29.11.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

                                                                                                                                                          

            ANKARA, 29/11(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  26-28 Kasım 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI: 

            The Chicago Tribune gazetesinin internet sayfasında  (26/11) "Avrupalılar Türkiye'yi Hoş Karşılayacak Havada  Değiller" başlığı altında ve Tom Hundley imzasıyla yer alan  makalede, pek çok Avrupalı için, Avrupa Birliği'nin icra  organı olan Komisyonun Türkiye ile katılım müzakerelerine  başlanması yönündeki tavsiye kararının çizmeyi aşan bir  adım olduğu belirtilmektedir. Her ne kadar AB'nin siyasi  liderlerinin 17 Aralık'taki zirvede Komisyonun tavsiye  kararını benimsemeleri bekleniyorsa da, AB üyesi 25 ülkedeki  kamuoylarının Türkiye'nin Birliğe kabulüne derinden karşı  olduğu ve kamuoyu araştırmalarının, Türkiye'nin üyeliğine  yönelik bir referandumda AB'nin önde gelen her ülkesinde  karşı görüş çıkacağını ortaya koyduğu belirtilen makalede,  Avrupa'daki en kalabalık Türk nüfusun bulunduğu Almanya'da  halkın sadece yüzde 34'ü Türkiye'nin katılımından yana,  Fransa'daki kamuoyu yoklamalarının ise Fransızların yüzde  75 ila 80'inin Türkiye'nin üyeliğine karşı olduğu ifade  edilmektedir. Paris merkezli Stratejik Araştırmalar  Enstitüsü Vakfı yöneticisi Francois Heisbourg'un, "Türkiye  alışılmadık korkular uyandırıyor. O, muazzam bir 'öteki'"  dediği, Fransız siyasi analist Dominique Reynie'nin ise,  "Avrupa için esas soru din, ancak demokratik halk için  bunu yüksek sesle dile getirmek siyasi açıdan doğru olmaz."  şeklindeki ifadesine yer verilen makalede, Fransa'da  Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde öğretim görevlisi  olan Guillaume Parmantier'in, "Son 10 yıl boyunca Türkiye  modernleşti, demokratikleşti ve önemli oranda Avrupa'ya  yakınlaştı." dediği ve aynı zamanda Türkiye'nin Asya'daki  topraklarındaki kırsal kesimindeki yüksek doğum oranının  ülkeyi karakteristik olarak çok daha Asyalı yaptığını  söylediği ifade edilmektedir. Türkiye'nin büyüklüğünün bir  başka endişe kaynağı olduğu,  70 milyonluk nüfusuyla  Türkiye'nin halihazırda Fransa ve İngiltere'nin önüne  geçtiği ve mevcut doğum hızıyla AB'nin en kalabalık üyesi  Almanya'yı da önümüzdeki 20 yıl içinde sollayacağı ve  AB'nin nispi temsil sistemi içinde Türkiye'nin en çok oy  hakkına sahip ülke olacağına işaret edilen makalede, tüm  bu endişelere rağmen Türkiye'nin Avrupa'da destekçilere  sahip olduğu ve bu kişilerin Avrupa'nın azalan doğum  oranıyla Türk göçüne ihtiyaç duyacağını ve AB'yi Hıristiyan  kulüp olarak bırakmanın giderek çok etnikli yapıya sahip  olan kıtada sağlam bir politika olmayacağını, Türkiye'nin  dışarıda bırakılmasıyla Müslüman dünyaya yanlış sinyal  verileceği ve ayrıca Türkiye'nin askeri alandaki dikkat  çekici üstünlüğünün AB için bir artı değer olacağını  belirttikleri kaydedilmektedir.

            The Chicago Tribune gazetesinin internet sayfasında  (28/11) "Genç Türkler Daha İyi Bir Ülke İçin AB'ye Katılımı Destekliyorlar" başlığı altında ve Catherine Collins  imzasıyla yer alan makalede, Jöntürklerin Osmanlı  İmparatorluğu'nun çöküşünü planlamalarından neredeyse yarım  asır sonra yeni kuşak JönTürklerin başka çeşit bir devrimin  başlangıcına hazırlandıkları ve her ne kadar pek çok  Avrupalının Türkiye'yi AB'ye kabul etme konusunda birtakım  şüpheleri olsa da, Türkiye'nin katılım beklentisinin tüm  ülke çapında -özellikle de kalabalık genç kuşak arasında-  memnuniyetle karşılandığı kaydedilmektedir. Heyecan içindeki  30 yaşın altındaki Türklerin, görüldüğü kadarıyla AB  üyeliğinin geri kalan engelleri yıldırmadığı, tam tersine  pek çoğunun ülkelerinin eğitim gibi alanlarda ilerleme  kaydetmesi ve insan hakları ve siyasi reformların AB'ye  katılmadan önce güçlendirmesi gerektiğini anlayışla  karşıladığı belirtilen makalede, İstanbul'da seçkin bir  spor kulübünde eğitmen olarak tam gün çalışan 25 yaşındaki  öğrenci Arif Budak'ın, "Buna hazır olduğumuzu düşünmesem de  Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyorum." dediği, Avrupa  Politika Çalışmaları Merkezi Müdürü Daniel Gros'un,  İstanbul'daki Ekonomi ve Dış Politika Forumu tarafından  finanse edilen İstanbul konferansında yaptığı konuşmada,  Avrupalıları endişeye sevkeden en önemli sorunun genç  kuşağın düşük eğitim oranı olduğunu söylediği ifade  edilmekte ve "Pek çok ülkede AB üyeliğinin uzun vadeli  faydalarının semeresini almayı savunan genç kuşağa göre,  katılım müzakereleri için tarih alınması, bir yolculuğun  sona erip diğerinin başlamasına işaret ediyor. Bugünün  Türk gençliği AB üyeliğinin etkisini tamamen hissedecek  olan ilk kuşak olacak. Sayıları çok ve hem kendileri  hem de ülkeleri için Avrupalıları, demografik zayıflığın  potansiyel olarak bir güç olabileceğine ikna edebilmek  tam bir sınav." denilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (26/11) "Akılcılığa  Dönüş" başlığı altında ve Valery Giscard d'Estaing imzasıyla  yayımlanan makalede, Türkiye'nin AB'ye olası katılımının  ateşli tartışmalara yol açtığı, bu konuda birbirlerinden  farklı argümanların öne sürüldüğü ve yıllar öncesi verilen  sözler, ret cevabının Müslüman dünyasında bir hakaret  olarak algılanacak olması, Türkiye tarafından kaydedilen  ilerlemeler, kültürler arası çatışmanın daha da tırmanma  tehlikesi gibi konuların Türkiye'nin üyeliğini desteklediği  belirtilen makalede, diğer yandan Türkiye topraklarının,  başkenti de dahil olmak üzere, altıda beşinin Avrupa  dışında bulunması, nüfusunun çokluğu, üyelikle birlikte  AB'nin en fakir ülkesi haline gelecek olması, bunun  ekonomik ve sosyal sonuçları, Türkçe konuşan büyük bir  toplumun ülke sınırlarının dışına yerleşecek olmasının ve  AB'nin bir anda Suriye, İran ve Irak'la ortak bir sınıra  sahip olacağı gerçeğinin ise üyeliğe karşı gerekçeler  olarak ifade edilmektedir. Kamuoyunun bu konuda açıkça  bölünmüş durumda olduğu ve her ne kadar Cumhurbaşkanı  Chirac'ın 26 Ekim'de Berlin'de yaptığı açıklamada, "En  büyük arzum, 10 belki de 15 yıl devam edecek olan bu  sürecin sonunda üyelik imkanına sahip olmamız." demiş  olsa da, Fransa'da bile bu konuda fikri sorulanların  yüzde 64'ünün, Türkiye'nin katılımına karşı olduğunu  söylediği kaydedilen makalede, Avrupa projesinin şu anki  gidişatı ve Avrupa vatandaşlarının bu projeye şüpheyle  bakışının, projenin çok karmaşık oluşuyla açıklanabileceği  ve hangi tarihte olursa olsun Türkiye'nin üyeliğinin, bu  ülkeyi AB'nin karar vericisi konumuna yükselteceği ve  bunun da, Avrupa projesinin doğasını değiştireceği öne  sürülmektedir.

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (26/11) "Fransa,  Türkiye ile Müzakerelerin Geç Başlatılmasından Yana"  başlığı altında ve "Mic" rumuzuyla yayımlanan bir yazıda,  Fransa'nın, Türkiye ile yapılacak katılım müzakerelerinin  olabildiğince geç, örneğin 2005 yılının sonu ya da 2006  yılı başlarında başlatılmasını istediği ve Fransa  Dışişleri Bakanı Barnier'in, bu arzusuna gerekçe olarak,  Türkiye ile müzakerelere erken başlanması durumunda  Cumhurbaşkanı Chirac tarafından AB anayasası için 2005  yılında Fransa'da yapılacağı açıklanan referandumun zora  girebilecek olmasını gösterdiği belirtilmektedir. Sağcı  kitle partilerinin çoğunluğu ve solcu partilerin bir  kısmının, Türkiye'nin AB'ye üyeliğini reddettiği ve  Cumhurbaşkanı Chirac'a baskı yaptıkları belirtilen yazıda,  Fransızların AB Anayasası'nı oylayacakları tarihin henüz  belli olmadığı ve Cumhurbaşkanı'nın bu yüzden Türkiye  ile müzakerelere başlama tarihini olabildiğince ileriye  atmaya çalıştığı ifade edilmektedir. Yazıda, müzakerelere  tam üyelik hedefiyle başlamak yerine, Türkiye'ye bir tür  ayrıcalıklı ortaklığa giden bir seçenek teklif edilmesi  yönündeki önerinin merkez sağ partilerde giderek daha  fazla taraftar bulduğu kaydedilmektedir.

            Merkur gazetesinin internet sayfasında (26/11)  "Schröder ve Histeri" başlığı altında ve Georg Anastasiadis  imzasıyla yer alan bir yazıda, Şansölye Schröder'in,  muhalefet kanadını kati bir şekilde, Müslümanların  entegrasyonu ve Türkiye'nin AB üyeliği tartışmalarını  birbirine karıştırmamaları konusunda uyardığı  belirtilmektedir. Schröder'in, bu konunun hükümeti için  tam anlamıyla dinamit niteliğinde olduğunun farkında  olduğu ve bu nedenle de İslamiyet tartışmasında "histerik"  davranılmaması konusunda uyardığı vurgulanan yazıda,  Türkiye'nin muhtemel bir AB üyeliğinin Anadolu'dan  Almanya'ya doğru büyük bir göç akımının başlamasına sebep  olacağı, bunu Kırmızı-Yeşillerin bile inkar etmesinin  mümkün olmadığı ifade edilmekte ve "Peki bu toplum, zaten  Almanya'da yaşayan Türklerin entegrasyonu bile hüsrana  uğramışken, böyle bir akımın üstesinden nasıl gelecek?"  sorusuna yer verilmekte ve "Çoğunlukla işçi kesimin  yaşadığı semtlerde özellikle Müslüman komşularla yan yana  yaşamanın nasıl bir şey olduğu biliniyor." denilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (28/11) "Sarkozy: Türkiye'nin Avrupa'ya Entegre  Olmasını Değil Ortak Olmasını Temenni Ediyorum" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, Fransa'da iktidardaki sağ  partinin lideri Nicolas Sarkozy'nin yaptığı açıklamada,  Türkiye'nin AB'ye entegre olmasını değil, Avrupa'ya ortak  olmasını temenni ettiğini dile getirdiği belirtilmektedir.  Halk Hareketi Birliği (UMP) partisinin kongresinde 40 bin  kişi önünde konuşma yapan Sarkozy'nin, "Siyasi bir proje ve  20. Yüzyılın yarısının büyük birleştiricisi olan Avrupa  sonsuza kadar genişleyemez." dediği belirtilen haberde,  Sarkozy'nin, "Bizim vizyonumuz, Anglosaksonların geniş  alanlı serbest dolaşım vizyonu değildir. İşte bu  yüzdendir ki Türkiye'nin AB'ye entegre olmasını değil,  Avrupa'ya ortak olmasını istiyorum." ifadesini kullandığı kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Financial Times gazetesinde (26/11) "Türkiye'ye Sırt  Çevirmek İçin Vakit Artık Çok Geç" başlığı altında  yayımlanan başyazıda şöyle denilmektedir: "Avrupa Birliği  liderleri üç hafta sonra, Türkiye'nin 10-15 yıl içinde  kulüplerinin üyesi olmasını sağlayacak katılım  müzakerelerinin başlatılıp başlatılmaması konusunda karar  verecekler. AB'ye yeni bir Anayasa hazırlamak amacıyla  kısa süre önce toplanan Konvansiyon'un Başkanı eski Fransa  Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing dün bu sayfalarda,  neden hayır demeleri gerektiğini anlattı. Biz, bu  gerekçelere maalesef katılmıyoruz. Ortada son derece meşru  bir görüş var. Türkiye'nin de buna alışması gerek, zira  uzun ve çetin bir süreç olacak bu. Tartışma herkesin gözü  önünde yapılmalı. Giscard d'Estaing'in yaptığı gibi, din  sanki bu tartışmanın bir parçası değilmiş gibi  davranmak da anlamsız. Açıkça görülüyor ki bu böyle.  Giscard'ın görüşünün özü, Avrupa'nın, 'Türkiye'nin AB'ye  katılım müzakerelerini kabul etmekle, kapıyı suratına  kapatmak arasında basit bir tercihe sürüklendiği' yolunda.  Giscard, üçüncü seçenek olan 'imtiyazlı ortaklığın'  Avrupa'nın geleceğini tehlikeye atmadan Türkiye'nin  beklentilerini karşılayacağını söylüyor. Pek de öyle  denemez. Bu tür tezlerin miadı yıllar önce dolmuştur.  Bunu şimdi dile getirmek, Türkiye'yi önce davet edip  sonra Brüksel'in kapılarını suratına çarpmak gibi olur.  Türk halkı ve Mustafa Kemal Atatürk'ün ordusu tarafından  benimsenen ve bir yandan ülkenin zengin tarihine sadık  kalırken, bir yandan da ülkeyi çağdaş bir hale getirmeyi  amaçlayan Avrupa yanlısı ulus projesi paramparça olur.  Türkiye jeopolitik açıdan alacakaranlık kuşağına girer ve  despot rejimlere ve başarısızlığa batmakta olan Orta Doğu  ve Kafkaslar gibi bölgelere doğru itilir. Türkiye'nin AB  ile mevcut ilişkileri 40 yıl öncesindeki de Gaulle  zamanına kadar uzanıyor ve geleceğine ilişkin kararlar da  gerçekçi olmak zorunda. Giscard'ın, Fas gibi ülkelerin  Türkiye örneğini izleyecekleri endişesi yanıltıcı. AB'nin,  Akdeniz'in güney ve doğu kıyısındaki ülkelerde durumunu  pekiştiren ayrı bir programı var. Giscard'ın, yeni AB  Anayasası'nın Türkiye'yi kaldıramayacağı savı da samimi  değil. Anayasa'nın gelecekte ne olacağı, (sadece  Fransa'da da değil üstelik) Türkiye masada yerini alıncaya  kadar zaten belli olacak. AB ile Türkiye'nin, sonuçta  sığınacakları bir çözüme ihtiyaçları olabilir. Kimse 12  yılda siyasi iklimin ne olacağını bilemez. Ama bunu şimdi,  41 yıllık bir sürecin karar aşamasının sonuna yakın bir  anda söylemek, kehanet sayılabilecek olsa da politika  sayılmaz. Giscard'ın Avrupa kimliğine dair endişeleri  kolayca gözardı edilemez, ancak AB'nin en başarılı  politikası olan genişlemeden, sorun şeklinde bahsetmek de  olmaz. Avrupa, Türkiye ve İslam'a karşı Giscard'ın  'vatanseverlik' dediği şeyi kurmaya çalışırsa, asıl bu  büyük bir sorun yaratır. Ayrıca, Türkiye'nin, Avrupa'nın  kültür mirasını hiç paylaşmadığı yolundaki savı da garip.  Sanki Bizans, Doğu Roma İmparatorluğu, Yunan felsefe  klasikleri ve İslam dünyasından yayılarak Avrupa'yı  karanlık çağlardan çıkaran bilim hiç yokmuş gibi..."

            AFP'nin (26/11) "Schröder: Türkiye'nin AB'ye Üyeliği  İslam Dünyası İçin Bir Köprü Olacaktır" başlığı altında  yer verdiği bir haberde, Almanya Başbakanı Gerhard  Schröder'in, Berlin'de yaptığı bir açıklamada, Türkiye'nin  AB'ye üyeliğinin yaşlı kıtaya, "İslam dünyasıyla bir köprü  kurma şansı" vereceğini belirttiği kaydedilmektedir.  Schröder'e göre, Türkiye'nin üyeliği ile Avrupa, İslam  dünyasına doğru bir köprü kurma yolunda tarihi bir şans  elde edeceği belirtilen haberde, Avrupa Komisyonu Başkanı  José Manuel Durao Barroso'nun da katıldığı Avrupa'da  kültür konulu konferans sırasında konuşan Schröder'in,  "Avrupa değerlerine sahip bir Türkiye, İslam dini ve  aydınlanmış modern bir toplum arasında bir tezat  olmadığının açık bir kanıtı olacaktır. Türkiye, Avrupa'nın  diğer Müslüman komşu ülkeleri için bir model olacaktır. Bu  yüzdendir ki Türkiye'nin üyeliği, Avrupa'nın ötesinde barış  ve güvenlik ümidi ile birlikte düşünülüyor." dediği  aktarılmaktadır. Schröder'in, "Avrupa'ya ruh vermek" konulu  konferans sırasında, "AB'nin Demokrasi, hukuk devleti,  insan hakları ve azınlık haklarının korunması değerlerine  uyum sağlayan bir adayın üyeliği reddedilemez." dediği  ifade edilen haberde, José Manuel Barroso'nun da, Avrupa  projesinin, ekonomi alanında olduğu kadar kültürel  alanda da çalışıldığı takdirde başarı sağlayabileceğini  belirttiği kaydedilmektedir.

 

            İTALYA BASINI: 

            La Repubblica gazetesinde (26/11) "Türkiye Dışişleri  Bakanı Gül: İtalya Bizim Tarafımızda ve AB'ye Girmemize  Yardım Edecek" başlığı altında ve Marco Ansaldo imzasıyla  Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: Avrupa'da Türkiye ile ilgili bir gelişme var.  Başka bir deyişle, Ankara'nın AB'ye katılımına karşı  -temelleri Avusturya ve Fransa'ya dayanan- referanduma  durulması fikri şimdilerde bir de İtalya'da belirdi.  Bunlar sizin Avrupa yürüyüşünüzü ne derecede engelleyebilir? 

            GÜL: Bazı Avrupa ülkeleri, ayrıca bazı siyasi  partiler tarafından başlatılan bu girişimlerin münferit  olarak Türkiye'nin katılımını etkileyeceğini sanmıyorum.  Biz uyum sağlamak için elimizden geleni yaptık ve AB de  bunu hesaba katmalıdır. 

            SORU: Neyi ima ediyorsunuz? 

            GÜL: Yapılan ilerlemeleri kastediyorum. İleri doğru  atılan adımlar gayet kayda değerdir. Tıpkı AB kriterleriyle  uyumlu hale gelebilmemiz için gerçekleştirilen Anayasa  değişikliklerinde olduğu gibi. (...) 

            SORU: Avrupalı liderler tam 17 Aralık'ta müzakerelere  başlama tarihinin ne olacağına karar verecekler. Sizin  onlardan ne gibi talepleriniz olacak?  

            GÜL: 2005 yılının ilk yarısında hiç tereddütsüz  müzakerelere başlamalarını talep edeceğim. İtalya'nın  bizim tarafımızda yer aldığını ve bu konumunu da devam  ettirmeye hazır olduğunu biliyoruz."

 

            KIBRIS RUM BASINI: 

            Haravgi gazetesinde (26/11) "Hükümet 17 Aralık Öncesi  Tetikte... Kipros Hristomidis: AB Tezlerimizi Tam Olarak  Biliyor" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Hükümet  Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in yaptığı açıklamada,  hükümetin 17 Aralık arifesinde AB yönündeki çabalarının  sürmekte olduğunu, gerek AB başkanlığının gerek diğer  bütün üye ülkelerin Rum yönetiminin tezlerini bildiğini  söylediği belirtilmektedir. Hrisostomidis'in, Avrupa'da  Kıbrıs sorununda ve özellikle Türkiye'nin AB süreciyle  ilgisi noktasında geniş bir tartışma varolduğunu ve Rum  tarafının tek taraflı olarak mayınların temizlenmesi  prosedürüne başlaması konusunda uluslararasında olumlu  yorumlar yapılmakta olduğunu söylediği ifade edilen  haberde, bunun, gerek 17 Aralık öncesinde Türkiye'den  bazı hareketler gelmesiyle gerek zirve kararlarında açık  ifadeler yer almasıyla siyasi yansımaları olacağına dair  işaretler bulunup bulunmadığının sorulması üzerine  Hrisostomidis'in, bunun bir çaba olduğunu ve Türkiye'nin  AB üyelik süreci bağlamında Kıbrıs'la ilgili konuların  ciddi şekilde tartışıldığına dair işaretler bulunduğunu  söylediği kaydedilmektedir.

 

            ULUSLARARASI ARAP BASINI:  

            Londra'da Arapça yayımlanan El Şark'ül-Ewsat  gazetesinin internet sayfasında (26/11) "Karamanlis: Biz  Türkiye'nin Üyelik Sürecini Destekliyoruz" başlığı altında  ve Abdussettar Berekat imzasıyla Yunanistan Başbakanı  Kostas Karamanlis ile yapılan bir mülakata yer  verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu  ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: Özellikle Kıbrıs sorununun devam etmesi ve  -aralarında Yunanistan'ın hava ve deniz sahasındaki  ihlallerin de bulunduğu- Yunanistan ile Türkiye arasında  çözüm bekleyen sorunlar ışığında Yunanistan'ın Türkiye'nin  AB üyeliği ile ilgili görüşü nedir? 

            KARAMANLİS: Biz Türkiye'nin AB üyelik sürecini  destekliyoruz. Yunanistan açısından bu stratejik ve temel  bir hedeftir. Çünkü bunun, istikrarın pekişmesi ve bölgede  barış ve kalkınmanın yayılmasında olumlu etkisi olacağını  düşünüyoruz. Ancak şunu belirtmek isterim ki, reformları  hızlandırıp kendisinden istenen hususları yerine getirmek  suretiyle Avrupa topluluğuna katılımını belirleyebilecek  tek taraf Türkiye'dir. Yani bu Ankara'nın elindedir. Aksi  takdirde uzun sürecek müzakerelere girer. Bu yüzden askıda  bekleyen dramatik bir sorunu bitirmek üzere Kıbrıs'ın  yeniden birleştirilmesi konusunda ciddiyetle çaba sarf  etmesi gerekir."

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Özel Antenna Televizyonu'nun internet sayfasında (25/11)  "Karamanlis-Balkenende Görüşmesi" başlığı altında yer alan  bir haberde, Hükümet Sözcü Vekili Antonaros'un, Başbakan  Kostas Karamanlis'in Hollanda Başbakanı Peter Balkenende ile  yaptığı uzun süren telefon görüşmesinde, özellikle Türkiye  ile Kıbrıs olmak üzere, AB Zirvesi'nde görüşülecek konuları  ele aldığını belirttiği kaydedilmektedir. Yunanistan'ın  "sabit" tezinin içeriği konusunda bir soruya cevaben Sözcü  Vekili Antonaros'un, "Yunanistan, Türkiye'nin AB  perspektifinden yana. Ancak AB üyelik perspektifinin  ilerlemesi için bu ülkenin tüm kriter ve ön koşulları  yerine getirmesinden de yana." dediği ifade edilen haberde,  Türkiye'nin ön koşulları yerine getirmediği takdirde  Yunanistan'ın tutumunun ne olacağı sorusuna karşılık ise  Antonaros'un, varsayımlı sorulara cevap vermeyeceğini,  Ankara'nın 17 Aralık tarihine kadar Kıbrıs Cumhuriyeti'ni  tanımadığı takdirde Yunanistan'ın Türkiye'nin AB  perspektifi karşısında tutumunun ne olacağı sorusuna ise,  bu aşamada müzakerelerin devam ettiğini belirttiği  kaydedilmektedir.

 

 

 

    

                 

 
ESKİ SAYILAR