03.12.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

           

ANKARA, 03/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  2 Aralık 2004 tarihlerinde Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen  haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI: 

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun 21.00-22.00 Türkçe yayınında  (02/12) "Valery Giscard d'Estaing'in Türkiye İçin 'Ayrıcalıklı  Ortaklık' Önerisi" başlığı altında ve Yasemin Taşkın imzasıyla  yer verilen bir haberde, Türkiye için, AB ile müzakere tarihinin  belli olacağı 17 Aralık yaklaşırken, İtalyan basınında da bu  konuda Avrupalı siyasetçilerin farklı görüşlerinin yayımlandığı belirtilmektedir. İtalyan basınının, AB-Türkiye tartışmasına  özel bir dikkat gösterdiği ve La Republica gazetesinde Avrupa  Anayasası Başkanı Valery Giscard d'Estaing'in "Türkiye Ne Kadar  Uzak" başlıklı yazısına, yorum sayfalarında çok geniş yer  ayrıldığı ifade edilen haberde, Giscard d'Estaing'in yazısında,  Türkiye'ye verilen sözler ve Türkiye'nin AB tarafından  reddedilmesi gibi argümanları ele aldığı kaydedilmektedir.  La Republica gazetesinde yayımlanan yorumunda Giscard d'Estaing'in, Türkiye'nin Müslüman olduğu için reddedilmediğini öne sürerek,  barış ve demokratik özgürlüklerin hüküm sürdüğü anda, Müslüman   kültürlü Bosna-Hersek'in de AB'ye alınacağına dikkat çektiği  kaydedilen haberde, Avrupa Anayasası Başkanı Giscard d'Estaing'in  ayrıca, Türkiye'nin coğrafi konumu, nüfusu, yaşam standartlarının Avrupa'nın 10 yeni üyesinin ortalamasından düşük olması ve Avrupa kamuoyunun olumsuz tavrı gibi nedenlerinin, Türkiye'nin AB'ye katılımındaki engeller olarak gösterdiği, Avrupa Konseyi'nin  kararının bir refah alanı oluşturacak şekilde sürekli bir politik işbirliği ve AB ile Türkiye arasında "imtiyazlı bir ortaklık"  şeklinde düzenlenmesi yolunda olması gerektiğini yazdığı  vurgulanmaktadır.

           

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (02/12) "AB Parlamentosu'nda Türkiye ile Katılım Müzakereleri İçin Net Çoğunluk" başlığı altında  ve "now" rumuzuyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa Parlamentosu'nda  Türkiye ile katılım  müzakerelerinin hızla başlatılmasından yana  net bir çoğunluk oluştuğu belirtilmektedir. Parlamento Dış  İlişkiler Komisyonu'nun, Hollandalı Hristiyan Demokrat Camille  Eurlings tarafından hazırlanan ve özünde AB Komisyonu'nun Ankara  ile  müzakerelerin yapılması tavsiyesini destekleyen rapor   taslağını, 18'e karşı 50 oyla kabul ettiği belirtilen yazıda,  Alman Hıristiyan Birlik Partileri tarafından tercih edilen ve  AB'ye tam üyeliğin gerisinde kalan "ayrıcalıklı ortaklık"  modelini öngören değişiklik önergesinin ise çoğunluk bulmadığı,  ancak bu önergenin, aralık ayı ortasında planlanan genel kurul  oylamasında da birkaç kez daha sunulmasının beklendiği ifade  edilmektedir. Parlamento'nun kararının, 17 Aralık'ta müzakerelerin başlatılmasına ilişkin kararı alacak olan devlet ve hükümet  başkanları için bağlayıcı olmadığı, ancak günü geldiğinde  Parlamento'nun da Türkiye ile üyelik anlaşmasını onaylaması  gerektiğine işaret edilen yazıda, Dış İlişkiler Komisyonu'nun  kararının öncelikle CDU/CSU'lu Avrupa parlamenterleri tarafından  tepkiyle karşılandığı ve Birlik Partili 49 milletvekilinin  başkanları Hartmut Nassauer (CDU) ve Marcus Ferber'in (CSU),  Parlamento'da endişe verici bir "yumuşama eğilimi" gözlendiğinden  söz ederek, "anlaşılan Hollandalı grup arkadaşımız Eurlings,  kendini sadece Sosyal Demokratlar, Liberaller ve Yeşiller  karşısında azınlık pozisyonunda görmekle kalmamış, Türk  tarafınca da baskı altına alınmış" diye konuştukları, Dış  İlişkiler Komisyonu Başkanı Elmar Brok'un (CDU) ise, devlet ve  hükümet başkanlarının alacakları kararda, müzakerelerin açık  uçlu olması ve tam üyelik dışında başka seçeneklerin de olması  gerektiğini açıkça belirtmek zorunda olduklarını söylediği kaydedilmektedir.

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (02/12) "Türkiye'ye  Baskı Yapılması Talep Ediliyor" başlığı altında ve Karl-Heinz  Baum imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB'nin Türkiye ile katılım müzakereleriyle ilgili olarak, prensipte "evet", ancak büyük bir  "fakat" diyen Katolik Yardımlaşma Misyonu'nun, AB'nin  müzakerelerinin, din özgürlüğünün korunmasına ilişkin somut  koşullara bağlamasını istediği belirtilmektedir. Katolik  Yardımlaşma Misyonu'nun Başkan Vekili Gregor von Fürstenberg'in, Berlin'de, Türkiye'deki gayrimüslimlerin durumunun "kötüden daha  kötüye" doğru gittiğini söylediği ifade edilen yazıda, Misyon'un  da tıpkı Türkiye'deki Hristiyan cemiyetleri gibi, Türkiye ile  yapılması öngörülen AB'ye katılım müzakerelerini memnuniyetle karşıladığını söyleyen Fürstenberg'in, ancak insan hakkı olan  din özgürlüğünün, üyelik için olmazsa olmaz koşul olduğunu  belirterek, AB Komisyonu'ndan, kalıcı ve bağımsız bir denetim   yoluyla gerçek din özgürlüğünü sağlayacak olan bir gelişmeyi  teşvik etmesini talep ettiği kaydedilmektedir.

            Die Welt gazetesinde (02/12) "Hollanda'nın Çok Kültürlülüğü  Bir Sınıf Ayrımıydı" başlığı altında ve Hannse Stein imzasıyla  Fransız İslam Uzmanı Gilles Kepel ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler  yer almaktadır: 

            "SORU: Son olarak Avrupa'nın belirleyici sorusu: Türkiye'nin  AB'ye alınmasına taraftar mı yoksa karşı mısınız? 

            KEPEL: Bir yandan Türkiye'nin AB üyeliği, oradaki çoğunlukla  Avrupa kökenli olan seçkinlerin, Türkiye'nin Avrupalılaştırılması  ve liberalleştirilmesi projesini sürdürmelerine yardımcı olabilir. 

            SORU: Diğer yandan? 

            KEPEL: Diğer yandan, Başbakan Erdoğan'ın partisinde AB'ye  üyeliğin Avrupa için yapılan üçüncü savaşın kazanılmasına yardımcı olabileceğine inanan insanlar var. İlk savaş İspanya'da kaybedildi,  ikinci savaş ise Viyana kuşatmasıydı. Bu insanların spekülasyonuna  göre; üçüncü savaş zaferle sonuçlanabilir, ki bu savaş Avrupa'da  cihat kaleleri kurmalarına izin veren demografi savaşıdır."

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Avusturya Radyosu Ö1'in 2 Aralık 2004 tarihli saat 12.00'de yayımlanan ana haber bülteninde "AB-Türkiye" başlığı altında ve  Stefan Kappacher imzasıyla yer verilen bir haberde, ÖVP ve FPÖ'nün, Parlamento'nun Ana Komisyonu'nun Türkiye ile müzakereler  konusundaki görüşünün Başbakan Wolfgang Schüessel için bağlayıcı olamayacağı görüşünde olmalarına rağmen, bu konudaki önergelere  izin verileceği belirtilmektedir. Parlamento Başkanı Andreas  Khol'un oturumun ardından, görüş bildirilmesine izin vereceğini  ve bağlayıcılık konusunda bir değerlendirme yapmayacağını  açıkladığı ve bunun, tartışmaların ve hukuki incelemelerin  konusu olacağını belirttiği ifade edilen haberde, SPÖ ve  Yeşiller'in Başbakan'a bağlayıcı talimat verilmesi konusundaki önergelerinin çoğunluğun desteğini bulamayacağının şimdiden  bilindiği kaydedilmektedir. SPÖ Parlamento Grubu Başkanı Josef  Cap'ın, grubunun Türkiye ile AB üyeliğine ilişkin müzakerelerin yapılmasını reddettiğini yineleyerek, SPÖ'nün, Türkiye ile  müzakere sürecinin katılım perspektifi ile değil, özel bir  komşuluk ya da Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin  yoğunlaştırılması perspektifi ile sonuçlanmasının amaçlandığı  yolundaki talimatın Başbakan için bağlayıcı olmasını öngören  bir önerge vereceğini söylediği belirtilen haberde, FPÖ  Parlamento Grubu Başkanı Herbert Scheibner'in de Türkiye'nin  AB'ye katılımına "hayır" şeklindeki görüşünün altını çizerek, Avusturya'nın AB Zirvesi'nde bu konuda başka bir seçeneği kabul  ettirmesi gerektiğini söylediği, ÖVP Parlamento Grubu Başkanı  Wilhelm Molterer'in, imtiyazlı bir ortaklığın, iktidar  partilerinin müşterek bir pozisyon arayışında kilit rolü  oynayabileceğini, AB üyeliği opsiyonunun da bir kalemde  silinemeyeceğini ve silinmemesi gerektiğini de vurgulayarak,  kapının Türklerin yüzüne kapatılmaması gerektiğine işaret  ederek, "Böyle bir davranış sorumsuzca ve zararlı olur" dediği  aktarılmaktadır. Haberde, Yeşillerin giriş müzakerelerinden yana  ve şartların uyduğu sürece Türkiye'nin AB'ye katılmasından yana  olduğu ve Yeşiller milletvekili Dieter Brost'un, hükümetin  Türkiye'nin katılımı dışındaki seçenekleri de içerecek bir  pozisyon belirlemesi halinde Yeşillerin buna katılıp katılmayacağı sorusunu cevapsız bıraktığı kaydedilmektedir.

            Salzburger Nachrichten gazetesinde (02/12) "Türkiye Çevresinde  Dans" başlığı altında ve Manfred Perterer imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB hükümet başkanlarının yıllardan beri Türkiye'ye her   fırsatta, onu günün birinde Birliğe alacaklarını vaat ettikleri  ve bunlardan çoğunun zengin bir tarihe sahip olan bu büyük ülkeye   sempati duyduğundan değil, onun keyfini kaçırmamak için böyle   davrandığı öne sürülmektedir. Türkiye'nin ne de olsa yıllardan  beri Orta Doğu ve Kafkaslar gibi dinamit fıçılarının bulunduğu  bir bölgede, Batı'ya yönelik, stratejik açıdan önemli konuma sahip  bir ileri karakol oluşturduğu ve günün birinde AB'ye üye olma   ümidi olmasaydı, büyük bir ihtimalle çoktan başka bir yöne   yöneleceği, bunun da Avrupa açısından bir felaket anlamına   geleceğine işaret edilen yorumda, "bazı hükümet başkanlarının  Türkiye'nin tam üyeliğine karşı hep yeni yeni engeller icat  ediyorlar ve daha şimdiden, yani müzakereler başlamadan 'üçüncü  bir yoldan' ve 'imtiyazlı bir ortaklıktan' bahsediyorlar; ama   üyeliği kesinlikle reddediyorlar... Giderek katılıma şüpheli  bakanların açıkça söylemeye  cesaret edemedikleri, her gün  çıkardıkları yeni engellerle gizlemeye çalıştıkları gibi bir  izlenim oluşuyor:  'Türkiye'yi AB'de istemiyoruz' demek dürüstçe  olurdu. Hatta iyi argümanlar gösterildiğinde belki böyle bir   görüş savunulabilirdi bile; ama bunu söyleyecek cesaret yok" denilmektedir.

 

            BELÇİKA BASINI: 

            La Libre Belgique gazetesinde (02/12) "Erdoğan,'Herşeyi  Yaptım' Diyerek Güvence Veriyor" başlığı altında ve Christophe  Lamfalussy imzasıyla yayımlanan bir haberde, Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan'ın, ülkesiyle üyelik görüşmelerine başlanıp başlanmayacağına karar verilecek olan Avrupa Zirvesi'ne iki  hafta kala, bazı Avrupalı yöneticileri  Türkiye'yi kullanarak  "iç politika yapmakla" suçladığı belirtilmektedir. Erdoğan'ın,  Herman De Croo başkanlığındaki  Belçikalı milletvekillerinin,  Fransa'da eski akıl hocası ve yeni rakibi Jacques Chirac'a ters  düşerek Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan UMP'nin yeni Genel   Başkanı Nicolas Sarkozy hakkında bir sorusu üzerine, "Türkiye   ile iç politika yapılmaz" dediği belirtilen haberde, Başbakan  Erdoğan'ın, Belçikalı milletvekillerinin önüne, kararlı ve  hükümetinin çok çaba harcadığı reformlardan sonra Türkiye'nin  daha fazlasını yapamayacağına inanmış bir şekilde çıktığı vurgulanmaktadır. Erdoğan'ın, Kıbrıslı Rumların reddettiği Annan   barış planını Ankara'nın desteklediğini hatırlatarak, Kıbrıs için  "herşeyi yaptım" dediği ifade edilen haberde, Kıbrıs Rum tarafının   1 Mayıs tarihinde AB'ye üye olmasına değinerek, "Onlar içerdeyken,  ben beklemek zorundayım" açıklamasını yaptığı kaydedilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (02/12) "Türkiye, Üyeliğinin AB'nin Ekonomisini Sağlamlaştıracağını Düşünüyor" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in yaptığı  açıklamada, üye olması halinde Türkiye'nin AB'ye büyük bir  ekonomik yük olmaktan çok, bütçesine katkı sağlayacağını   belirttiği kaydedilmektedir. Türkiye'nin üyeliğinin AB'ye  etkileri hakkında bir raporun yayımlanması dolayısıyla  düzenlediği bir basın toplantısı sırasında Şener'in, "Türkiye,  AB bütçesi için, abartılı şekilde söylendiği kadar büyük bir  yük olmayacaktır" dediği belirtilen haberde, Şener'e göre,  Türkiye'nin Avrupa'nın gayrisafi iç hasılasına ise 2014 yılında  16 ila 48 milyar euro ve 2020'de de 21 ila 63 milyar euro  katkıda bulunacağının tahmin edildiği, AB üyesi olduğu takdirde Türkiye'nin, AB bütçesine 2014'te 4.9 milyar euro, 2020'de ise  8.8 milyar euro seviyesinde katkıda bulunmasının beklendiği  ifade edilmektedir. Haberde, Türkiye'nin üyeliğinin AB ekonomisi  üzerinde olumlu bir etkisinin olacağını belirten Şener'in,   "Avrupa vatandaşlarının ceplerine ek para akacak; çünkü   Türkiye'nin varlığı AB ekonomisinin boyutlarına ve gayrisafi  milli hasıla tutarını etkileyecek" şeklinde konuştuğu  vurgulanmaktadır.

            AFP'nin (02/12) "Atina, Ankara'yı, Türkiye'deki Ortodoks  Rumların Hakları Konusunda Uyardı" başlığı altında yer verdiği  bir haberde, Yunanistan Hükümeti Sözcü Yardımcısı Evangelos   Antonaros'un, Türkiye'nin, AB'ye üyelik müzakerelerinin  başlatılması için "temel bir kriter" olan "din özgürlüğüne  riayet etmesi gerektiğinin" altını çizdiği belirtilmektedir.  İstanbul sözde Ekümenik Ortodoks Patriği Bartolomeos'nun Yunan  basınında yer alan, Ankara'nın Türkiye'de yaşayan Ortodoks  Rumların haklarına riayet etmediği yolundaki açıklamalarına  dayanarak Antonaros'un, "Atina'nın Rum Patrikhanesi'ni  desteklediğini ve Yunanistan Hükümeti'nin bu konudaki tavrının  kesin olduğunu" hatırlattığı ifade edilen haberde, Antonaros'un, "Türkiye'nin, AB yolunda devam edebilmesi için, din özgürlüğüne  riayet etmesi temel bir kriterdir"  şeklinde konuştuğu ve  Atina'ya göre, Türkiye'nin, dünyadaki 250 milyon Ortodoksun dini  lideri olan İstanbul Patriğini tanıması ve Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nun yeniden açılmasına izin vermesinin gerektiği   kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (02/12) "Fransa ve Avusturya Türkiye'nin AB  Üyeliğine Bir Alternatif Bulmaya Çalışıyor" başlığı altında  yer verdiği bir haberde, AB büyükelçilerinin Türkiye ile  müzakerelere başlamanın koşullarını görüşmek için biraraya  geldiklerinde, Fransa ve Avusturya'nın, Türkiye'nin AB'ye tam  üyeliğine bir alternatif bulunması için çaba sarfettiği ve  Kıbrıs'ın, Ankara tarafından tanınma talebinde bulunduğu  belirtilmektedir. Diplomatların, 17 Aralık'ta düzenlenecek  toplantıdan yaklaşık iki hafta önce AB'ye üye ülkelerin, nihai  bildiri üzerinde görüşecekleri konuları ve tutumlarını ortaya   koyduğunu söyledikleri belirtilen haberde, bir diplomatın,  "Fransız ve Avusturyalılar, tam üyeliğe alternatif olarak  'üçüncü bir yol' bulunması için baskı yaptılar. Kıbrıslılar,  tanınmak istedikleri yönünde sık sık çağrıda bulunarak oldukça  sert bir tutum sergilediler" dediği aktarılmaktadır. Haberde,  diplomatların, Fransa ve Avusturya'nın görüşlerine pek fazla  destek alamadıklarını ve hiçbir ülkenin Türkiye ile müzakerelere  başlanmasına karşı olmadığını söyledikleri kaydedilmektedir.

            Reuter'in (02/12) "Hollanda: Türkiye'nin AB Girişimi İçin  Yeni Koşullar Öne Sürülebilir" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot'un, Avrupa'nın  siyasi gerçekliğinin Türkiye'nin AB'ye üyelik girişiminde ilave  koşullar ileri sürülebileceği anlamına gelebileceğini söylediği belirtilmektedir. Hollanda gazetesi NRC Handelsblad tarafından  gerçekleştirilen mülakatta, liderlerin daha fazla koşul   dayatmalarının makul olup olmadığının sorulması üzerine Bot'un,  "Bunu zaman gösterecek. Türkler şöyle söyleyecekler: 'Bu adil  değil, çünkü ileri sürülen bütün kriterleri yerine getirdik,  daha ne istiyorsunuz? Ancak Avrupa'da aynı zamanda bir siyasi  gerçeklik de söz konusu" dediği belirtilen haberde, Bot'un,  "Şayet hükümet liderleri 17 Aralık'ta müzakerelere başlamada  hem fikir olurlarsa, bu, gerçek üyeliğin bir yıl içinde  başlayacağı anlamına gelmiyor. En önemli unsur şu anda  Türkiye'ye aralanan kapının biraz daha açılacağıdır" dediği aktarılmaktadır.

            Reuter'in (02/12) "Fransa ve Almanya Türkiye Konusunda  Farklı Tutum Takındı" başlığı altında yer verdiği bir haberde,  Almanya ve Fransa'nın, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımına  destek sözü verdikleri, ancak Fransa Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac'ın, katılım görüşmelerinde başarısızlığa uğranması  halinde tam üyeliğe karşı bir alternatif olasılığını da açık  tuttuğu belirtilmektedir. Hem Chirac'ın hem de Almanya Şansölyesi  Gerhard Schröder'in, Türkiye'yi, AB'ye üye olarak görmek  istediklerini söyledikleri, ancak iki liderin gayri resmi  zirve görüşmelerinin ardından düzenledikleri basın toplantısında  farklı tutum takındıkları belirtilen haberde, Schröder'in, "Her  ikimizin de bir hedefi vardır ve bu da üyeliktir. Müzakerelerin  uzun zaman alacağını ve sonucun açık uçlu olacağını tabii ki  biliyoruz. Ancak müzakerelerdeki asıl amacın, katılımdan başka  bir şey olmadığı gerçeğinden farklı düşünülmemelidir" dediği  ifade edilmektedir. Haberde, Chirac'ın, "Katılım için gerekli  tüm koşulların karşılanmaması halinde müzakereler tabii ki  kesintiye uğrayacaktır. Bu durumda, bu kesintinin Türkiye ile  Avrupa arasında ayrılığa yol açmamasına yönelik bir yol  aranmalıdır ve bu iki önemli siyasi, ekonomik ve kültürel  varlık arasında yeterince güçlü bağlar için yollar arayacağız"  dediği, öte yandan Schröder'in, iki ülke arasında anlaşmaya  varılabileceğinden emin olduğunu söylediği kaydedilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:  

            Apoyevmatini gazetesinde (02/12) "Üyelik İçin Üç Öneri"  başlığı altında ve Nikos Stavrulakis imzasıyla yayımlanan bir  haber-yorumda, Brüksel'de yapılan COREPER (AB Daimi Temsilciler  Komitesi) toplantısında Türkiye'nin AB yönelimi konusunda bölünme olduğunun görüldüğü belirtilmektedir. AB Dönem Başkanı Hollanda  tarafından AB Zirvesi'ne ilişkin hazırlanan karar taslağı  konusunda Brüksel'de yapılan ilk görüşmede, Fransa ve  Avusturya'nın, AB-Türkiye ilişkileri konusunda "üye olmama" ve  "tam üye olma" dışında bir öneri getirdikleri ifade edilen  haber-yorumda, iki ülkenin, Türkiye'nin AB'ye tam üye olması  önerisine alternatif çözüm olarak "imtiyazlı ortaklık" önerisini  getirdiği ve Avusturya Başbakanı Schüessel'in de yaptığı bir  açıklama ile bu öneriyi desteklediğini gösterdiği ve Hollanda'nın  önerisi ile zaten Türkiye'ye özel bir statü verilmesini istediğini  ortaya koyduğunu kaydettiğine işaret edilmektedir. Avrupa içinde  Türkiye için oluşan ortam böyle iken, Atina'nın Türkiye'nin AB  yönelimini desteklemeye devam ettiği ve böylece Yunanistan'ın,  bir taraftan AB ile Türkiye arasında "özel bir ilişki" oluşmasını  isteyen ülkeleri, diğer yandan da kayıtsız şartsız üyelik  müzakereleri için AB tarafından Türkiye'ye tarih verilmesini  isteyen ülkeleri "göğüslemek" zorunda kalacağı belirtilen  haber-yorumda, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'nün, "Adil olmadığımız  sürece kararlarımızda sert olamayız. Türkiye AB'ye tam üye  olmalıdır" dediği, öte yandan, Kıbrıs'ın her fırsatta AB ile  Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin başlaması konusunda  onayını vermesi için ilk önce Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini  tanıması gerektiğini söylediği ve bu konuda ısrarlı göründüğü vurgulanmaktadır.

            Elefterotipia gazetesinde (02/12) "Erdoğan: Kıbrıs İçin  Bir Adım Dahi Geriye Gitmiyoruz" başlığı altında ve Aris Abatzis  imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, Başbakan Erdoğan'ın,  "Elverişsiz koşullara rağmen, Türkiye iyi niyet jesti yaptı ve  Güney Kıbrıs'ı Gümrük Birliği'ne dahil etti. AB bize artık yeni  herhangi bir şeyi kabul ettiremez. 17 Aralık'ta beklentilerimiz  gerçekleşirse ve müzakereler başlarsa, o zaman bütün bunları da görüşebiliriz. O zamana kadar herhangi bir adım atmamız söz konusu değildir" dediği belirtilmektedir. Türk NTV kanalına konuşan  Erdoğan'ın, AB Zirvesi'nde üyelik müzakerelerinin başlayacağı  tarih belirlenirse ve Kıbrıs Rum kesiminin tanınması konusu da  gündeme getirilirse ne yapacağı sorusuna, "Bu konu gelecekte ele  alınacak" cevabını verdiği belirtilen haber-yorumda, Erdoğan'ın  ayrıca, "AB'nin 25 üyeden oluştuğunu, Türkiye'nin de müzakerelere başlayacağını" söylediği ve "hemen hemen bütün AB üyesi ülkelerin  Türkiye ile müzakerelerin başlamasını olumlu karşıladıklarını"  sözlerine ilave ederek, "gerek Yunanistan Başbakanı Karamanlis'in  gerekse Kıbrıs Rum yönetimi liderinin Türkiye'nin AB üyeliğini   olumlu karşıladıklarını" vurguladığı kaydedilmektedir.   

                 

 
ESKİ SAYILAR