ANKARA, 07/12(BYE)--- Yabancı
basın-yayın organlarında 07 Aralık 2004 tarihinde Türkiye-AB
ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (07/12) "Yunanistan:
Türkiye Üyelik Müzakereleri İçin Muhtemelen Tarih Alacak" başlığı
altında ve Derek Gatopulos imzasıyla yer verdiği haberde, Yunanistan
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Avrupa Birliği'nin,
Türkiye'nin üyelik müzakereleri için muhtemelen bir tarih belirleyeceği
ancak Kıbrıs konusundaki bir ihtilaf başlasa bile, müzakereleri askıya
alabileceğinin söylendiği belirtilmektedir. Yunanistan Başbakanı Kostas
Karamanlis ve Kıbrıs'a ve Türkiye'ye gitmeden önce bir günlük ziyaret
için Atina'da bulunan Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin 17
Aralık zirvesi öncesinde, Türkiye'nin AB girişimini ve AB üyesi Kıbrıs'ı
tanımayı reddetmesini tartıştığı ancak ne Balkanende ne de Karamanlis'in
toplantı sonrasında yorumda bulunmadığı, ancak Hollanda devlet
televizyonu'nun, Balkenende'nin, AB'nin Türkiye'nin Kıbrıs Rum tarafını
tanımasını istediğini söylediğini bildirdiği aktarılmaktadır. NOS
televizyonunun, Balkenende'nin "Mevcut durumu kabul edemeyiz. AB'nin
tavrı şudur: Türkiye, Yunanistan'ın doğrultusunda hareket etmelidir."
dediğini aktardığı bildirilen haberde, Atina ve Lefkoşa'nın Ankara'nın
resmi Kıbrıs hükümetini tanımayı reddetmesine kızdığı da
kaydedilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Die Welt gazetesinin
(07/12) "Evp/Epp Alternatif Olarak 'Ayrıcalıklı Ortaklığı' Talep Ediyor"
başlığı ve Katja Ridderbusch imzasıyla yayımladığı yazıda, Türkiye ile
üyelik görüşmelerinin başlatılmasına ilişkin kararın alınacağı AB Devlet
ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne on gün kala, Brüksel'de alternatif,
güvence maddeleri ve arka kapı arayışlarının başladığı belirtilmekte,
Alman ve Fransız muhafazakarların önümüzdeki hafta AB Parlamentosu'nun
genel kurul toplantısında, Türkiye raporuna ilişkin çok sayıda
değişiklik önergesi vermek istedikleri ifade edilmektedir. Haberde
şöyle denilmektedir: "Fransız muhafazakarlar Türkiye konusunda derin bir
bölünmüşlük içindeler. Cumhurbaşkanı Jaques Chirac, müzakerelerin
başlatılmasını desteklerken, çoğunluk partisi UMP'nin yüzde 80'i
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkıyor ve 'güçlendirilmiş ortaklık'
istiyor… Chirac şimdi, ülkesindeki şüphecilere doğru bir adım atmak için
16 ve 17 Aralık'ta Brüksel'deki toplantıya üç taleple gitmek istiyor:
Birincisi, müzakerelerin başarısızlığa uğraması halinde Türkiye'nin tam
üyelikten daha azını kabul etmesi gerektiğine ilişkin bir ifadeyi zirve
açıklamasına ekletmek; ikincisi, Fransızların Türkiye'nin üyeliği
konusunda referandumla karar vereceklerini, yani üyeliği
engelleyebileceklerini de kayıtlara geçirmek ve üçüncüsü,
muhataplarından, müzakerelerin en erken 2005'in ikinci yarısında
başlayacağı taahhüdünü koparmak istiyor. İlkbaharda Fransızların AB
Anayasası için referanduma gitmeleri öngörülüyor ve Paris'te, anayasa
ile Türkiye konularının kamuoyunda birbiriyle fazlaca ilişkilendirilerek
algılanması durumunda hayır cevabının çıkmasından endişeleniliyor.
Hollanda AB Konsey Başkanlığı daha önce, üyelik görüşmeleri için çerçeve
koşullarının daha da sıkılaştırılmasını teklif etmişti. Buna göre,
gelecekte AB üyelerinin üçte ikisinin talebi halinde, adaylarla
yapılacak müzakereler durdurabilmeliydi. Ancak bu öneri hükümetlerin
itirazıyla karşılaştı. Başta Almanya, İngiltere, Polonya, İsveç ve
İtalya olmak üzere, üyelik görüşmelerinin taraftarlarına göre bu teklif
fazlasıyla sert, Fransızlara göre yeterince ayrıntılı değildi.
Türkiye'nin üyeliğine karşı olan Avusturya, Danimarka ve Slovenya için
ise fazlasıyla yumuşaktı. Yunanistan ve Kıbrıs, ilave koşullar eklemek
istiyorlar. AB Komisyonu ise görüşünde ısrarlı: Hedef, Türkiye'nin tam
üyeliğidir."
BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ
BASINI:
El Beyan gazetesinin
(07/12) internet sayfasında "Türkiye ve AB Üyeliğinin Ölçütleri" başlığı
ve BAE el Şarika Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden Dr. Muhammed Kırat
imzasıyla yer alan yazıda, geçen hafta Avrupa basınında Türkiye'nin AB
üyeliği ile ilgili yer alan haber ve yorumlardaki ifadelerin, İslam'ın
yayılması ile Irak, Suriye ve İran'a komşu olunmasına muhalif olanlarla
bu durumu eleştirip bundan çekinenlerin kalplerinde yatanları su yüzüne
çıkardığı belirtilmektedir. Yorumda, bütün eleştirmenlerin, 70 milyon
Müslüman Türk'ün AB ülkelerinde hakim olan Hristiyan kültürünü
değiştireceği, böylece Müslümanların Avrupa siyaset dengelerinde ve
çeşitli kararların alınmasında önemli bir sayı haline geleceği ve bunun
da doğal olarak Fransa ve Almanya'yı memnun etmediği noktasında
birleştiği, öte yandan bazılarının AB üyesi bir Türkiye'nin, Asya
ülkelerinden Avrupa'ya İslam'ın sızıp yayılması için bir kapı
oluşturacağını düşündüğü ifade edilmektedir. Yazıda, Türkiye'de
gerçekleştirilen reformlardan övgü ile söz edilmekte ve şöyle
denilmektedir: "AB'ye girmesi için Türkiye'ye uygulanacak ölçütler Doğu
ve Güneydoğu Avrupa ülkelerine uygulanan ölçütlerden tamamen farklı
olacak gibi görünüyor. 17 Aralık'ta start alacak olan ön müzakereler
2010 yılına kadar sürebilir. Ancak bu süre uzun olup Türkiye'deki askeri
müessese buna tahammül edemeyebilir. Kaldı ki Avrupa Komisyonu 2010
yılından itibaren üye olacak ülkelerin üyeliği için halk oylaması
kuralını uygulamaya başlayacak. İşin halklara bırakılması durumunda ise
Türkiye'nin bu zorlu sınavdan geçme şansı azalır. Avrupa Komisyonu'nun
bildirisi 17 Aralık tarihini Türkiye ile müzakerelere başlama tarihi
olarak öngörmekle olumlu bir bildiri olmuştur. Ancak çok şey ifade eden
çeşitli istisnalar var. Çünkü üyelik koşulları ağır olup Türkiye'nin üye
olması durumunda yararlanma hakkı kazanacağı serbest dolaşım gibi bazı
ayrıcalıklar sınırlandırılacak… AB, Türkiye'ye rıza gösterecek mi? Dini
alanda verdiği ödünler yeterli mi? Türk Hükümeti'nin gerçekleştirdiği
iktisadi ve siyasi reformların üyelik sürecine faydası olacak mı yoksa
sınav zorlu ve uzun olunca generaller ve Türk halkının sabrı mı
tükenecek? Almanya, Fransa, Avusturya ve Hollanda'da yaşayan Türklerin
tarihi ve generallerin başta İslami partiler olmak üzere çeşitli siyasi
gruplarla yaşadığı çekişme, Kürt sorunu ve Kıbrıs sorunu Türkiye'nin
AB'ye kolay ve sorunsuz üyeliği aleyhinde işleyen sorunlar olarak
sayılıyor. Dolayısıyla Türkleri uzun bir yol ve zorlu müzakereler
bekliyor. "
FRANSA BASINI:
AFP'nin, (07/12) "AB,
Türkiye Konusunda, 'Bünyeye Alma Kapasitesini' Göz Önünde Bulundurmalı"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, AB Hollanda Dönem Başkanlığı
tarafından hazırlanan Brüksel zirvesinin nihai bildiri tasarısının yeni
versiyonuna göre, AB'nin, Türkiye'nin üyelik ihtimali hakkında karar
vermeden önce, "bünyeye alma kapasitesini" göz önünde bulundurması
gerektiği belirtilmekte, AFP'nin eline geçen metinde "AB'nin,
entegrasyon hızını koruyarak yeni üyeleri bünyesine alma kapasitesi,
AB'nin ve aday ülkelerin genel çıkarı adına göz önüne alınması gereken
çok önemli bir unsur" denildiği aktarılmaktadır. Haberde, AB
büyükelçileri tarafından Brüksel'de bu hafta incelenmesi beklenen
metinde, Ankara ile üyelik müzakerelerinin başlatılması halinde, Avrupa
Komisyonu'nun kontrolü altında Türk reformlarına devam edilmesi
gerekliliğinin vurgulandığı belirtilmekte, metinde açıkça, "işkence ve
kötü muameleye karşı sıfır hoşgörü politikasının" fiili olarak
"uygulamaya konulması" gerekliliğinin altının çizildiği
aktarılmaktadır. Metinde ayrıca Türkiye veya Hırvatistan gibi herhangi
bir aday ülkenin, AB'nin temel prensiplerini ihlali halinde
müzakerelerin askıya alınması ihtimalinin de yine yer aldığı bildirilen
haberde, bununla beraber yeni versiyonda bir değişikliğin söz konusu
olduğu, metinde, müzakerelerin askıya alınması "Komisyon'un kendi isteği
veya üye devletlerin en az üçte birinin talebi ile gerçekleşebilir"
ibaresi yerine "Komisyon'un kendi isteği veya üye devletlerin talebi
üzerine gerçekleşebilir" ifadesinin yer aldığı belirtilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
REUTER'in 07/12 "AB Taslak
Metninde Türkiye'den Beklenenler Ayrıntısıyla İfade Ediliyor" başlığı
altında yer verdiği ve Paul Taylor imzalı haberde, AB liderlerinin
aralık ayında yapacakları zirve için hazırlanan ve büyükelçilere
dağıtılan gözden geçirilmiş taslak metinde de ifade edildiği gibi,
Türkiye'nin, AB ile üyelik görüşmelerinde ilerleyebilmek için Birlik
müktesebatını benimsemekle kalmayıp bu bağlamda uygulamada da ilerleme
kaydettiğini göstermesinin gerekeceği ifade edilmektedir. Hollanda'nın
yürüttüğü AB Dönem Başkanlığı'nca büyükelçilerin tartışmasına açılmak
üzere dağıtılan taslak metinde, Ankara'nın görüşmelerde ilerleyebilmek
için yerine getirmesi gereken kriterlerin ayrıntısıyla açıklandığı,
ancak görüşmeler için bir başlangıç tarihi verilmediği ifade edilen
haberde, metinde, Türkiye dahil, geleceğin üye adaylarının AB ile "yasal
uyum" koşulunu yerine getirmekle kalmayıp "AB ile akdi düzenlemelerden
doğan yükümlülüklerin yanı sıra müktesebatın uygulanması konusunda da
tatmin edici bir ilerleme göstermesinin" de gerektiğinin belirtildiği
aktarılmaktadır. Haberde devamla şöyle denilmektedir: "Metinde,
Türkiye'nin demokratik reformlar, insan hakları veya hukuk düzeni
konusunda geri adım attığının saptanması halinde AB'ye görüşmeleri
durdurma imkanı tanıyan 'askıya alma' hükmü de değiştirilmiş maddeler
arasında: İlk metne göre, Komisyon'a görüşmeleri askıya alma talebinde
bulunabilmek için üye devletlerin üçte biri yeterli olacaktı ve AB
üyelerinin nitelikli çoğunluğu karar alabilecekti. Yeni şekliyle taslak
metindeyse, görüşmelerin askıya alınması, herhangi bir oy eşiği şartı
aranmadan Komisyon tarafından 'kendi inisiyatifi veya üye devletlerin
talebi üzerine' önerilebilecek."
İRAN BASINI:
Şark gazetesinin (07/12)
internet sayfasında "AB Bir Hristiyan Kulübü Mü?" başlığı ve Kasım
Tulani imzasıyla yayımladığı yorumda, Bazı Avrupa ülkelerinde
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olanların iddia ettiklerinin aksine,
Türkiye ile Avrupa arasındaki kültürel farklılıkların, hiçbir şekilde
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olanlar için kabul edilir bir gerekçe
olarak kullanılamayacağı ifade edilmektedir. Son yıllardaki
gelişmelerin, Türkiye'nin Avrupa standartlarına uyum sağlayabileceğini
ve AB'nin ortak politikaları çerçevesinde hareket edebileceğini
gösterdiği belirtilen yorumda, Almanya'daki muhafazakar partilerin
liderlerinin, son günlerde Türkiye'nin AB üyeliğine karşı katı
tutumlarını artırarak, Türkiye'ye daha yakın bir işbirliği ve AB üyeliği
dışında bir alternatif sunmaya çabaladıkları, Almanya'daki CDU Başkanı
Angela Merkel'in Alman Parlamentosu'nda 2005 yılı bütçesinin incelenmesi
sırasında yaptığı konuşmada, Türkiye ile AB arasında özel bir işbirliği
önerisini tekrarlayarak, Türkleri AB üyeliği konusundaki ideallerinden
vazgeçmeye çağırdığı ifade edilmektedir. Türkiye'nin üyeliğine muhalefet
edenlerin bunun nedeni olarak kültürel ve hatta dini farklılıkları öne
sürdükleri, ancak gerçekte Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olanların, şu
ana kadar bu konuda ikna edici gerekçeler gösteremediklerine dikkat
çekilen yorumda, Türkiye'nin 1968 yılından bu yana sürdürdüğü çabalar
anlatılmakta ve şöyle devam edilmektedir: "Dini özgürlükler Avrupa'nın
değerlerinden biri sayıldığından, bir kültürün veya bir toplumun
Müslüman olması, bu toplumun ve kültürün AB üyeliğine kabul edilmemesi
için bir gerekçe ve dayanak olamaz. Türkiye'nin medeni toplumu mükemmel
değil. Türkiye, siyasi işlerine askerlerin müdahale etmesi ve tavır
koyması konusunda birçok eleştiri aldı. Ancak bu eleştiriler, savcılar
ve polis görevlileri gibi kamu görevlileri eğitilerek giderilebilir. Bu
arada 'Türkiye'nin Avrupa'nın siyasi kültüründen haberi yok' gibi
klişeleşmiş eleştiriler bir işe yaramaz. Türkiye'nin AB üyeliğine karşı
çıkanların diğer bir gerekçesi ise, bu ülkenin üyeliğe kabul edilmesiyle
AB'nin haddinden fazla genişlemesi ve kendi gerçek kimliğini kaybetmesi
tehlikesinin bulunmasıdır. Muhalefetin inancına göre, Türkiye AB'ye
girdiği takdirde, Fas, İsrail, Rusya ve Ukrayna gibi ülkelerin de
Birliğe giriş yolu açılmış olur. Ancak gerçek şu ki; bu ülkelerden
hiçbiri ciddi olarak AB üyeliğini istemediği gibi, Avrupalılardan bu
konuda bir söz de almadılar. Bu açıdan ele alındığında, Türkiye'nin
durumu çok farklıdır. Şu an AB, birçok kültürden oluşan bir toplumdur ve
kültür mozaiğini genişletebilecek potansiyele sahiptir."
RUS BASINI:
Haber ajansı Regnum'un
(07/12) internet sayfasında "Putin, Türkiye'yi AB'ye Üye Olmak
Konusundaki Tüm 'Evet' ve 'Hayır'ları Değerlendirmeye Çağırıyor"
başlığı altında yer alan bir yazıda şöyle denilmektedir: "Rusya
Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin, Türkiye'yi, AB üyeliği ile
ilgili görüşmeler sırasında, Rus-Türk işbirliği konusunda doğabilecek
sonuçları da göz önünde bulundurmaya çağırdı. Putin, 'Türkiye'ye
başarılar dileriz. Bu, Türk halkı ve yönetiminin seçimidir. Ancak, AB
ile Türkiye arasındaki ilişkilerde, görüşme süreci ve bu amaca ulaşırken
doğabilecek sonuçları da göz önünde bulundurmak gerektiğini
düşünüyoruz.' dedi."
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini gazetesinin
(07/12) "Avrupa'nın Siyasi Otonomisi Sınavdan Geçiyor" başlığı ve Stavos
Ligeros imzasıyla yayımladığı yorumda, Washington'un AB'den bir kez
daha Türkiye ile üyelik sürecini başlatması talebinde bulunduğu
belirtilmekte, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı'nın, Hollanda Başkanlığı
yönünde müdahil olmasının yeni hususunun sadece bununla kalmaması,
üyelik müzakerelerinin başlamasından önce, önümüzdeki AB zirvesinin
kararına Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasının 25'lerin şart olarak yer
almamasını talep etmesinin oluşturduğu ifade edilmektedir. Yorumda şöyle
denilmektedir: "Amerikalılar, uzun yıllardan beri, Türkiye'yi AB'ye
sokmak görevini üstlenmiş bulunuyorlar. Bu konuya ilişkin ilgilerinin
stratejik temeli var. Amerikalılar, Avrupa'nın bütünleşmesine hiçbir
zaman iyi gözle bakmadılar, çünkü kendi hegemonyalarına rakip bir güç
olarak gelişeceğine inanıyorlar. Amerikalılar, AB'nin hükümetler arası
işbirliği statüsünden daha fazla yükselmesini istemiyorlar; eğer mümkün
ise de, AB'nin yine bir ortak pazar düzeyine düşmesini istiyorlar. Bu
görüşe katılmakta olan İngiltere'nin, Ankara'nın talebini sıcak bir
şekilde desteklemesi tesadüfi değildir. ABD, Türkiye'nin üyeliğini,
AB'nin bütünleşme yönündeki girişimini sabote edeceğine inandığı için
destekliyor. Londra ve Varşova'ya gelecekte Ankara da katılırsa, ABD,
Avrupa'nın siyasi özgürlüğe kavuşmasının engellenmesi yönünde ek bir
yetenek sağlamış olacak, çünkü AB bütçesi Türk toplumunun çağdaşlaşması
için gerekli çok büyük meblağın büyük bir bölümünü ödemeye davet
edilecek."
To Vima gazetesinin
(07/12) "Brüksel, Tehlike!" başlığı altında ve Rihardos Someritis
imzasıyla yayımladığı yorumda, 17 Aralık'taki AB Konseyi ve Türkiye'nin
AB üyesi olup olmayacağı, müzakerelerin ne zaman ve hangi şartlar
altında başlayacağı hakkındaki karar ile ilgili olarak yeni bir
Türk-Yunan krizinin gelişmekte olduğu iddia edilmekte ve şöyle
denilmektedir: "Basit mantık çerçevesinde, Türkiye'nin tebessümler ve
dostluk yeminleri dağıtmak için birçok nedenleri olmalıydı. Türkiye,
özellikle Yunanistan'a tebessüm ve dostluk vaatleri dağıtmalıydı, ancak
Ege'de gerginlik yaşanıyor, bu gerginliğin de tarafımızca gereğinden
fazla vurgulanmasına rağmen, mevcut olduğu da açıkça belli oluyor.
Türkiye'nin, Avrupai bir ülke olduğunu kanıtlamak için azınlıklarına
karşı tahriklerde bulunmaması çıkarına olurdu, ancak aniden Patrikhane
ile ilişkilerinin olumsuz yönde geliştiğini ve Kürt sorununun
dondurulduğunu görüyoruz. Öte yandan, bizim tarafın Kıbrıs konusunda
herhangi bir girişimde bulunmadığı görülüyor, ancak bu konuya ilişkin
argümanları güçlüdür: AB tarafından kabul edilen ve Kıbrıs'ın AB
üyeliğine refakat eden Annan planını Türk tarafı reddetmedi, Kıbrıs Rum
tarafı reddetti. Demek ki Türkiye'de bir şeyler oluyor. Bu konu hakkında
çeşitli yorumlar yapılıyor. Maalesef bu yorumlardan hiçbiri olayları
tam olarak yorumlamanın anahtarını vermiyor."
-
-
ESKİ SAYILAR