17.12.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

         

ANKARA, 17/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  17 Aralık 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun internet sayfasında (17/12)  "Türkiye'ye Ön Koşullu Görüşme Tarihi: 3 Ekim 2005" başlığı  altında ve Devrim Çubukçu-Roger Wilkison imzalarıyla yer alan  bir yazıda, Avrupa Birliği liderlerinin Türkiye'yle üyelik  görüşmelerinin, Kıbrıs Rum Hükümeti'ni tanıması koşuluyla,  3 Ekim 2005 tarihinde başlamasını kararlaştırdığı  belirtilmektedir. Avrupalı liderlerinin görüşmelerin başlama  tarihini 3 Ekim olarak belirlemekle birlikte, kaç yılda  tamamlanacağı hakkında karar almadığı belirtilen haberde,  Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin, karara ilişkin  şartlarının, Erdoğan'la bu sabah yapacağı görüşmede  ileteceğini söylediği ve müzakerelerin başlaması için,  Türkiye'nin, Avrupa Birliği'nin genişlemesiyle ilgili  protokolü, Kıbrıs Rum tarafının tanınması anlamına gelecek  şekilde imzalamasının istendiği ve Kıbrıs konusunda  görüşmelerin bugün devam etmesinin beklendiği ifade  edilmektedir. AB Dönem Başkanı olan Hollanda Başbakanı  Balkenende'nin, AB liderleriyle saatlerce süren  görüşmelerden sonra, Türkiye konusunda varılan anlaşmayı  gazetecilere açıklarken, "Türkiye'yle görüşmelere  başlayabiliriz. Görüşmeler gelecek yıl 3 Ekim'de  başlayacak. Görüşmelerin hedefi Türkiye'nin Avrupa  Birliği'ne girmesi olacak, ancak sonuç hakkında bir  garanti söz konusu değil" diyerek görüşmeler herhangi  bir sebepten başarısızlığa uğradığı takdirde Avrupa  Birliği'nin yine de Türkiye'yi Avrupa kurumlarına sağlam  bir şekilde bağlamak için çalışacağını söylediği  kaydedilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Frankischer Tag gazetesinin internet sayfasında  (17/12) "Türk Ağırlığı" başlığı altında ve Helmut Reuter  imzasıyla yer alan bir yazıda, Almanya'da yaşayan, 2.7  milyon Türk'ten yaklaşık 700 bininin Alman pasaportu  sayesinde, zaten AB vatandaşı; 650 binden fazla Türk'ün  ise oy kullanma hakkına sahip olduğu ve büyük olasılıkla  bunların, özellikle Almanya'da İslami eğilimli Türkiye'nin  AB üyeliğinin bu denli tartışılmasının gerekçelerini  oluşturduğu belirtilmekte, Kırmızı-Yeşil Hükümetin,  ülkeye verdiği destekle boğazda ve Almanya'daki Türkler  arasında sempati toplarken, Hıristiyan Demokratların  verdikleri "hayır" cevabıyla sadece Ankara'da tepki  toplamadığı, Almanya'daki Türk Topluluğu Derneği Başkanı  Hakkı Keskin'in, "Birlik ile olan ilişki zedelendi. Bunu  Almanya'da yaşayan Türkler unutmayacak" dediği ifade  edilmektedir. Almanya'daki kamuoyunun hangi düşüncelere  sahip olduğunun bilincinde olan Başbakan Erdoğan'ın da,  "Avrupalı arkadaşlarım, ülkem ve Avrupa tarihi bir noktaya  geldi. AB, dünyada önemli rol oynayan bir güç olmak  istiyorsa, bu Türkiye'den geçer" şeklindeki sözlerine  yer verilen haberde, bu düşüncenin geçen yıllar içerisinde  Kırmızı-Yeşil Hükümet'te yer edinmeye başladığı ve öyle  görünüyor ki, Suriye, İran ve Irak ile sınırları bulunan  Türkiye'nin jeostratejik önemini gözler önüne serebilmek  için New York'ta 11 Eylül 2001 tarihinde gerçekleştirilen  terör saldırılarına ihtiyaç olduğu ve bu tarihten beri  Federal Almanya Başbakanı Schröder ve Dışişleri Bakanı  Fischer'in, Türkiye'yi vazgeçilemez bir müttefik olarak  kabul ettiği vurgulanmaktadır.

 

            FRANSA BASINI:

 

            Le Figaro gazetesinde (16/12) "25'ler, Ankara  Karşısında Bölünmüş Durumdalar" başlığı altında ve  Alexandrine Bouilhet imzasıyla yayımlanan bir yazıda,  tüm Avrupa ülkelerinin, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  üyelik perspektifine aynı istekle bakmadığı, bugün  Ankara'nın adaylığının en ateşli savunucularını  İngilizlerin oluşturduğu ve bu projede Amerikalılar ile  aynı çizgide yer aldığı belirtilmektedir. Londra'nın,  İngiltere'nin AB Dönem Başkanlığı'nı üstleneceği Ekim  2005'te Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatabileceği  düşüncesinden hareketle şimdiden memnuniyetini dile  getirdiği belirtilen haberde, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  üyeliği konusunda Fransız siyasi sınıfının içerisinde  tartışma çıkmadan önce, Brüksel'de Jacques Chirac'a  Ankara'nın en iyi avukatı gözüyle bakıldığı, ancak kendi  parlamenter çoğunluğunun ve kamuoyu yoklamalarının baskısı  altında Fransa Cumhurbaşkanı'nın, kısa bir süre önce  söyleminde değişiklik yapmak zorunda kaldığı ve ortaklarını  şaşırttığına dikkat çekilmekte ve birden bire Fransa'nın,  Türkiye dosyasında Gerhard Schröder'in Almanyası'ndan  uzaklaştığı, evvelce tanık olunmamış bir şekilde Avusturya  ve Danimarka'nın çizgisine yaklaştığına işaret edilmektedir.  Brüksel'de yapılan ön görüşmelerin, Avrupa'da üç gruplaşma  olduğunu ortaya koyduğu, İngiltere'nin liderliğindeki  birinci grubun, Türkiye'nin üyeliğine kesinlikle taraftar  olanları çatısı altında topladığı ve bu grubun içerisinde  yer alan "yaşlı Avrupa'nın" ağır topu Almanya, İsveç, Doğu  Avrupa ülkelerinin çoğu, ama ayrıca Türkiye ile dayanışma  içerisindeki üç Akdeniz ülkesi İtalya, İspanya ve Portekiz,  müzakerelerin açılması hakkında alınacak resmi karara  "olumlu bir ışık" eklenmesi için ısrar ettikleri belirtilen  yazıda, ikinci grubun, Türkiye söz konusu olduğu anda hemen  birlik oluşturan Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimini içerdiği,  üçüncü gruba gelince ise, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  girmesine karşı çıkan kamuoylarının baskısı altındaki Fransa  ve Avusturya'yı, ayrıca belli ölçüde Danimarka'yı kapsadığı  ifade edilmektedir.

            AFP'nin (17/12) "Avrupa, Türkiye ile Müzakerelerin  Başlaması Konusunda Anlaştı" başlığı altında yer verdiği  bir haberde, AB Dönem Başkanı Hollanda ve birçok hükümet  başkanının, Avrupa Birliği liderlerinin, Brüksel Zirvesi'nde,  3 Ekim 2005'de Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlaması  yönünde anlaşmaya vardıklarını bildirdikleri ifade edilmektedir.  Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin basına yaptığı  açıklamada, "Avrupa Komisyonu'nun görüşünü temel alarak  Türkiye ile müzakereleri başlatabiliriz." dediği ve  müzakerelerin sonucu için herhangi bir garanti olmadığını  vurguladığı kaydedilen haberde, Komisyon Başkanı José Manuel  Durao Barroso'nun da, "Bu akşam AB Türkiye'ye kapılarını açtı"  dediği, Malta Başbakanı Lawrence Gonzi'nin, 25 ülke hükümetinin,  hedefin Türkiye'nin AB'ye girişi olduğu yönünde anlaştığını  belirttiği belirtilmektedir. Avrupalı liderlerin, 3 Ekim 2005  tarihini belirledikleri ve müzakereler başlayana kadar  Türkiye'nin, 1963 tarihli Ankara anlaşmasına ek protokolü  imzalayarak Kıbrıs Rum kesimini hukuken tanıması yönünde  anlaşmaya vardıkları ifade edilen haberde, İtalya Başbakanı  Silvio Berlusconi'nin, "Türkiye'ye Kıbrıs'ı tanıması için  gerekli süreyi vermek için 3 Ekim tarihini seçtik. Bu  gerekliydi, zira üyelerinden birini tanımadan bir aileye  girilemez" dediği aktarılmaktadır.

            AFP'nin (17/12) "AB Zirvesi, Türkiye'nin Cevabına  Kilitlendi" başlığı altında ve Laurent Barthelemy imzasıyla  yer verdiği bir haberde, Avrupa Birliği liderlerinin, 3 Ekim  2005'de üyelik müzakerelerinin başlatılması önerileri  konusunda bugün Brüksel'deki zirvede Türkiye'den onay  çıkmasını umdukları, ancak Ankara'dan gelen heyette göze  çarpan hayal kırıklığının, çalışmaların sonucuyla ilgili  olarak şüpheye yol açtığı belirtilmektedir. AFP tarafından  elde edilen zirvenin karar taslağına göre, Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan'ın, Kıbrıs'ın tanınması konusunda gün içinde  bir taahhütte bulunacağının umulduğu öne sürülen haberde,  AB Dönem Başkanı Jan Peter Balkenende ile yaptığı  görüşmenin sonucunda niyeti hakkında hiçbir bilgi vermeyen  Erdoğan'ın, Hollanda Başbakanı ile bu sabah yeni bir  toplantı yaptığı ifade edilmekte ve adının açıklanmasını  istemeyen bir Türk diplomata göre, Ankara'nın, Avrupalıların  önerilerinden dolayı hayal kırıklığı yaşadığı ve "Yaşanan  duygu hayal kırıklığıdır. Mevcut taslak üzerinde bir  anlaşmaya varma şansı zayıftır" dediği aktarılmaktadır.  Haberde, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'ın, yaptığı  açıklamada, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın,  "çekinceli davranan" Fransız kamuoyu karşısında Türkiye'nin  AB üyeliğini savunmak için "gerçekten oldukça cesur" hareket  ettiğini belirttiği kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Reuter'in (17/12) "AB Liderleri Türkiye Konusundaki  Görüşmelerin Açık Uçlu Olması Konusunda Mutabakata Vardı"  başlığı altında yer verdiği bir haberde, AB liderlerinin  Türkiye ile üyelik müzakerelerinin açık uçlu olması, kesin  bir neticeyi garanti etmemesi ve 3 Ekim 2005 tarihinde  başlaması konusunda mutabakata vardığı belirtilmektedir.  AB liderlerinin, müzakerelerin amacının Türkiye'nin tam  üyeliğini hedeflemesi konusunda fikir birliğine varıldığını  ve görüşmelerin açık uçlu olacağını, önceden herhangi bir  neticeyi garanti etmeyeceğini söyledikleri ve görüşmelerin  başarısızlığa uğraması halinde ise, Türkiye'nin Avrupa'nın  bünyesine kenetlenmesi için başka bir yöntem bulunacağını  ifade ettikleri belirtilen haberde, öte yandan liderlerin,  hala tartışmalı bir konu olan Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması  konusunu görüştükleri ve Kıbrıs Rum Hükümeti'nin, Ankara'nın  müzakereler başlamadan önce Lefkoşa ile ilişkilerini  normalleştirmesi konusunda ısrar ettiği kaydedilmektedir.

            Reuter'in (17/12) "Barroso, Türkiye'nin Müzakere  Önerisini Kabul Etmesini İstiyor" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel  Barroso'nun, Türkiye'nin AB liderlerinin üyelik  müzakerelerinin 3 Ekim 2005'te başlanması önerisini kabul  etmesini istediğini vurguladığı belirtilmektedir. AB  liderleriyle görüşmesinin ardından bir basın toplantısı  yapan Barroso'nun, "Bunun, Türkiye'nin kabul etmekten   memnuniyet duyacağı bir öneri olduğunu sanıyoruz." dediği  ve Ankara'ya "oldukça iyi bir öneri sunduklarını" sözlerine  eklediği belirtilen haberde, Hollanda Başbakanı Jan Peter  Balkenende'nin, müzakerelerin amacının Türkiye'nin AB'ye  katılımı olduğunu, ancak sonucun garanti olmadığını  belirttiği ve "Müzakereler başarısız olursa, Türkiye'nin  Avrupa'nın yapısına kenetlenmesi için çaba sarf edilecektir"  dediği aktarılmaktadır.

            Reuter'in (17/12) "Müzakereler Başarısız Olursa,  Türkiye ile Bağları Güçlendirmek İçin Başka Yollar  Aranacak" başlığı altında ve Marie Louise Moller-Zerrin  Elçi imzasıyla yer verdiği bir haberde, AB liderlerinin,  Türkiye'ye üyelik müzakerelerine 3 Ekim 2005 tarihinde  başlamayı önererek tarihi bir karar aldıkları, ancak  Ankara'nın, bu tarihe kadar Kıbrıs'ı tanıma yolunda adım  atması gerektiğinin altını çizdikleri, müzakerelerin ucunun  açık olacağı ve sonucun garanti olmayacağı konusunda görüş  birliğine vardıkları belirtilmekte, müzakerelerin başarısız  olması durumunda, NATO üyesi Müslüman Türkiye ile bağları  güçlendirmek için başka yollar aranacağı kaydedilmektedir.  Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'nun,  "Bu gece, Avrupa Birliği kapılarını Türkiye'ye açtı.  Türkiye'nin bu teklifi memnuniyetle kabul edeceğine  inanıyorum" diye konuştuğu belirtilen haberde, Hollanda  Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin, teklif metnini bu gece  yapılacak bir toplantıda Erdoğan'a sunacağını belirttiği,  Başbakan Erdoğan'ın da, görüşmelerin gece boyunca süreceğini,  fakat cuma günü saat 13.00'a kadar herşeyin açıklığa  kavuşacağını bildirdiği kaydedilmektedir. Başbakan Erdoğan  ve Dışişleri Bakanı Gül'ün, Kıbrıs konusunda çelişkili  açıklamalar yaptıkları ifade edilen haberde, Erdoğan,  Kıbrıs konusunda yeni adımlar atmaya hazır olduğunu  belirtirken, Abdullah Gül'ün Türkiye'nin Kıbrıs'ı doğrudan  ya da dolaylı olarak tanımayacağını bildirdiği  vurgulanmaktadır.

 

            İSPANYA BASINI:

 

            El Periodico gazetesinin internet sayfasında (17/12)  "Zapatero, Brüksel'in Kararından Memnun" başlığı altında ve  Marco Schwartz imzasıyla yer alan bir haberde, İspanya  Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero'nun, Avrupalı  meslektaşları huzurunda, Türkiye'yle müzakerelerin başlaması  konusunda benimsenen karardan duyduğu memnuniyeti ifade  ettiği ve AB Devlet ve Hükümet Başkanlarının katıldığı ve  Avrasya ülkesinin AB'ye üyeliğinin tartışıldığı yemekte ise,  Fransa gibi iç siyasi nedenlerden dolayı Türkiye'nin girişine  endişeyle bakan ülkelerden de "anlayış" göstermelerini  istediği kaydedilmektedir. Zapatero'nun, Ankara'nın  taleplerini doğrudan destekleyen Jose Maria Aznar'ın  çizgisinde devam ettiği ifade edilen haberde, İspanyol  lider için, çoğunluğu Müslüman nüfusa sahip bir ülkenin  AB'deki varlığının, İslam ve Batı arasında bir köprü  vazifesi göreceği belirtilmektedir.

 

            İTALYA BASINI:

 

            İtalyan resmi haber ajansı ANSA'nın (17/12)  "Berlusconi Müzakerelerin Bir An Önce Başlatılması İçin  Bastırıyor" başlığı altında yer alan bir haberde, İtalya  Başbakanı Berlusconi'nin, Brüksel'de başlayan AB Zirvesi  sırasında Türkiye ile müzakerelerin bir an evvel başlatılması  için bastıracağını ifade ettiği belirtilmektedir. AB Zirvesi  öncesinde Başbakan Erdoğan ile ikili bir görüşme  gerçekleştiren Berlusconi'nin, "Erken bir tarih verilmesi  için çaba sarfedeceğim" dediği belirtilen haberde,  İtalya'nın resmi çizgisini Brüksel'de de devam ettiren  Berlusconi'nin, "AB içinde bir Türkiye'nin Avrupa insanının  ve de Batı'nın çıkarına olduğu inancını taşıyorum. Bu  katılım, potansiyel bir medeniyetler çatışmasını önleyecek  olan Müslüman ve Batılı kültürler arası diyalogu ilerilere  taşıyacaktır" şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.

 

            JAPONYA BASINI:

 

            Mainichi Shimbun gazetesinde (17/12) "Türkiye'nin  Kıbrıs'ı Tanıması Üyelik Şartı Olarak Öne Sürülecek"  başlığı altında ve Naoki Fukuhara imzasıyla yayımlanan  bir haberde, 16 Aralık'ta başlayan AB Zirvesi'nde Türkiye  ile gelecek yıl müzakerelere başlanması konusu görüşüldüğü  ve görüşmelerde, insan hakları alanında standartların  sağlanması ve Kıbrıs Rum kesiminin fiilen tanınması gibi  şartların öne sürüldüğü, ayrıca Türkiye'nin Birliğe  katılımının 10 yıldan fazla zaman alacağı üzerinde  durulduğunun belirtildiği ifade edilmektedir. AB Dönem  Başkanlığı sonuç bildirisi taslağına göre, üyelik  müzakerelerinin gelecek yılın ikinci yarısında başlayacağı  ve AB'nin; insan hakları, çevre, eğitim vs. 31 alanda  Türkiye'nin Avrupa standartlarını yerine getirmesini  isteyeceği belirtilen haberde, AB inceleme heyetinin  Türkiye'de konuşlanacağı ve tek bir alanda dahi reformlar  için gayret gösterilmediği tespit edilmesi durumunda  müzakerelere ara verileceği, ayrıca Türkiye'den üye  ülkelere işçi akımını önlemek amacıyla sınırlama  getirilmesi planlanacağı ve Kıbrıs Rum kesimi ile  Türkiye arasında Gümrük birliği Anlaşması yapılmasının  talep edileceği kaydedilmektedir. Haberde, AB'nin,  "müzakerelere başlansa dahi üyeliğin garanti e dilemeyeceğini" vurgulamayı da planladığı ve bu konuda  tartışmaların yaşanmasının beklendiği vurgulanmaktadır.

            Sankei Shimbun gazetesinde (17/12) "AB, Türkiye ile  Üyelik Müzakerelerine Başlama Kararı Verecek" başlığı  altında ve Masako Yamaguchi imzasıyla yayımlanan bir  haberde, AB'nin, 16-17 Aralık'ta Brüksel'de zirve toplantısı  yaptığı ve Türkiye ile gelecek yıl müzakerelere başlanması  konusunda karar almasının beklendiği, bu arada, Fransız  kamuoyundaki güçlü karşıtlık nedeniyle Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac'ın sıkıntı yaşadığı belirtilmektedir. Bugüne kadar  Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasına destek  verdiği yönünde açıklamalarda bulunan Chirac'ın, 15  Aralık'taki bir televizyon mülakatında ise, "Türkiye  üyelik şartlarını yerine getirirse, benim cevabım evet"  demek suretiyle, şartlı evet diyeceğini ortaya koyduğu  belirtilen haberde, son günlerdeki kamuoyu araştırmalarına  göre, Fransızların yüzde 67'sinin Türkiye'nin üyeliğine  karşı ve Chirac'ın partisi UMP'nin de "imtiyazlı ortaklık"  önerdiği, ayrıca merkez muhafazakar ve sağ eğilimli  partilerin de karşı oldukları ifade edilmektedir.  Cumhurbaşkanı Chirac'ın, "Son sözü halk söyleyecek"  diyerek, ocak ayında revizyondan geçecek Fransız  Anayasası'nda, AB'ye yeni katılım için referanduma  gidilebileceği maddesinin yer alacağını vurguladığı ve  üyelik müzakereleri bittikten sonra referandumda üyeliğe  karşı çıkılabileceğini ifade ettiği kaydedilen haberde,  AB içinde karşı fikirlerin güçlü olduğu Fransa ve  Avusturya'nın, genel açıdan bakıldığında azınlıkta kaldığı  ve Avrupa Parlamentosu'nda 15 Aralık'ta üyelik müzakerelerine  başlanması konusunda yapılan oylamada, 262 "hayır" oyuna  karşılık 407 "evet" oyu çıktığı, Türkiye ile üyelik  müzakerelerine başlanmasını Almanya, İngiltere, İtalya  ve İspanya gibi ülkelerin de desteklediğine işaret  edilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Yunanistan Radyo-TV Kurumu'nun (ERT) internet sayfasında  (17/12) "Şartlı Tarih" başlığı altında ve Annita Pashalinu  imzasıyla yer alan bir haberde, Avrupalı liderlerin, Türkiye  ile müzakerelerin 3 Ekim 2005'te başlaması konusunda  anlaştıkları, ancak Türkiye'nin bu tarihten önce, Gümrük  Birliği Anlaşması'nı 10 yeni AB üyesini, dolayısıyla  Kıbrıs'ı da kapsayacak şekilde genişletmesinin şart olduğu belirtilmektedir. AB Liderler Zirve Toplantısı'nın ana konusu  olan Türkiye'nin Avrupa perspektifi konusunda ortak bir sonuca  vardıkları ve 25'lerin, Türkiye ile tam üyeliği hedefleyen  ancak sonucunun garanti edilemeyeceği açık uçlu müzakerelerin  3 Ekim 2005'te başlatılmasını kararlaştırdıkları, ancak  üyelik müzakerelerinin başarısızlığa uğraması durumunda,  Türkiye'nin Avrupa kurumları ile bağlanması için bir yol  bulunmasına dair bir ifadenin metinde yer alan maddelerden  biri olduğu belirtilen haberde, Avrupa Komisyonu Başkanı  Barroso'nun, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlaması  için "bu çok iyi takdimi" kabul etmesi gerektiğini  vurguladığı, Kıbrıs'ın hassas bir konu olduğu ve Türkiye'nin  tepkisinin ne olacağı konusunda peşin hükme varmak istemediğini  belirttiği kaydedilmektedir. Haberde, 25'lerin Ankara'ya 3 Ekim  2005'ten önce Gümrük Birliği'ni genişletmeyi şart koşmalarının,  Türkiye'yi memnun etmediği ve Türkiye'nin bu tarihe kadar  Gümrük Birliği'ni Kıbrıs dahil 10 yeni AB üyesi ülkeyi  kapsayacak şekilde genişletmemesi durumunda, AB ile  müzakerelerin başlamayacağına işaret edilmektedir.

 

  

                 

 
ESKİ SAYILAR