ANKARA, 13/12(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 10-12 Aralık 2004 tarihlerinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
Newsweek dergisinin (10/12)
internet sayfasında "AB... Ankara'nın Şevki Giderek Azalıyor" başlığı
ve Sami Kohen imzasıyla yayımlanan yazıda, son aylarda, Ankara'daki
sohbetlerde sık sık duyulan kelimenin "katılım" olduğu, Ancak Avrupa
Birliği Türkiye'nin bu prestijli kulübe davet edilip edilmemesi
konusunu görüşmek üzere toplanmaya hazırlanırken, Ankara'nın şevkinin
giderek azaldığı ifade edilmekte ve şöyle denilmektedir: "Ağırlıklı
olarak bunun nedeni, AB ülkelerinin her talebin ardına imkansız başka
talepleri sıralaması. En sonuncusu da şu: Yeni taslakta Türkiye'nin
kabulünün AB'nin Müslüman bir ülkeyi 'bünyesine katabilme kapasitesi'ne
bağlı olduğu vurgulanıyor.Rusya'ya giriş. Geçtiğimiz hafta Putin,
Türkiye'ye son beş yüzyıldır ziyarette bulunan ilk Rus lideri oldu.
Ziyaret genelde ticaret üzerineydi, ancak gerçek bir sevgi gösterisine
dönüştü. İki ülke enerji, finans ve savunma alanlarında anlaşma
imzaladılar ve turizm (1.5 milyon Rus her yıl Türkiye'yi ziyaret
ediyor) ve enerji (Türkiye'deki doğalgazın yüzde 70'i Rusya'dan
geliyor) ağırlıklı olmak üzere hacmi yıllık 10 milyar doları bulan iki
ülke arasındaki ticarete yeni bir ivme katması beklenen çeşitli
yapısal düzenlemelere gittiler. Putin ve muhatabı Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, aynı zamanda Türkiye üzerinden geçecek bir petrol boru hattı,
ülkenin ABD ve NATO'ya savunma kabiliyetleri açısından bağımlılığını
azaltacak projeler gibi birtakım çalışmalar üzerine ikili görüşmelerde
bulunulması kararını aldılar. Bir Rus diplomat, 'Ülkelerimiz arasındaki
bu yeni atmosfer, Devlet Başkanı Putin'in ziyaretinin en önemli somut
neticelerinden bir tanesidir.' dedi. Ankara Avrupa'ya alternatif
arayışında olmadığını vurguluyor -henüz... Erdoğan'ın iktidardaki AK
Partisi'nden üst düzey bir yetkili, 'Türkiye çok boyutlu bir dış
politika izlemek istiyor, eski bağlarını muhafaza ederken bunlara
özellikle de Rusya gibi bölge ülkeleriyle olmak üzere yeni bağlar
katmak istiyor.' diyor. Ancak aynı zamanda aynı yetkili, Rusya ile
yürütülen yeni ilişkinin, özellikle de cuma günü istediği sonucu elde
edememesi durumunda, 'Türkiye'nin alternatifsiz kalmadığını' ortaya
koyduğunu söylüyor. Erdoğan halihazırda dramatik bir şekilde AB'ye
Türkiye'nin artık daha fazla küçük düşürülemeyeceğini net bir şekilde
ifade etmiş durumda. Böyle bir durumda Putin kollarını açmış bekliyor
olacak."
AP'nin (10/12) "Türkiye'nin
İç Kesimlerinde AB'ye Destek Çok Fazla" başlığı altında ve Louis
Meixler imzalı haberinde, Suriye sınırı yakınlarındaki dağlık bir köyde
edinilen izlenimlere, bölge halkının AB konusundaki düşüncelerine yer
verilmekte ve şöyle denilmektedir: "Önümüzdeki cuma günü Brüksel'de
Avrupa liderlerinin Türkiye'ye müzakerelere başlamak için bir tarih
vermeleri bekleniyor. Zira müzakereler, hem Türkiye'yi hem de
Avrupa'yı, gelenekleri Avrupa'nın geri kalanından farklı, çoğunluğu
Müslüman olan bir ülkeyi Birliğin nasıl dahil edeceği konusuyla karşı
karşıya kalmaya zorlayacak… Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell,
Türkiye'de TBMM'ye hitaben yaptığı açıklamada, 'Türkiye'nin katılım
ihtimali bizi, kim olduğumuz hakkındaki temel sorularla yüz yüze
gelmek zorunda bırakıyor, özellikle de Birliğin hangi ortak değerler
üzerine kurulduğu ve ne çeşit bir toplum istediğimiz hakkında' dedi. Bu
soru, Erdoğan'ın partisinin, zinanın suç sayılması yönünde yasal
düzenlemede bulunulması için baskı yaptığı ekim ayında gündeme
gelmişti. Sonunda, AB'nin baskısı sonucunda geri adım attılar."
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'un (10/12) "Raffarin Yumuşak Reformların Haberini Veriyor"
başlığı ve Michaela Wiegel imzasıyla yayımladığı yazıda, Türkiye
müzakereleriyle ilgili sorulara kaçamak yanıtlar veren Fransa Başbakanı
Jean-Pierre Raffarin'in Cumhurbaşkanı'nın karar yetkisine işaret
ettiği, "Müzakerelere başlanması ve Avrupa Birliği'ne katılım arasında
otomatik bir süreç yok" diyen Raffarin'in "Bir başarı senaryosu var"
diye konuştuğu aktarılmaktadır. Yazıda, bu senaryoda, Türkiye'nin bütün
şartları yerine getireceğini ve müzakereler sırasında ülkenin kendini,
sonunda tam üyelik gelecek şekilde değiştireceğini belirten Raffarin'in
bununla birlikte, AB'nin müzakerelerin başarısız olabileceği ihtimaline
karşı hazırlıklı olması ve Türkiye'ye "işbirliğinin başka bir şeklini"
teklif edebilmesi gerektiğini söylediği kaydedilmektedir
BELÇİKA BASINI:
Avrupa Parlamentosu'ndaki
bir grupla işbirliği içinde çalışan Brüksel merkezli bağımsız haber
portalı Euobserver'ın internet sitesinde (10/12) "Daha İleri Bir AB
Genişlemesi Açısından Karmaşık Sinyaller" başlığı altında Honor Mahony
imzasıyla yer alan haberde, AB bu hafta sonunda Türkiye ile katılım
müzakerelerini başlatmaya hazır gözükürken, AB vatandaşlarının üçte
birden fazlasının 25 üyeli Birliğin daha da genişlemesine karşı
çıktıkları ifade edilmektedir. Kamuoyu araştırmasının sonuçlarına göre,
genişleme karşıtlarının oranı, eski üye 15 ülkedeki vatandaşlar dikkate
alındığında, yüzde 43'e yükseldiği belirtilen haberde, genişlemeye
karşı çıkan vatandaşların en fazla çoğunlukta oldukları ülkelerin her
ikisi de yeni üyelere sınırdaş olan Avusturya ve Almanya olduğu
kaydedilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliğine karşı görüşlerle mücadele
eden Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın ülkesi Fransa'da halkın yüzde
51'inin daha ileri bir genişlemeye karşı olduğunu söylediği bildirilen
haberde, "AB, Romanya ve Bulgaristan'ı 2007 yılında Birliğe almayı
ümit ederken Türkiye'nin en azından 2015 yılına kadar üyeliği
beklenmiyor -Ankara ile katılım müzakerelerine başlanmasıyla ilgili
karar 16-17 Aralık tarihli AB zirvesinde alınacak-." denilmektedir.
FRANSA BASINI:
Le Monde gazetesinin (11/12)
"AB-Türkiye... Paris Müzakerelerin 2005 Sonunda Başlamasından Yana"
başlığı altında yayımlanan yazısında, NATO Dışişleri Bakanları
toplantısı münasebetiyle 9 Aralık perşembe günü Brüksel'de bulunan
Fransa Dışişleri Bakanı Michel Barnier'in Türkiye'nin AB'ye üyelik
müzakerelerinin başlangıcı konusunda kendisine yöneltilen bir soruya
cevaben, Fransa'nın Türkiye ile üyelik müzakerelerinin "2005 yılı
sonunda veya 2006 yılı başında" açılmasından yana olduğunu belirttiği
ifade edilmektedir. Fransa Dışişleri Bakanı'nın 16-17 Aralık
tarihlerinde yapılacak Avrupa Zirvesi'nin, "başarısızlığa uğranması
halinde, -bunu elbette dilemediğini, ancak böyle bir durumla
karşılaşılabileceği olasılığını dikkate alarak-", Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne girişi için alternatif bir senaryo öngörmesini dilediği
aktarılan yazıda, Barnier'e göre, tüm olasılıklar gözönünde tutularak,
başarısızlığa uğranması halinde, "bugüne kadar yapılan herşeyin
kaybolmasının" önüne geçmek ve "güçlü bir bağı" muhafaza etmek
gerektiği, bununla birlikte Fransız Bakan'ın, Türkiye'nin adaylığına
karşı çıkanların kabul ettirmeye çalıştığı "imtiyazlı ortaklık"
formülünü kullanmayı reddettiği, bu seçeneğin ortaya koyulması üzerine
"Ben öyle bir tanımlamada bulunmadım... Ama onu da öngörmek gerekir."
dediği aktarılmaktadır.
L'Humanité gazetesinin
(10/12) "Türkiye İle Gerçek Bir Ortaklık İçin" başlığı altında Türkiye
uzmanlarından oluşan bir grubun ortaklaşa hazırladığı bir makalede
şöyle denilmektedir: "Fransa veya Türkiye kökenli, ancak özellikle
Avrupa vatandaşları ve Türkiye uzmanları olarak bizler, Türkiye'yi üye
olarak bünyesine kabul eden bir Avrupa Birliği'nin, daha güçlü küresel
bir aktör olacağına, hatta daha adil, daha barışçıl ve daha demokratik
bir dünya için daha etkin hareket edeceğine inanıyoruz. Tarihi geçmişi
ve coğrafi konumuyla Türkiye, Avrupa'nın, Akdeniz'in, Kafkasya'nın,
Orta Asya'nın, Yakın ve Orta Doğu'nun birleştiği bir noktada
bulunmaktadır. Türkiye'nin üyeliği, Avrupa Birliği'nin temelini
oluşturan değerlerin evrensel boyut kazanmasını kolaylaştıracaktır.
Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanması dahi başlı başına,
herkese ve özellikle Müslüman halklara yönelik bir barış ve ümit
mesajı oluşturacaktır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, başlı başına
bir Avrupalılaşma projesidir. Dolayısıyla Türk toplumunun bugün
topyekûn gayet güçlü bir 'Avrupa arzusu' sergilemesinin, konjonktür ve
fırsatçılıkla hiçbir alakası bulunmamaktadır. Avrupa Birliği üyesi
olması, sadece uzun zamandır süre gelen tarihi bir projesinin sonuca
ulaşması anlamına gelecektir. Avrupa Birliği Komisyonu'nun da teslim
ettiği gibi bugün Kopenhag kriterlerini yerine getiren bir Türkiye'ye
Avrupa Birliği'nin diğer tüm üyelerinden farklı bir statü önerilmesi,
böylelikle bu ülkenin "ikinci sınıf" bir üye haline getirilmek
istenmesi, esasen kendisine 'hayır' demenin daha kibar bir şeklinden
ibaret olur. Eğer Kopenhag kriterlerinin dışında birtakım yeni
şartların, (kişilerin serbest dolaşımı gibi temel hak dahil) topluluk
kurallarından daimi sapmaların veya üyeliğin yanında imtiyazlı
ortaklığı da öngören bir müzakere çerçevesinin AB Konseyi'nin karar
belgesine eklenmesi halinde yukarıda sözünü ettiğimiz durum meydana
gelecektir. Türkiye'nin adaylığı karşısında husumet veya ürkeklik
sergilenmesi, stratejik vizyon yoksunluğu ile bizi çevreleyen dünyayı
cidden tanımamakla aynı anlama gelmektedir. Avrupa'nın geleceğiyle
ilgili vizyon sahibi olan, günümüz meselelerinin öneminin bilinciyle
hareket eden gerçek bir devlet adamı olmanın özelliklerini sergileyen
ve Türkiye'nin adaylığını bugüne kadar her zaman desteklemiş olan
Cumhurbaşkanı Sayın Jacques Chirac'ı 16-17 Aralık tarihlerinde, Avrupa
Birliği Komisyonu'nun tavsiyeleri esasında bu ülkeyle zaman
kaybedilmeksizin üyelik müzakerelerine başlanması için çaba göstermeye
davet ediyoruz."
AFP'nin (12/12) "Kıbrıs
Türkiye Konusundaki Kararını Son Dakikaya Saklıyor" başlığı altında
verdiği haberde, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un yaptığı
açıklamaya göre, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye'nin üyelik
görüşmelerinin başlaması ile ilgili kararı son dakikada alacağı
bildirilmektedir. Üyelik görüşmelerini veto etmekle tehdit eden Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin görüşmelere yeşil ışık yakması için Türkiye'nin
Kıbrıs'ı resmi olarak tanıması gerektiğini belirttiği kaydedilmektedir.
Haberde, Türkiye'nin bunun, sorunun dışında birşey olduğunu defalarca
tekrarladığı hatırlatılan haberde, Ankara için Kıbrıs Rum Hükümeti'ni
tanımanın sadece Türkiye tarafından tanınan Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ni tanımamak anlamına geldiği, halbuki uluslararası
topluluk için Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tüm adadaki yasal tek kimlik
olduğu ifade edilmektedir.
AFP'nin yer verdiği (12/12)
"Barbarin: Avrupa Hristiyanlık Üzerine Kurulmuştur" başlıklı haberde,
Lyon Başpiskoposu Kardinal Philippe Barbarin'in, Radio Classique'e
yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB'ye muhtemel entegrasyonu konusunda,
"Avrupa'nın Hristiyanlık üzerine kurulduğunu" dile getirdiği
bildirilmektedir. Haberde, Brüksel Zirvesi'ne birkaç gün kala
Barbarin'in "Avrupa, oluşumunun bir kısmını Hristiyan dinine
borçlu.Avrupa bunu söylüyor, öte yandan Türkler de varoluşlarının büyük
bir kısmını İslam'a borçlu olduklarını söylüyorlar. Bu durumda beraber
yol alıp alamayacağımızı göreceğiz. Eğer tüm bunları açığa
kavuşturmazsak, bugün ya da yarın halklar cezasını verecektir.
Gelecekteki kararı önceden yargılamıyorum sadece bunun gizlice
yapılmamasını talep ediyorum." dediği aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
The Observer gazetesinin
(12/12) "Avrupa Türkiye'ye Kapılarını Açmalı" başlığı altında yer
verdiği başyazıda, Avrupa devlet başkanları bu hafta 80 milyonluk
Müslüman bir ülke olan Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyelik
başvurusunun kabul edilip edilmeyeceğine karar vermek için bir araya
gelecekleri, alınacak karar ne olursa olsun, AB'nin tabiatını
değiştirecek ve kaderini belirleyecek tarihi bir karar olacağı ifade
edilmektedir. Türkiye'ye "hayır" denirse, AB'nin şimdiki sınırları
içinde bir Hristiyan kulübü olduğunun teyit edileceği, "evet" denirse,
AB'nin en yoksul ve nüfusu en fazla ülkesinin, çoğunluğu Müslümanlardan
oluşan bir ülke olacağı ve bunun da, AB'nin masraflarını ve
politikasını derinden etkileyeceği kaydedilen başyazıda, Avrupa
Komisyonu'nun 1960'ların başından bu yana ortak üye olan Türkiye'nin,
tam üyeliğe geçiş için gerekli uzun ve sancılı sürece başlamasını
tavsiye ettiği, bu sürecin 20 olmasa bile en az 10 yıl almasının
beklendiği ifade edilmekte ve "Ancak sonuçta anlaşmaya ulaşılacağı da
varsayılmıyor. Fransa, varılabilecek herhangi bir nihai anlaşmayı
referanduma sunacağını belirtirken, Alman ve Hollandalı Hristiyan
Demokratların ileri gelenleri, ülkelerindeki Müslüman nüfusu entegre
etmekte karşılaştıkları zorluğu da dikkate alarak, yoksul Türklerin
AB'nin her tarafına göç etmesinin yaratacağı etkiden endişeleniyorlar.
Türkiye'nin üyeliği, İslamla bir köprü oluşturmak yerine İslam
korkusunun artmasına da yol açabilir. Endişelenmekte haklılar;
Türkiye'nin üyeliğini savunan İngilizler ise tehlikeleri görmezden
gelmekle hata ediyorlar. Müslüman göçmenlerin entegrasyonunda İngiltere
de sorunlar yaşadı. İstanbul da dahil olmak üzere, Boğaziçi'nin
batısının, tamamen laik, din ve devlet işlerini ayıran Atatürk
reformlarını benimsemiş olmasına karşın, ülkenin doğusu İslami
köktenciliğin gerici güçlerinin istismarına açık. Avrupa'nın yönetici
elitleri de 10 milyonlarca köylünün yaşam standartlarını yükseltmek
için milyarlarca euro transfer etmek konusunda ya da AB üyeliğini
takiben ucuz göçmen işçi dalgasının istihdam üzerinde yaratacağı
baskılar karşısında tereddüt edebilirler. İpuçlarına bakılırsa,
Türkiye'nin üyeliğini kabul ettirmek çok zor olacak. Ancak Ukrayna'daki
başkaldırının da gösterdiği gibi Avrupa bu riski göze almalı… Türkiye
için de aynı şey geçerli. AB'nin, başarısızlığa uğramış devletler ya
da terörizme sığınak olan ülkeler yerine, istikrarlı, demokratik,
liberal kapitalist komşulara sahip olmasının en iyi (ve belki de tek)
garantisi, AB kulübünün cazibesi. İngiltere'deki Avrupa'ya kuşkuyla
bakan yabancı düşmanı çevrelere verilecek en iyi cevap da bu. Avrupa,
kısmen bir ulus devletler şebekesi, kısmen de herkesin iyiliği için
çalışan devletlerüstü bir idare. Türkiye ve Ukrayna katılmak
istiyorlar. AB onları buyur etmeli." denilmelidir.
The Economist'in (11/12)
"İstenmeyen Konuklar" başlıklı yorumunda, Avrupa'daki kuşku ve
yakınmalara karşın, gelecek hafta düzenlenecek AB Zirvesinde Türkiye
ile üyelik görüşmelerinin başlatılmasına evet deneceği ifade
edilmektedir. Avrupa Birliği liderlerinin gelecek hafta, Brüksel'de
toplandıklarında, gündemlerindeki başlıca konu olan Türkiye'nin AB'ye
üyelik başvurusu hakkında söyleyecek fazla bir şeyleri olmayacağını
sananların yanılacağı ifade edilmekte ve şöyle denilmektedir: "Avrupa
Komisyonu üyelik müzakerelerinin gelecek yıl başlamasını tavsiye etti,
AB liderlerinin büyük bir kısmı da bundan yana. Zirve yine de
tartışmalı geçebilir. Ele alınacak ilk konu müzakerelerin ne zaman
başlatılacağı. Türklerin istedikleri, 2005 yılının başlarında bir
tarih. Alacakları ise muhtemelen, müzakerelerin 2005'in ikinci
yarısında başlatılacağı yolunda bir vaat olacak. Bunun nedeni,
Fransa'da AB Anayasası konusundaki referandumun mayıs ayında
düzenlenebilecek olması ve hükümetin, Türkiye meselesinin referandumu
gölgelemesinden kaçınmak istemesi. İkinci konu ise, müzakerelerin
üyelikle değil, 'imtiyazlı ortaklıkla' sona erebileceğinin açıkça ifade
edilmesini isteyenlere boyun eğilip eğilmeyeceği. Zirvenin sonuç
bildirisinde böyle bir ifadeye yer verilmeyeceğini düşünenler
ağırlıkta. Türkiye'ye kuşkuyla yaklaşanların endişelerini gidermek
için, aralarında Türkiye'de insan hakları reformlarından dönülmesi
halinde müzakerelerin askıya alınmasını sağlayacak bir "tetik
mekanizması" da bulunan başka ifadeler de yer alabilir. Türkiye'ye
sürekli olarak normal AB yasalarının, özellikle de serbest dolaşımın
dışında bırakılacak bir üyelik önerilip önerilmemesi konusunda da
tartışma olacak. Yine de kalıcı istisnalar konusunun sonuç
bildirgesinde yer alması pek beklenmiyor. Bu sorunların ardında, yeni
AB üyelerinden Kıbrıs'ın bütün anlaşmayı sabote edeceği endişesi var…
Diğer yeni üyeler genelde Türkiye'yi destekliyorlar… Geriye kalan
üyelerden, İngiltere, İskandinav ülkeleri, İtalya ve İber
yarımadasındaki iki ülke temelde Türkiye'nin yanında. En büyük
endişeler Fransa, Almanya, Avusturya ve Hollanda'da. Fransa'da
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın Türkiye'nin katılımı konusunda
gösterdiği heves, halkın ve partisinin hissiyatıyla uyuşmuyor. Chirac
uzun süredir, Türkiye'nin "Avrupa'da yeri olduğunu" savunuyor, ancak
kamuoyu yoklamaları Fransızların yaklaşık yüzde 75'inin Türkiye'nin
AB'ye girmesine karşı olduğunu gösteriyor. Fransa'da iktidardaki UMP
partisi ile partinin yeni seçilen lideri Nicolas Sarkozy de Türkiye'nin
üyeliğine karşı. Fransızların temel itiraz noktası, Türkiye'nin büyük,
yoksul ve her şeyin de ötesinde Müslüman olması. Fransızlar sadece Türk
işçilerinden değil, İslam'ın sesinin yükselmesinden de korkuyorlar…
Almanya'da Türkiye'nin AB'ye girmesi her yerde olduğundan daha hassas
bir konu. Bununla birlikte, arada bir görülen popülist çıkışlara
rağmen, tartışma şimdiye kadar şaşkınlık verecek kadar mantıklı gelişti
ve Türkiye'nin üyeliğini destekleyen Almanların sayısı neredeyse buna
karşı çıkanlarla aynı… Gelecek haftaki zirveye Hollanda Başbakanı Jan
Peter Balkenende başkanlık edecek. Zaten Türkiye'nin üyeliğine hiçbir
zaman sıcak bakmayan ülkesinde, geçen ay Theo Van Gogh'un
öldürülmesinden sonraki kargaşa nedeniyle kamuoyu iyice bu fikrin
aleyhine döndüğü için Balkenende'nin görevi daha da hassas bir hale
geldi. Balkenende'nin lideri olduğu Hıristiyan Demokratlar gibi
koalisyon ortağı liberaller de bölünmüş durumda. Görev süresi dolan
Hollandalı Avrupa Komisyonu üyesi ve liberallerin eski lideri Frits
Bolkestein bir seferinde Türkiye AB'ye katılırsa, 1683'te Viyana
kapılarına dayanan Osmanlı kuvvetlerinin püskürtülmesinin boşa
gideceğini söylemişti. Yine de Hollanda'nın AB dönem başkanlığı, büyük
bir ihtimalle herşeye rağmen sonuçta Türkiye ile müzakerelerin
başlatılmasını sponsor etmek durumunda kalacak."
The Economist dergisinin
(11/12) "İpler Geriliyor" başlığı altında yayımladığı makalede, Avrupa
Birliği Anayasası'nın onaylanması sürecinin başlamasıyla İngiltere
üzerindeki baskının arttığı bildirilmektedir. Makalede şu ifadeler yer
almaktadır: "Tony Blair'in ekim ayında Roma'da yapılan tören sırasında,
Avrupa Birliği Anayasası Antlaşması'na imza attığında yüzündeki ifade,
siyasi açıdan idam fermanını imzalayan bir kişinin surat ifadesini
yansıtıyordu. Blair, İngiltere'nin muhtemelen 2006 yılı başında,
anayasa konusunda referanduma gideceği taahhüdünde bulunmuştu. Bu hafta
İngiliz Bakanlar Kurulu sorunun cevabının en basit anlamıyla evet ya da
hayır olması konusunda karara vardı. Ancak kamuoyu yoklamalarında,
İngilizlerin hayır diyecekleri ortaya çıkıyor. Hayır oyu çıkması
durumunda kendi ülkesini 'Avrupa'nın merkezi' konumuna getireceği
sözünü veren Blair, İngiltere'nin Avrupa ile ilişkilerini kopma
noktasına getiren bir Başbakan olmaktansa istifa etmeyi tercih
edebilir. Yine de İngiltere genişleme kartını oynayabilir. Önümüzdeki
hafta gerçekleşecek olan AB zirvesinde, Türkiye'nin üyeliğe nihai
kabulü yönünde büyük bir adım atılması kuvvetle muhtemel -bu yönde bir
politik tercihe, Fransa'da yoğun bir şekilde karşı çıkılıyor-. Fransa
Hükümeti, Türkiye'nin üyelik olasılığının kendi ülkelerindeki
referandum kampanyasını, her ne kadar Türkiye'ye giriş izni verilmeden
önce ayrı bir referandum taahhüdünde bulunulmuş olsa bile, olumsuz
etkilemesinden endişe duyuyor. Fransa Dışişleri Bakanı Michel Barnier
bu hafta Brüksel'deki gazetecilere yaptığı açıklamada, 'Türkiye ile
anayasa arasında bir bağlantı kurulması durumunda, referandumu
kaybedebiliriz.' dedi."
İSPANYA BASINI:
El Pais gazetesinin (10/12)
"Kıbrıs, AB'nin Türkiye İle Müzakarelere Başlamasını Veto Edeceği
Tehdidinde Bulunuyor" başlığı altında yayımladığı haberde, AB
zirvesinde, ülkemizle ilgili kararın alınmasına bir hafta kala, Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) AB ile üyelik müzakerelerine başlamamızı
veto etme tehdidinde bulunduğu, buna gerekçe olarak Türkiye'nin geçen
mayıs ayında AB üyesi olan GKRY'yi tanımaya itiraz etmesinin
gösterildiği ve Ankara'nın ise, AB ile üyelik müzakerelerine
başlanmadan önce GKRY'yi resmen tanımaya yanaşmadığı belirtilmektedir.
Konuya ilişkin Brüksel'de açıklamalarda bulunan Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, Kopenhag kriterlerine ek şartlar eklenmesine karşı çıktığı
vurgulanan haberde, üyelik müzakerelerinde aday olan ülkenin AB ile
değil HAK bünyesinde toplanan AB üyesi ülke temsilcileriyle görüşeceği,
müzakerelere başlanması kararının alınması halinde Türkiye'nin
tanımadığı GKRY ile aynı masaya oturma durumunda kalacağı ifade
edilmektedir. Brüksel'deki gözlemcilerin, GKRY'nin, Türkiye ile üyelik
müzakerelerine başlanmasını tek başına veto etmesi ihtimalinin zayıf
olduğunu ileri sürdükleri belirtilen haberde, GKRY'nin kısa bir süre
önce Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için hazırlanan Annan planına karşı
çıktığı hatırlatılmakta, Türkiye ile ihtilafları bulunan Yunanistan'ın
da "tarihi fırsat"tan yararlanmak istediği ve GKRY'ye olan desteğini
sürdürdüğü belirtilmektedir. Haberde, ayrıca, Hollanda Dışişleri Bakanı
Bot'un, soruna bir çözüm bulunacağı konusunda iyimser olduğunu
söylediği, Hollanda Başbakanı Balkenende'nin ise, Türkiye'nin AB
Komisyonu raporunda yer alan bazı eksiklikleri yerine getirmediğinden
bahisle, Kıbrıs konusundaki anlaşmazlığa değindiği ve Fransa Dışişleri
Bakanı Michel Barnier'in ise, "Türkiye ile AB arasında üyelik
müzakerelerinin 2005 yılı sonunda veya 2006 yılı başında başlamasını
istiyoruz." şeklinde konuştuğu aktarılmaktadır.
İTALYA BASINI:
ANSA'nın (10/12) "AB:
Kriterler Tamam İse, Türkiye'ye Evet" başlıklı haberinde şöyle
denilmektedir: "Henüz müzakerelerin başlama tarihi bilinmiyor. Şayet
başbakan ve devlet başkanları Türkiye'nin AB kriterlerini yerine
getirdiğine kanaat getirirlerse, işte o zaman Türkiye AB'nin bir
parçası olacak. Avrupa Konseyi'nin nihai sonuç taslağında, Türkiye ile
müzakerelerin başlatılması tarihine ilişkin paragraf şimdilik boş
bırakılmış durumda... Öte yandan taslakta, Avrupa Konseyi'nin
Türkiye'nin reform süreci içerisinde atmış olduğu ileriye dönük
adımları memnuniyetle karşıladığı ve Türkiye'nin bu reformları sonuna
kadar götüreceğine dair AB'nin Türkiye'ye duyduğu güven ifade
ediliyor."
KIBRIS RUM BASINI:
Fileleftheros gazetesinin
(10/12) "Üç Noktalı Yeni Formül... Lefkoşa, Taviz Sınırlarını Ortaya
Koydu, Hollandalılar Sürpriz Hazırlığında... Kıbrıs Hükümeti
Londra'dan da Destek İstedi" başlığı altında yayımlanan manşet
haberde, Lefkoşa'nın, Hollanda dönem başkanlığı tarafından 25'lerin 16
Aralık'taki akşam yemeği masasına konulacağı değerlendirilen
Kıbrıs-Türkiye ilişkilerine ilişkin formül konusunda savaş vermekte
olduğu, Lefkoşa'nın halen, üç yönlü bir tez ortaya koyduğu ve bunun
Türkiye'yle ilgili nihai karara dahil edilmesi hedefiyle Avrupa
devletlerinden yardım istediği bildirildiği aktarılmakta ve şu
ifadelere yer verilmektedir: "Edindiğimiz bilgilere göre, Lefkoşa şu
üç noktayı elde etme gayreti içinde bulunuyor.
1- Kıbrıs-Türkiye
ilişkilerinin normalleştirilmesi prosedürünün başlaması, zirve
kararlarında açıkça belirtilsin. Bu prosedürün katalizör noktasını,
'normalleşme' çerçevesine dahil olacak olan, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
Türkiye tarafından tanınması ve iki devlet arasında diplomatik ilişki
kurulması oluşturacak.
2- Lefkoşa'nın halen elde
ettiği ve Hollanda dönem başkanlığının sonuç taslağının 19.
paragrafında yer alan; Türkiye'nin gümrük birliğinin Kıbrıs'ı da içine
alacak şekilde genişletilmesi.
3- Gümrük Birliği'nin
genişletilmesine ilişkin protokolün, AB-Türkiye üyelik müzakerelerinin
başlaması öncesinde, belirli bir zaman noktasında Ankara hükümeti
tarafından imzalanması.
Lefkoşa'nın bu üç talebi
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu tarafından, Londra'nın destek vermesi
talep edilerek İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'a iletildi. Straw,
Kıbrıs'ın bu tezlerini İngiltere Başbakanı Blair'e ileteceğini taahhüt
etti ve pazartesi günü Brüksel'deki Dışişleri Bakanları toplantısına,
ülkesinin tezleriyle katılacağını söyledi. Yakovu'nun bugün
görüşeceği Fransız meslektaşı Michael Barnier'den, yukarıda kaydedilen
Kıbrıs taleplerine Paris'in de desteğini istemesi bekleniyor. Yakovu,
Hollanda dönem başkanlığının 16-17 Aralık'ta uzlaşı formülü sunacağı
kanaatinde olduğunu belirtti."
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini gazetesinin
(10/12) "Türk Paradoksu" başlığı altında Antonis Karkayannis imzasıyla
yayımladığı yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin AB üyeliğine,
daha ayrıntılı olarak, üyelik müzakerelerinin başlama tarihinin
belirlenmesine ilişkin görüşmeler sırasında gerginliğin yaratılmamasını
hepimiz içten diliyoruz. Her şeyin düzenli bir şekilde (ancak hızlı
olmayan ritmlerle) gelişmesini, engellerin en azından Yunan ve Kıbrıs
tarafından konulmamasını, Türkiye'nin, 'öfkesini' Ege ile Kıbrıs'ta
göstermemesini diliyoruz. Aslında, engeller başkaları tarafından
konulsa dahi, Türkiye öfkesini yine Ege ve Kıbrıs'ta gösterecek. Bu
korkudan da büyük korkumuz, dünyanın herhangi bir yerinde
istikrarsızlık yaratabilecek durumda olan 'ek süper gücün' rahatsız
olması yönündedir. Ancak, örneğin Texas ABD federasyonuna katılacağını
fakat Arizona'yı tanımayacağını söyleseydi acaba Amerikalı dostlarımız
ne düşüneceklerdi? Bunu federasyona sabotaj ya da sabotaj başlangıcı
olarak algılamayacaklar mıydı? AB elbette federasyon değil ya da henüz
federasyon olmadı. Ancak Türkiye, başka bir AB üyesini tanımadan
(Kıbrıs'ı) AB üyesi olmak isterken, sadece Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
varlığına itiraz etmiyor, üyesi olmak istediği AB'nin varlığına karşı
da itirazlar dile getirmiş oluyor. Çoğu çevreler, bu noktanın, Türkiye
tarafından tanınmadan ve saldırganlığıyla icraatta karşı karşıya
gelerek yıllarca yaşamını sürdürmeyi başarmış olan Kıbrıs
Cumhuriyeti'nden fazla, AB için geriye doğru adım atamayacağı bir konu
oluşturuyor. Geriye doğru adım atılamayacak ikinci bir noktayı AB
üyesi bir ülkede işgal ordusunun bulunması oluşturuyor. Mantıken,
AB'nin anlamı değişmeden ve Birliğin temeli sarsılmadan bu iki noktanın
bertaraf edilmesi çok zordur. Gelecekte uyum sağlamak vaadiyle bu iki
noktanın bertaraf edilmesi teşebbüsünde bulunulursa, bu vaadın, sadece
net ve bağlayıcı olması ve üyelik müzakerelerinde şart olarak
kaydedilmesi durumunda anlamı önemli olacak."
-
-
ESKİ SAYILAR