10.12.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 10/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  09 Aralık 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI: 

            AP'nin (09/12) "AB Dönem Başkanlığı: Türkiye İle Üyelik Görüşmelerinin Başlayabilmesi İçin Hala Çözüm Bekleyen  Sorunlar Var" başlığı altında ve Raf Casert imzasıyla  yayımlanan haberinde, AB Dönem Başkanlığı'nın 16-17 Aralık  zirvesinde Türkiye ile üyelik görüşmelerinin başlatılabilmesi  için çözüme kavuşturulmayı bekleyen birkaç konunun daha   olduğunu açıkladığı bildirilmektedir. Başbakanı Recep Tayyip  Erdoğan'ın ise ülkesinin tüm koşulları yerine getirdiğini ve  AB liderlerinin Ankara'ya yeni bir kriter ortaya koymadan  görüşmelere başlamak için kesin bir tarih vermelerini  beklediğini ifade ettiği belirtilen haberde, AB  yetkilileriyle biraraya geleceği Brüksel'e hareketinden önce  Ankara'da basına konuşan Erdoğan'ın "Türkiye AB üyelik yolunda  görüşmelere başlamak için gereken ev ödevini yaptı, gereken  adımları attı... Masada kalan bir şey yok" dediği  kaydedilmektedir. Haberde şu ifadeler yer almaktadır:  "Sorunların bir hafta içinde çözümleneceğini düşünen  başkaları da var. Söz gelimi AB Ortak Savunma ve Dış  Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana, 'Tüm sorunları  çözmek için bol zamanımız var' derken, Almanya Dışişleri  Bakanı Joschka Fischer de, gelişmelerin sürdüğünü ve sürecin  son aşamasına gelindiğini söyledi. Pekçok Avrupalı, farklı  kültürel kökenleri olduğu gerekçesiyle çoğunluğu Müslüman,  görece yoksul ve kalabalık bir ülke olan Türkiye'yi aralarına  kabul etmek konusunda endişeli. Çözüm bekleyen en önemli  konuların başında da Kıbrıs'ın tanınması geliyor. Türkiye  bölünmüş ada yeniden birleşmeden Kıbrıs'ı resmi olarak  tanımayı reddediyor ki bu tavır, özellikle de Kıbrıs'ın, görüşmelerin başlaması için oyuna gerek duyulan bir AB   üyesi olduğu tarihten bu yana daha kesin bir dille ifade   edilir oldu."

            AP'nin (09/12) "Türkiye Savunucularına Göre, Ekonomi,  Güvenlik Hatta Futbol Bile Türkiye'yi AB Üyeliği İçin Uygun  Kılıyor" başlığı altında Robert Wielaard imzasıyla yayımlanan  haberinde, Avrupa'nın hemen her yerinde "Türkiye ile üyelik   görüşmelerine hayır" sesleri yükselirken, ekonomi, güvenlik,  tarih ve iyi bir komşuya adil davranma gereğini öne çıkaran  uzmanlar ve önde gelen bazı Avrupalı yetkililer de Türkiye'nin  üyeliğini savunduğu belirtilmekte, Türkiye yanlısı çevrelerin,  bu laik Müslüman ülkenin, geleceğini AB bünyesinde şekillendirme  şansını elde etmesi halinde, demokrasinin yeşeremediği Orta Doğu  ve Kuzey Afrika İslam ülkeleri önünde bir örnek oluşturacağı   görüşünde olduğuna dikkat çekilmektedir. Haberde şöyle  denilmektedir: "Avrupa, üyelik görüşmelerini başlatıp başlatmama  kararına varacağı 17 Aralık zirvesinde Türkiye'yi reddederse  İslam dünyasının, bunu, Batıya karşı kökleri derinlerde olan  öfke ve kini körükleyecek bir hareket olarak algılaması neredeyse  kesin… Yıllardır AB yetkilileri, Türkiye'nin üyeliğe uygun bir  aday olduğunu sürekli olarak teyit ettiler. Avrupalı  siyasetçilerin oluşturduğu Türkiye Bağımsız Komisyonu geçen yaz  açıkladığı bir raporda, bu ülkenin çoktandır Avrupa kuruluşlarına  bağlı ve uzun zamandır NATO ittifakının sadık bir üyesi olduğuna  vurgu yaparak, 'kabul edilmesi için her türlü nedenin varlığına'  işaret etti. Türkiye artık Avrupa'da günlük yaşam dokusunun bir  parçası. Futbol takımları, UEFA Kupası ve Şampiyonlar Ligi gibi  Avrupa turnuvalarında yer alırken Türk gençlerinin Avrupa şarkı yarışmasında yıldızları parlıyor. ABD, istikrarsız Orta Doğu'ya,  batının demokrasi ve istikrarını resmedecek önemli bir vasıta  olarak gördüğü Türkiye'nin üyeliğini uzun zamandır destekliyor…  Londra merkezli Avrupa Reform Merkezi Direktör Yardımcısı Heather  Grabbe de, Türkiye'nin büyüleyici bir reform kapasitesi  sergilediğini savundu ve özellikle de uzun zamandır sıkıntı  çeken Kürt azınlığına daha fazla özgürlük tanımak da dahil,  insan hakları alanında kaydettiği ilerlemelere dikkati çekti.  Grabbe, 'On yıl önce Türkiye'de idam cezasının kaldırılacağını,  çocukların Kürtçe öğrenmesine izin verileceği ve milli güvenlikte sorumluluğun bir sivile devredileceği hayal bile edilemezdi.'  dedi ve yakın bir tarihte ordunun bir İslamcı partiyi iktidardan indirdiğini hatırlatarak, 'Bugün bu partinin halefi olan bir  parti Türkiye'yi daha liberal bir demokrasiye kavuşturdu.' diye   konuştu."

 

            ALMANYA BASINI: 

            Handelsblatt gazetesinin (09/12) internet sayfasında "AB  Üyeleri Türkiye Kararını Tartışıyorlar" başlığı altında ve  Christoph Rabe/Eric Bonse imzalarıyla yayımlanan yazıda,  Brüksel'de yapılacak AB zirvesine bir hafta kala, Türkiye   hakkında verilecek karar nedeniyle yeni bir tartışma belirmeye   başladığı, Hollanda Dönem Başkanlığı'nın ikinci bir taslağının   Daimi Temsilciler Komisyonu'nda tartışıldığı bildirilmektedir.  Tartışma sonrasında, katılım müzakereleri başlangıç tarihi ve müzakerelerin kesin sonucu gibi önemli detayların 16 Aralık'ta  başlayacak zirveye kadar açık kalacağının ortaya çıktığı  belirtilen yazıda, işkence ve Türkiye'nin AB üyesi Kıbrıs'ı  tanıması konularının da AB Büyükelçileri arasında tartışma  yaşanmasına neden olduğu, tartışmanın neticesinin,  Hollandalıların pazartesi günü AB Dışişleri Bakanlarına  sunacakları üçüncü bir taslakta yer alacağı bildirilmektedir.  Yazıda şu ifadelere yer verilmektedir: "Erdoğan'ın Adalet ve  Kalkınma Partisi (AKP)'nin 2002'de görevi devralması ardından  oldukça büyük iyileşmeler yaşandı. Organizasyonların elindeki  veriler azalma olduğunu kanıtlıyor… AB'nin genişlemeden sorumlu  yeni Komiseri Olli Rehn için Türk Hükümeti'nin dini azınlıklara  ve kadınlara yönelik tutumu, AB yolundaki en büyük engellerden  birini oluşturuyor. Ancak Rehn, Ankara'ya sürekli yeni şartlar  ve tam üyelikten farklı teklifler sunulmaması gerektiği konusunda  uyarıda bulunuyor. Rehn, Wall Street Journal gazetesine verdiği  demeçte, 'Takımına sürekli ikinci ligde kalacağını anlatan  antrenörün bir an önce  kovulması gerekir.' dedi."

            Berliner Zeitung'un (09/12) "Brüksel'de Formül Arayışı,  Ankara'dan Şartlar" başlığı altında ve Gerold Büchner/Damir  Fras imzalarıyla yayımladığı yazıda, katılım müzakerelerinin  başlatılması hakkındaki kararın alınmasına birkaç gün kala  Türkiye ile AB arasındaki havanın giderek gerginleştiği ifade  edilmekte, AB'ye tam üyeliğin alternatifi olacak her türlü  özel statüyü yeniden reddeden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın müzakerelerin hedefinin tam üyelik olduğunun da ifade edilmesi  gerektiğini söylediği aktarılmaktadır. Erdoğan'ın danışmanlarının  taviz verilmeyeceği görüntüsü çizdikleri, "Neticede buna katılmama müzakereleri değil, katılım müzakereleri deniliyor." diye konuşan  Avrupa Birliği Genel Sekreterliği'nden Ahmet Acet'in Türkiye'nin  daha önceki aday ülkelerden farklı bir muamele görmek istemediğini belirttiği kaydedilen yazıda, Türk diplomatlar kamuoyu önünde  ihtiyatlı davransalar bile, AB devlet ve hükümet başkanlarının  gelecek hafta katılım müzakerelerinin önüne yeni engeller koyması  halinde AB ile ilişkilerin büyük zarar göreceğini ima ettikleri  ifade edilmektedir.

            Süddeutsche Zeitung'un (09/12) "Erdoğan... Sadece Tam  Üyeliği Görüşürüz" başlığı ve Christiane Schlötzer imzasıyla  yayımladığı yazıda, Türkiye'nin AB ile özel bir statüyü değil,  sadece tam üyeliği müzakere etmek istediği belirtilmekte,   Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı açıklamada, hedefin  Birliğe üyelik olmaması halinde, Türkiye için müzakerelere  başlamanın bir anlamı olmayacağını belirttiği aktarılmaktadır.  "Bir futbol karşılaşmasında da kuralların oyun başladıktan  sonra değiştirilemeyeceğini" ifade eden Başbakan Erdoğan'ın,    Türkiye'nin "kırmızı çizgileri" olduğunu ve Ankara'nın bunları   geçmek istemediğini söylediği kaydedilen yazıda, "AB  müzakerelerinin başlatılması için hukuk devleti, demokrasi ve  insan haklarına ilişkin Kopenhag kriterlerinin dışında başka  bir koşul öne sürülemeyeceğinin de bu çizgiler arasında yer  aldığını belirten Erdoğan, bu bağlamda, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin  tanınmasını da yeniden reddetti. Ancak AB, müzakereleri resmen  başlatmadan önce tam da bunu talep ediyor. Türkiye Dışişleri  Bakanı Abdullah Gül ise, bir barış planı olmadan Kıbrıs'ın  tanınmasının adaya bir faydası olmayacağını söyledi. Hürriyet  gazetesi, kararın verileceği AB zirvesine bir hafta kala,  Brüksel ile Ankara arasında bir 'sinir savaşı' yaşandığını  yazdı. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı da Ankara'nın Kıbrıs  meselesindeki tutumunu eleştirdi. Ancak Atina, aynı zamanda  AB hükümet başkanlarının Türkiye ile müzakerelerden yana karar  alacağından yola çıkıyor." denilmektedir.

            Die Welt gazetesinin (09/12) "Eskimiş Silahlarla  Savaşıyoruz" başlığı ve Halusa imzasıyla yer verdiği Lüksemburg  Başbakanı ve geleceğin AB Konseyi Başkanı Jean-Claude Juncker  ile yapılan mülakatın ilgili bölümünde şöyle denilmektedir:  

            "SORU: Eskiden Türkiye'nin üyeliğine şüpheyle   yaklaşıyordunuz. Bugün ise tam üyelikten yanasınız. Bu fikir  değişikliği nereden kaynaklanıyor? 

            JUNCKER: 1997 yılında AB Konsey Başkanı olarak Türkiye'ye  aday statüsü verilmesini istemiyordum, çünkü Birliğin aşırı genişlemesinden endişe duyuyordum. Buna ilaveten Türkiye önemli hususlarda, özellikle de insan hakları meselesinde kesinlikle  AB'ye yakınlaşmak istemiyordu. Bu yöndeki düşüncem o dönemde  bana çok yergi ve az övgü kazandırdı. Eğer bugün de hala bu  görüşe sahip olsaydım, çok övgü ve az yergi alırdım. Fakat  fikrimi değiştirdim. 

            SORU: Neden? 

            JUNCKER: Türkiye büyük ilerlemeler kaydetti, ülkenin   tamamı güçlü bir reform isteğiyle dolu. Bu isteğin azalması   ne bizim ne de Türkler için iyi olurdu. İnsan hakları  konusunda Türkiye net bir şekilde Avrupa yönüne doğru hareket  ediyor. Ankara'daki Hükümet, ordu karşısında kendini bağımsız  hale de getirdi. Ayrıca 11 Eylül büyük bir rol oynuyor. 

            SORU: Saldırıların Türkiye'nin üyeliği için gerekçe  olarak kullanılması biraz inandırıcılıktan uzak değil mi?           

            JUNCKER: ABD ve İspanya'daki saldırılar nedeniyle kültürler  ve dinler arası diyalog meselesi yeni ortaya çıkıyor. Şimdi  Türkiye'ye sırt çevirmemiz, İslam'ı reddetmek olarak   anlaşılabilir. Buna ilaveten, Türkiye'ye 40 yıl boyunca üyelik  perspektifi verip ve üyeliği koşulların yerine getirilmesine   bağlayıp sonra da geri adım atamayız. Bu yüzden, Türkiye'ye   üyelik perspektifi yerine sadece ayrıcalıklı ortaklık teklif   etmek doğru olmaz. 

            SORU: AB Ukrayna'ya, Birliğe uzanacak bir yol teklif   etmeli mi? 

            JUNCKER: Ukrayna'ya tam üyelik perspektifi önerilmemesi  konusunda sadece uyarıda bulunabilirim. Aslında Türkiye  tartışmasının bizi daha akıllı yapmış olması gerekirdi.   Ukrayna ile, stratejik öneminin hakkını veren bir özel   ilişkiye ihtiyacımız var."

 

            BELÇİKA BASINI:

 

            Le Soir gazetesinin (09/12) "Türkiye'nin Üyeliği,  Kızıştırıyor Ve Bölüyor" başlığı ve Philippe Regnier imzasıyla yayımladığı haberde, Senato'da Le Soir ve De Morgen gazetelerinin  de katkısıyla düzenlenen tartışmanın, Türkiye'nin AB üyeliği  konusundaki hassas tartışmanın ateşli geçeceğini gösterdiğine  dikkat çekilmekte, bazı uzmanların, seçilmişlerin, Türkiye'nin  Brüksel Büyükelçisi ve Dışişleri Bakanı Karel De Gucht'ın,  aralarında çok sayıda Türk kökenli Brüksellinin de bulunduğu  250 kadar vatandaşın ve okurun sorularını yanıtladıkları  bildirilmektedir. Belçika Hükümeti'nin uzun süredir Türkiye  ile üyelik görüşmelerine başlanılmasını desteklediği ifade  edilen haberde, Senato'da konuyla ilgili tartışmalarda yaşanan kutuplaşmalar aktarılmaktadır.

 

            FRANSA BASINI: 

            AFP'nin 09/12 "AB, Türkiye İle Uzun Sürecek Üyelik  Müzakerelerine Doğru Gidiyor" başlığı ve Bertrand Pinon   imzasıyla yer verdiği haberde, AB'nin gelecek hafta Brüksel'de  yapılacak zirvede Türkiye ile üyelik müzakerelerinin  başlatılmasına yeşil ışık yakmaya doğru ilerlediği, ancak 10  yıldan önce gerçekleşmeyecek ve garanti olmayan bir girişe kadar   çok çetin bir yol göründüğü, gelecek müzakerelerin başlama tarihi,  şekli ve başarısızlık olması halinde şimdiden bir acil çıkış   kapısının öngörülüp öngörülmeyeceğinin, 16-17 Aralık'ta devlet  ve hükümet başkanlarının tartışarak çözmesi gereken konular  arasında olduğu belirtilmektedir. Ankara'nın zirvenin aşama  aşama yazılan nihai metninde Hollanda tarafından alınmış olan  önlemlerden memnun olmadığı ifade edilen haberde, üye devletlere  sunulan son metin tasarısında, üyelik müzakerelerinin başlatılması  kararı alınmadan önce, AB'nin "bünyesine alma kapasitesinin"  gözönüne alınması gerektiğinin altı çizildiği kaydedilmektedir.  Türk reformlarının, özellikle de "işkenceye karşı sıfır hoşgörü politikasının uygulamaya konmasının" izlenmeye devam edilmesi gerekliliğinin metinde ayrıca vurgulandığı bildirilen haberde,  metinde, AB'nin temel prensiplerinin ihlal edilmesi halinde  üyelik müzakerelerinin askıya alınması ihtimalinin de bulunduğu,  metnin, Ankara ile müzakerelerin başlatılmasını öneren Avrupa Komisyonu'nun raporu ile aynı çizgide ancak müzakerelerin,  "sonucu önceden garanti edilemeyecek açık uçlu bir süreç"  olması gerektiğinin altı çizildiği aktarılmaktadır. Haberde, İnsan hakları konusunda Danimarka'nın, Lefkoşa'nın tanınması  konusunda Yunanistan ve Kıbrıs'ın olduğu gibi başka Avrupa  ülkelerinin de Türkiye'den bazı garantiler istediklerini  hatırlatan Brükselli bazı diplomatların, "Herşey biçilen  giysiye bağlı" şeklinde yorum yaptıklarına da yer verilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            REUTER'in (09/12) "Türkiye'nin Önünde Halen Gerçek Bir  Reform Mücadelesi Var" başlıklı ve Gareth Jones imzalı haberinde, Türkiye'nin yasal ve siyasi sistemini değiştiren maratonun bitiş  çizgisine yaklaşmış görünse de, Avrupa Birliği'ne katılımı için  vereceği asıl mücadelenin henüz başladığı, aralarında idam  cezasını kaldırılması ve Kürt azınlığa kültürel haklar   tanınmasının da bulunduğu bir dizi reformu gerçekleştirdiği belirtilmektedir. Olağanüstü bir tarihe sahip mağrur bir ulus  olan ve her zaman kendi yöntemlerini kullanan Türkler için   Brüksel'deki bürokratlardan talimat almak kolay olmayacağına  dikkat çekilen haberde, "Üyelik de masraflı olacak. Kısmen AB müzakerelerinin başlaması beklentisi nedeniyle de olsa patlayan  ekonomik büyümeye rağmen Türkiye'nin kişi başına GSYH'sı,  genişleme öncesinde Avrupa Birliği'ndekinin dörtte birinden  biraz daha fazla. Türk sanayisi yeni teknolojilere yatırım  yapmak ve katı sağlık ve güvenlik kurallarına uymak zorunda.  Hükümet pek çok sübvansiyonu yavaş yavaş kaldırmak ve ticaretin  önündeki engelleri yok etmek zorunda kalacak. Türkiye geçiş  dönemini kolaylaştırmak için AB fonlarından faydalanacak; ancak  bunları kullanabilmesi için ülkenin kamu idaresinde reforma  gitmesi gerekiyor. Türkiye'nin ayrıca, oldukça fakir ve  çoğunlukla Kürtlerden oluşan güneydoğu bölgesini geliştirmesi  için de bir strateji yaratması gerekecek. Diplomatlar, çevre,  adalet, iç işleri, tarım ve bölge politikası gibi masraflı  alanlarda özel sorunlar yaşanacağı tahmininde bulunuyorlar." denilmektedir. 

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefterotipia gazetesinin (09/12) "Türkiye Konusu İçin  Parti Başkanları Toplanmalı" başlığı altında Manolis Dretakis  imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumunda,  Türkiye'ye AB ile müzakerelere başlayacağı tarihin verilip  verilmeyeceği kararının alınacağı 17 Aralık AB zirvesine  birkaç gün kala, Hollanda Başkanlığı tarafından dağıtılan  konuya ilişkin karar taslağında, Türkiye'nin Yunanistan'a ve  Kıbrıs'a yarattığı sorunlara çok genel bir şekilde yer  verildiği belirtilmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir: "Gerek  Yunanistan gerekse Kıbrıs, hem Hollanda Başkanlığı hem de diğer  AB üyesi ülkelerle temaslarda bulunuyor, ancak bu ülkelerden  bazılarının tezlerini henüz netleştirmemiş olmaları nedeniyle,  ortam  hala belirsiz sayılıyor. AB üyesi ülkelerinin çoğu  hükümetlerinde -AB Komisyonu'nun olumlu, ancak şartlı önerisine  rağmen- Türkiye'ye müzakere için tarih verilmesi (müzakereler   olumlu neticeye varırsa Türkiye 2014 yılından sonra AB'ye tam  üye olacak) hususunda hala kaygıların var olması şu nedenlerden kaynaklanıyor:  

            a) Bu ülke AB üyesi olursa, küçük GSMH'sı ve geniş tarım  alanı nedeniyle AB fonlarından büyük meblağlar çekecek.

            b) Nüfusu fazla olması ve nüfusunun hızla artması nedeniyle, genişlemiş AB'nin en yüksek nüfuslu ülkesi olacak; bu nedenle de,  AB kurumlarında diğer AB üyesi ülkelerden daha fazla oy sayısına  sahip olacak.

            c) AB üyesi tek Müslüman ülke olacak.

            AB üyesi ülkelerin hükümetlerinin bu konuya ilişkin   kaygılarını, bu ülkelerde yapılan kamuoyu araştırmalarından,   bazı halkların çoğunluğunun Türkiye'nin AB üyeliğine karşı   olduklarının ortaya çıkması güçlendiriyor." 

            Kathimerini gazetesinin (09/12) "Güçsüz Ve Sadece Biraz 'Bütünleşmiş' AB" başlığı ve K.I. Angelopulos imzasıyla   yayımladığı yorumda şu ifadeler yer almaktadır: "Türkiye'nin  AB üyeliğine ilişkin ilk kararın alınacağı 17 Aralık'a kadar  Yunan Hükümeti, AB içinde ulusal çıkarlarını mümkün olduğu  kadar güvence altına almaya çalışıyor. Atina'nın (ılımlı bir  tavır takınarak) Türk-Yunan konularıyla ilgili olarak, AB  zirvesinin karar taslağında yer almasını talep ettiği şartlar   tamamıyla mantık çerçevesinde; bu nedenle de, AB Dönem   Başkanlığı ve AB üyesi ülkelerin hükümetleri tarafından   olumsuz karşılanmıyor. Ancak Türkiye'nin Lahey Adalet   Divanı'nın zorunlu yetkisini kabul etmeyi ve Deniz Hukuku  Anlaşması'nı imzalamayı reddetmesine rağmen, AB'nin Türkiye'nin  üyeliğine ilişkin nihai işlemi hazırlamayı kabul etmesi, AB'yi  zor duruma düşürüyor. AB'yi daha da zor duruma düşürmekte olan  siyasi paranoya, Türkiye'nin bir AB üyesi ülkeyi (Kıbrıs   Cumhuriyeti'ni) tanımayı reddetmesiyle ilgilidir. Şaşırtıcı  olan Türkiye'nin takındığı tavır değil. Şaşırtıcı olan, 23 üye  ülkenin liderlerinin, -bunlardan bazıları uluslararası sahnede  büyük siyasi itibarları olan en güçlü Avrupa ülkelerinden-  Ankara'nın bu kabaca davranışını pek de rahatsız olmadan kabul  etmeleri. AB adayı bir ülke, bugün, ortaklarına, bunlardan  birini önemsemediğini ve de AB üyesi olduğunda önemsemeyeceğini   açıkça söylüyor. Bu durum, AB'nin büyük siyasi güçsüzlüğünü,  ABD'nin Avrupa'ya müdahil olmak yönündeki büyük yeteneklerini,   AB'nin 17 Aralık'tan sonra ele alacağı sorunun büyüklüğünü ve  kalitesini ortaya koyuyor."

 

 

    

                 

 
ESKİ SAYILAR