ANKARA,
02/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 01 Aralık 2004 tarihinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin
(01/12) "Slovenya Türkiye'nin AB Üyeliğine Destek Sözü Verdi" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Avrupa Birliği üyesi Slovenya'nın,
Türkiye'nin 25 üyeli Birliğe katılma arzusunu destekleme sözü verdiği
belirtilmektedir. Slovenya Devlet Başkanı Janez Drnovsek'in, ülkesini
ziyaret eden Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e, Slovenya'nın desteğini
16-17 Aralık'taki önemli AB zirvesine götürme taahhüdünde bulunduğu
kaydedilen haberde, "Aralık ayında olumlu bir karar bekliyoruz."
şeklinde konuşan Drnovsek'in, görüşmelerin gecikme olmaksızın başlaması
gerektiğini belirterek, "Her iki tarafın da kazanç sağlayacağı bir
durum. Türkiye ile birlikte AB, uluslararası meselelerde daha önemli
bir rol oynayacaktır." dediği aktarılmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (01/12) "AB'nin
Türkiye Müzakereleri Konusunda Henüz Uzlaşısı Yok" başlığı altında ve
"now./Bc." rumuzlarıyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa Birliği devlet ve
hükümet başkanlarının katılım müzakerelerinin başlatılmasına ilişkin
alacakları karara iki hafta kala, müzakerelerle ilgili takvim planı ve
şartların hala belirsiz gözüktüğü belirtilmektedir. 25 üye ülkenin AB
büyükelçisinin AB Dönem Başkanı Hollanda'nın sunduğu, bundan sonra
nasıl bir yol izleneceğine dair ilk önerisini ele alacakları ve bu
önerinin, bir yandan müzakerelerin tarihini açık bırakırken, diğer
yandan da insan hakları, demokrasi ve hukuk devletinin temel
ilkelerinin "ağır ve kalıcı bir şekilde ihlal edilmesi" halinde,
müzakerelerin askıya alınması imkanını öngördüğü belirtilen yazıda,
Hollanda Hükümeti'nin, AB Anlaşması'nın 7'inci maddesine dayanarak bu
öneriyi yaptığı, bu maddeye göre, AB hükümetlerinin, belirli ihlallerin
gerçekleşmesi halinde, bir AB üyesinin bir dizi haktan yararlanmasını
nitelikli çoğunlukla askıya alabildikleri ve böylece üye ülkelerin
üçte birinin isteği üzerine harekete geçecek olan AB Komisyonu'nun
önerisiyle, katılım müzakerelerinin askıya alınmasının
gerçekleşebileceği, bunun ise, üye devletlerin yüzde 70'ine denk düşen,
nitelikli oy çoğunluğuyla gerçekleşmesinin gerektiği kaydedilmektedir.
Süddeutsche Zeitung'da
(01/12) "Türkiye Orta Doğu İçin Örnek Olmalı" başlığı altında ve George
Washington Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Amitai Etzioni
imzasıyla yayımlanan makalede şöyle denilmektedir: "Hiç kimse
Türkiye'nin üyeliğini, bu ülke özgür uluslar topluluğuna uymadığı
gerekçesiyle reddetmemelidir. Türkiye'nin AB'ye üye olmaması için çok
daha önemli bir neden vardır: Demokratik bir toplum olma yolunda büyük
ilerlemeler kaydettiği içindir ki, Türkiye'nin, kendi bulunduğu
bölgede sorumluluk alması ve Orta Doğu'yu aynı yöne doğru götürmesi
yerinde olur. Bunun da ötesinde, AB dışındaki bölgesel toplulukların
teşvik edilmesi, yavaş yavaş belirginleşen çok bölgeli dünya düzenine
de uygun düşer. Bu yüzden Türk halkı, AB tarafından dışlandığından
şikayet etmek yerine, kendinden emin bir şekilde bu meydan okumayı
kabul etmelidir. Gerçekten de Türkiye Orta Doğu'da, AB'nin kuruluşu
sırasında Almanya'nın eski ezeli düşmanı Fransa'yla işbirliği yapmaya
başlaması gibi benzer bir rol oynayabilir... Türkiye'ye yapılan, Orta
Doğu'da kurulacak ekonomik ve siyasi bir birliğin oluşumunda lider
rolünü üstlenmesi çağrısı, yeni küresel yapıların gelişmesiyle
uyuşmaktadır. Türkiye'nin AB'ye bağlanma arzusu bu yüzden geri
çevrilmeyecektir..."
Berliner Zeitung'da
(01/12) "Türkiye Müzakereleri 2005 Sonunda mı?" başlığı altında ve
Gerold Büchner imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB'nin, Türkiye ile
katılım müzakerelerine tahminen bir yıl içerisinde başlayacağı ve
Brüksel'deki diplomatik çevrelerden edinilen bilgilere göre, bu
randevunun 2005 yılı sonunda gerçekleşmesinin büyük bir olasılık olduğu
belirtilmektedir. Türk Hükümeti'nin müzakerelere daha erken başlanması
için uğraştığı ve şu sıralar AB ülkeleri arasında, bu ülkenin katılımı
için getirilecek koşul ve sınırlamalara ilişkin açık tartışmanın devam
ettiği belirtilen yazıda, bu gecikmenin asıl nedeninin, Türkiye'nin AB
üyeliğine karşı Fransa'da gösterilen büyük direnişler olduğu
vurgulanmaktadır. Cumhurbaşkanı Chirac'ın, bu havanın, AB Anayasası
hakkında yakında yapılacak olan referandumu başarısızlığa
uğratacağından kaygılandığı ve bu yüzden, Türkiye ile müzakerelerin
olabilecek en geç tarihte başlatılmasını istediği ifade edilen yazıda,
Federal Almanya Hükümeti'nin ise, Fransızların AB Anayasası'na evet
demelerini tehlikeye sokmamak için Chirac'ı dikkate almak istediği,
ancak Berlin'in, Paris'in aksine, Ankara ile müzakerelerin önümüzdeki
yıl başlatılması gerektiğinde ısrar ettiğine işaret edilmektedir.
İkinci tartışma konusunun ise, müzakerelerin ne kadar açık
şekillendirileceği sorusu olduğu ve Avrupa Hıristiyan demokratlarının
pozisyonunu koordine eden Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüessel'in,
mümkün olduğunca bağlayıcı kararlardan uzak durulmasını talep ettiği
kaydedilen yazıda, Fransa'nın, Türkiye'ye tam üyelik alternatifi olarak
"ayrıcalıklı ortaklık" önerilmesi yönündeki CDU teklifine sempatiyle
yaklaştığının işaretlerini verdiği, ancak bu önerinin hem bazı AB
ülkelerinde hem de Ankara'da kesinlikle reddedildiği ve bu konudaki
görüş ayrılıklarının, AB büyükelçilerinin yapacakları istişarelerde gün
yüzüne çıkabileceği öne sürülmektedir.
Nürnberger Nachrichten
gazetesinin internet sayfasında (01/12) "2014'ten Önce AB Üyeliği Yok"
başlığı altında ve Detlef Drewes imzasıyla yer alan bir yazıda,
Türkiye'nin 2014 yılından önce nihai üyelik hesabı yapamayacağı, bunun,
Brüksel'de açıklanan, 17 Aralık tarihindeki AB zirvesine yönelik bir
sonuç bildirgesi taslağıyla ortaya çıktığı belirtilmekte ve uzun
süredir beklenen devlet ve hükümet başkanlarının "evet" kararı
vermesine iki hafta kala bugünlerde kulislerde yoğun bir mücadelenin
olduğu kaydedilmektedir. Federal Başbakan Gerhard Schröder'in,
Komisyon kararını olduğu gibi kabul etmenin akıllıca olacağı
görüşünde, ancak Türkiye'nin tam üyeliğini engelleme hedefiyle daha
sert yükümlülükler talebinde bulunan seslerin de mevcut olduğu ifade
edilen yazıda, Ankara'nın üyeliğini eskiden savunanların bile 2014
yılından önce üyeliğin gerçekleşmesini önleyecek şekilde müzakereleri
uzatmak peşinde olduğu, bazılarının ise Verheugen tarafından önerilen
yükümlülüklerin daha da sertleştirilmesini istediği (sınırsız dolaşım
hakkının olmaması gibi), ayrıca Aralık'taki AB zirvesinin üyelik
müzakerelerinin başarısız olabilme olasılığını daha açık şekilde ortaya
koymasının istendiği vurgulanmaktadır.
Süddeutsche Zeitung'da
(01/12) "CDU Yeni Türkiye Önerisini Reddediyor" başlığı altında ve
DPA'ya atfen yayımlanan bir haberde, CDU'nun, AB Konsey Başkanı
Hollanda'nın, Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlaması konusunda
yaptığı öneriyi yeterli bulmadığı belirtilmektedir. CDU'lu Federal
Parlamento Avrupa Komisyonu Başkanı Matthias Wissmann'ın Berlin'de
yaptığı açıklamada, bugünkü durumla tam üyelik arasında sadece üçüncü
bir yolun kabul edilebilir olduğunu söylediği ifade edilen haberde, AB
devlet ve hükümet başkanlarının 17 Aralık tarihinde Brüksel'de Türkiye
ile katılım müzakerelerinin ne zaman başlayacağına karar verecekleri
hatırlatılmakta ve Hollanda Hükümeti'nin, müzakerelere hedefinin
prensipte açık tutulmasını önerdiği ve bu öneriye göre, AB'ye üye
devletlerin üçte birinin istemesi durumunda müzakerelerden çekilmenin
mümkün olmasının gerektiği kaydedilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse
gazetesinde (01/12) "Schuessel Türkiye'nin Tam Üyeliği Dışında Seçenek
Arıyor" başlığı altında ve Wolfgan Böhm-Andreas Schnauder imzasıyla
yayımlanan bir yazıda, Başbakan Schuessel'in giriş müzakerelerinin
sonunun açık uçlu bırakılmasının açıkça ifade edilmesini istediği ve
Türklere AB içinde serbest dolaşım hakkının tümüyle tanınmasını ihtimal
dahilinde görmediği belirtilmektedir. Yazıda, Avusturya Başbakanı
Schuessel'in, AB Zirvesi'nde Türkiye ile giriş müzakerelerinin
başlamasını veto etmeyeceği, ama Bakanlar Kurulu'nun ardından
belirttiği gibi, tam üyelikten başka seçeneklere de yer verilmesini
isteyeceği ve "Avrupa Konseyi'nin nihai metninde hedefin açık
bırakılmasının bariz bir şekilde ifade edilmesi gerekiyor." dediği
kaydedilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(01/12) "Varşova, Türkiye-AB Müzakerelerinin 2005 Yılının İlk Yarısında
Başlamasından Yana" başlığı altında yer verdiği bir haberde, resmi bir
bildiriye göre Polonya Hükümeti'nin, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne
girişiyle ilgili müzakerelerin 2005 yılının ilk yarısında başlamasını
istediği belirtilmektedir. Bildiride, "Türkiye'nin üyelik müzakereleri
gecikmeden başlamalıdır. Polonya Hükümeti'ne göre bu, 2005 yılının ilk
yarısında gerçekleşmesinin tercih edildiği anlamına gelmektedir."
denildiği ifade edilen haberde, bununla birlikte Varşova'nın,
müzakerelerin 2005 yılının ikinci yarısında başlatılması fikrine de
"açık" olduğunu ifade ettiği ve bildiride, "Üye ülkelerin (AB'nin)
siyasi durumu, Türkiye'nin gelecekteki AB üyeliği hakkındaki
tartışmanın yoğunluğu ve Anayasa'nın onaylanma süreci göz önünde
bulundurulduğunda Polonya Hükümeti, AB dönem başkanlığının,
müzakerelerin 2005 yılının ikinci yarısında başlatılması konusunda
sunacağı muhtemel önerilere açıktır." ifadelerine yer verildiği
kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times
gazetesinin internet sayfasında (01/12) "Türkiye Şeffaflık Gösterisiyle
AB'ye Kur Yapıyor" başlığı altında ve Vincent Boland imzasıyla yer alan
makalede, Türkiye'de Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK), Avrupa Birliği'ni
etkilemeyi amaçlayan beklenmedik bir şeffaflık gösterisiyle
çalışmaları konusunda diplomatları ve medyayı bilgilendirdiği ifade
edilmektedir. MGK'nın 71 yıllık tarihinde ilk kez verilen brifingin,
Türk Hükümeti'nin reformlarından birini -sivil nüfuzun ordu üzerindeki
üstünlüğü- sergilemek için bir fırsat niteliğinde olduğu ve Türkiye'nin
AB'yi, 17 Aralık'taki zirvede Birliğin, tam üye olmasına izin vermeye
ikna etme yönündeki son dakika çabalarıyla aynı zamana denk geldiği
belirtilen makalede, brifinge katılan diplomatların, AB Zirvesi'ne çok
yakın bir tarihte düzenlenmesinden dolayı brifingin büyük önem
taşıdığını, ayrıca bazı AB ülkelerindeki muhalefetten endişe duyan
hükümetin, ülkeyi daha demokratik ve AB'nin hassasiyetleri açısından
kabul edilebilir bir hale getirmek için son iki yılda gerçekleştirdiği
değişimin boyutuna işaret etmek istediğini söyledikleri
kaydedilmektedir.
Reuter'in (01/12)
"Patrik, Dini Haklar ve Azınlık Haklarının Eksik Olmasının Türkiye'nin
AB'ye Üyelik Girişimine Sekte Vurabileceğini Söyledi" başlığı altında
yer verdiği bir haberde, Ortodoks Hıristiyanlarının ruhani lideri I.
Bartholomeos'nun yaptığı bir açıklamada, dini hakların ve azınlık
haklarının eksik olmasının, Türkiye'nin üyelik görüşmelerine başlamak
için bu ay AB'den müzakere tarihi alması girişimine sekte
vurabileceğini söylediği belirtilmektedir. Haberde, eleştirmenlerin,
yüzde biri teşkil eden gayrimüslim azınlığın karşılaştığı mülkiyetin
sınırlandırılması ve din adamlarının eğitilmesi gibi sorunların,
Türkiye'nin henüz müzakerelere hazır olmadığını gösterdiğini
söyledikleri ifade edilen haberde, Patrik I. Bartholomeos'nun, "Siyasi
idare şimdi, dini haklar ve azınlık hakları konusunda daha sıkı önemler
almalıdır." dediği aktarılmaktadır.
Reuter'in (01/12)
"Türk Başbakan 'Yılın Avrupalısı' Ödülünü Aldı" başlığı altında yer
verdiği bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Brüksel merkezli
European Voice dergisinden, Müslüman bir ulusu AB üyelik görüşmelerine
hazırlamak üzere gerçekleştirdiği reformlar nedeniyle, "Yılın
Avrupalısı" ödülünü aldığı belirtilmektedir. Erdoğan, Brüksel'de
yayımlanan açıklamasında, "Türkiye'nin AB'ye katılımıyla birlikte,
Avrupa, medeniyetler savaşı içerisindeki değil medeniyetlerin uzlaşı ve
barış içerisinde yaşadığı bir kıta olduğunu gösterecektir." dediği
belirtilen haberde, European Voice dergisinin, ödül kazananları,
okuyucuları arasında düzenlediği yoklama sonucunda belirlediği
hatırlatılmaktadır.
İTALYA BASINI:
La Stampa
gazetesinde (01/12) "AB Paktı Konusunda Zapatero ile Birlik Sağlandı"
başlığı altında yayımlanan bir haberde, Türkiye'nin AB'ye katılımı
konusunun Berlusconi-Zapatero görüşmesinde ele alındığı
kaydedilmektedir. Haberde, Berlusconi'nin "Türk halkına kuşku
uyandıracak kaypak bir cevap vermenin çok büyük bir düş kırıklığı
yaratacağı konusunda hemfikiriz. Türkiye gibi büyük bir ülke Avrupa
Birliği ile birleşme arzusu içinde teşvik edilmelidir." dediği
aktarılmaktadır.
Aynı haber, Il
Messaggero gazetesinde de yer almaktadır.
La Padania gazetesinde
(01/12) "Erdoğan Ayak Diretiyor... Kıbrıs'ı Tanımıyoruz" başlığı
altında yayımlanan bir haberde, Türkiye'nin "her yönüyle tam bir üye
gibi ya Avrupa'nın içinde ya da Avrupa'nın dışında -ama nefretle-" diye
ayak direttiği ileri sürülürken, Dönem Başkanı Hollanda tarafından
hazırlanan ve açıklanan taslak metne Başbakan Erdoğan'ın ve de
Dışişleri Bakanı Gül'ün tepki gösterdiği ifade edilmektedir. Haberde,
Kıbrıs konusunda konuşan Başbakan Erdoğan'ın "Kıbrıs Rum kesiminin
tanınma şartı kabul edilemez. Zamanında Annan planını kabul ettik.
Neticede bu plan Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedildi. Kıbrıslı Rumlar
kendi üzerlerine düşeni yapmalıdır. AB ilk önce KKTC'ye karşı ambargoyu
kaldırmalıdır. Her şey bizden beklenmemelidir." şeklinde konuştuğu
kaydedilirken, diğer yandan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün de "17 Aralık'a kadar taslak 40 defa değişir." şeklinde
yorumda bulunduğu aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima
gazetesinde (01/12) "Kıbrıs: Yolun Sonuna Az Kaldı" başlığı altında ve
Kıbrıs Rum kesimi eski lideri Yorgos Vasiliu imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, Başbakan Kostas Karamanlis'in Kıbrıs'a yaptığı ziyaretin,
yakın gelecekte zorluklar ve ikilemlerle karşı karşıya kalınacağı ve
bunları göğüslemenin gerekeceğini herkesin anlamasına yaradığı
belirtilmektedir. AB Komisyonu'nun AB ile Türkiye arasında üyelik
müzakerelerinin başlaması yolundaki önerisi ile Kıbrıs konusunun da
yolun sonuna yaklaştığı ve sorunun çözümlenmesi için hemen
inisiyatiflerin alınması gerektiği, çünkü referandumun yapıldığı 24
Nisan'dan sonra 7 ay geçmiş olmasına rağmen, Kıbrıs sorununun
çözümlenmesi yolunda çaba sarf edilmediği, bu konuda gerek Kıbrıs'ta
gerekse uluslararası alanda hareketsizliğin hüküm sürdüğü ifade edilen
yorumda, kaydedilen bazı gelişmelerin de olumlu değil, olumsuz
olduğunun görüldüğü, günümüzde Avrupalı ortakların Kıbrıs sorununun
çözümlenmesine değil, 17 Aralık'ta AB zirvesinde nasıl bir tavır
takınılacağı konusuna ilgi gösterdikleri kaydedilmektedir. Yorumda
şöyle denilmektedir: "Gündemdeki zor soru şudur: Sorunun çözümlenmesini
ve vatanın tekrar bir bütün olmasını nasıl başaracağız? Türkiye'nin AB
dışında kalıp, sürekli olarak bizimle sürtüşme halinde bulunmasıyla
mı, yoksa AB tarafından Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih
verilmesiyle mi? Sanırım verilecek olan cevap malumdur. 2004 yılı
içinde Türkiye'nin AB'ye yönelmesiyle, ülkenin Kıbrıs konusunda
politikasını değiştirmek zorunda kaldığını gördük. Türkiye, adada iki
egemen devletin var olduğu ve Kıbrıs sorununun 1974 yılında yapılan
çıkarma ile çözümlendiği yolundaki politikasından, Erdoğan hükümetinin
Annan planını kabul etmesi ve taksimi kınaması politikasına yöneldi. AB
ile Türkiye arasında üyelik müzakere sürecinin başlaması, Yunanistan
için, komşu ülke ile sorunlarını ve özellikle kıta sahanlığı sorununu
barışçıl yollardan çözümlemesi için yeni koşulların oluşması demektir.
Ayrıca, savunma alanında yapılan harcamalar sınırlanacak böylece
Yunanistan Türkiye ve özellikle Ege ekonomik açıdan kalkınabilecektir.
Aksine, AB tarafından olumlu karşılanan Türk talebi reddedilir hem de
Yunan tarafının oyu ile reddedilirse bunun olumsuz etkileri büyük
olacaktır. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde gerginlik
tırmanacak ve ekonomi büyük darbe alacaktır. Bu durum da ek
olumsuzluklar getirecektir. Bu noktada, Türkiye ile AB arasında üyelik
sürecinin başlaması konusunda atacağımız adımların, komşu ülkenin
Yunanistan ve Kıbrıs ile ilişkilerini etkileyeceğinin farkında
olmamızın büyük önemini vurgulamak gerek. Yunanistan ve Kıbrıs'ın
atacakları ortak adımlar, ortak bir çizgide ilerlemelerini
sağlayacaktır..."
Elefteros Tipos
gazetesinde (01/12) "İlk Adım" başlığı altında ve Yorgos Kuvaras
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Brüksel'de yapılacak olan AB
zirvesinin nihai kararlarına ilişkin olarak AB Dönem Başkanı Hollanda
tarafından hazırlanan taslak metinde Türkiye'nin AB yönelimi konusunda
yer alan maddelerin birçok şekilde yorumlanabileceği ifade
edilmektedir. AB ile Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin 2014
yılına kadar sürebileceğinin kaydedildiği ve bunun, çoğu çevreler için
uzun bir dönem olarak görülebileceği, ancak AB koşulları dikkate
alındığında bunun çok doğal göründüğü belirtilen yorumda, örneğin,
İspanya ile AB arasında üyelik müzakerelerinin sekiz yıl sürdüğü
düşünülecek olursa, Türkiye için 10 yılın uzun bir süre olarak
algılanmaması gerektiği ve "görüşmelerin 10 yıl sürmesi Türkiye'nin
AB'den uzaklaşması anlamına gelir" yorumunun yanlış olduğu
vurgulanmaktadır. Ankara'nın Kıbrıs Cumhuriyeti'ni, Gümrük Birliği
Anlaşması aracılığıyla "de facto" tanımasının, kesinlikle olumlu bir
gelişme olacağı ve bu yönde bir girişimin anlamlı olması için Kıbrıs
sorununun çözümlenmesi yolunda yeni bir inisiyatifin alınması gerektiği
ifade edilen yorumda, AB ile Türkiye arasında başlayacak olan üyelik
müzakereleri sonunda Türkiye'nin AB üyesi olması konusunun açık
bırakılmasının ayrı bir anlam taşıdığı ve bunun bir anlamda, Ankara'nın
bir "yol haritası" temelinde ilerlemek zorunda kalacağını, hatta insan
hakları, temel özgürlükler, hukuk devleti ve demokrasi ilkelerini ihlal
ettiğinin tespit edilmesi durumunda görüşmelerin kesilmesi
olasılığının bile söz konusu olduğunun göstergesi olduğu
kaydedilmektedir. Yorumda, Türkiye'nin, sonu belirsiz olan AB yolunun
başında olduğu ve Yunanistan'ın ise garanti olmamakla birlikte,
Türkiye-AB ilişkilerinin ilerlemesiyle, daha da dostane, daha da
güvenilir muhatap olacak bir komşu edinme ümidini taşıdığı
vurgulanmaktadır.
Ethnos gazetesinde
(01/12) "ABD'den Türkiye'ye Dolaylı Destek" başlığı altında ve Mihalis
İgatiu imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, Amerika'nın, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından, AB ile üyelik müzakereleri
başlamadan önce tanınması gibi önemli bir konuda tavır almaktan
kaçınırken, ilgili tarafların bulundukları çıkmazdan kurtulmalarına yol
açacak çeşitli senaryoların dolaştığının gözlendiği belirtilmektedir.
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın üst düzey yetkililerinin, Türkiye'nin
üyelik sürecini, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi yolunda yeni bir
inisiyatifin alınmasına bağlayan senaryoları yalanlamaktan
kaçınmalarının dikkati çektiği belirtilen haber-yorumda, ABD Dışişleri
Bakanlığı'nın Sözcüsü Richard Boucher'in, "Bu konuda söyleyecek bir
şeyim yok." diyerek, ABD'nin AB üyesi olmadığını dolayısıyla AB
tarafından alınacak kararlarda ABD'nin söz hakkı olmadığını
vurguladıktan sonra, "Türkiye için AB üyelik sürecinin başlamasını
istediğimiz kesindir. Bunu netleştirmek gerek. Bunun gerçekleşmesi için
AB içinde ne kararlar alınması gerektiği konusuna gelince, bizler
tarihin belirlenmesi gerektiğine inanıyoruz. İlerleme kaydedilmesi
açısından tarihin belirlenmesi önemlidir." dediği aktarılmaktadır.
-
-
ESKİ SAYILAR