğunun,
şimdi sıranın AB'ye geldiğinin altını çizdiği kaydedilmektedir.
Yazıda, Türk Hükümeti'nin aralıktaki zirvede isteğini tamamen kabul
ettiremeyeceğini bildiği ve zirvede alınacak kararda da, AB
Komisyonu'nun ekimdeki Türkiye raporunda olduğu gibi, AB ile Türkiye
arasındaki giriş müzakerelerinin "açık uçlu bir süreç" olacağı
ibaresinin yer alacağının şimdiden bilindiği ifade edilmekte, bunun da
müzakerelere başlamanın, Türkiye'nin katılımını garanti etmeyeceği
anlamına geldiği vurgulanmaktadır.
Wiener Zeitung'da
(20/11) "Viyana'da Tanınmış Politikacıların Katıldığı AB Tartışması"
başlığı altında yayımlanan haberin Türkiye ile ilgili bölümünde, üst
düzeydeki Avrupalı politikacıların Hofburg Sarayı'nda toplanarak,
Avrupa politikasına ilişkin acil konuları tartıştıkları
belirtilmektedir. Cumhurbaşkanı Heinz Fischer'in toplantıda Avrupa
Anayasası Anlaşması'nın onaylanmasında gösterilen farklı tutumları
eleştirerek, AB üyesi ülkelerin hepsinde ya halkın ya da
parlamentoların karar vermesi gerektiğini söylediği belirtilen
haberde, Avrupa Parlamentosu'ndaki muhafazakarların lideri Hans Gert
Pöttering ile sosyal demokratların lideri Martin Schulz'un ise Türkiye
ile giriş müzakerelerine başlanması konusunda farklı görüşler
sergiledikleri ifade edilmektedir. Haberde, Pöttering'in, "Birliğin
gücünü aşıyoruz. Aşırı genişleme Birliğin sonu olacaktır" derken,
Schulz'un buna karşı çıktığı ve Türkiye'nin katılımına Türk halkının
Batı'daki değerleri kabul etmesini sağlayacak bir "şans" olarak
bakılması gerektiğini vurguladığı kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times
gazetesinin internet sayfasında (21/11) "Helmut Kohl, Türkiye'nin
Üyeliği Konusu da Dahil Olmak Üzere AB'nin Aşırı Genişlemesine Yönelik
Korkuları Dile Getirdi" başlığı altında ve Brian Groom imzasıyla yer
alan makalede, Avrupa Birliği'nin baş mimarlarından biri olan Almanya
eski Başbakanı Helmut Kohl'ün, Birliğin önümüzdeki ay Türkiye ile
üyelik görüşmelerine başlayıp başlamamaya karar vermeye hazırlandığı
bir dönemde, aşırı genişleme tehlikesine karşı uyardığı
belirtilmektedir. Kohl'ün, Berlin'de düzenlenen Avrupa Forumu'nda
yaptığı bir açıklamada, Türkiye'nin üyelik kriterlerini yerine
getirmede katettiği ilerlemenin, "suni zaman baskısı" gibi "herhangi
bir manipülasyon olmadan" değerlendirilmesi gerektiğini söylediği
belirtilen makalede, yıllar süren görüşmelerin ardından AB
liderlerinin 17 Aralık'ta, Türkiye'nin en az 10 yıllık bir zaman süreci
içinde AB'ye katılmasını sağlayacak resmi üyelik müzakerelerine
başlayıp başlamamaya karar vermek için biraraya gelecekleri ve bu
konunun Fransa, Almanya, Avusturya ve Kıbrıs dahil olmak üzere üye
ülkelerde ihtilaf yarattığı kaydedilmektedir. Kohl'ün, kişisel
bağlarına rağmen (oğullarından birinin eşi Türk) Türkiye'nin üyeliği
konusuna uzun süreden beri şüpheyle yaklaştığı ifade edilen makalede,
Helmut Kohl'ün, ekonomik istikrarı, demokrasiyi ve insan haklarını
kapsayan Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesi halinde Türkiye
konusunda bir karara varılabileceğini söyleyerek, AB'nin bu yıl orta,
doğu ve güney Avrupa'dan 10 yeni ülkeyi birliğe dahil ederek
gerçekleştirdiği genişlemeyi övdüğü, ancak "AB'yi çok fazla
genişletemeyiz. Avrupa'nın tarihe dayanan doğal sınırları var" dediği
kaydedilmektedir.
İTALYA BASINI:
La Padania
gazetesinde (19/11) "Türkiye ve Avrupa: İki Farklı Dünya" başlığı
altında yayımlanan bir haberde, hükümet koalisyonunun küçük ortağı olan
ayrılıkçı ve yabancı düşmanı Kuzey Ligi'nin Türkiye'nin AB'ye katılımı
aleyhindeki girişimlerinin çoğaldığı, geçtiğimiz ekim ayında İtalyan
Meclisi'ne Türkiye'nin AB üyeliği konusunda referanduma gidilmesi
yönünde teklif götürmelerinin ardından bu defa da Milano'da Türkiye'nin
AB'ye katılımına karşı imza kampanyası başlattıkları kaydedilmektedir.
Haberde, Lombardia Bölgesi Kuzey Ligi Grup Başkanı Davide Boni'nin
konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamada, "Türkiye Avrupa ülkesi
değildir. Ne kültürel ne ekonomik ne de coğrafi bakımdan bir Avrupa
ülkesidir. Birliğe bir Afrika ya da Güney Amerika ülkesinin kabul
edilmesinin saçma olacağı gibi, Türkiye'nin de kabul edilmesi akıl
almaz bir husustur" şeklindeki ifadesi aktarılmaktadır.
SLOVAKYA BASINI:
Domino gazetesinde
(20/11) "Türkiye'nin AB'ye Katılımı: Evet ya da Hayır" başlığı altında
ve siyasi analizci Ivan Janyi imzasıyla yayımlanan makalede,
Türkiye'nin AB üyeliği konusunda yaşanan sıkıntının, coğrafi
büyüklüğünden veya ekonomisinden, ya da ordusunun siyaset üzerindeki
etkisinden kaynaklandığı gibi gerekçelere indirgendiği, ancak "Kürt
azınlığı" konusunun izlenmesinin ilginç olacağı, hatta, "Ermeni
azınlık" ile ilgili olarak daha da büyük sorunlarla
karşılaşılabileceği, sonuç itibariyle, Türk ulusunun siyasi bilincinin
acılı bir uzlaşma ile yüz yüze kalacağı ileri sürülmekte, bununla
birlikte Türkiye'nin bu yeni duruma hazır olup olmadığı, mevcut Türk
kurumlarının şimdi müzakerelere başlamayı ve sorunları 10-15 yıl
sonraki yöneticilere bırakmayı yeğledikleri ileri sürülmektedir.
Makalede, halen Türkiye'nin üç temel sorunu bulunduğu, bunlardan
birincisinin; Türkiye'nin Avrupa'nın bir parçası olup olmadığı ve bu
bağlamda, Avrupa'nın coğrafi olarak nereye kadar genişletilmesinin
istendiği meselesi olduğu, ikincisinin; Türkiye'nin "eski Yunan
felsefesini" ve Avrupa hukuk düzenini özümlemeye 10-15 yıl içinde hazır
olup olmayacağı hususu olduğu, üçüncüsünün ise; İslam'ın demokrasi ile
ilişkisinin ne olduğu sorusunu oluşturduğu kaydedilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Kosmos tu Ependiti
gazetesinde (20/11) "Anastasiadis'in Karamanlis'e Gönderdiği Gizli
Mektup" başlığı altında yayımlanan bir haber-yorumda, YDP ile aynı
siyasi çizgide olan Kıbrıs'taki DİSİ partisinin lideri Nikos
Anastasiadis'in, Başbakan Karamanlis'e "gizli" tanımlanan bir mektup
gönderdiği ve bu mektupta, uluslararası alanda Lefkoşa ile Türkiye'ye
yönelik ortamdan, son dönemde Lefkoşa için kaydedilen olumsuz
gelişmelerden, AB zirvesi arifesinde uluslararası toplumun Türkiye'ye
bakış açısından bahsetmekte ve "Türkiye'nin talebini veto etmemiz
durumunda, kontrol dışı olacak bir Türkiye'nin olası tepkileri
karşısında ne yapacağımıza karar vermeliyiz" dediği belirtilmektedir.
Anastasiadis'in mektubunda, "Türkiye'nin Kıbrıs konusunda artık suçsuz
konumda olduğu, Uluslararası örgütlerin Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı
dostane olmayan bir tavır takınmış bulunduğu ve AB Komisyonu tarafından
hazırlanan Türkiye raporunun, Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili konuları
ve Kıbrıs sorununun çözümlenmesini, Türkiye'nin AB üyelik sürecinden
ayrı tuttuğunu vurguladığı" ifade edilen haber-yorumda, Anastasiadis'in,
AB içinde Türkiye'ye yönelik var olan ortama da değinerek, "Türk
talebini veto edecek bir tek AB üyesi ülkenin olmadığı gözleniyor. Öyle
görülüyor ki Türkiye'ye ucu açık olacak şekilde üyelik müzakereleri
için tarih verilecektir" dediği kaydedilmektedir. Anastasiadis'in
mektubunun başka bir bölümünde ise, "gerek açıklamaları ile gerekse
tutumu ile Avrupai bir Türkiye'nin tercih edilmesi gerekir.
Dolayısıyla önceliklerimizi sıralamakta yarar vardır" şeklindeki
ifadesine yer verilmektedir.
Kosmos tu Ependiti
gazetesinde (20/11) "Atina, Veto ve Baskılardan Vazgeçiyor" başlığı
altında ve Lambros Kalaritis imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda,
Türkiye'ye AB tarafından üyelik müzakereleri için tarih verilip
verilmeyeceği konusunda karar alınacak AB zirvesi yaklaşırken,
Türkiye'nin gergin ip üzerinde dengesini korumaya çalıştığının
gözlendiği belirtilmektedir. Tahriklerin devam etmesine rağmen,
Atina'nın, Ankara'ya yönelik veto hakkını kullanmaktan veya herhangi
bir baskıda bulunmaktan vazgeçtiğinin görüldüğü belirtilen haber-
yorumda, Türkiye'nin AB üyesi olması olasılığına karşı Avrupa
başkentlerinde tepkilerin büyümesinin, AB ile Türkiye arasındaki
ilişkilerde "imtiyazlı ortaklık" gibi bir formülün masaya getirilmesi
olasılığını yarattığı ve AB üyesi olması halinde, bu durumun AB
ekonomisinin, siyasetinin, kültürünün, AB-ABD ilişkilerinin nasıl
etkileneceği yolunda yapılan gerçekçi değerlendirmelerin Brüksel'de
Türkiye konusunda tablonun değişmesine yol açtığı kaydedilmektedir. AB
içinde ABD yanlısı tutum takınan çoğu ülkelerin Türkiye'nin AB
üyeliğine sıcak baktığı, çünkü böyle bir gelişmenin ABD'nin AB
politikası doğrultusunda olduğuna işaret edilen haber-yorumda, ABD'ye
karşı olan Avrupa ülkelerine gelince ise, bu ülkelerin şimdiye kadar
ABD'yi karşılarına almayacak şekilde bir taktik uyguladıkları, ancak
Ankara'ya verdikleri ümitler büyük olduğundan, karar alma zamanı
geldiğinde Türk talebine karşı olumsuz bir tutum takınmaları halinde,
bunun bedelini ağır ödeyeceklerini gördüklerinden, şimdi zorda
kalmalarını önleyecek bir yol aradıkları vurgulanmaktadır.
Kathimerini
gazetesinde (20/11) "Oyun Sona Eriyor" başlığı altında yayımlanan
başmakalede, Türk Hükümeti'nin her fırsatta Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımayacağını söylediği belirtilmektedir. 17 Aralık'ta yapılacak olan
ve Hollanda'nın AB ile Türkiye arasında üyelik müzakereleri sürecinin
başlaması önerisini getireceği AB Zirvesi arifesinde Ankara'nın böylesi
bir tutum takınmasının, muhtemelen Türkiye'nin uyguladığı taktiğe hizmet
ettiği belirtilen başmakalede, Türkiye'nin, istediğini garanti altına
almadan önce hiçbir şey vermeye niyetli olmadığı ve Türkiye'nin şu
aşamada garanti altına almak istediği şeyin, AB ile üyelik
müzakerelerinin başlaması olduğu ve bunun stratejisi açısından büyük
önem taşıdığı vurgulanmaktadır. Gerçek olanın, Türkiye'nin Kıbrıs
Cumhuriyeti konusunda takındığı uzlaşmaz tutumunu uzun süre
sürdüremeyeceği olduğu ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımayı reddetmesinin
bir erteleme taktiği olarak da algılanabileceği ifade edilen
başmakalede, er ya da geç, özellikle de AB ile Türkiye arasında üyelik
müzakerelerinin başlaması yolunda karar alınması durumunda,
Türkiye'nin AB ortaklarıyla "Avrupai" bir ülke olarak muhatap olacağı,
başka bir ifadeyle, Türkiye'nin AB müktesebatına, AB yasalarına ve
siyasi ahlakına uygun şekilde davranmak zorunda kalacağı, AB
müktesebatına uyumun ise Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti ile
görüşmelerde bulunması yolunu açacağına işaret edilmektedir.
Apoyevmatini
gazetesinde (21/11) "Valiankis: Türkiye'nin AB Yönelimi Kırmızı
Işıklarla Dolu Bir Cadde Gibidir" başlığı altında ve Manolis Kottakis
imzasıyla Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannis Valinakis ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. Kritik AB zirvesi arifesinde Dışişleri
Bakanı Yannis Valinakis'in, "Türkiye'nin AB yönelimi, kırmızı ışıklarla
dolu bir caddeye benziyor. Türkiye, kırmızı ışıktan geçmek için her
seferinde bir iyi niyet gösterisinde bulunmalıdır. Ancak o zaman AB
yeşil ışığın yanması için düğmeye basacaktır" şeklinde akıllıca bir
benzetme yaparak, Ankara'ya net ve belirli bir mesaj gönderdiği
belirtilen mülakatta, Valinakis'in, "Topluca ihlallerin, adalar
üzerinden yapılan uçuşların ve tehditkar tavırların Türkiye'nin AB
yönelimi sürecinde yeri yoktur. Yapılması gereken şey, Türkiye'nin iyi
komşuluk ilkelerine saygı duyduğunu ortaya koyacak girişimleri
benimsemesidir" dediği ifade edilmektedir. Dışişleri Bakan Yardımcısı
Valinakis'in ayrıca, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaması durumunda
Türkiye'nin önüne aşamayacağı çok ve belirli sorunların çıkacağını da
kaydettiği mülakatta, Valinakis'in, AB içinde baş gösteren Türkiye'ye
üyelik müzakereleri için tarih verilmemesi eğilimine itirazlarının
olduğunun görüldüğü ifade edilmektedir. Mülakatta, Valinakis'in,
"Türkiye ile AB arasındaki ilişki tam olmalıdır. Çünkü bu şekilde
Avrupa olarak, AB kriterleri, yasaları, yükümlülükleri, ilkeleri
konusunda Türkiye'ye yönelik sert tavır takınabiliriz, bunu yaparken de
yine Avrupa olarak Türkiye'ye karşı adil olmalıyız" dediği
aktarılmaktadır.
-
-
ESKİ SAYILAR