13.12.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

  

            ANKARA, 13/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  10-12 Aralık 2004 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI: 

            Newsweek dergisinin (10/12) internet sayfasında "AB...  Ankara'nın Şevki Giderek Azalıyor" başlığı ve Sami Kohen  imzasıyla yayımlanan yazıda, son aylarda, Ankara'daki  sohbetlerde sık sık duyulan kelimenin "katılım" olduğu,  Ancak Avrupa Birliği Türkiye'nin bu prestijli kulübe  davet edilip edilmemesi konusunu görüşmek üzere toplanmaya  hazırlanırken, Ankara'nın şevkinin giderek azaldığı ifade  edilmekte ve şöyle denilmektedir: "Ağırlıklı olarak bunun  nedeni, AB ülkelerinin her talebin ardına imkansız başka  talepleri sıralaması. En sonuncusu da şu: Yeni taslakta  Türkiye'nin kabulünün AB'nin Müslüman bir ülkeyi 'bünyesine  katabilme kapasitesi'ne bağlı olduğu vurgulanıyor.Rusya'ya  giriş. Geçtiğimiz hafta Putin, Türkiye'ye son beş yüzyıldır  ziyarette bulunan ilk Rus lideri oldu. Ziyaret genelde  ticaret üzerineydi, ancak gerçek bir sevgi gösterisine  dönüştü. İki ülke enerji, finans ve savunma alanlarında  anlaşma imzaladılar ve turizm (1.5 milyon Rus her yıl  Türkiye'yi ziyaret ediyor) ve enerji (Türkiye'deki  doğalgazın yüzde 70'i Rusya'dan geliyor) ağırlıklı olmak  üzere hacmi yıllık 10 milyar doları bulan iki ülke  arasındaki ticarete yeni bir ivme katması beklenen  çeşitli yapısal düzenlemelere gittiler. Putin ve muhatabı  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, aynı zamanda Türkiye  üzerinden geçecek bir petrol boru hattı, ülkenin ABD ve  NATO'ya savunma kabiliyetleri açısından bağımlılığını  azaltacak projeler gibi birtakım çalışmalar üzerine ikili  görüşmelerde bulunulması kararını aldılar. Bir Rus diplomat,  'Ülkelerimiz arasındaki bu yeni atmosfer, Devlet Başkanı  Putin'in ziyaretinin en önemli somut neticelerinden bir  tanesidir.' dedi. Ankara Avrupa'ya alternatif arayışında  olmadığını vurguluyor -henüz... Erdoğan'ın iktidardaki AK  Partisi'nden üst düzey bir yetkili, 'Türkiye çok boyutlu  bir dış politika izlemek istiyor, eski bağlarını muhafaza  ederken bunlara özellikle de Rusya gibi bölge ülkeleriyle  olmak üzere yeni bağlar katmak istiyor.' diyor. Ancak aynı  zamanda aynı yetkili, Rusya ile yürütülen yeni ilişkinin,  özellikle de cuma günü istediği sonucu elde edememesi  durumunda, 'Türkiye'nin alternatifsiz kalmadığını' ortaya  koyduğunu söylüyor. Erdoğan halihazırda dramatik bir  şekilde AB'ye Türkiye'nin artık daha fazla küçük  düşürülemeyeceğini net bir şekilde ifade etmiş durumda.  Böyle bir durumda Putin kollarını açmış bekliyor olacak."

            AP'nin (10/12) "Türkiye'nin İç Kesimlerinde AB'ye  Destek Çok Fazla" başlığı altında ve Louis Meixler imzalı  haberinde, Suriye sınırı yakınlarındaki dağlık bir köyde  edinilen izlenimlere, bölge halkının AB konusundaki  düşüncelerine yer verilmekte ve şöyle denilmektedir:  "Önümüzdeki cuma günü Brüksel'de Avrupa liderlerinin  Türkiye'ye müzakerelere başlamak için bir tarih vermeleri  bekleniyor. Zira müzakereler, hem Türkiye'yi hem de  Avrupa'yı, gelenekleri Avrupa'nın geri kalanından farklı,  çoğunluğu Müslüman olan bir ülkeyi Birliğin nasıl dahil  edeceği konusuyla karşı karşıya kalmaya zorlayacak…  Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell, Türkiye'de  TBMM'ye hitaben yaptığı açıklamada, 'Türkiye'nin katılım  ihtimali bizi, kim olduğumuz hakkındaki temel sorularla  yüz yüze gelmek zorunda bırakıyor, özellikle de Birliğin  hangi ortak değerler üzerine kurulduğu ve ne çeşit bir  toplum istediğimiz hakkında' dedi. Bu soru, Erdoğan'ın  partisinin, zinanın suç sayılması yönünde yasal  düzenlemede bulunulması için baskı yaptığı ekim ayında  gündeme gelmişti. Sonunda, AB'nin baskısı sonucunda geri  adım attılar."

 

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'un (10/12) "Raffarin  Yumuşak Reformların Haberini Veriyor" başlığı ve Michaela  Wiegel imzasıyla yayımladığı yazıda, Türkiye müzakereleriyle  ilgili sorulara kaçamak yanıtlar veren Fransa Başbakanı  Jean-Pierre Raffarin'in Cumhurbaşkanı'nın karar yetkisine  işaret ettiği, "Müzakerelere başlanması ve Avrupa Birliği'ne  katılım arasında otomatik bir süreç yok" diyen Raffarin'in  "Bir başarı senaryosu var" diye konuştuğu aktarılmaktadır.  Yazıda, bu senaryoda, Türkiye'nin bütün şartları yerine  getireceğini ve müzakereler sırasında ülkenin kendini,  sonunda tam üyelik gelecek şekilde değiştireceğini belirten  Raffarin'in bununla birlikte, AB'nin müzakerelerin başarısız  olabileceği ihtimaline karşı hazırlıklı olması ve Türkiye'ye  "işbirliğinin başka bir şeklini" teklif edebilmesi  gerektiğini söylediği kaydedilmektedir

 

            BELÇİKA BASINI: 

            Avrupa Parlamentosu'ndaki bir grupla işbirliği içinde  çalışan Brüksel merkezli bağımsız haber portalı  Euobserver'ın internet sitesinde (10/12) "Daha İleri Bir  AB Genişlemesi Açısından Karmaşık Sinyaller" başlığı  altında Honor Mahony imzasıyla  yer alan haberde, AB bu  hafta sonunda Türkiye ile katılım müzakerelerini  başlatmaya hazır gözükürken, AB vatandaşlarının üçte  birden fazlasının 25 üyeli Birliğin daha da genişlemesine  karşı çıktıkları ifade edilmektedir. Kamuoyu araştırmasının  sonuçlarına göre, genişleme karşıtlarının oranı, eski üye  15 ülkedeki vatandaşlar dikkate alındığında, yüzde 43'e  yükseldiği belirtilen haberde, genişlemeye karşı çıkan  vatandaşların en fazla çoğunlukta oldukları ülkelerin her  ikisi de yeni üyelere sınırdaş olan Avusturya ve Almanya  olduğu kaydedilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliğine karşı  görüşlerle mücadele eden Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın  ülkesi Fransa'da halkın yüzde 51'inin daha ileri bir  genişlemeye karşı olduğunu söylediği bildirilen haberde,  "AB, Romanya ve Bulgaristan'ı 2007 yılında Birliğe almayı  ümit ederken Türkiye'nin en azından 2015 yılına kadar  üyeliği beklenmiyor -Ankara ile katılım müzakerelerine  başlanmasıyla ilgili karar 16-17 Aralık tarihli AB  zirvesinde alınacak-." denilmektedir.

 

            FRANSA BASINI: 

            Le Monde gazetesinin (11/12) "AB-Türkiye... Paris  Müzakerelerin 2005 Sonunda Başlamasından Yana" başlığı  altında yayımlanan yazısında, NATO Dışişleri Bakanları  toplantısı münasebetiyle 9 Aralık perşembe günü  Brüksel'de bulunan Fransa Dışişleri Bakanı Michel  Barnier'in Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin  başlangıcı konusunda kendisine yöneltilen bir soruya  cevaben, Fransa'nın Türkiye ile üyelik müzakerelerinin  "2005 yılı sonunda veya 2006 yılı başında" açılmasından  yana olduğunu belirttiği ifade edilmektedir. Fransa  Dışişleri Bakanı'nın 16-17 Aralık tarihlerinde yapılacak  Avrupa Zirvesi'nin, "başarısızlığa uğranması halinde,  -bunu elbette dilemediğini, ancak böyle bir durumla  karşılaşılabileceği olasılığını dikkate alarak-",  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişi için alternatif bir  senaryo öngörmesini dilediği aktarılan yazıda, Barnier'e  göre, tüm olasılıklar gözönünde tutularak, başarısızlığa  uğranması halinde, "bugüne kadar yapılan herşeyin  kaybolmasının" önüne geçmek ve "güçlü bir bağı" muhafaza  etmek gerektiği, bununla birlikte Fransız Bakan'ın,  Türkiye'nin adaylığına karşı çıkanların kabul ettirmeye  çalıştığı "imtiyazlı ortaklık" formülünü kullanmayı  reddettiği, bu seçeneğin ortaya koyulması üzerine "Ben  öyle bir tanımlamada bulunmadım... Ama onu da öngörmek  gerekir." dediği aktarılmaktadır.

            L'Humanité gazetesinin (10/12) "Türkiye İle Gerçek  Bir Ortaklık İçin" başlığı altında Türkiye uzmanlarından  oluşan bir grubun ortaklaşa hazırladığı bir makalede  şöyle denilmektedir: "Fransa veya Türkiye kökenli, ancak  özellikle Avrupa vatandaşları ve Türkiye uzmanları olarak  bizler, Türkiye'yi üye olarak bünyesine kabul eden bir  Avrupa Birliği'nin, daha güçlü küresel bir aktör olacağına,  hatta daha adil, daha barışçıl ve daha demokratik bir  dünya için daha etkin hareket edeceğine inanıyoruz.  Tarihi geçmişi ve coğrafi konumuyla Türkiye, Avrupa'nın,  Akdeniz'in, Kafkasya'nın, Orta Asya'nın, Yakın ve Orta  Doğu'nun birleştiği bir noktada bulunmaktadır. Türkiye'nin  üyeliği, Avrupa Birliği'nin temelini oluşturan değerlerin  evrensel boyut kazanmasını kolaylaştıracaktır. Türkiye  ile üyelik müzakerelerine başlanması dahi başlı başına,  herkese ve özellikle Müslüman halklara yönelik bir barış  ve ümit mesajı oluşturacaktır. Türkiye Cumhuriyeti'nin  kuruluşu, başlı başına bir Avrupalılaşma projesidir.  Dolayısıyla Türk toplumunun bugün topyekûn gayet güçlü  bir 'Avrupa arzusu' sergilemesinin, konjonktür ve  fırsatçılıkla hiçbir alakası bulunmamaktadır. Avrupa  Birliği üyesi olması, sadece uzun zamandır süre gelen  tarihi bir projesinin sonuca ulaşması anlamına  gelecektir. Avrupa Birliği Komisyonu'nun da teslim  ettiği gibi bugün Kopenhag kriterlerini yerine getiren  bir Türkiye'ye Avrupa Birliği'nin diğer tüm üyelerinden  farklı bir statü önerilmesi, böylelikle bu ülkenin  "ikinci sınıf" bir üye haline getirilmek istenmesi,  esasen kendisine 'hayır' demenin daha kibar bir  şeklinden ibaret olur. Eğer Kopenhag kriterlerinin  dışında birtakım yeni şartların, (kişilerin serbest  dolaşımı gibi temel hak dahil) topluluk kurallarından  daimi sapmaların veya üyeliğin yanında imtiyazlı  ortaklığı da öngören bir müzakere çerçevesinin AB  Konseyi'nin karar belgesine eklenmesi halinde yukarıda  sözünü ettiğimiz durum meydana gelecektir. Türkiye'nin  adaylığı karşısında husumet veya ürkeklik sergilenmesi,  stratejik vizyon yoksunluğu ile bizi çevreleyen dünyayı  cidden tanımamakla aynı anlama gelmektedir. Avrupa'nın  geleceğiyle ilgili vizyon sahibi olan, günümüz  meselelerinin öneminin bilinciyle hareket eden gerçek  bir devlet adamı olmanın özelliklerini sergileyen ve  Türkiye'nin adaylığını bugüne kadar her zaman  desteklemiş olan Cumhurbaşkanı Sayın Jacques Chirac'ı  16-17 Aralık tarihlerinde, Avrupa Birliği Komisyonu'nun  tavsiyeleri esasında bu ülkeyle zaman kaybedilmeksizin  üyelik müzakerelerine başlanması için çaba göstermeye  davet ediyoruz."

            AFP'nin (12/12) "Kıbrıs Türkiye Konusundaki Kararını  Son Dakikaya Saklıyor" başlığı altında verdiği haberde,  Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un yaptığı  açıklamaya göre, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye'nin üyelik  görüşmelerinin başlaması ile ilgili kararı son dakikada  alacağı bildirilmektedir. Üyelik görüşmelerini veto  etmekle tehdit eden Kıbrıs Cumhuriyeti'nin görüşmelere  yeşil ışık yakması için Türkiye'nin Kıbrıs'ı resmi olarak  tanıması gerektiğini belirttiği kaydedilmektedir. Haberde,  Türkiye'nin bunun, sorunun dışında birşey olduğunu  defalarca tekrarladığı hatırlatılan haberde, Ankara için  Kıbrıs Rum Hükümeti'ni tanımanın sadece Türkiye tarafından  tanınan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımamak  anlamına geldiği, halbuki uluslararası topluluk için  Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tüm adadaki yasal tek kimlik olduğu  ifade edilmektedir.

            AFP'nin yer verdiği (12/12) "Barbarin: Avrupa  Hristiyanlık Üzerine Kurulmuştur" başlıklı haberde, Lyon  Başpiskoposu Kardinal Philippe Barbarin'in, Radio  Classique'e yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB'ye muhtemel  entegrasyonu konusunda, "Avrupa'nın Hristiyanlık üzerine  kurulduğunu" dile getirdiği bildirilmektedir. Haberde,  Brüksel Zirvesi'ne birkaç gün kala Barbarin'in "Avrupa,  oluşumunun bir kısmını Hristiyan dinine borçlu.Avrupa  bunu söylüyor, öte yandan Türkler de varoluşlarının büyük  bir kısmını İslam'a borçlu olduklarını söylüyorlar. Bu  durumda beraber yol alıp alamayacağımızı göreceğiz. Eğer  tüm bunları açığa kavuşturmazsak, bugün ya da yarın  halklar cezasını verecektir. Gelecekteki kararı önceden  yargılamıyorum sadece bunun gizlice yapılmamasını talep  ediyorum." dediği aktarılmaktadır.

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            The Observer gazetesinin (12/12) "Avrupa Türkiye'ye  Kapılarını Açmalı" başlığı altında yer verdiği başyazıda,  Avrupa devlet başkanları bu hafta 80 milyonluk Müslüman  bir ülke olan Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyelik  başvurusunun kabul edilip edilmeyeceğine karar vermek  için bir araya gelecekleri, alınacak karar ne olursa  olsun, AB'nin tabiatını değiştirecek ve kaderini  belirleyecek tarihi bir karar olacağı ifade edilmektedir.  Türkiye'ye "hayır" denirse, AB'nin şimdiki sınırları  içinde bir Hristiyan kulübü olduğunun teyit edileceği,  "evet" denirse, AB'nin en yoksul ve nüfusu en fazla  ülkesinin, çoğunluğu Müslümanlardan oluşan bir ülke  olacağı ve bunun da, AB'nin masraflarını ve politikasını  derinden etkileyeceği kaydedilen başyazıda, Avrupa  Komisyonu'nun 1960'ların başından bu yana ortak üye  olan Türkiye'nin, tam üyeliğe geçiş için gerekli uzun  ve sancılı sürece başlamasını tavsiye ettiği, bu sürecin  20 olmasa bile en az 10 yıl almasının beklendiği ifade  edilmekte ve "Ancak sonuçta anlaşmaya ulaşılacağı da  varsayılmıyor. Fransa, varılabilecek herhangi bir nihai  anlaşmayı referanduma sunacağını belirtirken, Alman ve  Hollandalı Hristiyan Demokratların ileri gelenleri,  ülkelerindeki Müslüman nüfusu entegre etmekte  karşılaştıkları zorluğu da dikkate alarak, yoksul  Türklerin AB'nin her tarafına göç etmesinin yaratacağı  etkiden endişeleniyorlar. Türkiye'nin üyeliği, İslamla  bir köprü oluşturmak yerine İslam korkusunun  artmasına da yol açabilir. Endişelenmekte haklılar;  Türkiye'nin üyeliğini savunan İngilizler ise  tehlikeleri görmezden gelmekle hata ediyorlar. Müslüman  göçmenlerin entegrasyonunda İngiltere de sorunlar yaşadı.  İstanbul da dahil olmak üzere, Boğaziçi'nin batısının,  tamamen laik, din ve devlet işlerini ayıran Atatürk  reformlarını benimsemiş olmasına karşın, ülkenin doğusu  İslami köktenciliğin gerici güçlerinin istismarına açık.  Avrupa'nın yönetici elitleri de 10 milyonlarca köylünün  yaşam standartlarını yükseltmek için milyarlarca euro  transfer etmek konusunda ya da AB üyeliğini takiben  ucuz göçmen işçi dalgasının istihdam üzerinde yaratacağı  baskılar karşısında tereddüt edebilirler. İpuçlarına  bakılırsa, Türkiye'nin üyeliğini kabul ettirmek çok zor  olacak. Ancak Ukrayna'daki başkaldırının da gösterdiği  gibi Avrupa bu riski göze almalı… Türkiye için de aynı  şey geçerli. AB'nin, başarısızlığa uğramış devletler  ya da terörizme sığınak olan ülkeler yerine, istikrarlı,  demokratik, liberal kapitalist komşulara sahip olmasının  en iyi (ve belki de tek) garantisi, AB kulübünün cazibesi.  İngiltere'deki Avrupa'ya kuşkuyla bakan yabancı düşmanı  çevrelere verilecek en iyi cevap da bu. Avrupa, kısmen  bir ulus devletler şebekesi, kısmen de herkesin iyiliği  için çalışan devletlerüstü bir idare. Türkiye ve Ukrayna  katılmak istiyorlar. AB onları buyur etmeli." denilmelidir.

            The Economist'in (11/12) "İstenmeyen Konuklar"  başlıklı yorumunda, Avrupa'daki kuşku ve yakınmalara karşın,  gelecek hafta düzenlenecek AB Zirvesinde Türkiye ile üyelik  görüşmelerinin başlatılmasına evet deneceği ifade  edilmektedir. Avrupa Birliği liderlerinin gelecek hafta,  Brüksel'de toplandıklarında, gündemlerindeki başlıca konu  olan Türkiye'nin AB'ye üyelik başvurusu hakkında söyleyecek  fazla bir şeyleri olmayacağını sananların yanılacağı ifade  edilmekte ve şöyle denilmektedir: "Avrupa Komisyonu üyelik  müzakerelerinin gelecek yıl başlamasını tavsiye etti, AB  liderlerinin büyük bir kısmı da bundan yana. Zirve yine de  tartışmalı geçebilir. Ele alınacak ilk konu müzakerelerin  ne zaman başlatılacağı. Türklerin istedikleri, 2005 yılının  başlarında bir tarih. Alacakları ise muhtemelen,  müzakerelerin 2005'in ikinci yarısında başlatılacağı  yolunda bir vaat olacak. Bunun nedeni, Fransa'da AB  Anayasası konusundaki referandumun mayıs ayında  düzenlenebilecek olması ve hükümetin, Türkiye meselesinin  referandumu gölgelemesinden kaçınmak istemesi. İkinci konu  ise, müzakerelerin üyelikle değil, 'imtiyazlı ortaklıkla'  sona erebileceğinin açıkça ifade edilmesini isteyenlere  boyun eğilip eğilmeyeceği. Zirvenin sonuç bildirisinde  böyle bir ifadeye yer verilmeyeceğini düşünenler  ağırlıkta. Türkiye'ye kuşkuyla yaklaşanların endişelerini  gidermek için, aralarında Türkiye'de insan hakları  reformlarından dönülmesi halinde müzakerelerin askıya  alınmasını sağlayacak bir "tetik mekanizması" da bulunan  başka ifadeler de yer alabilir. Türkiye'ye sürekli olarak  normal AB yasalarının, özellikle de serbest dolaşımın  dışında bırakılacak bir üyelik önerilip önerilmemesi  konusunda da tartışma olacak. Yine de kalıcı istisnalar  konusunun sonuç bildirgesinde yer alması pek beklenmiyor.  Bu sorunların ardında, yeni AB üyelerinden Kıbrıs'ın bütün  anlaşmayı sabote edeceği endişesi var… Diğer yeni üyeler  genelde Türkiye'yi destekliyorlar… Geriye kalan üyelerden,  İngiltere, İskandinav ülkeleri, İtalya ve İber  yarımadasındaki iki ülke temelde Türkiye'nin yanında. En  büyük endişeler Fransa, Almanya, Avusturya ve Hollanda'da.  Fransa'da Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın Türkiye'nin  katılımı konusunda gösterdiği heves, halkın ve partisinin  hissiyatıyla uyuşmuyor. Chirac uzun süredir, Türkiye'nin  "Avrupa'da yeri olduğunu" savunuyor, ancak kamuoyu  yoklamaları Fransızların yaklaşık yüzde 75'inin Türkiye'nin  AB'ye girmesine karşı olduğunu gösteriyor. Fransa'da  iktidardaki UMP partisi ile partinin yeni seçilen lideri  Nicolas Sarkozy de Türkiye'nin üyeliğine karşı. Fransızların  temel itiraz noktası, Türkiye'nin büyük, yoksul ve her  şeyin de ötesinde Müslüman olması. Fransızlar sadece Türk  işçilerinden değil, İslam'ın sesinin yükselmesinden de  korkuyorlar… Almanya'da Türkiye'nin AB'ye girmesi her yerde  olduğundan daha hassas bir konu. Bununla birlikte, arada  bir görülen popülist çıkışlara rağmen, tartışma şimdiye  kadar şaşkınlık verecek kadar mantıklı gelişti ve  Türkiye'nin üyeliğini destekleyen Almanların sayısı  neredeyse buna karşı çıkanlarla aynı… Gelecek haftaki  zirveye Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende başkanlık  edecek. Zaten Türkiye'nin üyeliğine hiçbir zaman sıcak  bakmayan ülkesinde, geçen ay Theo Van Gogh'un  öldürülmesinden sonraki kargaşa nedeniyle kamuoyu iyice  bu fikrin aleyhine döndüğü için Balkenende'nin görevi  daha da hassas bir hale geldi. Balkenende'nin lideri  olduğu Hıristiyan Demokratlar gibi koalisyon ortağı  liberaller de bölünmüş durumda. Görev süresi dolan  Hollandalı Avrupa Komisyonu üyesi ve liberallerin eski  lideri Frits Bolkestein bir seferinde Türkiye AB'ye  katılırsa, 1683'te Viyana kapılarına dayanan Osmanlı  kuvvetlerinin püskürtülmesinin boşa gideceğini söylemişti.  Yine de Hollanda'nın AB dönem başkanlığı, büyük bir  ihtimalle herşeye rağmen sonuçta Türkiye ile müzakerelerin  başlatılmasını sponsor etmek durumunda kalacak."

            The Economist dergisinin (11/12) "İpler Geriliyor"  başlığı altında yayımladığı makalede, Avrupa Birliği  Anayasası'nın onaylanması sürecinin başlamasıyla  İngiltere üzerindeki baskının arttığı bildirilmektedir.  Makalede şu ifadeler yer almaktadır: "Tony Blair'in ekim  ayında Roma'da yapılan tören sırasında, Avrupa Birliği  Anayasası Antlaşması'na imza attığında yüzündeki ifade,  siyasi açıdan idam fermanını imzalayan bir kişinin surat  ifadesini yansıtıyordu. Blair, İngiltere'nin muhtemelen  2006 yılı başında, anayasa konusunda referanduma gideceği  taahhüdünde bulunmuştu. Bu hafta İngiliz Bakanlar Kurulu  sorunun cevabının en basit anlamıyla evet ya da hayır  olması konusunda karara vardı. Ancak kamuoyu yoklamalarında,  İngilizlerin hayır diyecekleri ortaya çıkıyor. Hayır oyu  çıkması durumunda kendi ülkesini 'Avrupa'nın merkezi'  konumuna getireceği sözünü veren Blair, İngiltere'nin  Avrupa ile ilişkilerini kopma noktasına getiren bir  Başbakan olmaktansa istifa etmeyi tercih edebilir.  Yine de İngiltere genişleme kartını oynayabilir.  Önümüzdeki hafta gerçekleşecek olan AB zirvesinde,  Türkiye'nin üyeliğe nihai kabulü yönünde büyük bir adım  atılması kuvvetle muhtemel -bu yönde bir politik tercihe,  Fransa'da yoğun bir şekilde karşı çıkılıyor-. Fransa  Hükümeti, Türkiye'nin üyelik olasılığının kendi  ülkelerindeki referandum kampanyasını, her ne kadar  Türkiye'ye giriş izni verilmeden önce ayrı bir  referandum taahhüdünde bulunulmuş olsa bile, olumsuz  etkilemesinden endişe duyuyor. Fransa Dışişleri Bakanı  Michel Barnier bu hafta Brüksel'deki gazetecilere  yaptığı açıklamada, 'Türkiye ile anayasa arasında bir  bağlantı kurulması durumunda, referandumu  kaybedebiliriz.' dedi."

 

            İSPANYA BASINI: 

            El Pais gazetesinin (10/12) "Kıbrıs, AB'nin Türkiye  İle Müzakarelere Başlamasını Veto Edeceği Tehdidinde  Bulunuyor" başlığı altında yayımladığı haberde, AB  zirvesinde, ülkemizle ilgili kararın alınmasına bir  hafta kala, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) AB ile  üyelik müzakerelerine başlamamızı veto etme tehdidinde  bulunduğu, buna gerekçe olarak Türkiye'nin geçen mayıs  ayında AB üyesi olan GKRY'yi tanımaya itiraz etmesinin  gösterildiği ve Ankara'nın ise, AB ile üyelik  müzakerelerine başlanmadan önce GKRY'yi resmen tanımaya  yanaşmadığı belirtilmektedir. Konuya ilişkin Brüksel'de  açıklamalarda bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,  Kopenhag kriterlerine ek şartlar eklenmesine karşı  çıktığı vurgulanan haberde, üyelik müzakerelerinde aday  olan ülkenin AB ile değil HAK bünyesinde toplanan AB  üyesi ülke temsilcileriyle görüşeceği, müzakerelere  başlanması kararının alınması halinde Türkiye'nin  tanımadığı GKRY ile aynı masaya oturma durumunda  kalacağı ifade edilmektedir. Brüksel'deki gözlemcilerin,  GKRY'nin, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasını  tek başına veto etmesi ihtimalinin zayıf olduğunu ileri  sürdükleri belirtilen haberde, GKRY'nin kısa bir süre  önce Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için hazırlanan Annan  planına karşı çıktığı hatırlatılmakta, Türkiye ile  ihtilafları bulunan Yunanistan'ın da "tarihi fırsat"tan  yararlanmak istediği ve GKRY'ye olan desteğini sürdürdüğü belirtilmektedir. Haberde, ayrıca, Hollanda Dışişleri  Bakanı Bot'un, soruna bir çözüm bulunacağı konusunda  iyimser olduğunu söylediği, Hollanda Başbakanı  Balkenende'nin ise, Türkiye'nin AB Komisyonu raporunda  yer alan bazı eksiklikleri yerine getirmediğinden  bahisle, Kıbrıs konusundaki anlaşmazlığa değindiği ve  Fransa Dışişleri Bakanı Michel Barnier'in ise, "Türkiye  ile AB arasında üyelik müzakerelerinin 2005 yılı sonunda  veya 2006 yılı başında başlamasını istiyoruz." şeklinde  konuştuğu aktarılmaktadır.

 

            İTALYA BASINI: 

            ANSA'nın (10/12) "AB: Kriterler Tamam İse, Türkiye'ye  Evet" başlıklı haberinde şöyle denilmektedir: "Henüz  müzakerelerin başlama tarihi bilinmiyor. Şayet başbakan  ve devlet başkanları Türkiye'nin AB kriterlerini yerine  getirdiğine kanaat getirirlerse, işte o zaman Türkiye  AB'nin bir parçası olacak. Avrupa Konseyi'nin nihai sonuç  taslağında, Türkiye ile müzakerelerin başlatılması  tarihine ilişkin paragraf şimdilik boş bırakılmış durumda...  Öte yandan taslakta, Avrupa Konseyi'nin Türkiye'nin reform  süreci içerisinde atmış olduğu ileriye dönük adımları  memnuniyetle karşıladığı ve Türkiye'nin bu reformları  sonuna kadar götüreceğine dair AB'nin Türkiye'ye duyduğu  güven ifade ediliyor."

 

            KIBRIS RUM BASINI: 

            Fileleftheros gazetesinin (10/12) "Üç Noktalı Yeni  Formül... Lefkoşa, Taviz Sınırlarını Ortaya Koydu,  Hollandalılar Sürpriz Hazırlığında... Kıbrıs Hükümeti  Londra'dan da Destek İstedi" başlığı altında yayımlanan  manşet haberde, Lefkoşa'nın, Hollanda dönem başkanlığı  tarafından 25'lerin 16 Aralık'taki akşam yemeği masasına  konulacağı değerlendirilen Kıbrıs-Türkiye ilişkilerine  ilişkin formül konusunda savaş vermekte olduğu,  Lefkoşa'nın halen, üç yönlü bir tez ortaya koyduğu ve  bunun Türkiye'yle ilgili nihai karara dahil edilmesi  hedefiyle Avrupa devletlerinden yardım istediği  bildirildiği aktarılmakta ve şu ifadelere yer  verilmektedir: "Edindiğimiz bilgilere göre, Lefkoşa şu  üç noktayı elde etme gayreti içinde bulunuyor.

            1- Kıbrıs-Türkiye ilişkilerinin normalleştirilmesi  prosedürünün başlaması, zirve kararlarında açıkça  belirtilsin. Bu prosedürün katalizör noktasını,  'normalleşme' çerçevesine dahil olacak olan, Kıbrıs  Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından tanınması ve iki  devlet arasında diplomatik ilişki kurulması oluşturacak.

            2- Lefkoşa'nın halen elde ettiği ve Hollanda dönem  başkanlığının sonuç taslağının 19. paragrafında yer alan;  Türkiye'nin gümrük birliğinin Kıbrıs'ı da içine alacak  şekilde genişletilmesi.

            3- Gümrük Birliği'nin genişletilmesine ilişkin  protokolün, AB-Türkiye üyelik müzakerelerinin başlaması  öncesinde, belirli bir zaman noktasında Ankara hükümeti  tarafından imzalanması.

            Lefkoşa'nın bu üç talebi Dışişleri Bakanı Yorgo  Yakovu tarafından, Londra'nın destek vermesi talep  edilerek İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'a  iletildi. Straw, Kıbrıs'ın bu tezlerini İngiltere  Başbakanı Blair'e ileteceğini taahhüt etti ve pazartesi  günü Brüksel'deki Dışişleri Bakanları toplantısına,  ülkesinin tezleriyle katılacağını söyledi.            Yakovu'nun  bugün görüşeceği Fransız meslektaşı Michael Barnier'den,  yukarıda kaydedilen Kıbrıs taleplerine Paris'in de  desteğini istemesi bekleniyor. Yakovu, Hollanda dönem  başkanlığının 16-17 Aralık'ta uzlaşı formülü sunacağı  kanaatinde olduğunu belirtti."

 

            YUNANİSTAN BASINI:           

            Kathimerini gazetesinin (10/12) "Türk Paradoksu"  başlığı altında Antonis Karkayannis imzasıyla yayımladığı  yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin AB üyeliğine,  daha ayrıntılı olarak, üyelik müzakerelerinin başlama  tarihinin belirlenmesine ilişkin görüşmeler sırasında  gerginliğin yaratılmamasını hepimiz içten diliyoruz.  Her şeyin düzenli bir şekilde (ancak hızlı olmayan  ritmlerle) gelişmesini, engellerin en azından Yunan ve  Kıbrıs tarafından konulmamasını, Türkiye'nin, 'öfkesini'  Ege ile Kıbrıs'ta göstermemesini diliyoruz. Aslında,  engeller başkaları tarafından konulsa dahi, Türkiye  öfkesini yine Ege ve Kıbrıs'ta gösterecek. Bu korkudan da  büyük korkumuz, dünyanın herhangi bir yerinde  istikrarsızlık yaratabilecek durumda olan 'ek süper  gücün' rahatsız olması yönündedir. Ancak, örneğin Texas  ABD federasyonuna katılacağını fakat Arizona'yı  tanımayacağını söyleseydi acaba Amerikalı dostlarımız ne  düşüneceklerdi? Bunu federasyona sabotaj ya da sabotaj  başlangıcı olarak algılamayacaklar mıydı? AB elbette  federasyon değil ya da henüz federasyon olmadı. Ancak  Türkiye, başka bir AB üyesini tanımadan (Kıbrıs'ı) AB  üyesi olmak isterken, sadece Kıbrıs Cumhuriyeti'nin  varlığına itiraz etmiyor, üyesi olmak istediği AB'nin  varlığına karşı da itirazlar dile getirmiş oluyor. Çoğu  çevreler, bu noktanın, Türkiye tarafından tanınmadan ve  saldırganlığıyla icraatta karşı karşıya gelerek yıllarca  yaşamını sürdürmeyi başarmış olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nden  fazla, AB için geriye doğru adım atamayacağı bir konu  oluşturuyor. Geriye doğru adım atılamayacak ikinci bir  noktayı AB üyesi bir ülkede işgal ordusunun bulunması  oluşturuyor. Mantıken, AB'nin anlamı değişmeden ve  Birliğin temeli sarsılmadan bu iki noktanın bertaraf  edilmesi çok zordur. Gelecekte uyum sağlamak vaadiyle bu  iki noktanın bertaraf edilmesi teşebbüsünde bulunulursa,  bu vaadın, sadece net ve bağlayıcı olması ve üyelik  müzakerelerinde şart olarak kaydedilmesi durumunda anlamı  önemli olacak."

 

 

    

                 

 
ESKİ SAYILAR