ANKARA, 30/11(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 29 Kasım 2004 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung'da
(29/11) "Berlin Üyeliğe Taraftar" başlığı altında ve Cornelia Bolesch
imzasıyla yayımlanan bir yazıda şöyle denilmektedir: "Almanya ve
Türkiye... Bu, Avrupa politikasının sürprizlerle dolu bir parçası. Çünkü
Kırmızı- Yeşiller koalisyonu bu defa, planlanan AB direktiflerinin
istişaresindeki gibi kararsızlık ve tezatlıktan oluşan uzun aşamalara
sığınmadı. Hayır, Avrupa Birliği'nin bu kader meselesinde Berlin
hükümeti tek ağızdan konuşuyor. Schröder, Fischer ve ekibi,
Türkiye'nin en erken 2013'ten itibaren üye olmasının net bir şekilde
taraftarı olduklarını ilan ediyorlar. Şansölye, bu genişlemenin
özellikle ekonomik avantajlarını tasavvur ediyor, Dışişleri Bakanı
AB'nin teröre karşı mücadelede daha da güçlü bir jeostratejik rol
kazanacağını söylüyor, İçişleri Bakanı ise Almanya'daki Türklerin
entegrasyonu için avantajlar görüyor. Yaklaşık üç milyon Türk'ün
barındığı, AB'nin en büyük ülkesi böylece 17 Aralık'taki AB Zirvesi'nde
Ankara için en önemli aktör haline geliyor. Federal Hükümete kalırsa,
AB Zirvesi AB tarihinin en kısa zirvesi olabilir..."
Focus dergisinde (29/11)
"Katılım, Entegrasyonu Teşvik Edecektir" başlığı altında ve Susanne
Güsten imzasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: AB, aralık ayı
ortasında gerçekleştireceği zirvede Türkiye ile katılım müzakerelerinin
başlatılmasına ilişkin kararı verecek. Zirvede müzakereler aleyhinde
bir karar çıkması durumunda, Ankara nasıl bir tepki gösterecektir?
ERDOĞAN: Kararın olumsuz
olacağına inanmıyoruz. AB devlet ve hükümet başkanlarının ileri
görüşlülük ve siyasi cesaret göstererek bize karşı vermiş oldukları
sözü tutacaklarına oldukça eminim.
SORU: Katılım isteğinin
reddedilmesi halinde, Türkiye'nin alternatif bir perspektif bulacağını
söylemiştiniz.
ERDOĞAN: Türkiye'nin yeni
müttefik arayışına gireceği anlamında bir alternatif perspektiften
hiçbir zaman söz etmedim. Reform çizgimizi ve modernleşme sürecini
devam ettireceğiz. Ayrımcılığa uğrayıp AB üyeliğinden dışlansak bile,
Avrupa'da yer alan bir ülke olarak, AB ülkeleriyle olan köklü
ilişkilerimizi kesinlikle sürdüreceğiz.
SORU: Doğu'ya bir yöneliş de
düşünülemez mi?
ERDOĞAN: Siyasi yönelimimizi
değiştirmeyi hiçbir zaman düşünmedik. AB üyeliği de komşularımızla yeni
bağlar kurmamızı engellemeyecektir. (...)
SORU: Laik bir ülke olan
Türkiye, kendini Müslüman Doğu ile Hıristiyan Batı arasında bir köprü
olarak görüyor.
ERDOĞAN: Evet, Türkiye'nin
Doğu ile Batı arasında bağ teşkil eden bu emsalsiz özelliği tarihi,
çok kültürlü toplumu ve coğrafi konumunun bir ürünüdür..."
Süddeutsche Zeitung'da
(29/11) "Uzun Bir Yolculuğun Başında" başlığı altında ve Christian
Wernicke imzasıyla yayımlanan bir yorumda, henüz hiç kimsenin AB ile
Türkiye'nin üyelik görüşmelerinin ne zaman başlayacağını ve bu
görüşmelerin üyeliğe götürüp götürmeyeceğini bilmediği
belirtilmektedir. AB'nin devlet ve hükümet başkanlarının 17 Aralık'ta
"start" sinyalini verdiklerinde, Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin
müzakerelerin "gecikmeksizin" başlatılacağının düşünüldüğü, ancak şu
sıralarda "gecikmeksizin"in ne anlama geldiğine dair farklı yorumlar
yapıldığı ve takvimle ilgili kuşkuların, Türkiye'nin AB üyeliğine
karşı zaten birçok ülkede var olan rahatsızlığı körüklediği ifade
edilen yorumda, çoğu zaman resmi ve asık suratlı bir devlet adamı olan
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ekim ayı sonlarında Paris'e
gerçekleştirdiği ziyaret sırasında insancıl bir imaj sergilemek
istediği ve "üzgün bir baba" olduğunu, zira ülkesindeki katı başörtü
yasağının, üniversitelerde Müslüman kız öğrencilerin başlarını
örtmelerine izin vermeyişi nedeniyle, kızlarını çok uzaklara göndermek
zorunda kaldığını belirterek, "İki kızım yalnızca, dinlerine riayet
etmek istedikleri için üniversite eğitimlerini yurtdışında
sürdürüyorlar." dediği hatırlatılmaktadır. Erdoğan'ın tam da Amerika'yı
hoşgörü ve insan hakları konusunda örnek göstermesinin ev sahibi
tarafından hoş karşılanmadığı, neticede Fransa Cumhuriyeti'nin de laik
geleneğini koruduğu ve her Müslüman bayanın bir resmi makama girerken
başörtüsünü çıkarmasını istediği ve Erdoğan'ın bu çıkışıyla puan
toplayamadığı öne sürülen yorumda, tam tersine, Anadolu'dan gelen
adamın, Fransızların büyük bir çoğunluğunun, Türkiye'ye ve Brüksel'in
yakında katılım müzakerelerinin başlatılmasına ilişkin planlarına,
hatta AB'ye karşı duyduğu rahatsızlığı körüklemiş olduğu
belirtilmektedir. Yorumda, Türklerin, Fransızların duyduğu şüphelerin,
başka yerlerde bastırıldığı zannedilen çekinceleri yeniden
canlandırdığını endişeyle gözlemledikleri vurgulanmaktadır.
Bild am Sonntag gazetesinde
(28/11) "Avrupa Süper Güç Olacak" başlığı altında ve Jochen Gaugele
imzasıyla AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile yapılan mülakata
yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler
yer almaktadır:
"SORU: Türkiye'nin üyeliği
AB'yi nasıl değiştirir?
BARROSO: Önce müzakerelerin
başlaması gerekir. Türkiye sadece tüm siyasi ve ekonomik kriterleri
yerine getirdiği takdirde üye olabilir. Bunun için, Ankara'yı Avrupa'ya
daha da yakınlaştıracak başka reformların gerçekleştirilmesi
gereklidir.
SORU: Sonunda halk mı karar
vermeli?
BARROSO: Her halükarda,
Türkiye'nin AB'ye alınıp alınmayacağına ilişkin karar kapalı kapılar
ardında verilemez. Avrupa'daki insanlar kamuoyunda geniş bir tartışma
yapılmasını bekliyorlar. Halk oylaması yapılıp yapılmayacağına ise üye
devletler karar verecekler."
Das Parlament gazetesinde
(29/11) "Türkiye'nin Üyelik Anahtarı Strasbourg'da" başlığı altında
yayımlanan AB Parlamentosu Başkanı Josep Borrell ile yapılan mülakata
yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler
yer almaktadır:
"SORU: Şu anda kamuoyunu çok
yakından ilgilendiren bir konu da Türkiye'nin AB üyeliği. Strasbourg,
aralık ayındaki devlet ve hükümet başkanları zirvesi öncesinde,
müzakerelere başlanmasına ilişkin görüşünü açıklayacak. Nasıl bir
tavsiye bekliyorsunuz?
BORRELL: Parlamentomuzda da,
tıpkı üye ülkeler arasında olduğu gibi fikir ayrılıkları oluşuyor. Bu
yüzden oylama sonucunu önceden tahmin etmek güç. Parlamentoda her
büyük siyasi aile, evetçiler ve hayırcılar olarak bölünmüştür. Bu
tartışma, Avrupa Birliği'nin temellerini ilgilendirmektedir. Bunu
yaparken, ister siyasi, ekonomik, sosyal, coğrafi, isterse demografik
ve kültürel türde olsun, gelecekte tüm konseptlerimizi gözden
geçirmeliyiz. AB Parlamentosu'nun üye devletlerle aynı tavrı alması
normal değildir. Parlamentonun kararları diplomatikten ziyade
siyasidir. Türkiye'nin katılım anahtarını elinde tutan tarafın
Parlamento olduğunu unutmayın. Eğer müzakereler yaklaşık 10 yıl içinde
başarılı bir şekilde tamamlanacak olursa, evet ya da hayır demek
Parlamento'nun elinde olacak. Bu yüzden Parlamento'nun, başlatıldığı
takdirde müzakerelere çok sıkı bir şekilde başından itibaren katılması
da önemlidir."
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse gazetesinde
(29/11) "Türkiye-AB: Patlamak Üzere Olan Bir Saatli Bomba" başlığı
altında yayımlanan haberin Türkiye ile ilgili bölümünde, Fransa'nın
Avrupa eski Bakanı Alain Lamassoure'un, Türkiye'nin AB'ye katılım
ihtimaline ilişkin olarak, Türkiye'nin AB'ye katılımı ile sonuçlanacak
olan müzakerelere başlamanın, 1999'da Türkiye'nin adaylık statüsünün
tanınmasıyla ateşlenmiş olan "saatli bombanın" patlamasına yol
açacağını belirttiği ifade edilmektedir. Avrupa Parlamenteri
Lamassoure'un bu sözleri, Viyana'daki Avusturya Avrupa Güvenlik
Politikası Enstitüsü'nün "AB nereye gidiyor?" isimli panelinde
söylediği belirtilen haberde, Lamassoure'un, giriş müzakerelerine
başlanmasıyla, halkın AB Anayasası'nı onaylamasının da tehlikeye
gireceğini düşündüğü kaydedilmektedir.
Die Presse gazetesinde
(26/11) "Türkiye'nin Katılımına Hazırlanmak" başlığı altında yayımlanan
bir haberde, Başbakan eski Yardımcısı ve AB uzmanı Erhard Busek'in,
Avusturya Katolik Hareketi ve Die Presse gazetesi tarafından organize
edilen, "AB'nin Yeni Çehresi; Türkiye ile mi, Türkiye'siz mi?" isimli
bir panelde, "Türkiye'nin adaylık rolüne aslında çoktan karar
verildi." şeklinde konuşarak, politikanın, daha güçlü bir hükümet
olsun ya da AB ordusu olsun, "AB'nin Türkiye'nin katılımı ile güç
sınırını aşmasını" önleyecek şartları iyileştirme yolunda pek fazla
çaba sarfetmediğine de dikkat çektiği belirtilmektedir. Siyasal Bilimci
Sonja Punscher-Riekmann'ın ise, "Böyle bir genişlemeye kalkışan Birlik
sonra kendi kendine yetecek durumda olacak mı bilmiyoruz." diyerek,
önemli olanın, AB içinde vetosuz karar alma imkanının artıp artmaması
olduğunu belirttiği ifade edilen haberde, "Hep en küçük müşterek
noktanın bulunması gerekmemeli." diyen Riekmann'ın, AB'ye yeni üye olan
komşu ülkelerle ilişkilerin tanımlanması gerektiğine de dikkat çektiği
vurgulanmaktadır.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (29/11) "Gül'e Göre,
AB-Türkiye Görüşmelerinde Üyelikten Başka Alternatif Yok" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün
yaptığı açıklamada, ülkesi açısından "başka her türlü alternatifi"
reddederek, AB yöneticilerinin zirvesi sırasında Türkiye'nin, AB'ye
üyeliği konusunda müzakerelerin başlaması için "net" bir tarih
beklediğini belirttiği kaydedilmektedir. Gül'ün, Macar Dışişleri
Bakanı Ferenc Somogyi ile birlikte yaptığı basın toplantısı
sırasında, Brüksel'de yapılacak AB zirvesi münasebetiyle
"Türkiye'nin, 17 Aralık'ta üyelik müzakerelerinin başlaması için açık
ve net bir tarih beklediğini" vurguladığı ifade edilen haberde, Gül'ün
ayrıca, bu müzakerelerin, hiçbir "özel hükme" yer vermemesi
gerektiğinin ve Ankara'yı Avrupa kulübüne tam üyeliğine götürmesi
gerektiğinin de altını çizdiği belirtilmektedir. Haberde, müzakerelerin
süresinin Türkiye'nin Avrupa standartlarını yerine getirme kapasitesine
bağlı olacağını kabul ettiğini belirten Gül'ün, müzakerelerin
Türkiye'nin AB'ye üyeliği gibi apaçık tek bir hedefi olması gerektiğini
vurguladığı kaydedilmektedir. Haberde, Macar Bakan Ferenc Somogyi'nin
de, Türkiye'nin AB üyesi olmak için "adil bir şanstan" yararlanması
gerektiğine işaret ederek, üyelik müzakerelerinin, ülkenin Avrupalı
değerlere katılma kapasitesine bağlı olacağı şeklinde görüş bildirdiği
ve "Hiç kimse müzakerelerin sonuçlarından yüzde yüz emin olamaz."
dediği aktarılmaktadır.
AFP'nin (29/11) "Slovakya
Cumhurbaşkanı, Türkiye'ye Kıbrıs'ı Tanıma Çağrısında Bulundu" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Slovakya Cumhurbaşkanı Ivan
Gasparovic'in, yaptığı açıklamada, Türkiye'ye çağrıda bulunarak,
kendisinin de zaman içinde AB'ye üye olabilmesi için, AB'nin bir üyesi
olan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımasını istediği belirtilmektedir. Slovak
Cumhurbaşkanı Gasparovic'in, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tassos
Papadopulos ile Bratislava'daki görüşmesi sonunda yaptığı açıklamada,
"AB'ye girmek isteyen Türkiye'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaması
mümkün değildir." diyerek, "Bugün için ne Avrupa Birliği ne de Türkiye
birleşmeye hazır." şeklindeki ifadesine yer verilen haberde, Gasparovic
ve Papadopulos'un, istenen tüm kriterleri yerine getirdiği takdirde ve
Birliğin ek bir üyeyi almaya hazır olduğu zaman Türkiye'nin AB'ye
girebileceğini söylemekte mutabık olduklarını belirttikleri
kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times gazetesinin
internet sayfasında (29/11) "Hırvatistan'ın Savaş Suçlarıyla İlgili
Tavrı Türkiye'nin AB Başvurusunu Tehdit Ediyor" başlığı altında ve
George Parker- Daniel Dombey imzasıyla yer alan bir haberde, kıdemli AB
diplomatlarının, Hırvatistan'ın üyelik başvurusuyla ilgili ayrı bir
tartışma nedeniyle Türkiye'nin AB'ye katılım görüşmelerinin başlaması
konusunda sorun çıkabileceği uyarısında bulundukları belirtilmektedir.
İngiltere ve birkaç Kuzey ülkesi de dahil olmak üzere bazı AB
ülkelerinin, aranan savaş suçlularını teslim etmediği için
Hırvatistan'la müzakereleri başlatmak konusunda çekinceleri bulunduğu,
Avusturya ve Almanya'nın ise, Hırvatistan'la mümkün olan en kısa
zamanda müzakerelerin başlatılmasını isteyen AB ülkelerinin başını
çektikleri ifade edilen haberde, AB diplomatlarının, 16-17 Aralık
tarihlerindeki Brüksel zirvesinde, iki üyelik başvurusuyla ilgili
görüşmelerin birbirine karışmasından endişe ettikleri ve Türkiye'nin
üyeliğine sıcak bakmayan Avusturya'nın, tarihi müttefiki Hırvatistan
konusunda istediklerini elde edemezse, Ankara'nın girişimini engelleyici
bir tavır içine girmesinden kaygı duyulduğu kaydedilmektedir. Haberde,
bir AB büyükelçisinin, "Hırvatistan'a hayır dersek, Türkiye konusunda
sorun çıkabilir. En azından Avusturya için bu bir sorun olabilir, hatta
Almanya için bile olabilir." dediği aktarılmaktadır.
Reuter'in (29/11) "AB Zirve
Bildirisinin Taslak Metninde Türkiye'ye Ağır Koşullar Getirildi"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, AB zirve bildirisinin taslak
metninde, Avrupa Birliği ile üyelik görüşmelerine başlayabilmek için
Türkiye'nin, Kıbrıs'ın fiili olarak tanınması ve iş gücünün serbest
dolaşımına getirilecek muhtemel daimi kısıtlamaların da dahil sert
koşulları kabul etmek zorunda kalacağının bildirildiği
kaydedilmektedir. Hollanda AB Dönem Başkanlığı tarafından dağıtılan ve
Reuters tarafından elde edilen taslak metinde, Ankara ile müzakerelerin
başlatılıp başlatılmayacağına veya ne zaman başlatılacağına ilişkin
hayati önemi haiz açıklamanın yerinin, AB liderlerinin 16-17 Aralık
zirvesinde doldurmaları için boş bırakıldığı öne sürülen haberde,
taslak bildiride reform sürecinde Türkiye tarafından kaydedilen kararlı
ilerlemenin memnuniyetle karşılandığı, ancak müzakereler için katı bir
çerçeve sunulduğu, ayrıca Birliğin 2014 sonrası bütçe üzerinde
mutabakata varana kadar görüşmelerin sonuçlandırılamayacağının
belirtildiği ifade edilmektedir. AB büyükelçileri tarafından
tartışılacak olan belgede, Türkiye'den Kıbrıs dahil 10 yeni üye
devletin katılımını hesaba katarak, AB ile 1963'te yaptığı ortaklık
anlaşmasını değiştirme taahhüdünde bulunmasının beklendiği ifade edilen
haberde, Hollanda'nın hazırladığı taslakta, "Üye bir ülkede özgürlük,
demokrasi, insan haklarına saygı, temel haklar ve AB'nin temel
dayanağı olan hukukun üstünlüğü prensiplerinin ciddi ve ısrarlı bir
ihlali söz konusu olduğunda, Komisyon kendi inisiyatifiyle ya da üye
devletlerin en az üçte birinin isteği üzerine müzakerelerin askıya
alınmasını tavsiye edebilir ya da aşamalı olarak yeniden başlatılması
için koşullar önerebilir." denildiği ve Taslakta, Türkiye'nin tüm AB
koşullarını yerine getirmemesi durumunda Fransa ve Avusturya'nın
önerdiği gibi üyelik yerine herhangi bir alternatiften bahsedilmediği
vurgulanmaktadır.
Reuter'in (29/11) "Türkiye,
AB Zirvesinin Taslak Sonuç Belgesine İhtiyatla Yaklaştı" başlığı
altında ve Zerin Elçi imzasıyla yer verdiği bir haberde, Türkiye'nin,
Avrupa Birliği'nin, Ankara ile katılım görüşmelerinin açılması
konusunda Kıbrıs'ın tanınması da dahil olmak üzere, katı koşullar öne
sürmeyi düşündüğü yönündeki haberlere ihtiyatla yaklaştığı
belirtilmektedir. Reuters'in Brüksel'de ele geçirdiği AB zirvesinin
taslak metninde, Birliğin 2014 sonrası bütçe üzerinde mutabakata varana
değin üyelik görüşmelerinin sonuçlandırılamayacağı belirtilerek,
müzakereler için katı bir çerçeve çizildiği ifade edilen haberde,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, AB ile Akdeniz ülkeleri arasında
yapılacak bir görüşme için Hollanda'ya gitmek üzere ülkeden ayrılmadan
önce havaalanında yaptığı bir basın toplantısında, "Bu taslaklar
sıklıkla yayımlanır, 40 sefer değişir... Bunlar taktik." dediği
kaydedilmekte ve AB'nin Türkiye'ye, Kıbrıs'ı tanıması çağrısında
bulunmasıyla ilgili bir soru üzerine ise Gül'ün, "Öncelikle yapılması
gerekenleri yapmalarına izin verelim ondan sonra göreceğiz.
Beklentilerimiz var. Öncelikle onlar karşılansın, Türkiye ile ilgili
bir karar alınsın ve görüşmeler başlasın. Böyle şeyleri (Kıbrıs'ın
tanınması) daha sonra düşüneceğiz." dediği aktarılmaktadır.
Reuter'in (29/11)
"İngiltere: Türkiye AB'ye Katılımında Hiçbir Özel Engelle
Karşılaşmamalı" başlığı altında yer verdiği bir haberde, İngiltere
Başbakanı Tony Blair'in, Türkiye'nin AB'ye katılım görüşmelerine
başlaması konusunda diğer aday ülkelerden farklı engellerle karşı
karşıya kalmaması gerektiğini belirttiği kaydedilmektedir. Blair'in,
"Diğer başvurularda olduğu gibi aynı kriterlere dayanarak karar
verilmeli. Türkiye ayrıcalıklı bir muamele istemiyor, sadece diğer
adaylarla aynı muameleyi görmek istiyor ve bunu görmeli." dediği
belirtilen haberde, AB devlet başkanlarının 17 Aralık'taki zirvede,
Türkiye'nin Birlik ile muhtemelen 2005 yılında üyelik görüşmelerine
başlayıp başlayamayacağına dair karar vermeleri beklendiği
hatırlatılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima gazetesinde (28/11)
"Türkiye Dikeni" başlığı altında ve Yannis Kartalis imzasıyla
yayımlanan bir yorumda, AB üyesi "25" ülkenin Türkiye'ye üyelik
müzakereleri için tarih verip vermeme konusunda yapacakları toplantıya
üç hafta kala bu konuda tablonun hala bulanık olduğunun görüldüğü ve bu
durumun Ankara'yı sinirlendirmesi nedeniyle Türk Hükümeti'nin tüm
konularda tavrını sertleştirdiği belirtilmekte, muhtemelen Türk
Hükümeti'nin AB'ye tam üyeliği garanti altına almadan önce herhangi bir
iyi niyet hareketinde bulunmak istemediği vurgulanmaktadır. Bu
tespitin, hem "Komşu ülke, Yunanistan'a yönelik tutumunu neden
sertleştirdi?" sorusuna yanıt oluşturduğu, hem de AB içinde
Türkiye'nin üyeliği konusunda neden kaygıların var olduğunu ortaya
koyduğu ifade edilen yorumda, dolayısıyla 17 Aralık yaklaştıkça AB
içinde Türkiye'ye yönelik tepkilerin artmasının hiç de garip olmadığı
ve ilk başta ve özellikle stratejik nedenlerden ötürü Türkiye'nin AB
üyeliğine sıcak bakan Avrupa ülkelerinin, şimdi toplumlarının komşu
ülkeye yönelik hasmane tutumuyla karşı karşıya bulunduğuna işaret
edilmektedir. Türkiye-Yunanistan ilişkilerine de -Ege'de ihlaller,
Kıbrıs Rum kesimini tanımayı reddetmesi ve Patrikhane konusu- değinilen
yazıda, "Türkiye, 17 Aralık'ta AB ile üyelik müzakereleri için tarih
alırsa, tutum değiştirecek mi?" sorusuna değil, "Gelecekte Türkiye'nin
AB'ye tam üye olmayacağı anlaşılırsa ne olacak?" sorusuna cevap
aranması gerektiği kaydedilmektedir.
Ethnos gazetesinde (29/11)
"Kıbrıs İçin Formül" başlığı altında ve Mihalis İgnatiu imzasıyla
yayımlanan bir haber-yorumda, 17 Aralık'ta yapılacak olan AB zirvesinde
Türk talebine olumsuz yanıt verilmemesi amacıyla ABD başkentinde ve
Brüksel'de AB- Türkiye arasında üyelik müzakereleri başlamadan önce
Kıbrıs sorununun çözümlenmesi konusunda yoğun görüşmeler yapıldığı
belirtilmektedir. Daha ayrıntılı olarak ileri sürülecek olan çözüm
formülünün, Ankara'nın Kıbrıs Rum kesimini tanıması şartıyla 2005
yılının sonunda ya da 1 Ocak 2006'da AB ile Türkiye arasında üyelik
müzakerelerinin başlamasını öngördüğü öne sürülen haber-yorumda, söz
konusu formülün, Kıbrıs sorununda Luzern görüşmelerine benzer
görüşmelerin yapılmasını, sorunun çözümlenmesini ve Türkiye'nin de yeni
devleti tanımasını öngördüğü, zira İtalya'nın Kıbrıs Hükümeti'ne
görüşmelerin bir parçası olmak istediğini bildirmiş bulunduğu,
Lefkoşa'daki yetkililerin formülü, -resmen sunulması durumunda- aralık
ayında yapılacak olan AB zirvesinde alınacak kararlar arasında,
"Türkiye'nin Kıbrıs ile ilişkilerini düzeltmesi zorunluluğundan"
bahseden bir ifadenin yer alması yönünde yapılan görüşmeleri
engellemek amacıyla ABD yönetimi tarafından yapılan bir girişim olarak
tanımladığı kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR