ANKARA,
25/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 24 Kasım 2004 tarihinde
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin
(24/11) "Türkiye Dışişleri Bakanı, AB Üyelik Görüşmelerini Başlatmaları
İçin Avrupalı Yetkililere Baskı Yaptı" başlığı altında ve Robert
Wielaard imzasıyla yer verdiği bir haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'ün, AB'nin üst düzey yetkililerine, gelecek ay yapılacak kritik
zirvede AB üyelik görüşmelerini başlatma kararı almaları için baskı
yaptığı belirtilmektedir. Gül'ün, ülkesi AB Dönem Başkanlığı'nı
yürüten Hollanda Dışişleri Bakanı Ben Bot ve AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komisyon Üyesi Olli Rehn ile biraraya geldiği belirtilen
haberde, büyük bir ihtimalle Türkiye'ye yeşil ışık yakılacağı, ancak
kaynakların, görece fakir ve nüfusunun büyük bir bölümü Müslüman olan
ülkeyi AB'ye kabul etme yönündeki görüşmelerin ne kadar kısa bir süre
sonra başlayacağına ilişkin belirsizliklerin sürdüğünü, Fransa'nın,
Türkiye'nin görüşmelere ancak Aralık 2005'te ya da 2006'nın ilk
yarısında başlamasını tercih ettiğini, ancak Almanya ve diğer ülkelerin
daha erken başlamayı isteğini söyledikleri kaydedilmektedir. Haberde,
kimliğinin açıklanmasını istemeyen bir AB yetkilisinin, "Üyelik
görüşmelerini başlatacak bir kararı engelleyecek bir devlet yok.
Kabaca, üyelik görüşmelerinin başlatılmasına dair tavsiyenin tüm üye
devletler tarafından desteklendiğine ilişkin bir düşünce mevcut."
şeklinde konuştuğu vurgulanmaktadır.
AP'nin (24/11)
"Üyelik Görüşmelerine Bir Ay Kala AB, Türkiye'den Reformları
Hızlandırmasını İstedi" başlığı altında ve Robert Wielaard imzasıyla
yer verdiği bir haberde, Avrupa Birliği'nin, Türkiye'den, AB
liderlerinin gelecek ay Ankara ile üyelik görüşmelerini başlatma kararı
almasını istiyorsa, hukuki reformlarını hızlandırmasını istediği
belirtilmektedir. Ülkesi AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten Hollanda
Dışişleri Bakanı Ben Bot'un, AB yürütme organı görüşmelerin
başlatılması tavsiyesinde bulunmuş olsa da, Türkiye'nin üyelik
şartlarını yerine getirip getirmediği konusunda 25 AB başkentinde bir
fikir birliği olmadığına işaret ettiği belirtilen haberde, Bot'un,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşmenin ardından
gazetecilere, "Üye devletler kendileri için üyelik kriterlerinin yerine
getirilip getirilmediğine karar vermekte özgürdürler." şeklinde bir
açıklama yaparak, AB'nin Türkiye'den, önümüzdeki üç hafta içerisinde
ceza muhakemeleri usulü ve adli konulardaki diğer yasaların
Parlamento'dan geçirilmesini istediğini söylediği ifade edilmektedir.
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi Olli Rehn'in, eğer Türkiye
devam etme işaretini alırsa, üyelik müzakerelerinin nisan ayında
başlayabileceğini söylediği, Bot'un ise, resmi görüşmeleri başlatmadan
önce her iki tarafın sorun çıkabilecek alanları saptamasına imkan
verecek bir "tarama sürecinin" olmasını önerdiği ifade edilen haberde,
görüşmeler için bir başlangıç tarihi konusunda yan çizse de Bot'un,
Fransa'da popüler olan, AB'nin Ankara için üyeliğe alternatif bir konum
geliştirmesi fikrini reddederek, "Şu anda üyelik müzakerelerinden
bahsediyoruz." dediği aktarılmaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse
gazetesinde (24/11) "AB Adayı Türkiye ve Hırvatistan İçin Büyük
Engeller" başlığı altında ve Andreas Schnauder imzasıyla yayımlanan bir
haberde, 17 Aralık'ta Türkiye ve Hırvatistan ile giriş müzakerelerine
başlama işaretinin verileceği, ancak Avrupa devlet ve hükümet
başkanlarının Brüksel'deki zirvede verecekleri kararın ne olacağı
konusundaki soru işaretinin giderek büyüdüğü belirtilmektedir.
Ankara'nın, bazı ülkelerde AB'ye tam üye olması konusundaki
tereddütlerin giderek arttığını gördüğü ifade edilen haberde, ayrıca
Kıbrıs'ın da Türkiye'nin adanın Rum kesimini tanımasını ve yaklaşık 35
bin askerden oluşan Türk birliklerini bölünmüş adanın kuzey kesiminden
çekmesini istediği, Rum Lider Tassos Papadopulos'un, bu şartın yerine
getirilmemesi halinde müzakerelerin başlamasına "hayır" demekle tehdit
ettiği ve buna paralel olarak üyelikten başka seçenekler bulunması
yolunda baskının da giderek arttığı vurgulanmaktadır. Diplomatların
öncelikle de Fransa, Avusturya ve daha zayıf olmakla birlikte
Hollanda'nın başka seçenekler bulunması yolunda ısrar ettiğini,
Almanya'daki Birlik partilerinin "imtiyazlı ortaklık" taslağının ise
seçenekler arasında ağırlık kazandığını söyledikleri belirtilen
haberde, söylentilere göre, CDU Başkanı Angela Merkel'in, bu konuda
Avrupa Hıristiyan Demokrat Partisi (EVP) tarafından Türkiye
koordinatörü olarak görevlendirilen Başbakan Wolfgang Schüessel'den
destek beklediği ve karar metninden sorumlu olan AB Dönem Başkanı
Hollanda'nın bu senaryoları "spekülasyon" olarak nitelendirdiği
kaydedilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(24/11) "Slovakya, Türkiye ile AB'ye Üyelik Müzakerelerinin
Başlatılmasından Yana" başlığı altında yer verdiği bir haberde,
Slovakya Dışişleri Bakanı Eduard Kukan'ın yaptığı açıklamada,
Slovakya'nın, sonunda otomatik olarak üyeliğe varılacağının vaat
edilmemesi şartıyla, Türkiye ile AB'ye üyelik müzakerelerinin
başlatılmasından yana olduğunu belirttiği kaydedilmektedir. Kukan'ın,
"Şimdiden bu müzakerelerin sonucunu garanti etmek mümkün değildir.
Herşey Türkiye'nin AB'ye aidiyet kriterlerini yerine getirme şekline
bağlı olacaktır." dediği belirtilen haberde, Koalisyon hükümetini
oluşturan dört partiden ikisinin -Hıristiyan Demokrat Hareketi (KDH) ve
Liberal Parti (ANO)- ise bu konuda çekimser kaldığı ifade edilmektedir.
Haberde, Kukan'ın, "KDH, hükümetin kararının, Türkiye'nin AB'ye
muhtemel bir üyeliğine karşı yeterince sert olmadığını düşünüyor. ANO
ise tam tersine hükümetin yeteri kadar, Türkiye'nin muhtemel AB üyeliği
lehinde bulunmadığını düşünüyor." açıklamasında bulunduğu
belirtilmektedir.
AFP'nin (24/11)
"Türkiye'nin Adaylığı... İki Fransız Milletvekili Seçmenlerine
Danışıyor" başlığı altında yer verdiği bir haberde, sağcı çoğunluğa
mensup iki Fransız milletvekilinin, karşı oldukları Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne adaylığı konusunda seçmenlerine danışmaya karar verdiği
belirtilmektedir. Merkez sağ parti UDF mensubu ve Blois milletvekili
olan Nicolas Perruchot'un, Türkiye'nin AB'ye üyeliğine karşı olduğunu
hatırlattığı ve hükümetin bu konuda Meclis'te bir tartışma
düzenlememesinden duyduğu teessürünü dile getirdiği bir bülteni
seçmenlerine gönderdiği, bu bültendeki kuponu kesip kendisine
yollayarak seçmenlerinin fikirlerini belirtmelerini istediği kaydedilen
haberde, Perruchot'un, bu danışmadan çıkacak sonucu, Ankara ile
müzakerelerin başlatılması meselesinin ele alınacağı 17 Aralık Avrupa
zirvesine katılacak olan Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a ileteceğini
ifade ettiği, yine Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı olan UMP çoğunluk
partisinden Bouches-du-Rhone milletvekili Richard Mallié'nin de, kendi
açtığı internet sitesinde başlattığı kamuoyu yoklaması ve 60 bin nüsha
dağıttığı soru kitapçığı vasıtası ile seçmenlerinin fikrini almaya
çalıştığı vurgulanmaktadır.
Le Figaro gazetesinin
internet sayfasında (24/11) "Türkiye... Ayrıcalıklı Ortaklığın
Avantajları" başlığı altında ve eski bakan ve Avrupa Milletvekili
Jacques Toubon imzasıyla yer alan bir yazıda, Toubon'un, Alain Juppe
ile birlikte dört yıl önce, Avrupa için Anayasa şemasında, Fransa'nın
komşuları ve özellikle Türkiye'ye yönelik olmak üzere ayrıcalıklı
ortaklık formülüne yer verilmesini önerdiği, siyasi birliğin
sınırlarının ne olacağı sorusunu yönelten ilk kişiler arasında
bulunduğu belirtilmektedir. Valery Giscard d'Estaing'nin cesur
tavırları sayesinde, Konvansiyonun buna çok yakın hükümler belirlediği
ifade edilen yazıda, bugün ise Türkiye ile üyelik müzakereleri
konusundaki tartışma yoğunlaştıkça, herkes veya hemen hemen herkesin,
ayrıcalıklı ortaklık seçeneğini kapsayan bir alternatif başlatmayı
önerdiği, ancak üyeliğin koşulsuz taraftarlarının, bunun herhangi bir
anlama gelmediğini rahatlıkla söyleyebildikleri, oysa ayrıcalıklı
ortaklığın, "Türkiye ile AB arasında paylaşılan gerçek bir ortaklık ve
gelecek politikası" olduğuna işaret edilmektedir. Bu politikanın,
"gerçek bir ortak ticaret politikası, bir hukuk devletinin
oluşturulması, göçün kontrolü, deniz denetimi -İstanbul ve Çanakkale
Boğazları, petrol taşımacılığı ve askeri ulaşım bakımından çok büyük
bir öneme sahiptir-, gelişmeye yardım, dış politika ve savunma,
Kıbrıs'ın barışçı biçimde birleşmesi, kültür politikası" hususlarını
kapsayabileceği kaydedilen yazıda, sonuç olarak, "Ayrıcalıklı bir
ortaklık demek, çağdaş Türkiye'nin durumunu ve siyasi birliğin
oluşturulmasının gereklerini gerçekçi bir şekilde dikkate almak
demektir. Bu, Avrupa için tehlikeleri ve Türkiye için de resmi bir
üyelikten doğacak güçlükleri azaltmak olacaktır. Bu, Türkiye'ye
dünyanın kilit bir bölgesindeki rolünü oynamasına imkan verecektir. Bu,
Avrupa ve Türk dünyası olmak üzere iki medeniyetin gelenek ve
değerlerine yanıt verecek özel ilişkiler oluşturmaktır." ifadelerine
yer verilmektedir.
DANİMARKA BASINI:
Politiken
gazetesinde (22/11) "Türkiye'de Yaşayan 20 Milyon Kürt, 17 Aralık'ta
Türkiye'ye Müzakere Tarihi Verilmesini Ümit Ediyor" başlığı altında ve
Emrah Sütçü imzasıyla yayımlanan bir haberde, Türkler ile Kürtler
arasındaki sorunlara rağmen, her iki tarafın da Türkiye'nin AB üyeliği
konusunda hemfikir olduğu ve dolayısıyla Türkiye'de yaşayan 20 milyon
Kürt'ün, aralık ayında düzenlenecek AB zirvesinde Türkiye'ye müzakere
tarihi verilmesini ümit ettiği belirtilmektedir. Geçtiğimiz günlerde
Kemal Peköz ile Türkiye'deki siyasi durumu açıklamak amacıyla
Danimarka'ya ziyarette bulunan DEHAP mensubu Ferrah Diba Ergül'ün,
Türkiye'deki demokratikleşme sürecinin gelişimi için müzakere tarihinin
öneminin altını çizerek, "Türkiye henüz gerçek anlamda
demokratikleşmedi. Ancak, AB üyeliği perspektifi olumlu bir süreç
başlattı ve müzakere tarihi verildiği takdirde bu süreç daha da
güçlenecek." dediği belirtilen haberde, son yıllarda yapılan
reformların kısmen AB'nin baskısı sonucu yapıldığını ifade eden ve
bunların Güneydoğu bölgesine de yansımasını olumlu karşılayan Ergül'ün,
son iki yıl zarfında söz konusu bölgede şimdiye kadar görülmeyen
projeler başlatıldığına dikkat çektiği, Kemal Peköz'ün ise,
"Türkiye'nin sorunlarını kendisi çözmesi gerekir, ancak AB bu konuda
yardımcı olabilir. Son iki-üç yıl zarfında Türkiye'de demokrasi ve
insan hakları alanında normalde 20 yıl alacak çok hızlı bir gelişme
yaşandı. Bu gelişmeler, Türk halkının hayatını olumlu yönde
etkileyecek." dediği aktarılmaktadır.
Politiken gazetesinde
(22/11) "Avrupa Kiliseleri, Türkiye'nin Müslüman Olmasının, AB
Üyeliğine Engel Teşkil Etmemesi Gerektiğini Düşünüyor" başlığı altında
ve Julie Jo Boding imzasıyla yayımlanan bir haberde, Danimarka
Kilisesi'nin de bağlı olduğu Avrupa Kiliseleri Organizasyonu'nun (KEK)
mensupları arasında yaptığı bir ankete göre, Türkiye'nin AB üyeliğinin
dinle bağlantılı olmadığı, bu bağlamda, KEK'in Brüksel kolu başkanı
Rüdiger Noll'un, KEK'e üye olan 125 kilisenin hiçbirinin AB'yi bir
Hıristiyan kulübü olarak görmediğini ve bu kulübe Müslüman bir ülkenin
girmesine karşı çıkmadığını vurguladığı belirtilmektedir. Noll'un,
Avrupa'nın çok kültürlü, çok dinli bir bölge haline geldiğini kabul
etmek gerektiğini belirttiği ifade edilen haberde, KEK'e mensup
kiliselerin Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyip desteklememe konusunda
henüz karar vermediklerini açıklayan Noll'un, "Türkiye reddedildiği
takdirde, Türkiye'nin Avrupa'ya ait olmadığı yönünde mesaj vermiş
oluruz. Böyle bir karar ise, köktendinciliğin yayılmasına ve bölgedeki
sosyo-politik dengelerin bozulmasına yol açacaktır." dediği ve bu
bağlamda, Samuel P. Huntington'un "medeniyetler çatışması" teorisine
katılmadığını vurgulayarak, Türkiye'nin Batı ve İslam kültürü arasında
köprü görevi üstlenebileceğini ve Türkiye'nin AB üyeliğinin, söz konusu
iki bölge arasındaki diyalogun güçlenmesine yardımcı olacağını
savunduğu kaydedilmektedir. Haberde, insan haklarına ilişkin
reformların uygulanması konusunda sorun yaşandığını belirten Noll'un,
Türkiye'nin doğru yolda olduğunu, ancak ülkenin henüz hedefe
ulaşmadığını ve dolayısıyla Türkiye'deki sürecin yakından takip
edilmesi gerektiğini vurguladığı ifade edilmektedir.
HIRVATİSTAN BASINI:
Vecernji List
gazetesinde (23/11) "Türkiye ile Birlikte AB'ye mi?" başlığı altında
yayımlanan bir yorumda, bazı diplomatların, on yıllardır AB adayı olan
Türkiye'nin, Hırvatistan'ın Avrupa'ya entegrasyonu sürecini
yavaşlatabileceği düşüncesini paylaştıkları belirtilmektedir. AB'nin,
Brüksel'de aralık ayında düzenlenecek zirvede, Hırvatistan'ın ve
Türkiye'nin müzakerelere başlama tarihini açıklamak zorunda olduğu ve
bunun Hırvatistan için kötü olabileceği, zira Avrupa'nın, Türkiye'nin
AB'ye katılımı ile ilgili geleneksel ve gecikmeye neden olan
endişelerini Hırvatistan'a yöneltebileceği öne sürülmektedir.
İngiltere'nin zaten bunu kullandığı ve Hırvatistan'ın AB'ye katılımını
savunan Almanya ve Fransa'ya, "Eğer Hırvatistan ile müzakerelere
başlamak istiyorsanız, Türkiye için de aynısını yapmak zorundasınız."
şeklinde bir mesaj gönderdiği, Almanya ve Fransa'nın ise, Türkiye
konusundaki bu düşünceyi paylaşmadığı belirtilen yorumda, Chirac
Fransa'da bir referanduma gidilmesini savunduğu ve kamuoyu
yoklamalarına göre Fransızların çoğunun Türkiye'nin AB üyesi olmasına
karşı olduklarından bunun sonucunu tahmin etmenin zor olmadığı, eğer
Chirac'ın referanduma gitmesi durumunda, Alman muhafazakar muhalefetin
de Türkiye konusunda bir referandum yapılması meselesini bir kez daha
gündeme getirebileceği ifade edilmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir:
"Türkiye ve Hırvatistan arasında büyük farklılıklar var. Türkiye'nin
AB üyesi olması konusunda fikir ayrılığı yaşayan yalnızca AB değil,
Türkiye'nin kendisi de AB konusunda bölünmüş durumda. Türk kamuoyunun,
azınlıklar için AB standartlarının benimsenmesi konusunda endişeleri
var. Pek çoğu, 20 milyon Kürt'ün AB standartlarına göre bir azınlık
statüsü kazanmasının modern Türkiye'nin sonu anlamına geleceğini
düşünüyor... Ankara AB yönünde oldukça yavaş ilerliyor. Brüksel
zirvesinde Türkiye'ye üyelik görüşmelerine başlama tarihi verileceğine
inanılıyor, ancak müzakerelerin neredeyse Türkiye'nin adaylığı kadar
süreceğine de inanılıyor. Hırvatistan'ın Türkiye ile aynı pakete
konulması ülkemiz için çok olumsuz olacaktır. Bazı yabancı diplomatlar
bu yüzden Hırvatistan'ın AB'ye üyeliğinin 2010 ya da hatta 2012'ye
kadar ertelenebileceğini bile düşünüyorlar."
İTALYA BASINI:
Corriere della Sera
gazetesinde (23/11) "Barroso: Pakt Değişir, Ama Özü Değişmez" başlığı
altında ve Giuseppe Sarcina imzasıyla Avrupa Komisyonu yeni Başkanı
Barroso ile yapılan bir mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye
ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Önümüzdeki Avrupa
zirvesinde liderler Türkiye ile müzakerelerin başlatılıp başlatılmaması
konusunda bir karar vermek zorunda kalacaklar. Siz, bazı ülkelerin de
talep ettiği üzere, 'müzakerelerin gecikmeksizin başlatılması'
taraftarı mısınız?
BARROSO: Erdoğan'ın
Türkiye'sine kadar varan bir genişleme mi? 'Prodi Raporu'na tamamen
katılıyorum. Dolayısıyla da Ankara ile müzakerelerin başlatılması
taraftarıyım. Ancak devlet ve hükümet başkanlarına bir karar marjı
bırakılması da ihtiyatlı bir davranış olacaktır; zira halihazırda
farklı duyarlılıklar mevcut. Benimle ilgili kısmına gelince... Bir
tarih için savaşmayacağım! Altı ay önce olmuş ya da sonra olmuş, bu
esasen konunun özünü değiştirmiyor."
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia
gazetesinde (24/11) "AB Türkiye İçin 'Kamuoyunun Sesine de Kulak
Vermeliyiz' Diyor" başlığı altında ve Aliki Matsi imzasıyla yayımlanan
bir haber-yorumda, "17 Aralık'ta yapılacak zirvede Türkiye'ye üyelik
müzakereleri için tarih verip vermeyeceği konusunda karar almadan önce
AB, kamuoyunun görüşünü de ciddi bir şekilde dikkate almalıdır."
şeklindeki görüşü, AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Avrupa Konularından
Sorumlu Bakanı Nikolay'ın, Avrupa konularıyla ilgili Lahey'de yapılan
toplantıda dile getirdiği belirtilmektedir. Fransa Cumhurbaşkanı
Chirac'ın Türkiye konusunda referandum yapılması yolundaki beyanatının
devamı sayılan bu açıklamanın, Hollandalı yönetmen Van Gogh'un bir
Müslüman tarafından vahşice öldürülmesinin ardından, AB Dönem Başkanı
ülkenin içinde ortaya çıkan sorunları göğüslemeye çalıştığı bir sırada
yapıldığı ifade edilen haber-yorumda, Hollandalı Bakanın ayrıca,
Müslümanların AB ile bütünleşme konusunda sorunların var olduğunu, bu
nedenle Avrupa içinde bu konuda ikilem yaşandığını da belirttiği ve bu
görüşün, toplantıya gözlemci olarak katılan Türk heyeti dışında herkes
tarafından benimsendiği kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR