ANKARA, 09/12(BYE)--- Yabancı
basın-yayın organlarında 08 Aralık 2004 tarihinde Türkiye-AB
ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Rheinische Post gazetesinin
(07/12) internet sayfasında "DNA Testi: Türkler Ve Avrupalılar Arasında
Kan Bağı Bulunuyor" başlığı altında yayımlanan yazıda, Türkiye'nin AB
üyeliği ve Türkiye ile AB ülkeleri arasında çok büyük farklılıklar
bulunduğu yolundaki tartışmaların büyük bir olasılıkla boşa çıkacağı
değerlendirmesinde bulunularak, bir Türk araştırmacının Türkler ve
Avrupalılar arasında yakın kan bağı bulunduğunu ortaya çıkardığını
iddia ettiği bildirilmektedir. Vatan gazetesinin Biyolog Ahmet
Arslan'ın yer verdiği açıklamalarında, Konyalılar ve Batı
Avrupalılardan alınan kan örneklerinin DNA analizlerine dayandırılarak
yapılan karşılaştırılması sonucunda bu kanıya vardığını ifade ettiği
bildirilen yazıda, Arslan'ın bu konuda İtalya'daki araştırmacılarla
ortak bir çalışma yürüttüğü, araştırmaya göre, Avrupalıların Türklerle,
Türklerin ise özellikle Portekiz ve Fransızlarla yakın kan bağı
bulunduğu kaydedilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Salzburger Nachrichten
gazetesinin (04/12) "Türkiye Konusunda Taktik Manevraları" başlığı
altında yer verdiği yazıda, Türkiye'nin olası AB'ye katılımı
meselesinin Avusturya partilerini böldüğü, SPÖ Parlamento Grup Başkanı
Josef Cap'ın Başbakan Wolfgang Schüssel'i "Türkiye'nin katılımından
yana olduğunu taktik manevralarıyla örtmeye çalışmakla" itham ettiği
bildirilmektedir. Schüssel'in kısa süre evvel, Türkiye'nin katılımı
halinde de Avusturya'nın kendi iş piyasasını kontrol altında tutmaya
devam edeceğini söylediği ve "bir müzakere sürecinin, iş piyasasında
sürekli istisnalar olmadan tarif edilebilmesinin mümkün olabileceğini
düşünemediğini" belirttiği hatırlatılan yazıda şöyle denilmektedir: "Cap'a
göre, bu ifade tutarsız bir ifade ve şu anlama geliyor: Türkiye'yi
hukuken AB'ye almak mümkün değil, ancak temel özgürlüklerden biri olan
işçilerin serbest dolaşımı özgürlüğünden mahrum etmek mümkün. Cap,
Ankara'nın bu şekildeki bir sözleşme hükmünü derhal Avrupa Adalet
Divanı'na götürebileceğini söylüyor. SPÖ Parlamento Grup Başkanı Cap,
SPÖ grubunun, Schüssel'in, AB Konseyi'nde katılım görüşmelerinin
başlaması aleyhinde oy vermesi için Schüssel'i bağlayacak bir önerge
sunacağını belirtti. ÖVP Grubu, Schüssel'in böyle bir önergeyle hiçbir
şekilde bağlanamayacağı görüşünde. SPÖ önergesi gerekli çoğunluğa
ulaşamayacağı için de tartışma akademik bir tartışma olarak görülüyor.
Cap, Birliğin yeniden genişlemesi yerine, derinleşme sürecinin
hızlandırılmasını savunuyor ve Türkiye için sadece 'özel bir ortaklık'
üşünülmesini öneriyor."
FRANSA BASINI:
AFP'nin (08/12) "Türkiye'de
'Dinler Bahçesi'nin Açılışını Yapan Erdoğan, Konuşmasında Hoşgörüyü Öne
Çıkardı" başlığı altında yer verdiği haberde, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın bir kilise, bir sinagog ve bir caminin yer aldığı "Dinler
Bahçesi"nin açılışı dolayısıyla yaptığı konuşmada, hükümetinin
Türkiye'de dini özgürlükler konusundaki son engelleri ortadan
kaldıracağının altını çizdiği belirtilmektedir. Türkiye'nin güneyinde
yer alan sayfiye kenti Belek'te kurulan tek tanrılı dinlere tahsis
edilmiş bu alanın, AB tarafından Türkiye'ye yöneltilen, Müslüman
olmayan azınlıkların haklarına riayet edilmediği şeklindeki
eleştirilerin gündemde olduğu bir sırada, dinler arası hoşgörü adına
açıldığı ifade edilen haberde, AB dönem başkanlığı şu anda ülkesi
tarafından yürütülmekte olan ve Türkiye'ye bir ziyaret gerçekleştiren
Avrupa işlerinden sorumlu Hollandalı Bakan Atzo Nikolai'nin de,
Türkiye'deki Rum Ortodoks, Ermeni, Katolik ve Yahudi cemaatlerinin
temsilcileriyle birlikte törene katılanlar arasında bulunduğu
kaydedilmektedir.
FRANSA BASINI
L'Express dergisinin
(06-13/12) "Ben De Lefkoşalıyım" başlığı altında ve Genel yayın
yönetmeni Denis Jeambar imzasıyla yayımlanan soru- cevap şeklindeki
yazının bir kısmında şöyle denilmektedir:
"SORU: Avrupa Birliği
Komisyonu'nun bir raporuna göre, hangi ülkede 'kadın nüfusunun
yarısından fazlası aile çevresinde fiziki ve psikolojik şiddete maruz
kalmaktadır?'
CEVAP: Türkiye. Türkiye'de
35 milyon kadın yaşadığına göre 17 milyondan fazlası bu duruma maruz
kalıyor demektir. Geleceğin Avrupa Anayasası'nın Temel Haklar Şartı
(Madde II-21) ise,'... özellikle cinsiyete dayalı her türlü
ayrımcılığı' yasaklamaktadır.
SORU: Dürüstlükte hangi
ülke dünya sıralamasında 77'nci sırada yer almaktadır?
CEVAP: Türkiye. Bir
karşılaştırma yapacak olursak, Fransa (en az yolsuzluğa bulaşmışlar
arasında) 23'üncü, Tunus 40'ıncı, Fas 70'inci ve Romanya 83'üncü sırada
yer almaktadır.
SORU: Hangi ülke tüm
komşularıyla gizli ihtilaf halinde bulunmaktadır?
CEVAP: Türkiye. Barış
kelimesi Avrupa'nın parolası iken Türkiye, Kıbrıs'ın bir kesimini
askeri anlamda işgal etmektedir, Ermenistan ile sınırını kapatmıştır,
geçmişte Osmanlı kontrolü altında bulunan özerk Acara Cumhuriyeti'nden
dolayı Gürcistan ile olduğu gibi Kürt sorunundan dolayı Irak'la ve
Hatay konusunda Suriye ile gerilimler yaşamaktadır.
SORU: Hangi ülke bir yandan
bir Avrupa ülkesinin mevcudiyetini tanımayı reddetmektedir, bir yandan
da Avrupa Birliği'ne girmeyi istemektedir?
CEVAP: Türkiye. Ankara
Kıbrıs'ı tanımamaktadır. Oysa Kıbrıs 1 Mayıs 2004'ten beri Avrupa
Birliği üyesidir. Daha geçtiğimiz 29 Kasım'da Türkiye Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerinin
resmen başlaması için 25'ler yeşil ışık yakmadan ülkesinin Kıbrıs'ı
tanımasının söz konusu olamayacağını açıklamıştır."
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times gazetesinin
(08/12) internet sayfasında, "Almanya'da Muhalefet AB'nin Türkiye'ye
Bir Alternatif Sonuç Önerisi Yapacağından Emin" başlığı altında ve Hugh
Williamson-George Parker imzalarıyla yer verdiği yazıda, Almanya'nın
muhafazakar muhalefet liderlerinin, AB'nin gelecek hafta Türkiye'ye, AB
üyelik görüşmelerinin başarısız olması halinde Ankara'nın daha gevşek
bir ortaklığa razı olması gerektiğini açıkça ifade edeceğinden emin
olduklarını söyledikleri belirtilmektedir. Hristiyan Demokrat Birlik (CDU)'nun,
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıktığı ve Türkiye'ye, tam üyelik
dışında, ama yine de görece yakın ilişkileri kapsayan bir "imtiyazlı
ortaklık" önerisinde bulunulmasını savunduğu belirtilen yazıda,
Düseldorf'taki yıllık parti kongresinde biraraya gelen CDU liderlerinin
Financial Times'a yaptıkları açıklamada, üyelik görüşmelerinin
başlatılmasının kaçınılmaz gibi göründüğünü söylediği, ancak
"görüşmelerin başarısız olması halinde bir alternatif sonuç seçeneğin"
de zirve bildirisi metnine dahil edilmesinin muhtemel olduğunu ileri
sürdükleri kaydedilmektedir.
İRAN BASINI:
Tahran Radyosu'nun (08/12)
06.30-08.00 Türkçe yayınında, "Stoiber: Türkiye AB'ye Ait Değil"
başlığı altında yer verilen bir haberde, "Alman Hristiyan Sosyal Birlik
Partisi (CSU) Genel Başkanı Edmund Stoiber, farklı tarihi ve kültürel
geleneğe sahip olduğu için Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne ait
olmadığını iddia etti. Stoiber, kardeş parti konumundaki Hristiyan
Demokrat Birlik Partisi'nin Düsseldorf kentinde devam eden parti
kurultayında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği
konusuna da değinerek, 'Türkiye'ye duyduğum tüm dostluğa rağmen şunu
açıkça söylemeliyim ki bu Avrupa, farklı tarihi ve kültürel geleneğe
sahip olan Türkiye'ye uymuyor. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında
büyük ekonomik, coğrafi ve her şeyden önce kültürel farklılıklar var.
Bu farklılıklar Avrupa Birliği'ni zorlayacaktır.' şeklinde konuştu."
denilmektedir.
İSPANYA BASINI:
El Comercio gazetesinin
(08/12) internet sayfasında "Türkiye, Ucuz Bir Formülü Reddederek AB'ye
Gözdağı Verdi" başlığı altında yayımlanan haberde, Türk Hükümeti ve
muhalefetin, garip bir birliktelik örneği gösterdikleri ve Türkiye'nin
AB'ye tam katılımının, ulusal bir menfaat meselesi olduğuna açıklık
getirerek herhangi bir ucuz formulü kabul etmeyeceklerini Avrupalı
ortaklara bildirdikleri ifade edilmektedir. Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, ana muhalefet lideri Deniz Baykal ile Türkiye'nin üyelik
müzakereleriyle ilgili tarihe karar verilecek olan 17 Aralık Avrupa
zirvesi konusundaki fikirlerine açıklık getirdikleri bir basın
toplantısı düzenledikleri ve Başbakan Erdoğan'ın "Bizim için önemli üç
noktayı açıkça belirteyim: İlki, tam katılımla sonuçlanan bir müzakere
sürecidir; ikincisi, bu süreç başka şartlar olmaksızın başlamalıdır;
üçüncüsü, bizim için hassas olan konular hakkında hiçbir spekülasyon
olmamalıdır." dediği bildirilen haberde, Deniz Baykal'ın da Brüksel'den
gelen mesajların tedirginlik yarattığını belirttiği ve "Türkiye'yi
AB'yle temas halinde bırakan ve tam katılımla sonuçlanmayan bir
müzakere sürecini asla kabul etmiyoruz. Türkiye'ye, tam katılımdan
farklı bir ilişkide bulunulması vaadi, büyük sorunlar doğuracak diye
uyarıyorum." dediği aktarılmaktadır.
İSVİÇRE BASINI:
Tages Anzeiger gazetesinin
(08/12) "Türkiye'ye Daha Ağır Şartlar" başlığı ve "sco" rumuzula
yayımladığı yorumda, Avrupa Birliği'nin, Türkiye'nin AB'ye olası
üyeliğini, önceki genişleme sürecinde olduğundan çok daha ağır şartlara
bağlamayı planladığı, bu durumun, 16-17 Aralık'taki AB zirvesinde
Hollanda'nın dönem başkanı olarak hazırladığı yeni kapanış bildirgesi
taslağında ortaya çıktığı bildirilmektedir. Yorumda şu ifadeler yer
almaktadır: “Buna göre, Türkiye'nin üye olmadan önce AB kurallarının
tam olarak pratikte uygulandığına dair 'tatmin edici kanıtlar' ortaya
koyması gerekiyor. Daha önceki genişlemesinde AB, bu noktada
kuralların yasada yer almış olmasını genellikle yeterli bulmuştu.
Türkiye ise 'AB ile varılan anlaşma gereği yapılan sözleşmedeki bütün
diğer şartları' da uygulamaya geçirmiş olmak zorunda. Bu şu anlama
geliyor: Rumların hakimiyetindeki Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de tanımak
durumunda. Ayrıca, Yunanistan'la Ege denizindeki sınır sorunlarının
çözümüne ilişkin gerekirse uluslararası mahkeme kararlarına uymak
zorunda kalabilecek.”
İTALYA BASINI:
La Repubblica gazetesinin
(07/12) "Avrupa Entegrasyonu Türkiye'ye Kapıyı Kapatmasın" başlığı ve
Halit Fuat Allam imzasıyla yayımladığı yazıda şöyle denilmektedir: "AB
birkaç gün içerisinde Türkiye'nin olası katılımı konusunda
müzakerelerin başlatılmasına ilişkin olumlu veya olumsuz bir karar
vermeye hazırlanırken -ki yaşlı kıta ve tasalı bir asrın kaderi adına
ağır olacak bir karar- Emma Bonino'nun radikallerinin verdiği mücadele
istisna tutulursa, tartışmaların zayıflığı gibi bugün Avrupa'nın
Türkiye vakasının gerçek boyutlarını görememe riski de şaşırtıcıdır…
Bugün Türkiye'nin Avrupa'ya katılımına karşı gelenler, özgürlük ve
kültür hümanizmini telaffuz ederken, gerçekte Avrupa'daki renkliliği
engelliyorlar: 17 ila 20 milyon Müslüman'ın yaşadığı Avrupa'da, neden
Türkiye vasıtasıyla bir 'İslam sorunu' ortaya konuluyor? Türkiye'nin
dışarıda bırakılması yeni asrın üzerinde çok ağır etkiler yaratabilir;
çünkü bu Türkiye'yi Avrupa'dan ayıracak bir sınır oluşturmanın
yanında, Avrupa'yı İslam'dan ayırma riskini de doğurabilir. Esasen
Türkiye-Avrupa ilişkilerinin uzun süreli bir sorun olduğu halen
anlaşılmadığı veya anlaşılmak istenmediği için Türkiye sorunu, Avrupa
için iki büyük probleme yol açıyor: Müslüman halkın yönetimi ve bugüne
kadar ciddi anlamda başarısız olmuş entegrasyon mekanizmaları…
Avrupa'yı reddeden Türkiye değildir; bilakis onu Avrupa reddetmiş ve
bir kenara itmiştir. Saplantı haline gelen şeriat meselesinin ve İslami
köktendinciliğin belirleyici olduğu bir dönemde, Türklerin Osmanlı
imparatorluğu'nda dahi imparatorluk hukuku olan laik hukuk -kanuniye-
ile İslam hukukunu -şeriat- birbirinden ayırt edebilmiş olduklarını
hatırlamakta yarar var. Bu, İslam geleneğine sahip ülkeler için laik
hukukun desteklenmesinin ve demokratik siyasi düzende uygulanmasının
mümkün olduğu anlamına gelir… Düşünülmesi gereken bir husus daha var:
Avrupa'daki Müslüman nüfus için din adamlarının eğitiminden, dinin
çağdaş yorumlanmasına yabancı olan ve sadece geri kalmış ülkelerde
öğrendikleri İslam politikasının dilini bilen veya eğitimi olmayan bir
takım imamlardan bahsedilirken AB'ye katılmış bir Türkiye
-üniversitelerimizle işbirliği içinde- bu defa gerçekten de Avrupalı
olan imamların eğitimini sağlayabilir. Dolayısıyla risk büyüktür ve
Avrupa'nın yapılanması üzerindeki tartışmaların, 21. yüzyılında
yaşanacak süreci belirleyecek bir kararın etkisini hesaplaması
gerekecektir. Mesele İslam'la veya İslamsız olmak değildir; mesele,
bugün gerçekte tek bir şeyin bizi ayırdığıdır; yani kimin demokratik
olup kimin olmadığıdır. Demokrasiyi bin bir güçlükle, adım adım
kurmaya çalışan birini reddetmek onun içinden umudu koparıp almak
anlamına gelir."
KIBRIS RUM BASINI:
Politis gazetesinde (07/12)
"Veto Edelim Mi?" başlığı altında yayımlanan yorumda, gerek
Kıbrıs'taki, gerekse Yunanistan'daki kamuoyunun, Tassos Papadopulos'un
17 Aralık tarihinde Türkiye'ye karşı veto etme hakkını kullanmasını
istediği bildirilmekte ve şöyle denilmektedir: "Nedeni açıktır:
Türkiye, Kıbrıs'ta işgal ordusu bulundurarak, Avrupa'nın üyesi olamaz.
Bu gerekçe kesinlikle ciddidir ve hiç kimse bunu inkar edemez. İnkar
edilebilecek olan şey başkadır: Eğer veto edersek, Türk ordusu
Kıbrıs'tan gidecek mi ve Kıbrıs sorunu çözümlenecek mi? Yanıt
kesinlikle hayırdır. Tam tersine Türkiye Kıbrıs sorunundaki tutumunu
daha da katılaştıracak, çünkü artık Avrupa perspektifi önünde baskı
manivelası olarak durmayacak. Oysa bu perspektif, Türkiye'yi daha
ılımlı davranmaya mecbur edecektir. Türkiye'nin Avrupa sürecinin tek
yol olduğu, dolayısıyla birkaç ay içinde üyelik konusunu yeniden
gündeme getireceği ve Kıbrıs sorununda tavizlerde bulunacağı
söylenebilir. Ne yazık ki şu anda çok sık duyduğumuz bu görüş, gizli
isteğe dönüşebilir. Türkiye tüm dünya kendisine karşıyken bile Kıbrıs
sorununda taviz vermedi de, şimdi herkes Kıbrıs sorununda yapıcı tutum
sergilediğine inanırken ve sanık sandalyesinde biz varken mi taviz
verecek? Kısacası eğer veto edersek, Kıbrıslı Rumlar olarak kazanacak
hiçbir şeyimiz yoktur. Çünkü Kıbrıs sorununun çözümü yıllar sonrasına
bırakılacaktır. Aynı zamanda bugün içinde bulunduğumuz tecritlik daha
da büyüyecektir. Çünkü İngiliz-Amerikalıların ötesinde, Avrupalı
ortaklarımız da bize karşı tavır takınacaklar ve bizi AB'ye yakışmayan
bir şekilde davranmakla suçlayacaklar."
Fileleftheros gazetesinde
(07/12) "Şimdi Milli Politika Zamanıdır" başlığı altında yayımlanan
yorumda şöyle denilmektedir: "Önümüzdeki on gün, Türkiye'nin Avrupa
süreci için ve bunun milli sorunlarımıza getireceği sonuçlar için
kritik ve belirleyicidir. 17 Aralık'ta gerçekleştirilecek zirve
toplantısında 25 Avrupalı ortak, Türkiye Hükümeti'ne karne verecek.
Ankara ile ilgili olarak ortaya çıkan birçok soru işareti var. Türkiye
Hükümeti, birçok reform gerçekleştirmekle övünebilir. Kıbrıs
Cumhuriyeti, Yunanistan ve Ekümenik Patriklik konusunda çağrıldığı
sınavlarda aynı tutumunu sürdürdü. Türk liderliği düzensiz bir şekilde
derin devletin istediği katı tutumu her türlü yolla koruyor. AB
üyeliğine ilişkin yeşil ışık yakılmadan, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanıyacak mı, tanımayacak mı? Kıbrıs sorununun çözümü ve işgal
ordusunun adadan çekilmesi konusunda söz verecek mi? İnsan haklarını
sağlama alacak mı? Türk liderliği, yeşil ışığın yanabilmesi için her
türlü yolu kullanıyor. Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan, müttefik bulma
çabası içinde bütün Avrupa'yı adım adım dolaştı. Devlet yetkililerinden
oluşan kalabalık bir heyetle Brüksel'e gidiyor. Bu, 17 Aralık zirvesine
verdiği önemi göstermektedir. Lefkoşa ve Atina, çok güçlü bir ülke ile
uğraşmak zorundadır. Tek başlarına hareket etme lüksleri yoktur.
Üstelik işbirliği döneminde yaşıyoruz. Milli çıkarlar, diğer ülkelerin
hassasiyetlerine ve çıkarlarına yatırım yapılarak, müttefik arayışı
içinde savunulabilir. Parti çıkarlarından uzak, milli bir politika
belirlemenin zamanı gelmiştir."
KIBRIS RUM BASINI
Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KIPE)
(08/12) internet sayfasında "Yakovu: Türkiye İle İlişkileri
Normalleştirmeye Çalışıyoruz" başlığıyla yer alan haberde, Dışişleri
Bakanı Yorgo Yakovu'nun Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hedefinin, Türkiye
Cumhuriyeti ile olan ilişkileri, 17 Aralık ile oluşan fırsatları
yapıcı bir şekilde kullanarak normalleştirmeye çalışmak olduğunu
söylediği bildirilmektedir. Sofya'da yapılan Avrupa Güvenlik ve
İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Bakanlar Konseyi'nin 12. toplantısı
dolayısıyla yaptığı açıklamada Yakovu'nun "Normalleşme sürecinin,
ilgili tüm taraflar için ileride olumlu gelişmeler yaratacağına ikna
olduk. Bu çerçevede, Türkiye'nin, Açık Semalar Anlaşması'na Kıbrıs'ın
katılımına karşı olan tutumunu sona erdireceğini ümit ediyoruz. Aynı
zamanda biz, Kıbrıs sorununa, en kısa sürede, BM Güvenlik Konseyi'nin
ilgili kararlarına, AB'nin kuruluş prensipleri ve değerlerine dayanan
kapsamlı müzakere edilmiş bir çözüm bulunması yönündeki taahhüdümüze
bağlıyız." diye konuştuğu aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Ta Nea gazetesinin (08/12)
"Papadopulos Veto Olasılığını Havada Bıraktı" başlığı ve Yorgo Tsalakos
imzasıyla yayımladığı haber-yorumda, Cumhurbaşkanı Papadopulos'un Lefkoşa'yı
ziyaret eden, AB Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Balkenende ile
görüşmesinde, sadece Türkiye'ye koyduğu ön şartlar üzerinde ısrar
etmekle kalmadığı, Türk-Yunan konularını da ortaya koyduğu, veto
kullanma olasılığını da havada bıraktığı bildirilmektedir. Kıbrıs
Cumhurbaşkanı'nın, Hollanda Başbakanı ile görüşmesinde, Türkiye'nin
Avrupa geleceğine ilişkin kararı alacak olan AB zirvesi için Hollanda
Başkanlığı tarafından hazırlanan ikinci karar taslağı üzerindeki
itirazlarını dile getirdiği ve Kıbrıs Hükümeti'nin tanınma talebinin
Kopenhag kriterlerinden kaynaklandığının, Türkiye'nin buna uyum
sağlamasının gerekli olduğunun altını çizdiği ifade edilen
haber-yorumda, Hollanda Başbakanı Balkenende'nin yaptığı açıklamalarda,
karar taslağında değişiklikler yapılabileceği yönünde boşluk
bırakmadığı kaydedilmektedir.
Elefterotipia gazetesinin
(08/12) "Powell İle Hollandalılara Yunan Cevabı" başlıklı
haber-yorumunda, Yunan Hükümeti'nin, AB zirvesi karar taslağında yer
alan ve Yunan tarafını ilgilendiren, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine
başlayacağı tarihi, Kıbrıs'ın tanınması ve ikili sorunların çözümlenme
tarzı konularına ilişkin ifadeleri olumlu yönde değiştirmeyi amaçladığı
bildirilmektedir. Başbakan Karamanlis'in dün, Yunan tezlerini içeren
metni Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende'ye ilettiği belirtilen
yorumda, Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis'in Amerikalı yetkililerin
açıkça Ankara'nın lehine müdahil olmalarından birkaç gün sonra, bugün
Brüksel'de, Amerikalı mevkidaşını Yunan tezlerinin haklı olduğu yönünde
ikna etmeye çalışacağı kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR