ANKARA, 01/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 30 Kasım
2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
Amerika'nın Sesi Radyosu'nun
21.00-22.00 Türkçe yayınında (30/11) "AB, Türkiye ile Müzakere
Sürecinin Açık Uçlu Olması Gerektiği Görüşünde" başlığı altında ve
Brüksel'den Güven Özalp imzasıyla yer verilen bir haberde, Türkiye'nin
üyeliği konusunda Avrupa liderlerine sunulacak olan raporun taslağında
müzakere sürecinin açık uçlu olması gerektiğine yer verildiği
bildirilmektedir. AB Dönem Başkanlığı tarafından açıklanan taslakta,
Türkiye'ye demokratik reformlara devam tavsiyesinde bulunulduğu ve
reformların ilerlememesi halinde üyelik müzakerelerinin askıya
alınabileceği uyarısının da yer aldığı belirtilen haberde, taslakta yer
alan biçimiyle Avrupa Komisyonu'nun müzakereleri kendi inisiyatifiyle
veya AB'nin 25 üyesinin üçte birinin oylarıyla askıya alabileceği
vurgulanmaktadır. Türkiye'nin kaydettiği gelişmeden övgüyle bahseden
taslağın, AB'nin reform sürecine devam edileceğine yönelik güveninin
altını bir kez daha çizdiği, Türkiye'ye ayrılan paragraflardan birinde,
Kıbrıs konusunun da ele alındığı ve bu paragrafta, AB Konseyi'nin
Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın uyumlaştırılmasını öngören ve 10 yeni
üyenin Birliğe katıldığını dikkate alan protokolü imzalamasına atıf
yapıldığı kaydedilen haberde, Ankara'nın henüz bu protokolü
imzalamadığı ve kamuoyuna açıklandığı kadarıyla, bu yönde alınmış bir
kararın da olmadığı, ancak bu protokolün imzalanmasının, Kıbrıs'ın
Türkiye tarafından fiilen tanınması anlamını taşıyacağı ve bu
paragrafın, AB'nin bu konuda 17 Aralık'a kadar Türkiye üzerinde baskı
kurabileceğinin de göstergesi olarak algılandığına işaret edilmektedir.
Taslakta ayrıca, Türkiye'nin iyi komşuluk ilişkileri ve üye ülkelerle
mevcut sınır sorunlarını barışçıl yoldan çözme taahhüdüne vurgu
yapıldığı belirtilen haberde, zirveden Ankara'nın en önemli beklentisi
olan müzakerelere başlanıp başlanmayacağı konusuna ise belgede atıf
yapılmadığı ve bu konuya ilişkin paragrafın boş bırakıldığı, bu alanda
son kararı liderlerin söylemesinin tercih edildiği, bunun nedeninin
ise, müzakerelere başlama konusunda belli bir genel kanı bulunmakla
birlikte, nasıl başlanacağı konusunda üye ülkeler arasında henüz bir
anlaşma sağlanamamış olması gösterilmektedir.
Amerika'nın Sesi Radyosu'nun
21.00-22.00 Türkçe yayınında (30/11) "Dışişleri Bakanı Gül: AB Üzerine
Düşeni Yapmak Zorundadır" başlığı altında ve Nilay Karaelmas imzasıyla
yer verilen bir haberde, Dışişleri Bakanı Gül'ün, AB Dönem Başkanı
Hollanda'nın ev sahipliğinde düzenlenecek Avrupa-Akdeniz (EUROMED/Barselona)
Süreci Ara Dönem Dışişleri Bakanları Toplantısına katılmak üzere,
Lahey'e gitmeden önce Esenboğa Havaalanı'nda gazetecilerin sorularını
yanıtladığı belirtilmektedir. AB'nin Türkiye'nin önüne sunduğu tek
şartın Kopenhag Kriterleri olduğuna dikkat çeken Gül'ün, Türkiye'nin
bu kriterleri yerine getirdiğini söylediği ve "AB üzerine düşeni
yapmak zorundadır." diye konuştuğu ifade edilen haberde, "Türkiye'nin
Kıbrıs konusundaki görüş ve tezleri açıktır." diyen Gül'ün, "Türkiye ve
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti AB'den beklenti içersindedir." diyerek,
Kıbrıs konusunda AB'nin, kandırılmışlığının hesabını sorması
gerektiğini de söylediği kaydedilmektedir. Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'ün, 17 Aralık gündemi taslak metinle ilgili olarak, bu tür
taslakların daha önce de çok defa gündeme geldiğini belirttiği ve "Bu
tür metinler kırk kez çıkar, dolaşır. Bunlar taktiktir. Esas taslak
çıksın bakalım, görelim, ama Türkiye kendisinden emindir." diye
konuştuğu kaydedilen haberde, Dışişleri Bakanı Gül'ün, Türkiye'nin
AB'den beklentilerini ise, "müzakerelere başlama tarihinin netleşmesi,
müzakere sürecinin sürdürülebilir nitelikte olması ve Kopenhag
Kriterleri dışında yeni siyasi ve politik şartların konulmaması" olarak
sıraladığı vurgulanmaktadır.
AP'nin (30/11) "AB
Parlamentosu Komisyonu Türkiye ile Müzakerelerin Koşullu Olarak
Başlatılmasını Tavsiye Etti" başlığı altında ve Paul Ames imzasıyla yer
verdiği bir haberde, Avrupa Parlamentosu'nun Dış İlişkiler
Komisyonu'nun, AB'nin Türkiye ile müzakerelere başlamasını tavsiye
ettiği -ancak sadece ülke başladığı demokratik reformların sonunu
getirirse- belirtilmektedir. Avrupa Parlamentosu'nun Dış İlişkiler
Komisyonu'nda onaylanan değiştirilmiş bir raporda, 16-17 Aralık'ta
yapılacak AB zirvesinde koşullar karşılandığı takdirde Türkiye ile
üyelik müzakerelerinin başlatılması gerektiğinin söylendiği belirtilen
haberde, Hollandalı Hıristiyan Demokrat Camiel Eurlings'in, "Uzlaşı
yapıcılıkla ve eleştiri arasında doğru yolda dengeyi buldu." dediği ve
Komisyon'da 18'e karşılık 50 oyla rapor lehine oy kullanıldığı
kaydedilmektedir. Ankara'da tartışma yaratacağı kesin olan bir
değişiklikte Komisyonun, üyelik müzakerelerinin başlatılması için
Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması gerektiğini söylediği, diplomatların
Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması sorununun, AB'nin kararında önemli bir
etken olabileceğini söyledikleri, ancak Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'ün Ankara'nın, aralık zirvesinden önce böyle bir planı olmadığını
söylediği ifade edilen haberde, Parlamento Komisyonu'nun kararı hükümet
liderlerinin zirvesinin hemen öncesinde Strasbourg'daki 732 üyeli
Avrupa Parlamentosu'nun toplantısında oylamaya sunulacağı ve
Parlamento'nun oyunun nihai sözü söyleyecek olan AB liderlerinin kararı
için bağlayıcı olmayacağına işaret edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung'da
(30/11) "AB, Türkiye'nin Katılımını Daha da Zorlaştırıyor" başlığı
altında ve Christian Wernicke imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB
ülkeleri anlaşılan yeni koşullar getirerek Türkiye'nin üyeliği
konusundaki yaygın çekinceleri gidermek istedikleri ve şu an
Brüksel'deki Bakanlar Konseyi'nin başkanlığını yürüten Hollanda
Hükümeti'nin bu amaçla, aday ülkelerle yapılacak müzakerelerin
gelecekte üye ülkelerin üçte bir çoğunluğunun talebi üzerine her an
kesilebilmesini önerdiği belirtilmektedir. Türkiye'de insan haklarının
ihlalinin, demokratik standartlara ve vatandaşlık haklarına
uyulmamasının, müzakerelerin kesilmesi için olası nedenler arasında
sayıldığına işaret edilen yazıda, AB'nin Ankara ile katılım
müzakerelerinin başlamasına karar vereceği 17 Aralık'taki AB zirvesi
için hazırlanan ve pazartesi günü yayımlanan karar taslağında,
müzakerelerin sonucunun kesinlikle açık olacağının ifade edildiği ve
katılım müzakerelerinin ne zaman başlayacağına dair somut bir tarihin
ise hala belirlenmemiş durumda olduğu, müzakerelerin başlangıç
tarihinin 2005 sonbaharına ertelenmesinin Fransa için önem taşıdığı
vurgulanmaktadır. AB diplomatlarının Hollanda'nın bu teklifini, Türk
reform sürecinin sekteye uğraması durumunda kullanılacak "acil fren"
olarak değerlendirdikleri ifade edilen yazıda, Lahey'de hazırlanan
belgede, Türkiye'nin AB'ye katılımının 2014 yılından önce
gerçekleşmesinin olası olmadığının özellikle ifade edildiği
kaydedilmektedir.
Berliner Zeitung'da
(30/11) "Türkiye İçin Katılaştırılmış Koşullar" başlığı altında ve
Gerold Büchner imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa Birliği'nin,
Türkiye'nin üyeliği için gereken koşulları katılaştırmak istediği, buna
göre Türkiye'nin, en erken 2014 yılında Birliğe üye olabilecek ve
bunun sonrasında da birçok sınırlamaya maruz kalabileceği, bunları,
zirve bildirisinin taslak metninin öngördüğü belirtilmektedir. AB
devlet ve hükümet başkanlarının aralık ayı ortasında, üyelik
müzakerelerine 2005'te başlanmasına zirve bildirisiyle onay
verecekleri, ancak, müzakereye ilişkin tarih ve koşullar konusu üye
ülkelerin başkentlerinde hala tartışmalı olduğu ifade edilen yazıda,
taslağa göre Türkiye'nin, AB'nin birçok kazanımlarına ya hiç
katılamayacak ya da uzun geçiş dönemlerinden sonra iştirak edebileceği,
böylece Türk işçilerinin, normal olarak garanti altına alınmış olan
serbest dolaşımın sürekli dışında tutulmasının öngörüldüğü ifade
edilmektedir. Milyarlar tutarındaki tarım sübvansiyonları ve yapısal
teşviklere ilişkin hak talepleri için de özel koşulların geçerli
olacağı ve buna ilaveten, Ankara'nın AB'nin temel ilkelerini ihlal
etmesi halinde, AB hükümetlerinin üçte birinin müzakerelerin askıya
alınmasını talep edebileceği belirtilen yazıda, 17 Aralık'ta yapılacak
AB zirvesinin, üyelik görüşmelerinin sonucunu açık tutması istenen
taslakta, "bunun şimdiden garanti edilemeyeceğinin" belirtildiği, bu
yaklaşım ile Taslağı pazartesi günü diğer üye ülkelere sunan AB Dönem
Başkanı Hollanda'nın böylece Fransa ve Avusturya'nın çekincelerini
hesaba katmış olduğu ve bu iki ülkede Türkiye'nin katılımına karşı
büyük direnişler olduğu, Federal Almanya Hükümeti ve İngiltere'nin ise
müzakerelerin hedefinin tam üyelik olduğu konusunda bir şüpheye yer
vermek istemedikleri kaydedilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse
gazetesinde (30/11) "Türkiye Çıkarılan Yeni Engelleri Protesto Ediyor"
başlığı altında ve Andreas Schnauder-Wolfgang Böhm imzalarıyla
yayımlanan bir yazıda, Avrupa Birliği'nin, Türkiye'nin iç pazara
katılımını ve tarım yardımlarını sınırlamak istediği belirtilmektedir.
Brüksel'de yapılacak olan önemli AB Zirvesi'nden iki buçuk hafta önce,
Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda Türk Hükümeti'ni öfkelendirecek
yeni engeller çıktığı ve üye ülkelerin birçoğunda son günlerde artan
endişelerin, AB Dönem Başkanı Hollanda'nın giriş süreci için yeni bazı
şartlar koştuğunun karar taslağına da yansıdığı belirtilen yazıda,
Avusturya'nın müzakerelerin "ucunun açık bırakılması" talebinin de
anlaşılan bu şartların arasına girmeyi başardığı, ancak şimdilik tam
üyelik dışında, imtiyazlı ortaklık gibi başka seçeneklere yer
verilmediği kaydedilmektedir. Türk Hükümeti için giriş müzakerelerinin
pek kolay olmayacağı ve şimdiki taslağa göre, müzakerelerin
durdurulması için AB ülkelerinin üçte birinin ya da AB Komisyonu'nun
isteminin yeterli olacağı ifade edilen yazıda, bunun üye ülkelerin
çoğu tarafından onaylanmasının da şart olduğu ve müzakerelerin
durdurulması için Türkiye'nin özgürlük, demokrasi ya da insan hakları
ilkelerini ciddi bir şekilde ihlal etmiş olmasının gerektiğine işaret
edilmektedir.
Aynı haber, Der Standard ve
Salzburger Nachrichten gazetelerinde de yer almaktadır.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(30/11) "Ankara, Avusturya'nın Türkiye İçin Özel Statü Talebini
Reddediyor" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Hollanda Dışişleri
Bakanı Bernard Bot'un, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Avusturya
tarafından ileri sürülen, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği dışında bir
başka statü düşünülmesi gerektiği şeklindeki talebi reddettiğini
belirttiği kaydedilmektedir. Bot'un, Lahey'de Gül ile görüşmesi sonunda
yaptığı açıklamada, "Türkler, bu şekildeki bir düşüncenin söz konusu
olamayacağına kuvvetle inanmaktadır." dediği aktarılan haberde, Bot'un,
gazetecilere yaptığı açıklamada, "Türkler, tam üyeliğe götürecek
müzakerelerden söz ederken; bizler de, yani AB, sürekli olarak aday
ülkeler arasında ayrım olamayacağını yineledik." ifadesinin altını
çizerek, "Türkler için adaylık, tam üyeliğe adaylık anlamına
gelmektedir." diye de eklediği kaydedilmektedir.
Dernieres Nouvelles
D'Alsace gazetesinin internet sayfasında (30/11) "Ankara ile
Müzakereler... Avrupa İhtiyatlı" başlığı altında yer alan bir haberde,
aralık ayı ortasında konu hakkında karar verecek olan zirve için
hazırlanan karar taslağına göre, AB'nin, Türkiye ile üyelik
müzakerelerinin başlatılmasına yeşil ışığını, ancak kati şartlar öne
sürerek ve Ankara'nın girişini garanti etmeden yakacağı
belirtilmektedir. AB Dönem Başkanı Hollanda'nın, diğer AB üyelerine
ilettiği metinde ayrıca, Türkiye'nin yoldan çıkması halinde
müzakerelerin durdurulma ihtimalinin de öngörüldüğü ve müzakerelerin
başlatılma tarihi konusundaki bölümün ise, açık bırakıldığı, tarihin,
17 Aralık'taki zirveye kadar görüşüleceği ifade edilen haberde,
Türkiye'nin şimdiden, Hollandalılar tarafından üstü kapalı olarak öne
sürülmüş bir şartı reddettiği -1 Mayıs'tan bu yana AB üyesi olan
Kıbrıs Rum kesimini tanımayı- vurgulanmaktadır.
AFP'nin (30/11)
"Belçika, Türkiye ile Müzakerelere Geciktirilmeksizin Başlanmasından
Yana" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Belçika Dışişleri Bakanı
Karel De Gucht'un, Senato'da yaptığı açıklamada, Belçika'nın,
Brüksel'de 16 ve 17 Aralık'ta yapılacak Avrupa zirvesi sırasında,
Türkiye ile üyelik müzakerelerine "geciktirilmeksizin" başlanmasını
savunacağını belirttiği, bununla birlikte "geciktirilmeksizin"
ifadesinin "2005'in ikinci yarısında, İngiltere'nin başkanlığı altında"
anlamına geldiğini de vurguladığı ifade edilmektedir. Belçika
Dışişleri Bakanı'na göre, müzakerelerin, Ankara'nın üyeliğine muhalif
olanların istediği gibi bir komşuluk anlaşmasına doğru yönelme
olasılığını öngörmeksizin, açık bir biçimde Türkiye'nin AB'ye üyeliğini
hedeflemesi gerektiği kaydedilen haberde, Gucht'un, "Müzakerelerin
nihai hedefi, baştan itibaren açık olmak zorundadır. Ortada kuşkuların
dolaşmasına izin verilemez." diyerek, AB'ye 1 Mayıs'ta katılan eski
aday ülkeler için müzakerelerin "asla açık uçlu olmadığını"
hatırlatarak, "bunu Türkiye için yapmanın bir hata olacağı"
değerlendirmesinde bulunduğu vurgulanmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times
gazetesinin internet sayfasında (29/11) "Taslak Metinde, Türkiye'nin
Katılımı Halinde Yapılacak AB Reformları Yer Alıyor" başlığı altında ve
Daniel Dombey imzasıyla yer alan makalede, AB üyesi ülkelere gönderilen
bir taslağa göre, Avrupa Birliği'nin, Türkiye'yi üye olarak kabul
etmesi öncesinde, bütçe sisteminde reform yapma ihtiyacı duyacağı ve
işçilerin serbest dolaşımına sınırlama getirmek zorunda kalabileceği
belirtilmektedir. AB'nin Hollanda Dönem Başkanlığı tarafından
hazırlanan taslağın, 16-17 Aralık tarihlerinde yapılacak tarihi AB
zirvesinin muhtemel sonuçlarını kabaca ortaya koymayı amaçladığı
belirtilen makalede, taslak metinde, Birliğin, 2014 sonrası bütçesi
üzerinde mutabakata varana kadar görüşmelerin sonuçlandırılamayacağının
belirtildiği, ayrıca AB'nin "özellikle serbest dolaşım konusunda olmak
üzere güvenliğe dair daimi tedbirler almasının" gerekliliğinden söz
edildiği ifade edilmektedir. Almanya gibi ülkelerin, Türkiye'nin
üyeliğinin büyük çaplı göçlere yol açacağına dair endişe duyması ve
Ankara'nın, AB'nin temel özgürlüklerinden birine sınırlama
getirilmesinin Türkiye'yi ikinci sınıf bir üye halinde getireceğine
dair rahatsızlık hissetmesi nedeniyle, koruyucu tedbirler alınması
düşüncesinin, bilhassa hassas bir konu olduğu vurgulanan makalede,
herhangi bir AB üyesi ülkenin piyasasında ciddi bir aksaklık yaşanması
riskinin, koruyucu tedbirlerin uygulanmaya başlanmasına yol
açabileceğine işaret edilmektedir. Makalede, AB büyükelçilerinin
taslak sonuç metnini tartışmaya hazırlandıkları, ancak en hassas
meselelerde zirveye dek çözüme ulaşılamayacak gibi göründüğü ve bu
hassas meseleler arasında, -önümüzdeki yılın ikinci yarısında başlaması
beklenen- müzakerelerin başlama tarihi, Türkiye'nin Kıbrıs ile
ilişkisi ve müzakerelerin başarısızlığa uğraması halinde gidilebilecek
muhtemel diğer yollar bulunduğu kaydedilmektedir.
Reuter'in (30/11)
"Avusturya: AB'nin Türkiye Metni Alternatiflere Açık Olmalı" başlığı
altında ve Marcus Kabel imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avusturya
Hükümeti'nin, Avusturya'nın, AB liderlerinin aralık zirvesinde Ankara
ile üyelik müzakerelerinin başlayıp başlamaması konusunda karar
verirken Türkiye'ye tam üyelikten daha azını önermeye açık olmayı
sürdürmeleri gerektiği konusunda ısrar ettiğini bildirdiği
kaydedilmektedir. 25 üyeli Birliğin Türkiye'nin üyeliğine şüpheyle
yaklaşanlardan biri olan Başbakan Wolfgang Schuessel'in, 16-17 Aralık
zirvesi için hazırlanan taslak metinde, görüşmelerin Türkiye için AB
üyeliğine varmayan bir statüyle sonuçlanabileceğinin açıkça ifade
edilmesi gerektiğini söylediği, Fransa'da iktidarda bulunan
muhafazakarların da AB'nin Türkiye'ye "özel bir ortaklık" önermesini
talep ettikleri, ancak AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten Hollanda'nın bunu
reddediyor göründüğü ve İngiltere ile birlikte Türk liderlerin daha
önceki AB adaylarına uygulanmayan herhangi bir özel koşula karşı
çıktıkları ifade edilmektedir. Zirve öncesinde dağıtılan metinde,
Türkiye'nin adaylığına karşı açık bir alternatiften söz edilmediği,
ancak müzakereler için katı koşullar öne sürüldüğü belirtilen haberde,
Schuessel'in gazetecilere yaptığı açıklamada, "AB zirvesi için hedefi
açık bırakan nihai bir metin istiyoruz. Müzakerelerin açıklığının
metinde en iyi şekilde ifade edilmesi önemli" dediği, Aşırı sağcı
Özgürlük Partisi'nden Başbakan Yardımcısı Hubert Gorbach'ın, bu
koşulun kesinlikle gerekli olduğunu eklediği ve "Kesinlikle metinde tek
olasılığın AB'ye katılmak ya da katılmamak olmadığının, bu ikisi
arasında bir olasılığa da açık olacağının belirtilmesini istiyoruz"
şeklinde görüş belirttiği kaydedilmektedir.
Reuter'in (30/11) "Unilever'in
Dünya Başkanı Antony Burgmans: Türkiye'nin Daha Fazla Reform Yapması
Gerekiyor" başlığı altında ve Selçuk Gökoluk imzasıyla yer verdiği bir
haberde, ERT (European Round Table) Çalışma Grubu Başkanı ve
Unilever'in Dünya Başkanı Antony Burgmans'ın, Türkiye'nin AB'ye
katılmadan önce yasal düzenlemeler, gümrük ve vergi reformları
konusunda daha çok ilerleme kaydetmesi gerektiğini söylediği
belirtilmektedir. Burgmans'ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir
araya geldiğini ve ona zengin Birliğe katılmaya çabalayan ülkesinin
hala yapması gereken çok şey olduğunu söylediğini belirttiği kaydedilen
haberde, Unilever Başkanı Antony Burgmans'ın Reuters'e verdiği
mülakatta, "Öncelikle, Başbakan'la iyi işleyen yasal bir sistemin
gerekliliğinden söz ettik. İkinci konu ise verimli ve basitleştirilmiş
gümrük prosedürlerine duyulan ihtiyaçtı. Eğer Türkiye AB'nin bir
parçası haline gelebilirse, bunun hem AB hem de Türkiye için gönenç ve
ekonomik refahın artmasını sağlayacağına inanıyoruz." dediği ve 50
yıldır Türkiye'de aktif olan Unilever'in Türkiye'de oturmuş bir aktör
olduğunu ve AB'ye katılsa da katılmasa da ülkede kalmaya devam
edeceğini sözlerine eklediği ifade edilmektedir.
İSPANYA BASINI:
El Pais
gazetesinde (30/11) "AB, Türkiye'nin Üyeliğini Garanti Altına Almayan
Şartlar Koyuyor" başlığı altında ve Carlos Yarnoz imzasıyla yayımlanan
bir haberde, AB'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanması için
17 Aralık'ta alması beklenen karar taslağının AB Dönem Başkanlığı
tarafından üye ülke hükümetlerine gönderildiği; söz konusu karar
taslağında Türkiye'nin AB üyeliği için "zor şartlar" öne sürülerek,
Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini önümüzdeki haftalar içinde resmen
tanımasının istendiği bildirilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliği yolunda
gerçekleştirdiği başarılı reformlara değinilerek başlanan karar
tasarısında, reformlar sürecinin sürdürülmesi dileğinde bulunulduğu ve
üyelik müzakerelerinin 10 yıldan önce tamamlanamayacağı şeklinde
ifadeler kullanıldığı kaydedilen haberde, 17 Aralık'taki AB
Konseyi'nden, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanması yolunda
karar çıkacağı, ancak bu kararın Türkiye'nin AB üyeliğine kabul
edildiği anlamına gelmeyeceği ve demokratik ilkelere ters düşen
uygulamalarda bulunulması halinde müzakerelerin derhal kesileceği
vurgulanmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Estia
gazetesinde (30/11) "17 Aralık'a Kadar Olan Kritik Zaman" başlığı
altında ve Efstathiadis Petru imzasıyla yayımlanan bir yorumda, 17
Aralık'ta yapılacak olan AB zirvesi için geri sayımın başladığı ve AB
Zirvesi'nde, Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih verilip
verilmeyeceği konusunda karar alınacağı, Türkiye'ye tarih verilmesi
durumunda, bunun, Türkiye'nin üye olmasına ilişkin değil, üyelik
müzakerelerin başlamasına ilişkin tarih olacağı belirtilmektedir.
Yorumda şöyle denilmektedir: "AB tarafından Türkiye'ye üyelik
müzakereleri için tarih verilirse, gelecekte yani müzakereler süreci
sırasında Yunanistan ya da Kıbrıs'ın 'veto' hakkını kullanma olanağına
sahip olacakları şüpheli. Bu durumda ne yapılmalı? Acaba,
Yunanistan'ın 17 Aralık'ta veto hakkını kullanması doğru olur mu?
Durum görüldüğü kadar basit değil. Yunan hükümeti, Türkiye'nin AB'ye
yakınlaşmasıyla, ülkemize yönelik tahrik edici girişimlerini
sınırlandıracağını, mantıklı hareket etmeye başlayacağını düşünüyor.
Türkiye'nin bu şekilde hareket edeceği ise şüphelidir. Zira, Türk-Yunan
sorunları sadece bizim için önemlidir. Gelecekte Ege'de bir krizin
yaşanması durumunda AB üyesi 23 ülkenin Türkiye'nin AB yolunu kesme
olasılığı zayıftır. Kıbrıs'ın tutumuna gelince; Türk talebini Kıbrıs'ın
'veto' etmesi halinde bu, Kıbrıs Helenizminin geçtiğimiz nisan ayında
Annan planını reddetmesinin doğal bir devamı olarak algılanması
gerekecektir. Zira Kıbrıslı Rumlar referandumla net bir mesaj
vermişlerdir. Ancak, günümüzde bu yönde bir politikanın uygulanması
olası mıdır? İyi ya da kötü, Kıbrıs sorunun çözümlenmemesinden
günümüzde Kıbrıs Rum kesimi sorumludur. Uluslararası toplumun görüşü
budur. Kıbrıs'ta yapılan referandum sonrasında zaman aleyhimize
işliyor..."
Elefterotipia
gazetesinde (30/11) "Lefkoşa: Veto Konusunda Top Ankara ve AB Dönem
Başkanlığı'nda" başlığı altında ve Fanis Konstandinidis imzasıyla
yayımlanan bir haber-yorumda, Lefkoşa'nın, AB üyesi tüm ülkelere, 17
Aralık'ta yapılacak olan AB zirvesinde alınacak kararları içerecek olan
metinde, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi yolunda sürecek olan çabaların,
ayrıca Türkiye'nin AB yöneliminde ilerlemelerin kaydedilmesine "sağlam
temel" oluşturacak önerilerin yer almasını istediğini bildirmiş
bulunduğu kaydedilmektedir. Cumhurbaşkanı Papadopulos'un, Avrupa
başkentlerinde yaptığı görüşmelerde ve Lefkoşa'da yabancı diplomat ve
yetkililerle yaptığı temaslarda, AB zirvesinde Kıbrıslı Rumların
hassasiyetleri dikkate alınmadan kararlar alınması ve Türkiye'nin
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaması halinde gelişmelerden Ankara'nın
sorumlu olacağını söylediği belirtilen haber-yorumda, yabancı
diplomatların ise Lefkoşa'nın bazı taleplerinin kuşkusuz yerinde ve
mantıklı olduğunu, ancak Kıbrıs'ın "veto" kartını kullanıp
kullanmayacağının Papadopulos'a değil, Ankara ve AB Dönem Başkanı
Hollanda'ya bağlı olduğunu söyledikleri vurgulanmaktadır.
To Vima gazetesinde (30/11)
"De Facto Tanınma Önşart Oluşturuyor" başlığı altında ve Anni Podimata
imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, Kıbrıs ile gümrük birliğinin
Türkiye'nin AB üyeliği için şart oluşturduğu belirtilmektedir.
Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin müzakerelerin ne zaman ve nasıl
başlayacağını kararlaştıracak olan AB Zirvesi'nden yaklaşık dört hafta
öncesinde, temel konuların çoğunun hala askıda tutulduğu, özellikle
Türk-Yunan ilişkileriyle ilgili konularda, Kıbrıs'ın de facto
tanınmasının Türkiye'nin AB üyeliği için önşart oluşturduğundan (kibar,
ancak kesin bir şekilde) söz edilmesinin, tatmin edici olarak
yorumlandığı belirtilen haber-yorumda, daha ayrıntılı olarak, 17 Aralık
AB Zirvesi'nin nihai kararlarına ilişkin olarak AB Dönem Başkanı
Hollanda tarafından hazırlanan ve Brüksel'de yayımlanan taslağın, temel
soruları, başka bir ifadeyle müzakerelerin başlayıp başlamayacağı,
başlarsa da ne zaman ve nasıl tamamlanacağı sorularını
cevaplandırmadığı, çünkü AB üyesi devletler arasındaki görüş
farklılıklarının hala büyük olduğu kaydedilmektedir. Haber-yorumda,
Avusturya'nın, AB'nin Türkiye'yi bünyesine katacağı konusunda taahhüt
altına girmemesini isteyen ülkelerin başında olduğu, İngiltere'nin
ise, bu konuda AB'nin taahhüt altına girmesini isteyen ülkelerin
başında bulunduğuna işaret edilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR