15.12.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

        

ANKARA, 15/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  14 Aralık 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI: 

            AP'nin yer verdiği (14/12) "Rasmussen: Türkiye ile  Görüşmeler Başarısız Olursa AB'nin Yedek Bir Plana İhtiyacı  Var" başlıklı ve  Jan M. Olsen imzalı haberde, Danimarka  Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in, Türkiye ile üyelik  görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanması durumunda AB'nin  yedek bir plana ihtiyacı olacağını söylediği bildirilmekte,  AB liderlerinin bu hafta Brüksel'de yapılacak olan zirvede,  görece "yoksul ve Müslüman" bir ülke olan Türkiye ile üyelik  görüşmelerine yeşil ışık yakılıp yakılmayacağı yönünde nihai  bir karar verecekleri hatırlatılmaktadır. Haberde, "Rasmussen,  Türkiye'nin AB için bir 'ikilem' olduğunu çünkü 'pek çok  açıdan kendisini diğer AB ülkelerinden ayıran bir topluma  sahip' olduğunu söyledi. Rasmussen ekonomik ve sosyal  yapıların AB'ninkinden oldukça farklı olduğunu, ayrıca AB'nin  sınırlarını Irak, Suriye, İran ve Kafkasya'ya kadar  götüreceğini söyledi ve ekledi: 'Avrupalı olarak, Türkiye'nin  Batı yönelimli bir yolda tutulması bizim çıkarımızadır.  Görüşmeler, bir noktada Türkiye'nin şartları karşılamasına  yol açtığında, bu ülkenin 80 bin sayfalık AB yasalarını  kendi yasalarına dahil ettiği bir pozisyonda olacağız. Bir  diğer deyişle, tamamen değişmiş bir Türk toplumuna sahip  olunacak." denilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Süddeutsche Zeitung'un (13/12) "Türk Rüyası" başlığı  altında ve Christiane Schlötzer imzasıyla yayımladığı  yorumda, AB vatandaşlarının çoğunluğunun yeni bir  genişlemeye şüpheyle baktıkları, bunun haricinde insanların  İslamiyet'e karşı gizli bir korku duydukları belirtilmekte,  Avrupa'daki temel duygunun, sevinç havası ve coşkudan çok  uzak olduğuna dikkat çekilmektedir. Türkiye'nin bugün, sivil  toplumun uyandığı, siyasi tabuların yıkıldığı bir ülke  olduğu ifade edilen yorumda, Türkiye'nin içeride  gerçekleştirdiği dönüşümle birlikte, dış düşmanlarını  kaybettiği, bir Türk hükümetinin ilk defa, 1974 yılından bu  yana bölünmüş olan Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini desteklediği vurgulanmakta ve "Ankara Irak anlaşmazlığında, yarı ABD'nin  yarı Avrupa'nın yanında yer alarak, gerilimi azaltıcı bir rol  oynadı. Türk askerleri, Irak'tan ve Kürtlerin yaşadığı Kuzey  Irak'tan uzak durdu. Türkiye bugün AB için, anlaşmazlıklarla  dolu bir bölgede, huzursuzluk yaratmaktan ziyade istikrar  ihraç eden bir ortak konumunda. AB Devlet ve Hükümet  Başkanları bu hafta gerçekleştirilecek olan zirvede Ankara  ile katılım müzakerelerinin başlatılmasını kararlaştırarak  Türkiye'deki bu dönüşümü sağlamlaştırabilirler… AB eğer yeni  bir Türkiye'den yanaysa, müzakereleri tam üyelik hedefiyle  başlatmak zorundadır. Böyle olmazsa, müzakerelerin bir anlamı kalmayacaktır, çünkü çok karmaşık AB müktesebatının  detaylarının, başlık başlık ele alınmasının ne Ankara ne de  AB açısından bir çekiciliği kalacaktır. Bu müzakereler on  yıldan fazla sürecektir. Yani Türkiye'nin AB üyeliğine  ilişkin asıl karar, 'ertesi gün' alınacaktır. Bu karar,  başka hükümet başkanları tarafından alınacak ve başka  parlamentolar tarafından onaylanacaktır." denilmektedir.

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'un (13/12) "Sınırın  Ötesinde" başlığı altında ve Klaus-Dieter Frankenberger  imzasıyla yayımlanan yorumunda, Türkiye'nin AB üyeliği ile  ilgili tartışmalara yer verilmekte ve şöyle denilmektedir:  "Türkiye'ye ilişkin tartışmada dikkati çeken husus ise,  geçmişte çok önemli bir konu olan Birliğin siyasi olarak  derinleşmesi konusunun, genişleme hareketi tarafından  silinip gitmiş olmasıdır. Bu sadece Türkiye ile ilgili  değildir, fakat Irak ve İran sınırlarına kadar yapılacak  bir genişleme, işleyebilen, kendi kimliği ve çıkarlarının  bilincinde, anayasal olarak kaleme alınmış bir Birliğin  yaratılmasını neredeyse imkansız kılacaktır. Light bir AB,  yani bir serbest ticaret bölgesinden öteye geçmeyecek bir  topluluk, belki de entegrasyona şüpheyle yaklaşanların ve  stratejistlerin zevkine uygun olacaktır. Fakat böyle bir  topluluk başka bir sinyal verecektir: Devletlerarası ortamın  yeniden baskın olduğu sinyalini."

            Berliner Zeitung'un (14/12) "Türkiye'ye Eziyet Etmek  İstemiyoruz" başlığı ve Bettina Vestring imzasıyla  yayımladığı, Federal Parlamento'daki Avrupa Komisyonu Başkanı  ve CDU Federal Yönetim Kurulu Üyesi Matthias Wissmann ile  yapılan mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:            

            "SORU: Ankara, tam üyeliği hedeflemeyen her türlü kararı  kesinlikle kabul edilmez buluyor. 

            WISSMANN: Evet ama, bu bizim tutumumuzu değiştirmez.  Neticede, Türkiye Avrupa'dan bir şeyler istiyor. Bakın,  zirve kararında AB'nin sadece ayrıcalıklı ortaklığı  müzakere etmek istediği zaten yer almayacak. Tam üyeliğin  gerçekleşmesinin zora girmesi halinde, buna alternatif  olarak başka seçenekler olduğu da belirtilecek. Zaten  kararda "ayrıcalıklı ortaklık" kavramının yer alıp  almayacağı da belli değil. 

            SORU: Farz edelim ki böyle oldu: 2006'dan itibaren CDU  tarafından yürütülecek bir Federal Almanya Hükümeti nasıl  bir tutum sergileyecek? 

            WISSMANN: Avrupa ve Almanya'nın çıkarlarına göre  hareket edeceğiz. Bizim için en önemli soru, Avrupa'nın  siyasi birliğini nasıl sağlayabileceğimizdir. Avrupa'nın  sadece bir serbest pazar olmasını engellemek istiyoruz.  İkinci önemli konu ise, Almanların çıkarlarını korumaktır:  Avrupa'daki en büyük net aidat ödeyen ülke olarak, Avrupa  Birliği'nin tamamen finanse edilemez bir hale gelmemesini  güvence altına almak istiyoruz. 

            SORU: Bu, Türkiye'nin üyeliğinin önündeki engelleri  daha da yükselteceğiniz anlamına mı geliyor. 

            WISSMANN: Bizim niyetimiz Türkiye'ye eziyet etmek  değil. Ama, Avrupa ve Almanya'nın çıkarlarını da gözetmek  istiyoruz. Önümüzdeki yıllarda karşımıza daha fazla soru  çıkacak: Ukrayna'ya ne olacak? Balkanlar ne olacak? Yeni  ortaklık yapıları bulmak zorunda kalacağız." 

            Die Welt gazetesinde (14/12) "Avrupa'yı Aşan Talepler"  başlığı altında ve Andreas Middel imzasıyla yer alan yazıda  şöyle denilmektedir: "En geç cuma günü, 25 hükümet ve devlet  başkanı, AB'nin bu zamana kadarki tüm hesaplarını altüst  edecek bir karar verecekler. Bu karar, bir yandan ucu açık  sürdürülecek ancak diğer yandan Federal Hükümetin vurguladığı  gibi, tam üyeliği hedefleyen Türkiye'yle müzakereleri  başlatacak. Çeşitli pürüzlerin giderilip müzakerelere nasıl  başlanacağı, Brüksel zirvesine katılan hükümetlerin  bilgeliğine kalmış… Türkiye'nin katılımı şu an varlığını  sürdüren AB'nin entegrasyon gücünü aşacak. Birliğin bir  derinlik kazanması düşüncesi, toprakların genişlemesine feda  ediliyor. Kuruluş anlaşmasında üzerine yemin edilen ve  giderek artış gösteren AB bütünlüğünden, Türkiye'nin üyeliği  gözönüne alınarak artık hiçbir Avrupalı söz etmiyor. Bunun  yerine korku senaryoları üretiliyor: AB'nin reddetmesi  halinde Türkiye'nin İslamcılığa kayacağı ve reform sürecinin  ancak müzakerelerin başlamasıyla devam edeceği gibi. Bu ise,  şimdiki Türk Hükümeti ve sonra gelecek olan hükümetlere büyük  bir siyasi sorumsuzluk sağlıyor. Çünkü bu durumda öğretme  ve yetiştirme görevini üstlenmek de AB'ye düşecek. Brüksel,  Türkiye'yi reform istikametinde tutmak için Ankara'da iktidar  koltuğunda oturmak durumunda kalacak. AB'nin siyasi bir  eğitim kurumu haline gelmesi ciddi bir haksızlık olur ve  Türkiye gibi egemenliğine düşkün bir ulusa uygun düşmez.  Türk Hükümeti'nin sürekli vurguladığı gibi reformları  kendileri için yapıyorlarsa, bu istikamette kalmak için AB  üyeliği perspektifine ihtiyaç yok. Avrupa için istikrarlı  ve Batı'ya dönük bir Türkiye önemliyse de AB, Türkiye'nin  üyeliğinden ne kazanç elde edeceği sorusundan kaçmamalı.  Etkileyici olan ülkenin ekonomik büyümesi. Ne var ki yüksek  nüfus artışının sürmesi halinde ülkenin ancak 40 yıl içinde  bugünkü AB refah seviyesine geleceği gerçeğini değiştirmeyecek.  O zamana kadar Türkiye bir pansiyoner ve AB'nin siyaset  malzemesi olacak... Şu ana kadar hiçbir AB hükümeti, Türkiye  konusunda, halk oylamasına gideceğini belirtmedi. Fransa  Cumhurbaşkanı Chirac bunu savunuyor, ancak bunun  müzakerelerin tamamlanmasından sonra yapılması görüşünde.  AB üyeliği gibi çok kapsamlı bir karar, AB'li seçmenlerin  onayıyla alınmayı hak ediyor. Bu da her şeyi bu noktaya  getirenlerin görevde olmadığı 10-15 yıl sonra yapılmamalı."

 

            DANİMARKA BASINI: 

            Information gazetesinde (13/12) "Türkiye'nin AB Üyeliği  Danimarka'nın Katı Yabancılar Politikasını Zorlayabilir"  başlığı altında yer alan haberde, Türkiye'nin AB üyeliğinin  Danimarka'nın katı yabancılar politikasını zorlayabileceği  ifade edilmektedir. Danimarka'da yaşayan bir yabancının  ülkeye eşini getirebilmesi için en az 24 yaşında olması ve  bunun yanı sıra evlenen çiftin Danimarka ile yakın  bağlarının olmasının gerektiği belirtilen haberde, bu  bağlamda, yazar Hans Kornö Rasmussen'in "Türkiye AB'ye tam  üye olduğu zaman, söz konusu kurallar Türkler için geçerli  olmayacak. Zira, onlar da AB vatandaşı oldukları için, diğer  AB vatandaşlarının sahip olduğu haklardan istifade  edebilecekler." dediği  kaydedilmektedir. Haberde şu  ifadelere yer verilmektedir: "Kornö Rasmussen'e katılan  Kopenhag Üniversitesi öğretim üyelerinden Morten Broberg ise,  'Türkiye AB'ye tam üye olduğu takdirde, Danimarka'nın  yabancılar politikası Türkler için geçerli olmayacak.  Tabiatıyla, Türkiye için bazı özel kurallar çıkarılabilir.  Ancak bu konuda Danimarka desteklenmezse, bu özel kuralların  uygulanması çok zorlaşabilir.' şeklinde konuşuyor. Öte yandan,  Liberal Parti siyasi sözcüsü Jens Rohde, Türkiye'nin AB'ye  tam üye olabilmesi için uzun bir süre geçmesi gerektiğini  vurgulayarak, o zamana kadar başka AB ülkelerinin de ailenin  birleşim ve bütünlüğü alanındaki kurallarını değiştirmiş  olabileceklerine dikkat çekiyor ve 'Yabancılar politikası  alanında hükümet herhangi bir esneklik yapmayacak. Ayrıca,  Türkiye'nin AB'ye tam üye olabilmesi için tüm AB ülkelerinin  onayı gerekiyor. Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasına daha çok  uzun bir süre var. Eğer yabancılar politikası o zaman da bir  sorun teşkil edecek olursa, mutlaka bir çözüm bulunur'  sözleriyle konuşmasını tamamlıyor."

            Berlingske Tidende gazetesinde (12/12) "Danimarka  Kamuoyu Türkiye İle Üyelik Müzakerelerinin Başlatılmasına  Karşı" başlığı altında Ole Bang Nielsen imzasıyla yer alan  haberde, Gallup kamuoyu araştırma şirketinin Türkiye'nin AB  üyeliğine ilişkin yaptığı bir ankete göre, Danimarka  kamuoyunun yüzde 49'unun Türkiye ile üyelik müzakerelerinin  başlatılmasına karşı çıktığı ifade edilmekte, karşı  çıkanların çoğunluğunun genel olarak ileri sürdüğü nedenler  arasında ise, Türkiye'nin Müslüman bir ülke olması,  Avrupa'ya ait olmaması, ayrıca Türkiye'nin AB'ye uyum  sağlamasının Birliği ekonomik bakımdan zorlaması ve  Türkiye'den diğer AB ülkelerine yönelik göçün artmasının  yer aldığı belirtilmektedir.

 

            FRANSA BASINI: 

            AFP'nin (14/12) "İslamcı Reformcular ve Laiklik  Yanlıları Avrupa İdeali Etrafında Toplandılar" başlığı  altında yer verdiği Hande Çulpan'ın bildirdiği haberde,  Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin geleneksel olarak düşman  olan iki grup -laiklik savunucuları ve İslamcı reformcular-  arasında şimdiye kadar hiç görülmemiş bir ittifak ile  desteklendiği, ancak 25'lerin Türkiye aleyhinde bir karar  vermesi halinde bu ittifakın bozulabileceği ileri  sürülmektedir. Haberde, Türkiye'nin, "demokratik ve laik  bir Anayasaya sahip Müslüman halk" şeklindeki eşi olmayan  statüsünün AB'yi zenginleştireceğini iddia ettiği, ancak  Fransa gibi bazı üye devletlerden bazılarının, Ankara'nın  entegrasyonunun Avrupa kulübündeki İslam'ın etkileme gücünü  artıracağını düşündükleri ifade edilmektedir.

            AFP'nin (14/12) "Danimarka'ya Göre, AB-Türkiye  Müzakereleri, Ankara'nın üyeliğini Garanti Etmez" başlığıyla  verdiği haberde, Danimarka Dışişleri Bakanı Per Stig  Moeller'in, AB dışişleri bakanlarının Brüksel'deki  toplantılarının sonunda yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği  ile Türkiye arasında gelecekte yapılacak müzakerelerin  sonunun otomatik olarak bu ülkenin AB üyeliğine varmadığını  belirttiği aktarılmaktadır. Danimarka haber ajansı Ritzau'ya  göre, Bakan'ın "Bu bir açık uçlu süreçtir yani, Ankara'nın  AB'ye üyeliğiyle sonuçlanacağını garanti edemeyiz demektir"  dediği belirtilen haberde, Danimarkalı Bakanın bu konuda  Başbakan Anders Fogh Rasmussen ile de tam bir mutabakat  içinde olunduğunu da belirttiği, Rasmussen'in Brüksel ile  müzakerelerde oldukça katı şartlar önerdiği ve Türkiye'nin  üyeliğinin hiçbir durumda garanti edilmediğini söylediği  kaydedilmektedir. Haberde, Rasmussen'in Türkiye'nin AB'ye  kabul edilmemesi durumunda bir B planı tavsiye ederek,  Fransa ve Avusturya'ya katılmış olduğu değerlendirmesinde  bulunulmaktadır.

            Les Echos gazetesinin (13/12) "Türkiye-Avrupa: 10 Altın  Kural" başlıklı "Avrupa Reform Merkezi" müdürü Charles Grant  imzasıyla ve yayımlanan makalede özetle müzakerelerin başarılı  bir biçimde gerçekleşmesi için Türkiye ve AB'nin yapması  gerekenler aşağıdaki şekilde sıralanmaktadır:

            "Türkiye:

            - Üye olma kararlılığını ve kapasitesini kanıtlamak,

            - Avrupa kamuoyunu ikna etmek,

            - ABD'den konuya müdahil olmamasını istemek,

            - Türk siyasi ve ekonomik kesimleri gerekli düzenlemeler  konusunda eğitmek,

            - Müzakerelerin olası süresi konusunda Türk kamuoyunu  aydınlatmak.

            AB ülkeleri:

            - Türkiye'nin adaylığını bir tehdit değil, bir stratejik  fırsat olarak değerlendirmek,

            - Türkiye'nin uzun bir yol katetmiş olduğunu teslim  etmek,

            - AB'nin Türkiye'yi içine almasını sağlayacak reformlar  üzerinde çalışmak,

            - AB'ye üyelik şartlarını çok açık hale getirmek,

            - Kamuoylarını hazırlamak."

            Le Figaro gazetesinin (14/12) "Washington'un Türkiye'nin  Üyeliğine Değişmez Desteği" başlığı altında ve Philippe  Gelie imzasıyla yayımladığı, haber-yorumda şu ifadeler yer  almaktadır: "Tebrik bildirisi şimdiden hazır. Bu bildiri,  iki yıl önce Kopenhag zirvesinde Türkiye ile üyelik  müzakerelerine başlanması için tarih verilmesi konusunda söz  verildiğinde yayımlandı. Beyaz Saray bu kararı o dönemde  'Avrupalı yöneticilerin ileri görüşlü bir kararı' olarak  nitelendirmiş ve alkışlayarak karşılamıştı. Daha sonra, Irak  savaşı ABD ile Türkiye arasındaki mevcut stratejik ittifakı  sarstı. Buna rağmen, Washington'un Ankara'nın AB üyeliğine  verdiği destek devam etti. Geçtiğimiz hafta, gizlilik  çağrılarını unutan Colin Powell, Washington'un tutumunu  'Buna Avrupalılar karar verecektir ancak, adaylık  kriterlerini yerine getirmek için Türkiye'nin iyi  çalıştığını düşünüyorum. Avrupa Birliği de 17 Aralık  tarihinde aynı sonuca varırsa tepkim olumlu olur' sözleriyle  pekiştirdi. Geçtiğimiz haziran ayında İstanbul'da yapılan  NATO zirvesi sırasında, George W. Bush ile Jacques Chirac  arasında geçen konuşmalar dikkati çekmişti. Fransa  Cumhurbaşkanı, Amerikalı mevkidaşını 'kendisine ait olmayan  bir alana müdahale' ettiği için paylamıştı. Ertesi gün, Beyaz  Saray'ın patronu meseleye açıklık getirerek şöyle konuşmuştu:  'Amerika, Türkiye'nin bir Avrupa gücü olarak Birliğe ait  olduğuna inanmaktadır. Bu rüya, bu Türk nesli tarafından gerçekleştirilebilir. Bu rüya Avrupa'nın bir tek dinin  münhasır kulübü olmadığını ispatlayacaktır.'… Bugün,  Washington'un menfaati herşeyden önce gösterişe yöneliktir.  Terörizme karşı yürütülen 'küresel savaşta' demokratik ve  reformdan geçmiş bir Türkiye örneği hayati önemdedir. Orta  Doğu'da örnek alınacak bir model olarak gösterilen Türkiye,  demokrasinin evrensel değerini ve İslamla uyumunu  kanıtlayacak ve George W. Bush'un ifadesiyle 'uygarlıklar  çatışmasının modası geçmiş bir mitoloji masalı olduğunu'  gösterecektir."

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            The Guardian'ın (14/12) "İngiltere, Ankara'ya Destek  Sağlamak İçin Mavi Boncuk Dağıtıyor" başlığı altında ve  Nicholas Watt imzasıyla yayımladığı haberde, İngiltere'nin  bu hafta, Fransa ve Alanya'nın Türkiye'nin AB üyeliğine  ilişkin kaygılarını gidermek için bir dizi ödün vereceği  ileri sürülmekte, Ankara'nın dışarıda bırakılmasının  yaratacağı tehlikelerle ilgili uyarıda bulunan Tony Blair'in  Paris ve Berlin'in cuma günü üyelik müzakerelerine yeşil  ışık yakmalarını kolaylaştırmak için "Türk lokumu" gibi üç  önerinin ana hatlarını açıklamaya hazırlandığı ifade  edilmektedir. Haberde şöyle denilmektedir: "Blair'in  Başbakanlık konutunda Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'e  vereceği yemekte şunları önermesi bekleniyor:

            a) Fransa'nın müzakerelerin gelecek yılın ikinci  yarısında başlaması yolundaki önerisi kabul edilecek.  Böylece, Paris'in önce AB Anayasası referandumunu  düzenlemesine imkan tanınacak;

            b) Müzakerelere, daha önce benzeri görülmeyen bir  'çıkış' maddesi konularak, üyelik adayının AB'ye girmesini  reddetme kapısı açık bırakılacak;

            c) AB'nin kuralları, Türkiye'nin AB kurullarında  hakimiyetini önleyecek şekilde yeniden yazılacak. AB içinde  Türkiye'yi en fazla destekleyen ülke olan İngiltere,  önerilerini yeni engeller gibi değil, Ankara'nın üyeliğini  kolaylaştırmaya yönelik bir çaba olarak sunacak. Başbakanlık,  Le Figaro gazetesinin kamuoyu yoklamasında yüzde 67'si  Türkiye'ye karşı olduğunu söyleyen Fransız seçmenler de  dahil olmak üzere, AB'nin her yanında Türkiye'ye muhalefet  edenler bulunduğunu ve diğer Avrupalı liderlerin yardıma  ihtiyaçları olduğunu biliyor."

            The Guardian gazetesinin (14/12) internet sayfasında,  "Türk Kaptan, Avrupa'nın Sözde Savunucularını Alt Etti"  başlığı ve Simon Tisdall imzasıyla yer verdiği haberde şöyle denilmektedir: "Bu hafta Brüksel'de gerçekleşecek zirvede  nihayet Türkiye'nin üyelik başvurusu hakkında bir karar  vermeleri beklenen AB liderleri, yetenekli, kararlı  Erdoğan'ın futbolu bırakmamış olmasını diliyor olabilirler.  40 yıldan fazla süren uğraşıya rağmen, kendinden önceki  hiçbir Türk lider başarıya bu kadar yaklaşmamıştı. Ankara'nın  girişimini teoride kabul etmiş olan birkaç Avrupa hükümeti en  sonunda blöflerinin görülmüş olmasından rahatsızlık duyuyor.  Üyelik müzakerelerine karşı çıkanlar son dakika şartları ve  ülkeyi dışarıda bırakacak maddeler dayatmak için acele  ediyorlar. Türkiye'ye tam üyelik yerine 'ayrıcalıklı ortaklık'  teklif edilmesini öneriyorlar. İnsan haklarında kaydedilen  ilerlemeler tersine dönerse, müzakerelerin askıya alınması  gerektiğini söylüyorlar. Bazı şüpheciler de işçi göçüne  görülmemiş daimi engeller konulmasını istiyorlar. Diğerleri  karışık Kıbrıs ihtilafının çözümüyle kesinlikle öldürücü bir  bağlantı kurmayı öneriyorlar. Bunların hepsi üyelik  müzakerelerini 10 hatta 15 yıl uzatacaktır… Türkiye yanlısı  kampta İngiltere ile ABD (oy hakkı olmayan ama sıkı bir  şekilde lobi yapan) dahil diğerleri, bu analizi paylaşıyorlar.  Türkiye'yi bir NATO üyesi olarak İslam ile Orta Doğu'ya  uzanan önemli bir köprü olarak da görüyorlar. Üyelik  ihtimalini bu kadar uzun süre askıda tuttuktan sonra artık  geriye dönüş olamayacağını söylüyorlar. Avrupa için oyun  sona erdi. Bu yüzden kendisine rağmen ve de kendisini  şaşırtacak şekilde AB'nin bu hafta Türkiye'ye Ankara'nın  kabul edemeyeceği koşullar dayatmadan yeşil ışık yakması  bekleniyor. Erdoğan, Zinedine Zidane olmayabilir, ama  kendisi politik bir yıldız. AB savunucularının da öğrendiği  üzere vurduğu zaman çoğunlukla gol oluyor."

            Financial Times gazetesinin (14/12) internet sayfasında,  "Türkiye Lehine Bir Karar, Avrupa Macerasına Tutku Ve Yaşama  Gücü Verebilir" başlıklı ve Kemal Derviş, Michael Emerson,  Daniel Gros ve Sinan Ülgen imzalarıyla yayımlanan bir mektupta  şu ifadeler yer almaktadır: "Avrupa Konseyi'nin cuma günkü  toplantısında, Türkiye'nin tam üye olması için 2005 yılında  gecikme olmaksızın müzakerelere başlanması yönünde alacağı  açık bir karar, Avrupa, Türkiye ve aslında dünya için tarihi  bir adım olacaktır. Bu karar, Avrupalıların 21. yüzyıl  dünyasını, ortak değerler temelinde ve geriye değil ileriye  bakan ve korkudan çok, umut ve güven inisiyatifiyle bu  yüzyılı şekillendirecek öncü aktörler olma arzusuyla yaratmak istediklerinin işareti olacaktır. Türkiye için ise bu karar, Cumhuriyet'in, modern ve zengin ülkeler ailesine katılma  hayalini gerçekleştirmesi yönünde çok önemli bir adım  olacaktır. Dünya için böylesi bir karar, geçmişteki  çatışmaların tarihe ait olduğunu ve modernlik, özgürlük ve  barışın pekiştirilmesinin önünde dini engeller olmadığını  gösterecektir. Yeni tehditler ve yeni gerginlikler çağında  Avrupa yine, Avrupa Topluluğu kurulduğunda ve Berlin Duvarı  yıkıldığında yaptığı gibi ileriye giden yolu gösterebilir. Önümüzdeki 10 yıl boyunca 21. yüzyılın 'yeni' Avrupası ortaya  çıkacak. Müzakere süreci, ortak dış politika, güvenlik ve  savunma politikalarıyla ilgili gelişmelerin yanı sıra yeni  anayasaya ne olacağından, büyüme ve istikrar paktının yeniden şekillendirilmesinden ve euro-bölgesinin işleyişi ve  büyüklüğünden etkilenecektir. Türkiye ile müzakere süreci  boyunca, batı Balkan ülkelerinin Avrupa Birliği'ne dahil  edilmesi sürecinin yeniden başlaması da kuvvetle muhtemel.  Türkiye ile müzakereler sonucunda ulaşılması hedeflenen 'son  nokta', ülkenin Birliğe tam üye olmasıdır. Başka hiçbir hedef,  Avrupa ile Türkiye'nin birlikte maruz kaldıkları tehditlere  cevap veremez ve Türkiye başka hiçbir sonucu kabul edemez. Öte  yandan 2012 veya 2015 Avrupası şüphesiz, çok seviyeli yönetimde  esnekliğe ve farklı hızlarda entegrasyona olanak tanıyan  artırılmış işbirliğinin çeşitli şekillerini ve kısmen üst  üste binmiş çevrelerle ülkeleri içerecektir. Bu, Schengen  düzenlemelerini ve euro bölgesini düşündüğümüzde bugün de  zaten görülmektedir.          Bugün AB ve Türkiye birlikte büyük bir  fırsatın karşısında durmaktadır. Türkiye bu fırsatı ele  geçirmek için eğitim ve meslek edindirmeye daha fazla önem  vererek, modernleşme, ekonomik reform ve tam demokratikleşme  sürecine kararlılıkla devam etmek zorundadır. Türkiye,  Avrupa'dan din ile devlet ayrımına saygı göstermesini ve  dinin insanlar arasına yeni bir engel olarak girmesine izin  vermemesini isterken, kendisi de Cumhuriyet'in laik yapısı ve  kişisel inanç ile kamu politikası arasındaki ayrım üzerinde  hassasiyetle durmak zorundadır. Avrupa, dünyanın kendisine,  barışın gücü ve bir örneği olarak ihtiyaç duyduğunun ve ancak  tüm aşırılıkçı eğilimleri aşan bir dünyada güven ve refah  içerisinde olabileceğinin farkına varmalıdır. Avrupa, Türkiye  ile birlikte yüzyılımıza küresel çapta umut ve güven taşıyan  bir örnek sunabilir ve büyük Avrupa macerasına yeni bir tutku  ve yaşama gücü verebilir."

 

            İSPANYA BASINI:

            La Razon gazetesinin (14/12) internet sayfasında "Kıbrıs,  Ankara'nın Tanıma Süresini Genişleterek Türkiye'nin AB Yolunu  Açtı" başlığıyla yer verdiği yazıda, Türkiye'nin AB yolunda  yolunun açılmışa benzediği, Ankara ile arasında uzun süredir  bir anlaşmazlık olan Kıbrıs'ın, Türk Hükümeti tarafından  tanınmak için en geç mart ayına kadar beklemeyi önerdiği  bildirilmektedir. Yazıda, bu işaretin, Türkiye'ye, Avrupa  Birliği'nin katılım müzakerelerine başlaması konusunda  yardımcı olacağı ileri sürülmektedir.

 

            JAPON BASINI:

             Yomiuri Shimbun gazetesinin (14/12) "Türkiye İle Üyelik Müzakerelerinin Başlatılması Kararı Öncesinde Kara Bulutlar"  başlığı altında ve Noritake Yamauchi imzasıyla yayımladığı  yazıda, 16-17 Aralık'ta Brüksel'de yapılacak AB zirvesinde,  Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlaması konusuyla ilgili  siyasi karar alınacağı, genel havanın, "müzakerelerin 2005  yılının ikinci yarısında başlatılması kararı alınacağı"  yönünde olduğu, ancak, son ana doğru yaklaşılırken, bu  karara karşı memnuniyetsizlik sergileyenlerin de belirdiği kaydedilmektedir. Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın da katılacağı  zirve toplantısı, ağır hava şartlarında geçeceğe benzediğine  dikkat çekilen yazıda, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanların  görüşlerine yer verilmekte ve "Bütün bu tepkiler, Türkiye'nin  üyeliğe yakınlaşmasından kaynaklanıyor. AB, 1999 yılında  Türkiye'yi üye adayı olarak belirledi ve ardından idam  cezasını kaldırma da dahil olmak üzere demokratikleşme  yönünde atılan adımlar Avrupa'nın beklentilerinin de üzerinde  gerçekleşti. Sonuçta, Avrupa Komisyonu bu yılın ekim ayında,  'Türkiye üyelik müzakere şartlarını yerine getirdi' kararına  vardı" denilmektedir. 

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefterotipia gazetesinin (12/12) eki Epsilon dergisinde  "Türkiye" başlığı altında yayımlanan inceleme yazısında,  Türkiye ve Yunanistan'ın yüzölçümü, nüfus, kalkınma oranı,  GSMH, işgücü, medeni haklar, teknolojiden yararlanma oranları  gibi konularda karşılaştırmalar yapılmakta, "Türkiye bu hızlı  nüfus artışıyla AB'ye tam üye oluncaya kadar 100 milyona  ulaşacaktır. Düşünebiliyor musunuz AB Parlamentosu'nda 100  Türk milletvekili, bu Hristiyan Demokratlar için ölüm  demektir. Bundan dolayı Hristiyan Demokratlar 'Türkiye Avrupa  ülkesi değildir.' demektedirler." şeklinde ifadelere yer  verilmektedir. 

    

                 

 
ESKİ SAYILAR