06.12.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

           

ANKARA, 06/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  03-05 Aralık 2004 tarihlerinde Türkiye-AB ilişkilerine yer  verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:  

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun 21.00-22.00 Türkçe yayınında  (04/12) "Avrupa Parlamentosu Başkanı ve Belçika Dışişleri  Bakanı, Türkiye'yi Ziyaret Ediyorlar" başlığı altında ve  Nilay Karaelmas imzasıyla yer verilen bir haberde, Ankara'da  resmi temaslarda bulunan Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep  Borrell'in, Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlaması halinde  Kıbrıs Rum yönetimini tanıması gerektiğini söylediği  belirtilmekte ve Borrell'in, 17 Aralık Zirvesi öncesi  Türkiye'yi ziyaret etmesinin çok önemli olduğunu dile getiren  Başbakan Erdoğan'ın, "Bu ziyaretle birbirimizi daha iyi tanıma  olanağı bulduk" dediği ifade edilmektedir. Avrupa Birliği  Komisyonu'nun ilerleme raporunda, Türkiye'ye müzakere tarihi  verilmesi için açık bir tavsiyede bulunulduğunu hatırlatan  Başbakan Erdoğan'ın, 17 Aralık Zirvesinde verilecek karara  bu raporun önemli katkısı olacağına inandığını belirttiği  kaydedilen haberde, Avrupa Parlamentosu Başkanı Borrell'in  ise, Türkiye'nin, AB ile müzakerelere başlaması halinde  Kıbrıs Rum kesimini fiilen tanıması gerektiği görüşünü  yineleyerek, Türkiye'nin, AB üyesi olan Güney Kıbrıs'ı  tanımadan müzakerelerde bulunmasının söz konusu olamayacağını  belirterek, "Bu, raporda da oldukça açık. İki taraf birbirini  fiilen tanımalı, ancak raporda ne zaman tanınması gerektiği  yönünde bir zaman dilimi yok. İki tarafın görüşmelere devam  etmesi için yardımcı olmalıyız" dediği aktarılmaktadır.  Ankara'da temaslarda bulunan bir başka önemli konuğun da  Belçika Dışişleri Bakanı Karel de Gucht olduğu, ancak Belçika  Dışişleri Bakanı'ndan, Avrupa Parlamentosu Başkanı'nın aksine,  Kıbrıs konusunda destek mesajı geldiği belirtilen haberde,  Belçika Dışişleri Bakanı'nın, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini  tanımasının müzakerelerin başlaması için bir koşul olmadığını  söylediği vurgulanmaktadır.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Kölner Stadt Anzeiger gazetesinin internet sayfasında  (03/12) "Schröder ve Chirac Türkiye'nin AB Üyeliği Konusunda  Uzlaşma Halinde" başlığı altında ve DPA kaynaklı yer alan  bir yazıda, Almanya ve Fransa'nın birlikte Türkiye'yle AB  üyelik müzakerelerinin hemen başlaması için devreye girdiği belirtilmektedir. Başbakan Schröder'in, Fransa Cumhurbaşkanı  Jacques Chirac'la yaptığı görüşmeden sonra Lübeck'te yaptığı  açıklamada, "Söz konusu olan bir tek hedef var o da üyelik"  dediği ve iki hafta sonraki Brüksel zirvesinde iki  siyasetçinin tavırlarını ortaya koyacakları, ancak  Schröder'in uzun müzakere sürecinin "her türlü sonuca açık"  işlemesi gerektiğini vurguladığı ifade edilen yazıda,  Chirac'ın da, Paris'teki hükümetin tıpkı Almanya gibi  Türkiye'nin bu Birliğe katılmasını istediğini tekrarladığı,  ancak Fransa açısından halkın oyunun önemli olduğunu  belirterek, halk oylamasının izin vermemesi halinde  Türkiye'yi Birliğe katmanın başka yollarının bulunması  gerektiğinin altını çizdiği vurgulanmaktadır.

            Die Welt gazetesinde (03/12) "Schröder Değerleri  Savunmuyor" başlığı altında ve CSU lideri Edmund Stoiber  ile yapılan bir mülakata yer verilmektedir. Mülakatın  Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: 17 Aralık tarihinde AB Hükümet ve Devlet  Başkanları Türkiye'yle üyelik müzakerelerine başlama  konusunda karar verecek. Tarihi bir durak değil mi? 

            STOIBER: Evet. Sayın Merkel ve ben, Avrupa Halk  Partileri grubunda AB üyeliğinin tek yönlü olmaması, aksine  AB'yle Türkiye arasındaki gelecekteki ilişkilerin her sonuca  açık olması için çaba sarf ediyoruz. Çünkü o zaman hükümet  olarak 2006 yılından sonra bu süreci Türkiye'nin AB'ye tam  üyeliği yerine imtiyazlı ortaklık istikametine çevirebiliriz.  Son haftalarda Avrupa'daki gelişmelerin çok sayıda siyasi  karar merciini düşündürdüğüne inanıyorum. AB'nin komşu  ülkesi Ukrayna'daki gelişmelere bakıldığında, birçok kimse,  Ukrayna'nın Türkiye'den çok daha fazla bir Avrupa ülkesi  olup olmadığı sorusunu ortaya atıyor." 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (03/12) "Hedefin Adı,  Türkiye'nin Üyeliğidir" başlığı altında ve "F.P." rumuzuyla  yayımlanan yazının ilgili bölümünde, Fransa Cumhurbaşkanı  Jacques Chirac ile Şansölye Gerhard Schröder'in (SPD) Lübeck  belediye binasında gerçekleştirdikleri gayri resmi zirvede,  Türkiye'nin hızla Avrupa Birliği üyesi olma beklentilerinin  Bastırıldığı ve gerçi her iki siyasetçinin de, AB Konseyi'nin,  16-17 Aralık'ta Brüksel'de yapılacak zirvede Türkiye ile  katılım müzakerelerinin başlatılmasına karar vermesi  gerektiği görüşünde olduğu belirtilmektedir. "Bizim için söz  konusu olan hedeftir ve bu hedefin adı üyeliktir. Biz  başarıları konuşuruz, yenilgileri değil." diyen Schröder'in,  buna rağmen müzakerelerin ucu açık olarak yürütülmesi  gerektiğini belirterek, bunun 10-15 yıllık uzun bir süreç  olacağını da eklediği ifade edilen yazıda, AB Komisyonu'nun  katılım müzakereleri için iyi bir yol bulduğundan söz eden  Chirac'ın ise, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni,  öncelikle de insan haklarıyla ilgili olanları yerine  getirmemesi halinde, müzakerelerin kesilmesi gerektiğini  söyleyerek, "Böyle bir durum söz konusu olursa, Türkiye'nin  Avrupa'dan tamamen kopmamasını sağlamak Avrupa'nın görevidir.  O zaman başka tarzda bir ilişkiye gitmenin yolu bulunmalıdır"  dediği kaydedilmektedir. Yazıda, Türkiye'ye ilişkin birçok  sorusu olanları anladığını dile getiren Fransa Cumhurbaşkanı  Chirac'ın, ayrıca Fransa halkının da Türkiye'nin Birliğe  üyeliğiyle ilgili görüşünü yapılacak bir referandumla ortaya  koyacağını belirttiği, Schröder'in de, buluşmanın ardından  üyelik politikasıyla ilgili meselelerde iki ülkenin  görüşlerinin örtüştüğünü vurguladığına işaret edilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Der Standard gazetesinde (03/12) "Paris-Viyana Ekseni  Türkiye İçin Özel Bir Yol Bulunmasını İstiyor" başlığı  altında ve Eva Linsinger imzasıyla yayımlanan bir yazıda  şöyle denilmektedir: "AB Türkiye'ye katılım konusunda ne  kadar büyük engeller çıkaracak? Özel şartlar koşulabilir mi?  Üye ülkeler, Türkiye konusunda verilecek karardan iki hafta  önce, bu sorular üzerinde tartışıyor. Fransa ve Avusturya,  tam üyeliğin yanı sıra, bir 'B Planı' hazırlanması için ısrar  ediyor. Telaşlı bir şekilde görüşmeler yapılıyor, formüller  bulunuyor. AB devlet ve hükümet başkanları 17 Aralık'ta  Brüksel'deki zirve toplantılarında, Türkiye ile giriş  müzakerelerine ne zaman ve hangi şartlar altında  başlanacağına karar verecekler. Zirveye ilişkin metnin  taslağı elçiler düzeyinde hararetle tartışılmaya başlandı  bile. Öncelikle de Almanya ve İngiltere enerjik bir biçimde,  müzakerelere yakında, yani 2005'in ilk yarısında başlanması  konusunda ısrar ediyor ve müzakerelerin olumlu sonuçlanması  dışındaki her türlü formülü reddediyor. Avusturya ile Fransa  bunun aksi olan görüşün sözcülüğünü yapıyor. İki ülke de  müzakerelerin ucunun açık olarak tanımlanmasını istiyor.  Viyana ve Paris'in pozisyonu, giriş müzakerelerinin ille de  AB'ye üyelik hedef alınarak yürütülmemesi ve 'imtiyazlı  ortaklık' gibi üçüncü bir seçeneğe de yer verilmesi gerektiği  şeklinde. Diplomatlar, bu ülkelerin müzakerelerin 2005'in  ikinci yarısında (Fransa'daki Anayasa referandumundan uzak  bir tarihte) başlamasını istediklerini belirtiyorlar.  Türkiye ise müzakerelerin tek hedefinin üyelik olması  konusunda diretiyor... AB'nin Türkiye'ye diğer aday  ülkelerden daha sert davranıp davranamayacağı tartışması,  Türkiye ve Hırvatistan ile müzakerelerin eşit şartlar  altında mı olduğu sorusuna da yansıyor. Dönem Başkanı  Hollanda, 'AB eğer farklı müzakere çerçeveleri oluşturursa,  ayrımcılık suçlaması ile karşı karşıya kalır' diyor. Buna  karşın İrlanda, Fransa ve Avusturya her iki ülke için  farklı kriterlerin geçerli olduğu görüşünü paylaşıyor..."

 

            BELÇİKA BASINI: 

            Merkezi Brüksel'de bulunan ve Avrupa Parlamentosu'ndaki  bir grupla işbirliği içinde çalışan bağımsız haber sitesi  Euobserver'ın internet sayfasında (03/12) "Almanya ve Fransa,  Türkiye Konusunda Ortak Tutum Belirleyecekler" başlığı altında  ve Richard Carter imzasıyla yer alan bir haberde, Paris ve  Berlin'in yapılan açıklamada, 17 Aralık'ta gerçekleştirilecek  zirvede Almanya ve Fransa'nın, Türkiye'nin olası üyeliği  konusunda ortak bir tutum belirleyeceğini duyurduğu, ne var ki,  iki ülke liderlerinin görüşmesi neticesinde konu hakkında her  iki tarafta da önemli bazı farklılıkların mevcut olduğunun  görüldüğüne işaret edilmektedir. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac'ın, "Paris ve Berlin, aynı hedefi paylaşıyor, bu  da Türkiye'yi AB'ye almak. Çünkü sağlam, sınırlarından emin  bir Avrupa kurmak herkesin çıkarınadır." dediği belirtilen  haberde, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in, Türkiye'yi  AB içerisinde görme arzusunda daha kararlı göründüğü,  müzakere sürecinin "açık uçlu" olduğunu söylese de, "hedefin  tam üyelikten başka bir şey olmadığını" belirttiği  vurgulanmaktadır.

 

            FRANSA BASINI: 

            Le Figaro gazetesinde (03/12) "Chirac ve Schröder,  Türkiye Konusunda Anlaşmaya Varmakta Zorlanıyorlar" başlığı  altında ve Luc de Barochez-Pierre Bocev imzalarıyla  yayımlanan bir haberde, Almanya ve Fransa'nın, 17 Aralık'ta  toplanacak olan Avrupa Birliği Konseyi'nin, Türkiye ile  Avrupa Birliği arasındaki müzakerelerin açılması yönünde  karar almasına taraftar oldukları, ancak Türkiye ile Avrupa  Birliği arasında on yıldan daha uzun sürebilecek olan bu  görüşmelerin hedefi hakkında Berlin ile Paris arasında bir  uzlaşmaya varıldığını söyleyebilmenin henüz mümkün olmadığı belirtilmektedir. Baltık yakınlarındaki Lübeck'de bir araya  gelen Şansölye Gerhard Schröder ile Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac'ın, birbiriyle bağdaşmayan görüşler dile getirdikleri  belirtilen haberde, Alman Şansölye Schröder'in, "müzakerelerin  açık hedefinin üyelik olduğunu, üyelik dışında bir olasılığın  söz konusu olmadığını" kaydettiği, ancak Fransa Cumhurbaşkanı  Chirac'ın, bu görüşü onaylamaktan kaçındığı ve Türkiye ile  Avrupa Birliği arasında "güçlü bir bağ" kurulmasını  hedefleyecek, üye olmak ile üye olmamak arasında "üçüncü bir  yol" olasılığını dışlamadığı ifade edilmektedir. İki liderin,  uzlaşma yollarını araştırdıkları ve sonuç olarak "üçüncü yol" düşüncesinin, ancak üyelik müzakerelerinin başarısızlığa  uğraması koşuluyla AB Konseyi'nin nihai sonuç belgesinde yer  alabileceği ifade edilen haberde, Schröder'in, "Üyelik hedefi,  tartışma konusu yapılamaz. Ancak müzakerelerin hedefe  ulaşamaması halinde başka bir şey bulmamız gerekir" dediği,  Chirac'ın da, "Türkiye'nin üyeliği için gerekli tüm şartlar  yerine gelmediği takdirde müzakere kesilecektir. Böyle bir  durumda Türkiye'nin Avrupa'dan kopmasını engellemek için  bir yol bulunması gerekecektir." şeklindeki ifadesine yer  verilmektedir.

            AFP'nin (04/12) "Borrell: Türkiye'nin AB Üyeliği  Konusundaki Karar Müzakerelerin Bitiminde Verilmeli" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, Avrupa Parlamentosu Başkanı  Josep Borrell'in İstanbul'da yaptığı açıklamaya göre,  Türkiye'nin AB'ye girişi konusundaki nihai kararın  müzakerelerin sonunda alınmasının herkesin lehine olacağını  belirttiği kaydedilmektedir. Borrell'in, Türkiye'yi  ziyaretinin ikinci gününde İktisadi Kalkınma Vakfı  tarafından düzenlenen konferans sırasında, "Görüşmelerin  başlatılması durumunda, Türkiye'nin üyeliği konusundaki  nihai kararın görüşmelerin tamamlanmasına bırakılması  hepimizin lehine olacaktır." dediği belirtilen haberde,  17 Aralık'taki AB zirvesinden çıkması muhtemel bir sonuca  göre, Avrupalı yöneticilerin görüşmelerin başlamasına  yeşil ışık yakacağı fakat üyelik konusunda hiçbir garanti  verilmeyeceği öne sürülmekte ve Ankara'nın, üyelik  görüşmelerinin başlaması için kesin bir tarih ve  görüşmelerin Türkiye'nin üyeliği ile sona ereceğine dair  güvence talep ettiği hatırlatılmaktadır. Haberde, Avrupa  Parlamentosu Dışişleri Komitesi'nin görüşmelerin başlaması  lehine oy kullandığını hatırlatan Borrell'in, 14 Aralık  tarihindeki oturumda Avrupalı milletvekillerinin bir araya  gelmesi ile bu durumun değişebileceğinin altını çizerek,  "Bu değişken bir durum. Kimse nihai sonucu önceden  söyleyemez" dediği ifade edilmektedir.

            Le Figaro gazetesinin internet sayfasında (03/12)  "25'ler, Ankara Konusunda Oldukça Bölünmüş Durumda" başlığı  altında ve Alexandrine Bouilhet imzasıyla yer alan bir  yazıda, AB'nin, Türkiye konusunda oybirliğiyle bir kararın  henüz uzağında bulunduğu ve Brüksel zirvesine iki hafta  kala, Ankara'nın adaylığı konusunda kararlı olan 25'lerin,  sürekli olarak üzerinde uzlaşılamaz talepler ileri  sürdükleri belirtilmektedir. Almanya, İngiltere, Polonya,  İtalya ve İsveç'in, açıkça üyelik müzakerelerine derhal  başlamasından yana iken; Fransa ve Avusturya'nın, kapıyı  "ayrıcalıklı ortaklığa" açık bırakacak müzakerelerin  başlama tarihinin geciktirilmesi konusunda ısrar ettikleri,  Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin ise, Türkiye'ye yeni  koşullar önerilmesi üzerindeki ısrarlarını sürdürdükleri  ve bu olmadığı takdirde veto haklarını kullanacakları  tehdidinde bulundukları ifade edilen yazıda, 25'lerdeki  ilk tartışmanın Brüksel'de, büyükelçiler arasında yaşandığı  ve tartışmaya katılan büyükelçilerin, Hollanda başkanlığınca  önerilen sonuç bildirgesi taslağını yorumladıkları,  katılımcılardan birine göre, "Kimse söz konusu metin  üzerinde mutabık değildi. Almanlar ve İngilizler metni çok  sert bulurken; Fransızlar ve Avusturyalılar, metnin daha  ayrıntılı ve daha zorlayıcı olmasını istiyorlar" dediği  aktarılmaktadır.

            AFP'nin (03/12) "Belçika, Türkiye'nin AB'ye Üyelik  Müzakerelerinin Bir An Önce Başlatılmasını İstiyor"  başlığı altında yer verdiği bir haberde, Belçika Dışişleri  Bakanı Karel De Gucht'un yaptığı açıklamada, Belçika'nın,  Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin "en kısa zamanda"  başlatılmasını savunduğunu ve Ankara'nın AB'ye  entegrasyonunu sağlayacak sürecin açığa kavuşturulması  gerektiğini düşündüğünü belirttiği kaydedilmektedir. Türkiye  için büyük önem taşıyan Avrupa zirvesine iki haftadan az bir  süre kala Ankara'ya yaptığı ziyaret sırasında, Dışişleri  Bakanı Abdullah Gül ile gerçekleştirdiği ortak basın  toplantısında Gucht'un, "Belçika'nın, Türkiye'nin AB'ye  üyeliğini desteklediğini çok açık bir şekilde belirttik"  dediği belirtilen haberde, Avrupalı yöneticilerin  17 Aralık'ta Brüksel'de, Ankara ile müzakereleri başlatmaya  karar vermeleri halinde, bunun Türkiye'deki reformların  devamı konusunda ek bir teşvik yaratacağını belirten  Gucht'un, "Türkiye, Kopenhag (siyasi ve demokratik)  Kriterleri'ni yeteri kadar yerine getiriyor" şeklindeki  ifadesine yer verilmektedir.

            AFP'nin (04/12) "Hollanda Başbakanı Görüşmelerinin  Takvimini Değiştiriyor" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Hollanda Krallık Haber Servisi'nin yaptığı  açıklamaya göre, AB'nin Dönem Başkanlığı'nı yürüten  Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin 17 Aralık  zirvesi için hazırlık görüşmelerinin takvimini değiştirdiği belirtilmektedir. Bu değişikliklerin 93 yaşında vefat eden  Prens Bernhard'ın cenaze törenleri yüzünden yapıldığı ve  Balkenende'nin 7 Aralık günü Atina'da Yunanistan Başbakanı  Konstantin Karamanlis ve Lefkoşa'da Kıbrıs Cumhurbaşkanı  Tassos Papadopulos ile görüşeceği ifade edilen haberde,  Balkenende'nin 9 Aralık akşamı ise Brüksel'de Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geleceği, 13 Aralık  tarihinde önce Almanya Başbakanı Gerhard Schroeder ile  görüşmek üzere Berlin'e, daha sonra da Fransa Cumhurbaşkanı  Jacques Chirac ile temaslarda bulunmak için Paris'e  gideceği, İngiltere Başbakanı Tony Blair ile gerçekleşecek  buluşmanın tarihinin ise henüz belirlenmediği  kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (03/12) "AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komisyon  Üyesi Rehn Türkiye İçin 'B Planına' Karşı" başlığı altında  yer verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden  Sorumlu yeni üyesi Olli Rehn'in, Avrupa liderlerinin bu ay  üyelik görüşmelerini başlatma konusunda bir karar alırken,  bir "B planı" öngörmemesi gerektiğini söylediği  belirtilmektedir. Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi Olli  Rehn'in, haftalık European Voice dergisine verdiği demeçte,  üyelik sonucu garanti olmasa da AB'nin, Fransa, Avusturya  ve Danimarka'nın talep ettiği gibi baştan tam üyelik  dışında alternatifler düşünmemesi gerektiğini söylediği  ifade edilen haberde, Rehn'in, "Müzakerelere başlar  başlamaz bir neticeye ulaşılacağına dair kesin bir gösterge  olmasa da, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği yönünde  net bir amacımız var. Bu nedenle B planı değil, tedbirli  ve kapsamlı müzakerelerin ardından açık bir üyelik hedefi  olmalıdır" şeklinde konuşarak, Türkiye'nin gayrimüslim dini  cemaatlere, Müslüman toplumla aynı yasal ve ekonomik hakları  tanımak için daha fazla çaba göstermesi gerektiğini söylediği  ve Türk iş gücü üzerinde daimi bir acil fren mekanizmasının  oluşturulması yönündeki önerileri savunduğu kaydedilmektedir.

            Reuter'in (03/12) "Kıbrıs Türkiye'nin AB'ye Katılımı  Konusunda Veto Tehdidini Sürdürüyor" başlığı altında ve  Michele Kambas imzasıyla yer verdiği bir haberde, AB üyesi  Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin  başlatılmasıyla ilgili olarak veto kullanıp kullanmayacağı  konusunda çok riskli ve tehlikeli bir oyun oynadığına  işaret edilmekte, ancak Kıbrıs Rum Hükümeti'nin veto  tehdidini sürdürerek, adayı yeniden birleştirmeye yönelik  gelecekteki girişimlerde daha fazla ayrıcalık kazanmanın  yanı sıra Ankara'ya kendisini resmi olarak tanıması  yönünde baskıda bulunmayı da umduğu belirtilmektedir.  17 Aralık tarihinde Brüksel'de yapılacak zirvede  kullanılacak bir veto oyunun, adanın yeniden  birleştirilmesi umutlarına son vereceği ve Türk  askerlerinin adadaki mevcudiyetinin sürmesi anlamına  geleceği vurgulanan haberde, Lefkoşa'da çok az kişinin,  Lefkoşa'nın Türkiye'nin umutlarını tek başına yıkmak  isteyeceğine inandığı ve bir diplomatın, "Bunu  yapabileceklerini sanmıyorum. Bu, vetodan söz ederek  buna başvurmadıkları sürece, gelişmeleri kontrol altında  tutmaları ve davalarını ilerletmeleri için kullanışlı  bir tehdittir." dediği ifade edilmektedir. Haberde,  diplomat ve analistlerin, vetonun, Türkiye'nin çığır  açan AB rehberliğindeki reformları için ölüm fermanı  olacağından ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın hükümetine  zarar vereceğinden endişe ettikleri, Kıbrıs'ta ise  vetonun, Rumlar ile Türkler arasında askıya alınan barış  sürecini sona erdirme riski taşıdığı kaydedilmektedir.

 

            PAKİSTAN BASINI: 

            Dawn gazetesinin internet sayfasında (03/12) "Uzun  İnce Bir Yolda Türkiye" başlığı altında ve Hilmi Toros  imzasıyla yer alan bir haberde, Türkiye'nin Avrupa Birliği  üyeliği hedefinin bazı üye ülkelerde ciddi muhalif seslerin  yükselmesine neden olurken, Birliğe yeni üye küçücük bir  ülke Kıbrıs'ın, daha büyük bir engel teşkil ettiği  vurgulanmaktadır. Bu küçük ada ulusunun 17 Aralık'ta  yapılacak AB liderler toplantısında Türkiye'nin üyelik  müzakerelerinin başlamasını veto etme ve böylelikle  Müslüman Türkiye'nin 40 yıllık Avrupa hayaline son verme  gücü bulunduğuna işaret edilen haberde, başlasa dahi uzun  yıllar alacak müzakere sürecinin herhangi bir noktasında  Kıbrıs'ın, Türkiye'nin üyeliğini engelleyebileceği öne  sürülmektedir. Kıbrıs Rum lideri Tasos Papadopulos'un,  Türkiye'nin adanın güneyindeki Kıbrıs Rum yönetimini  tanımak yönünde adım atmaması durumunda ülkesinin veto  hakkını kullanabileceğini ifade ettiği hatırlatılan  haberde, Papadopulos'un, "Türkiye'nin AB'ye ve Kıbrıs  Cumhuriyeti'ne karşı sorumlulukları vardır ve bunları  yerine getirmelidir. Bu, veto hakkımızı kullanacağımız  anlamına gelmiyor; ancak kullanmayacağımız anlamına da  gelmiyor. Küçük bir ülke veto hakkını kullandığında bu  birçok güçlükler doğuruyor; bu nedenle böyle bir kararı  almak gerçekten çok zor" şeklindeki ifadesine yer  verilmekte ve bir kamuoyu yoklamasında, Kıbrıslı Rumların  yüzde 62'sinin Papadopulos'un Türkiye'nin üyeliğini veto  etmesini istediğinin görüldüğü, Türkiye'nin üyelik  hedefinin İngiltere, İtalya ve Almanya gibi büyük AB  ülkelerinden destek gördüğü vurgulanmaktadır.

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            İmerisia gazetesinde (04/12) "Politikamız Model  Oluşturabilir" başlığı altında ve Yorgo Kapopulos imzasıyla  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır: 

            "(...) 

            SORU: Birçok kişi, Türkiye'nin iki yıldan bu yana  partiniz tarafından yönetilmesinin, siyasi İslam ve  demokrasinin ortak yaşamı açısından model oluşturduğunu  söylüyor. 

            ERDOĞAN: Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir  ülkeyiz. Batı ülkelerinde Hıristiyan vatandaşların siyaset  alanında faal olmaları gibi, Türkiye'deki Müslümanlar da  faal olmayı arzu ediyor. Politikamızın diğer Müslüman  ülkeler için model oluşturup oluşturamayacağı konusunda  görüş belirtemem. Bazıları bizi örnek olarak alabilir,  bazıları almayabilir. Biz model olmak gibi tutkulara  dayanmıyoruz. Türkiye demokratik, laik ve sosyal yönetimi  olan bir ülkedir. 

            SORU: Bugünlerde, AB dönem başkanı Hollanda'nın  Türkiye'ye ilişkin karar tasarı taslağının bazı bölümleri  basına verildi. Sizce bu tasarı taslağı, AB Komisyonu  tarafından geçen ekim ayında yayımlanan raporla aynı  çizgide mi? Bunu olumlu bir gelişme olarak görüyor  musunuz? 

            ERDOĞAN: AB Dönem Başkanı Hollanda'nın nihai metni  henüz biçimlenmedi ve doğal olarak, zaten tartışma temeli  oluşturan bir tasarı taslağı üzerinde fikir beyan edemem.  Nihai metin biçimlenince, onu inceleyip görüşümü  açıklayacağım. Metnin, geçen ekimde AB Komisyonu raporunun  çizmiş olduğu çerçevede olacağına inanıyorum ve bunu ümit  ediyorum. (...) 

            SORU: AB ile sorunlar ve engeller ne olursa olsun,  reform planlarınıza devam edeceğinizi açıklamıştınız.  Bunun mümkün olduğuna inanıyor musunuz? 

            ERDOĞAN: Durum ne olursa olsun reformlara devam  edeceğiz, çünkü partimizin programı ile bu yönde taahhüt  altına girmiş bulunuyoruz. Durum ne olursa olsun,  çağdaşlaşma ve reformlar yolunda ilerlemeye devam  edeceğiz. Aleyhimizde farklı davranışlarla ya da AB  yönelimimizde ciddi engellerle karşılaşsak dahi, AB ile  yakın ve özlü ilişkileri sürdüreceğiz."  

            Ta Nea gazetesinde (04/12) "Evet 2014" başlığı altında  yayımlanan makalede, İtalya Dışişleri Bakanı Gianfrango  Fini'nin, "Türkiye'nin 2014 yılından önce AB'ye girmesinin  pek mümkünü yok" dediği belirtilmektedir. Fini'nin, hatta  AB ailesinde, Türkiye'nin üyeliği ile ilgili zaman çizelgesi  hakkında bir mutabakatın söz konusu olduğunu iddia ettiği  belirtilen makalede, Berlusconi hükümetinin yeni Dışişleri  Bakanı'nın, İtalyan milletvekillerine yaptığı konuşmada, en  iyimser olasılıkla Türkiye'nin AB'ye ancak Ocak 2014'de tam  üye olabileceğini söyleyerek, "İtalyan Hükümeti Türkiye'ye  gecikmeden tarih verilmesini ve 2005'in ilk altı ayında  müzakerelerin başlamasını istiyor" dediği aktarılmaktadır.

            Atina Haber Ajansı'nın (APE) internet sayfasında (03/12)  "Molivyatis-Straw Görüşmesi" başlığı altında yer alan bir  haberde, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ile Yunanistan  Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis arasında yapılan görüşmede  Türkiye'nin Avrupa perspektifi, Kıbrıs konusu ve gündemdeki  bölgesel konuların ele alındığı belirtilmektedir. Türkiye'nin  Avrupa perspektifi konusunda İngiltere Dışişleri Bakanı  Straw'ın, Türkiye'nin diğer aday ülkeler gibi eşit şart ve  önkoşullarla karşılanması gerektiğini söylediği, "Aday bir  ülkenin zaten AB üyesi olan bir ülkeyi tanımamasını hayal  edebilir misiniz" sorusuna ise, "Müzakerelerin son  aşamasında değil, başında bulunuyoruz" dediği belirtilen  haberde, Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis'in  ise açıklamasında, "Yunanistan Türkiye'nin AB perspektifini  destekliyor. Ancak Türkiye'nin Avrupa perspektifinin bir  sonuca varmasının kendisine, yani kriterleri, ilkeleri ve  Avrupa Birliği'nin her aday ülkeye koştuğu değer ve  yükümlülükleri yerine getirip getirmemesine bağlı olduğuna  inanıyoruz" dediği, Türkiye'nin Avrupa perspektifi konusunda  nasıl bir hava sezinlediği sorusuna ise, "17 Aralık'ta ne  olabileceği öngörüsünde bulunamam. Biz istediğimiz  sonuçların çıkması için mücadele vereceğiz. Ortam,  Türkiye'nin müzakere tarihi alacağı yönünde. Ancak yerine  getirmesi gereken şartların, önkoşulların ve kriterlerin  ne olduğunu henüz bilmiyorum." şeklinde görüş belirttiği  kaydedilmektedir. 

  

                 

 
ESKİ SAYILAR