ANKARA, 29/11(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 26-28 Kasım 2004 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD
BASINI:
The Chicago Tribune
gazetesinin internet sayfasında (26/11) "Avrupalılar Türkiye'yi Hoş
Karşılayacak Havada Değiller" başlığı altında ve Tom Hundley imzasıyla
yer alan makalede, pek çok Avrupalı için, Avrupa Birliği'nin icra
organı olan Komisyonun Türkiye ile katılım müzakerelerine başlanması
yönündeki tavsiye kararının çizmeyi aşan bir adım olduğu
belirtilmektedir. Her ne kadar AB'nin siyasi liderlerinin 17
Aralık'taki zirvede Komisyonun tavsiye kararını benimsemeleri
bekleniyorsa da, AB üyesi 25 ülkedeki kamuoylarının Türkiye'nin Birliğe
kabulüne derinden karşı olduğu ve kamuoyu araştırmalarının, Türkiye'nin
üyeliğine yönelik bir referandumda AB'nin önde gelen her ülkesinde
karşı görüş çıkacağını ortaya koyduğu belirtilen makalede, Avrupa'daki
en kalabalık Türk nüfusun bulunduğu Almanya'da halkın sadece yüzde 34'ü
Türkiye'nin katılımından yana, Fransa'daki kamuoyu yoklamalarının ise
Fransızların yüzde 75 ila 80'inin Türkiye'nin üyeliğine karşı olduğu
ifade edilmektedir. Paris merkezli Stratejik Araştırmalar Enstitüsü
Vakfı yöneticisi Francois Heisbourg'un, "Türkiye alışılmadık korkular
uyandırıyor. O, muazzam bir 'öteki'" dediği, Fransız siyasi analist
Dominique Reynie'nin ise, "Avrupa için esas soru din, ancak demokratik
halk için bunu yüksek sesle dile getirmek siyasi açıdan doğru olmaz."
şeklindeki ifadesine yer verilen makalede, Fransa'da Uluslararası
İlişkiler Enstitüsü'nde öğretim görevlisi olan Guillaume Parmantier'in,
"Son 10 yıl boyunca Türkiye modernleşti, demokratikleşti ve önemli
oranda Avrupa'ya yakınlaştı." dediği ve aynı zamanda Türkiye'nin
Asya'daki topraklarındaki kırsal kesimindeki yüksek doğum oranının
ülkeyi karakteristik olarak çok daha Asyalı yaptığını söylediği ifade
edilmektedir. Türkiye'nin büyüklüğünün bir başka endişe kaynağı
olduğu, 70 milyonluk nüfusuyla Türkiye'nin halihazırda Fransa ve
İngiltere'nin önüne geçtiği ve mevcut doğum hızıyla AB'nin en kalabalık
üyesi Almanya'yı da önümüzdeki 20 yıl içinde sollayacağı ve AB'nin
nispi temsil sistemi içinde Türkiye'nin en çok oy hakkına sahip ülke
olacağına işaret edilen makalede, tüm bu endişelere rağmen Türkiye'nin
Avrupa'da destekçilere sahip olduğu ve bu kişilerin Avrupa'nın azalan
doğum oranıyla Türk göçüne ihtiyaç duyacağını ve AB'yi Hıristiyan
kulüp olarak bırakmanın giderek çok etnikli yapıya sahip olan kıtada
sağlam bir politika olmayacağını, Türkiye'nin dışarıda bırakılmasıyla
Müslüman dünyaya yanlış sinyal verileceği ve ayrıca Türkiye'nin askeri
alandaki dikkat çekici üstünlüğünün AB için bir artı değer olacağını
belirttikleri kaydedilmektedir.
The Chicago Tribune
gazetesinin internet sayfasında (28/11) "Genç Türkler Daha İyi Bir Ülke
İçin AB'ye Katılımı Destekliyorlar" başlığı altında ve Catherine Collins
imzasıyla yer alan makalede, Jöntürklerin Osmanlı İmparatorluğu'nun
çöküşünü planlamalarından neredeyse yarım asır sonra yeni kuşak
JönTürklerin başka çeşit bir devrimin başlangıcına hazırlandıkları ve
her ne kadar pek çok Avrupalının Türkiye'yi AB'ye kabul etme konusunda
birtakım şüpheleri olsa da, Türkiye'nin katılım beklentisinin tüm ülke
çapında -özellikle de kalabalık genç kuşak arasında- memnuniyetle
karşılandığı kaydedilmektedir. Heyecan içindeki 30 yaşın altındaki
Türklerin, görüldüğü kadarıyla AB üyeliğinin geri kalan engelleri
yıldırmadığı, tam tersine pek çoğunun ülkelerinin eğitim gibi alanlarda
ilerleme kaydetmesi ve insan hakları ve siyasi reformların AB'ye
katılmadan önce güçlendirmesi gerektiğini anlayışla karşıladığı
belirtilen makalede, İstanbul'da seçkin bir spor kulübünde eğitmen
olarak tam gün çalışan 25 yaşındaki öğrenci Arif Budak'ın, "Buna hazır
olduğumuzu düşünmesem de Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyorum."
dediği, Avrupa Politika Çalışmaları Merkezi Müdürü Daniel Gros'un,
İstanbul'daki Ekonomi ve Dış Politika Forumu tarafından finanse edilen
İstanbul konferansında yaptığı konuşmada, Avrupalıları endişeye
sevkeden en önemli sorunun genç kuşağın düşük eğitim oranı olduğunu
söylediği ifade edilmekte ve "Pek çok ülkede AB üyeliğinin uzun vadeli
faydalarının semeresini almayı savunan genç kuşağa göre, katılım
müzakereleri için tarih alınması, bir yolculuğun sona erip diğerinin
başlamasına işaret ediyor. Bugünün Türk gençliği AB üyeliğinin etkisini
tamamen hissedecek olan ilk kuşak olacak. Sayıları çok ve hem kendileri
hem de ülkeleri için Avrupalıları, demografik zayıflığın potansiyel
olarak bir güç olabileceğine ikna edebilmek tam bir sınav."
denilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (26/11) "Akılcılığa Dönüş" başlığı altında ve Valery Giscard
d'Estaing imzasıyla yayımlanan makalede, Türkiye'nin AB'ye olası
katılımının ateşli tartışmalara yol açtığı, bu konuda birbirlerinden
farklı argümanların öne sürüldüğü ve yıllar öncesi verilen sözler, ret
cevabının Müslüman dünyasında bir hakaret olarak algılanacak olması,
Türkiye tarafından kaydedilen ilerlemeler, kültürler arası çatışmanın
daha da tırmanma tehlikesi gibi konuların Türkiye'nin üyeliğini
desteklediği belirtilen makalede, diğer yandan Türkiye topraklarının,
başkenti de dahil olmak üzere, altıda beşinin Avrupa dışında
bulunması, nüfusunun çokluğu, üyelikle birlikte AB'nin en fakir ülkesi
haline gelecek olması, bunun ekonomik ve sosyal sonuçları, Türkçe
konuşan büyük bir toplumun ülke sınırlarının dışına yerleşecek
olmasının ve AB'nin bir anda Suriye, İran ve Irak'la ortak bir sınıra
sahip olacağı gerçeğinin ise üyeliğe karşı gerekçeler olarak ifade
edilmektedir. Kamuoyunun bu konuda açıkça bölünmüş durumda olduğu ve
her ne kadar Cumhurbaşkanı Chirac'ın 26 Ekim'de Berlin'de yaptığı
açıklamada, "En büyük arzum, 10 belki de 15 yıl devam edecek olan bu
sürecin sonunda üyelik imkanına sahip olmamız." demiş olsa da,
Fransa'da bile bu konuda fikri sorulanların yüzde 64'ünün, Türkiye'nin
katılımına karşı olduğunu söylediği kaydedilen makalede, Avrupa
projesinin şu anki gidişatı ve Avrupa vatandaşlarının bu projeye
şüpheyle bakışının, projenin çok karmaşık oluşuyla açıklanabileceği ve
hangi tarihte olursa olsun Türkiye'nin üyeliğinin, bu ülkeyi AB'nin
karar vericisi konumuna yükselteceği ve bunun da, Avrupa projesinin
doğasını değiştireceği öne sürülmektedir.
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (26/11) "Fransa, Türkiye ile Müzakerelerin Geç
Başlatılmasından Yana" başlığı altında ve "Mic" rumuzuyla yayımlanan
bir yazıda, Fransa'nın, Türkiye ile yapılacak katılım müzakerelerinin
olabildiğince geç, örneğin 2005 yılının sonu ya da 2006 yılı
başlarında başlatılmasını istediği ve Fransa Dışişleri Bakanı
Barnier'in, bu arzusuna gerekçe olarak, Türkiye ile müzakerelere erken
başlanması durumunda Cumhurbaşkanı Chirac tarafından AB anayasası için
2005 yılında Fransa'da yapılacağı açıklanan referandumun zora
girebilecek olmasını gösterdiği belirtilmektedir. Sağcı kitle
partilerinin çoğunluğu ve solcu partilerin bir kısmının, Türkiye'nin
AB'ye üyeliğini reddettiği ve Cumhurbaşkanı Chirac'a baskı yaptıkları
belirtilen yazıda, Fransızların AB Anayasası'nı oylayacakları tarihin
henüz belli olmadığı ve Cumhurbaşkanı'nın bu yüzden Türkiye ile
müzakerelere başlama tarihini olabildiğince ileriye atmaya çalıştığı
ifade edilmektedir. Yazıda, müzakerelere tam üyelik hedefiyle başlamak
yerine, Türkiye'ye bir tür ayrıcalıklı ortaklığa giden bir seçenek
teklif edilmesi yönündeki önerinin merkez sağ partilerde giderek daha
fazla taraftar bulduğu kaydedilmektedir.
Merkur gazetesinin internet
sayfasında (26/11) "Schröder ve Histeri" başlığı altında ve Georg
Anastasiadis imzasıyla yer alan bir yazıda, Şansölye Schröder'in,
muhalefet kanadını kati bir şekilde, Müslümanların entegrasyonu ve
Türkiye'nin AB üyeliği tartışmalarını birbirine karıştırmamaları
konusunda uyardığı belirtilmektedir. Schröder'in, bu konunun hükümeti
için tam anlamıyla dinamit niteliğinde olduğunun farkında olduğu ve bu
nedenle de İslamiyet tartışmasında "histerik" davranılmaması konusunda
uyardığı vurgulanan yazıda, Türkiye'nin muhtemel bir AB üyeliğinin
Anadolu'dan Almanya'ya doğru büyük bir göç akımının başlamasına sebep
olacağı, bunu Kırmızı-Yeşillerin bile inkar etmesinin mümkün olmadığı
ifade edilmekte ve "Peki bu toplum, zaten Almanya'da yaşayan Türklerin
entegrasyonu bile hüsrana uğramışken, böyle bir akımın üstesinden nasıl
gelecek?" sorusuna yer verilmekte ve "Çoğunlukla işçi kesimin yaşadığı
semtlerde özellikle Müslüman komşularla yan yana yaşamanın nasıl bir
şey olduğu biliniyor." denilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (28/11) "Sarkozy:
Türkiye'nin Avrupa'ya Entegre Olmasını Değil Ortak Olmasını Temenni
Ediyorum" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Fransa'da
iktidardaki sağ partinin lideri Nicolas Sarkozy'nin yaptığı açıklamada,
Türkiye'nin AB'ye entegre olmasını değil, Avrupa'ya ortak olmasını
temenni ettiğini dile getirdiği belirtilmektedir. Halk Hareketi Birliği
(UMP) partisinin kongresinde 40 bin kişi önünde konuşma yapan
Sarkozy'nin, "Siyasi bir proje ve 20. Yüzyılın yarısının büyük
birleştiricisi olan Avrupa sonsuza kadar genişleyemez." dediği
belirtilen haberde, Sarkozy'nin, "Bizim vizyonumuz, Anglosaksonların
geniş alanlı serbest dolaşım vizyonu değildir. İşte bu yüzdendir ki
Türkiye'nin AB'ye entegre olmasını değil, Avrupa'ya ortak olmasını
istiyorum." ifadesini kullandığı kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times gazetesinde
(26/11) "Türkiye'ye Sırt Çevirmek İçin Vakit Artık Çok Geç" başlığı
altında yayımlanan başyazıda şöyle denilmektedir: "Avrupa Birliği
liderleri üç hafta sonra, Türkiye'nin 10-15 yıl içinde kulüplerinin
üyesi olmasını sağlayacak katılım müzakerelerinin başlatılıp
başlatılmaması konusunda karar verecekler. AB'ye yeni bir Anayasa
hazırlamak amacıyla kısa süre önce toplanan Konvansiyon'un Başkanı eski
Fransa Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing dün bu sayfalarda, neden
hayır demeleri gerektiğini anlattı. Biz, bu gerekçelere maalesef
katılmıyoruz. Ortada son derece meşru bir görüş var. Türkiye'nin de
buna alışması gerek, zira uzun ve çetin bir süreç olacak bu. Tartışma
herkesin gözü önünde yapılmalı. Giscard d'Estaing'in yaptığı gibi, din
sanki bu tartışmanın bir parçası değilmiş gibi davranmak da anlamsız.
Açıkça görülüyor ki bu böyle. Giscard'ın görüşünün özü, Avrupa'nın,
'Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerini kabul etmekle, kapıyı
suratına kapatmak arasında basit bir tercihe sürüklendiği' yolunda. Giscard,
üçüncü seçenek olan 'imtiyazlı ortaklığın' Avrupa'nın geleceğini
tehlikeye atmadan Türkiye'nin beklentilerini karşılayacağını söylüyor.
Pek de öyle denemez. Bu tür tezlerin miadı yıllar önce dolmuştur. Bunu
şimdi dile getirmek, Türkiye'yi önce davet edip sonra Brüksel'in
kapılarını suratına çarpmak gibi olur. Türk halkı ve Mustafa Kemal
Atatürk'ün ordusu tarafından benimsenen ve bir yandan ülkenin zengin
tarihine sadık kalırken, bir yandan da ülkeyi çağdaş bir hale getirmeyi
amaçlayan Avrupa yanlısı ulus projesi paramparça olur. Türkiye
jeopolitik açıdan alacakaranlık kuşağına girer ve despot rejimlere ve
başarısızlığa batmakta olan Orta Doğu ve Kafkaslar gibi bölgelere doğru
itilir. Türkiye'nin AB ile mevcut ilişkileri 40 yıl öncesindeki de
Gaulle zamanına kadar uzanıyor ve geleceğine ilişkin kararlar da
gerçekçi olmak zorunda. Giscard'ın, Fas gibi ülkelerin Türkiye
örneğini izleyecekleri endişesi yanıltıcı. AB'nin, Akdeniz'in güney ve
doğu kıyısındaki ülkelerde durumunu pekiştiren ayrı bir programı var.
Giscard'ın, yeni AB Anayasası'nın Türkiye'yi kaldıramayacağı savı da
samimi değil. Anayasa'nın gelecekte ne olacağı, (sadece Fransa'da da
değil üstelik) Türkiye masada yerini alıncaya kadar zaten belli olacak.
AB ile Türkiye'nin, sonuçta sığınacakları bir çözüme ihtiyaçları
olabilir. Kimse 12 yılda siyasi iklimin ne olacağını bilemez. Ama bunu
şimdi, 41 yıllık bir sürecin karar aşamasının sonuna yakın bir anda
söylemek, kehanet sayılabilecek olsa da politika sayılmaz. Giscard'ın
Avrupa kimliğine dair endişeleri kolayca gözardı edilemez, ancak AB'nin
en başarılı politikası olan genişlemeden, sorun şeklinde bahsetmek de
olmaz. Avrupa, Türkiye ve İslam'a karşı Giscard'ın 'vatanseverlik'
dediği şeyi kurmaya çalışırsa, asıl bu büyük bir sorun yaratır. Ayrıca,
Türkiye'nin, Avrupa'nın kültür mirasını hiç paylaşmadığı yolundaki savı
da garip. Sanki Bizans, Doğu Roma İmparatorluğu, Yunan felsefe
klasikleri ve İslam dünyasından yayılarak Avrupa'yı karanlık çağlardan
çıkaran bilim hiç yokmuş gibi..."
AFP'nin (26/11) "Schröder:
Türkiye'nin AB'ye Üyeliği İslam Dünyası İçin Bir Köprü Olacaktır"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in,
Berlin'de yaptığı bir açıklamada, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin yaşlı
kıtaya, "İslam dünyasıyla bir köprü kurma şansı" vereceğini belirttiği
kaydedilmektedir. Schröder'e göre, Türkiye'nin üyeliği ile Avrupa,
İslam dünyasına doğru bir köprü kurma yolunda tarihi bir şans elde
edeceği belirtilen haberde, Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Durao
Barroso'nun da katıldığı Avrupa'da kültür konulu konferans sırasında
konuşan Schröder'in, "Avrupa değerlerine sahip bir Türkiye, İslam dini
ve aydınlanmış modern bir toplum arasında bir tezat olmadığının açık
bir kanıtı olacaktır. Türkiye, Avrupa'nın diğer Müslüman komşu ülkeleri
için bir model olacaktır. Bu yüzdendir ki Türkiye'nin üyeliği,
Avrupa'nın ötesinde barış ve güvenlik ümidi ile birlikte düşünülüyor."
dediği aktarılmaktadır. Schröder'in, "Avrupa'ya ruh vermek" konulu
konferans sırasında, "AB'nin Demokrasi, hukuk devleti, insan hakları
ve azınlık haklarının korunması değerlerine uyum sağlayan bir adayın
üyeliği reddedilemez." dediği ifade edilen haberde, José Manuel
Barroso'nun da, Avrupa projesinin, ekonomi alanında olduğu kadar
kültürel alanda da çalışıldığı takdirde başarı sağlayabileceğini
belirttiği kaydedilmektedir.
İTALYA BASINI:
La Repubblica gazetesinde
(26/11) "Türkiye Dışişleri Bakanı Gül: İtalya Bizim Tarafımızda ve
AB'ye Girmemize Yardım Edecek" başlığı altında ve Marco Ansaldo
imzasıyla Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Avrupa'da Türkiye ile
ilgili bir gelişme var. Başka bir deyişle, Ankara'nın AB'ye katılımına
karşı -temelleri Avusturya ve Fransa'ya dayanan- referanduma durulması
fikri şimdilerde bir de İtalya'da belirdi. Bunlar sizin Avrupa
yürüyüşünüzü ne derecede engelleyebilir?
GÜL: Bazı Avrupa ülkeleri,
ayrıca bazı siyasi partiler tarafından başlatılan bu girişimlerin
münferit olarak Türkiye'nin katılımını etkileyeceğini sanmıyorum. Biz
uyum sağlamak için elimizden geleni yaptık ve AB de bunu hesaba
katmalıdır.
SORU: Neyi ima ediyorsunuz?
GÜL: Yapılan ilerlemeleri
kastediyorum. İleri doğru atılan adımlar gayet kayda değerdir. Tıpkı AB
kriterleriyle uyumlu hale gelebilmemiz için gerçekleştirilen Anayasa
değişikliklerinde olduğu gibi. (...)
SORU: Avrupalı liderler tam
17 Aralık'ta müzakerelere başlama tarihinin ne olacağına karar
verecekler. Sizin onlardan ne gibi talepleriniz olacak?
GÜL: 2005 yılının ilk
yarısında hiç tereddütsüz müzakerelere başlamalarını talep edeceğim.
İtalya'nın bizim tarafımızda yer aldığını ve bu konumunu da devam
ettirmeye hazır olduğunu biliyoruz."
KIBRIS RUM BASINI:
Haravgi gazetesinde (26/11)
"Hükümet 17 Aralık Öncesi Tetikte... Kipros Hristomidis: AB Tezlerimizi
Tam Olarak Biliyor" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Hükümet
Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in yaptığı açıklamada, hükümetin 17
Aralık arifesinde AB yönündeki çabalarının sürmekte olduğunu, gerek AB
başkanlığının gerek diğer bütün üye ülkelerin Rum yönetiminin tezlerini
bildiğini söylediği belirtilmektedir. Hrisostomidis'in, Avrupa'da
Kıbrıs sorununda ve özellikle Türkiye'nin AB süreciyle ilgisi
noktasında geniş bir tartışma varolduğunu ve Rum tarafının tek taraflı
olarak mayınların temizlenmesi prosedürüne başlaması konusunda
uluslararasında olumlu yorumlar yapılmakta olduğunu söylediği ifade
edilen haberde, bunun, gerek 17 Aralık öncesinde Türkiye'den bazı
hareketler gelmesiyle gerek zirve kararlarında açık ifadeler yer
almasıyla siyasi yansımaları olacağına dair işaretler bulunup
bulunmadığının sorulması üzerine Hrisostomidis'in, bunun bir çaba
olduğunu ve Türkiye'nin AB üyelik süreci bağlamında Kıbrıs'la ilgili
konuların ciddi şekilde tartışıldığına dair işaretler bulunduğunu
söylediği kaydedilmektedir.
ULUSLARARASI ARAP BASINI:
Londra'da Arapça yayımlanan
El Şark'ül-Ewsat gazetesinin internet sayfasında (26/11) "Karamanlis:
Biz Türkiye'nin Üyelik Sürecini Destekliyoruz" başlığı altında ve
Abdussettar Berekat imzasıyla Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis
ile yapılan bir mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile
ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Özellikle Kıbrıs
sorununun devam etmesi ve -aralarında Yunanistan'ın hava ve deniz
sahasındaki ihlallerin de bulunduğu- Yunanistan ile Türkiye arasında
çözüm bekleyen sorunlar ışığında Yunanistan'ın Türkiye'nin AB üyeliği
ile ilgili görüşü nedir?
KARAMANLİS: Biz Türkiye'nin
AB üyelik sürecini destekliyoruz. Yunanistan açısından bu stratejik ve
temel bir hedeftir. Çünkü bunun, istikrarın pekişmesi ve bölgede barış
ve kalkınmanın yayılmasında olumlu etkisi olacağını düşünüyoruz. Ancak
şunu belirtmek isterim ki, reformları hızlandırıp kendisinden istenen
hususları yerine getirmek suretiyle Avrupa topluluğuna katılımını
belirleyebilecek tek taraf Türkiye'dir. Yani bu Ankara'nın elindedir.
Aksi takdirde uzun sürecek müzakerelere girer. Bu yüzden askıda
bekleyen dramatik bir sorunu bitirmek üzere Kıbrıs'ın yeniden
birleştirilmesi konusunda ciddiyetle çaba sarf etmesi gerekir."
YUNANİSTAN BASINI:
Özel Antenna Televizyonu'nun
internet sayfasında (25/11) "Karamanlis-Balkenende Görüşmesi" başlığı
altında yer alan bir haberde, Hükümet Sözcü Vekili Antonaros'un,
Başbakan Kostas Karamanlis'in Hollanda Başbakanı Peter Balkenende ile
yaptığı uzun süren telefon görüşmesinde, özellikle Türkiye ile Kıbrıs
olmak üzere, AB Zirvesi'nde görüşülecek konuları ele aldığını
belirttiği kaydedilmektedir. Yunanistan'ın "sabit" tezinin içeriği
konusunda bir soruya cevaben Sözcü Vekili Antonaros'un, "Yunanistan,
Türkiye'nin AB perspektifinden yana. Ancak AB üyelik perspektifinin
ilerlemesi için bu ülkenin tüm kriter ve ön koşulları yerine
getirmesinden de yana." dediği ifade edilen haberde, Türkiye'nin ön
koşulları yerine getirmediği takdirde Yunanistan'ın tutumunun ne
olacağı sorusuna karşılık ise Antonaros'un, varsayımlı sorulara cevap
vermeyeceğini, Ankara'nın 17 Aralık tarihine kadar Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımadığı takdirde Yunanistan'ın Türkiye'nin AB
perspektifi karşısında tutumunun ne olacağı sorusuna ise, bu aşamada
müzakerelerin devam ettiğini belirttiği kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR