21.12.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

            

            ANKARA, 21/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  20 Aralık 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:  

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun 06.30-07.00 Türkçe yayınında  (20/12) "Hollandalı Bakan: Türkiye AB'ye Giremeyebilir" başlığı  altında ve gazeteci Yusuf Özkan imzasıyla yer verdiği bir  haberde, AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Dışişleri Bakanı Bernard  Bot'un, Türkiye'nin büyük olasılıkla AB'ye giremeyeceğini  söylediği ve bu öngörüyü, Türkiye'nin üyeliği konusunda  Avusturya ve Fransa'da düzenlenecek referandumlara dayandırdığı belirtilmektedir. Avusturya ve Fransa'da düzenlenecek  referandumlarda, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda büyük  olasılıkla olumsuz sonuç çıkacağını vurgulayan Bot'un, "Bu  hoşlandığım bir durum değil, ama ne yazık ki bir şekilde oyunun  kuralları değişti." dediği belirtilen haberde, Bernard Bot'un,  Türkiye'nin AB üyeliğini referanduma bağlı kılmanın çok adil  olmayacağını, Avusturya ve Fransa'nın tutumunu eleştirerek,  "Maç sırasında kale direklerinin yerini değiştirmeyi çok adil  bulmuyorum, biz Türklere ne 1999'da ne de 2002'de tüm bu  prosedürlerin ardından bir referandumun geleceğini söyledik."  görüşünü dile getirdiği ifade edilmektedir. Haberde,  Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı resmi olarak tanıması konusunda  atması gereken adımlar olduğunu yineleyen Bot'un, "Bu kadar  muhalefete karşın Türkiye ile müzakerelere başlama kararı  neden alındı?" sorusunu da "Gelecek 10 yıl, vatandaşların  Türkiye'yi anlamasına ve takdir etmesine yardımcı olacak.  AB, Türkiye'ye reformları hayata geçirmesi için daha çok  baskı uygulayacak ve Türkiye'ye adaptasyon için zaman  verilecek." diye yanıtladığı kaydedilmektedir.

            The Boston Globe gazetesinin internet sayfasında (20/12)  "Avrupa'nın Yeni Sınırı" başlığı altında yer verdiği bir  başyazıda, Türkiye ve Avrupa Birliği arasında varılan  anlaşmanın, her iki tarafın da aklından çıkmayan temel bir  sorundan kurnazca kurtulduklarını gösterdiği belirtilmekte  ve "Kalabalık, yoksul, tarıma dayalı bir İslam ülkesi olan  Türkiye, demokratik Avrupa kulübüne tam üye olarak kabul  edilecek mi?" sorusuna yer verilmektedir. Brüksel'deki AB  zirvesinde varılan anlaşmanın, Türkiye'nin insan haklarına  tamamen saygılı bir demokrasiye dönüşümünü tamamlayacağı  konusunda bir umut sunduğu ve böyle olması halinde, Fransa,  Avusturya ve Danimarka gibi ülkelerin, -Türkiye'nin üyeliğine  karşı çıkan ülkeler- Türkiye'nin AB'ye katılmasını bir  tehlikeden çok bir fayda olarak görmeye başlayabilecekleri  öne sürülmektedir. Gelecek ekim ayında üyelik müzakerelerine  başlanması konusunda bir anlaşmaya varılmasını neredeyse  engelleyen meselenin Kıbrıs konusu olduğu belirtilen  başyazıda, bu sorunun, Türkiye'nin Gümrük Birliği Anlaşmasını,  Kıbrıs'ın da dahil yeni 10 üyeyi de kapsayacak şekilde  genişletmeyi kabul etmesiyle çözüme kavuştuğu ve bu uzlaşmanın,  Kıbrıs anlaşmazlığının giderilmesi konusunda yetersiz kaldığı,  ancak bunun, Türkiye'nin zirvede "açık uçlu" olarak  nitelendirilen üyelik müzakerelerine başlamasını sağladığı kaydedilmektedir.

            The New York Times gazetesinin internet sayfasında  (20/12) "Türkler Anlaşmaya Razı Oldu" başlığı altında yer  verdiği başyazıda, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği  için resmi müzakerelerin başlatılması konusunda varılan bir  anlaşmanın, Türkiye, Avrupa ve kimliğin etnik kökenler veya  din üzerine değil de öncelikle insan haklarına karşılıklı  saygı üzerine kurulu olduğu bir dünya isteyen ülkeler  tarafından memnuniyetle karşılandığı bildirilmektedir. Söz  konusu anlaşmanın, bazı maddelerin taslak metinden  çıkarılması ve bazı imalarda bulunulması ile bir miktar  yara aldığı, bunun daha sonra Avrupa Birliği adını alan  Avrupa Ekonomik Topluluğu'na 45 yıl önce girmeye çalışmış  olan Türkleri haklı olarak darıltmış olabileceği belirtilen  başyazıda, müzakereler için bir bitiş tarihi verilmemesi ve  aynı zamanda, varılan anlaşmanın, Türkiye'nin reformlardan  sapması halinde müzakerelerin durdurulabileceğinin  vurgulanması konusunun esasen müzakere sürecinin doğasında  olan bir ihtimal olduğu ancak bunun anlaşma metninde bu  şekilde açıkça belirtilmesine gerek olmadığı  değerlendirmesinde bulunulmaktadır. Başmakalede şöyle  denilmektedir: "Bu tür şartlar konması, Avrupa toplumunda  Türkiye'nin üyeliğine karşı giderek artan bir direnç  hissedenleri tatmin edebilir. Ancak aynı zamanda,  Türkiye'nin bazı Avrupalı liderlerin onu köşeye  sıkıştırmaya çalışıyor oldukları yönündeki kuşkularını  besleyebilir. Bu gibi noktaları dikkate alıp almamak  Türklerin değerlendirmesine bağlı olacak. Türkiye'nin  üyeliği için güçlü argümanlar geliştirmek de Türk ve  Avrupalı liderlere düşen bir görev olacak. Türkiye  Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti'ni  AB'ye üyeliğin ilk şartı olan laik, aynı zamanda da  demokratik bir devlet haline getirme amacından hiçbir  zaman kaçınmıyor… Üyelik müzakerelerinin 10 yıl kadar  sürmesi bekleniyor. Bu da halihazırdaki sorunların  çözümlenmesi için yeterli bir süre. Bu zaman zarfında  Türklere sürenin ne zaman sona ereceğinin açıkça  belirtildiği yıllık ilerleme raporları verilmeli ve  böylece sürekli olarak sabırlı olmak zorunda  bırakılmamalılar. Bugüne kadar zaten 45 yıl beklemiş  olmaları yeter."

 

            ALMANYA BASINI: 

            Der Tagesspiegel gazetesinin (20/12) "Özdemir: Yeni  Üyelerin Hepsi İçin Oylama Yapılsın" başlığı altında  yayımladığı yazıda, Yeşiller Partisi Avrupa Parlamentosu  Milletvekili Cem Özdemir'in sadece Türkiye'nin üyeliği  konusunda Avrupa çapında bir referandum yapılmasını  reddettiği, yaptığı açıklamada, "Böyle bir referandum  yapılabilir. Ancak o zaman bütün aday ülkeler için bir  oylama yapılması gerekir." diyerek Avusturya Şansölyesi  Wolfgang Schüssel'in teklifine tepki gösterdiği  aktarılmaktadır. Türk kökenli Yeşiller politikacısı  Özdemir'in Schüssel'in teklifindeki gibi sadece  Türkiye'nin üyeliğini kapsayan bir referandumu ayrımcılık  olarak gördüğünü söylerken, "Ben AB Anayasası ve AB  genişlemesi konularında Avrupa çapında bir referandum  yapılmasından yanayım." dediği, genişleme konusunda bir  halkoylaması yapılması durumunda, bütün aday ülkelerin  aynı anda oylanmasının akılcı olacağını söylediği  kaydedilmektedir.

            Deutsche Welle Radyosu'nun internet sayfasında (20/12)  "Türkiye Konusunda Mantık Yenik Düştü" başlığı altında ve  Klaus Dahmann imzasıyla yer alan bir yazıda, Türkiye AB'den  müzakere tarihi almayı başardığı, ancak müzakere süreci  sorunda Ankara tam üyelik hedefine erişecek mi, onu hem  Türkiye hem de AB içindeki gelişmelerin göstereceği, söz  konusu sürecin iki tarafın da aktif katılımını gerektirdiği  ve son haftalardaki tartışmalarda mantığın yenik düştüğü  belirtilmektedir. Yazıda, "AB Türkiye ile 3 Ekim 2005'te  müzakerelere başlayacak. Bu bazılarının öne sürdüğü gibi  sonun başlangıcı mı? AB iflas etme yolunda mı, ya da  Brüksel kurumlarında, nüfus artış hızı AB üyelerine göre  çok daha yüksek olan Türkiye ağırlığı eline mi geçirecek?  Bunlar, gündeme gelen ve ciddiye alınması gereken sorular.  Ancak yanıtlar aranırken bir felaket atmosferi  yaratılmamalı. Çünkü böyle bir hava yaratmak, Türkiye'nin  AB üyeliği ile birden bire küresel oyuncu olacağını öne  sürenlerin varsayımları kadar sakıncalı. Zaman, sağduyu  zamanı. Öncelikle tam üyelik kriterleri net şekilde  ortaya konulmalı. Sonuçta önemli olan Birliğin Türkiye'ye  üyelik perspektifi sunup sunmayacağı değil, iki tarafın da  bu adımı atmaya hazır hale gelip gelmeyeceği. Bunda,  Türkiye'nin içinde bulunduğu reform sürecinin hızla devam  edip etmeyeceği rol oynayacak..." denilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Kurier gazetesinde (20/12) "Schüssel Türkiye Konusunda  Halk Oylaması İstiyor" başlığı altında yayımlanan bir  haberde, Başbakan Wolfgang Schüssel'in, Türkiye'nin AB'ye  katılımı konusunda Avusturya'da halk oylamasına gidileceğini  duyurmak için Brüksel AB Zirvesinden yararlandığı ve "Bu  sürecin sonunda sadece Parlamento değil, Avusturya halkının  söz sahibi olması da önemlidir." dediği belirtilmektedir.  Başbakan Schüssel'in, şimdi Ankara ile açık şekilde müzakere  sürecine girilmesi gerektiğini düşündüğünü, eğer bu süreç  olumlu kapanacak olursa, bu konuda halka da fikrinin  sorulacağını söylediği ve "Bizler demokratız ve  ülkelerimizdeki kamuoyunun ne düşündüğüne kayıtsız  kalamayız." dediği ifade edilen haberde, gazetecilerin, bu  tespitin müzakereler sonundaki müstakbel federal hükümet  için de bağlayıcı olup olmayacağı sorusuna Schüssel'in,  "Avusturya'da bazı şeyler, siyasi konstelasyondan  bağımsızdır. Bizde, devlet politikasına ilişkin önemli  kararların tartışma dışında bırakılması gelenektir."  şeklinde cevap verdiği kaydedilmektedir.

            Der Standard gazetesinin (20/12) "Gerçeklerden Uzak  AB Lisanı" başlığı ve Eva Linsinger imzasıyla yayımlanan  yorumda şöyle denilmektedir: "AB lisanı yalnız üst düzey  bürokratik bir lisan değil, aynı zamanda kurnazca icra  edilen bir siyasi sanat. Türkiye ile giriş müzakerelerine  ilişkin karar buna çok güzel bir örnek. Formüller üzerinde,  normal vatandaşların hiçbir şey anlayamayacağı ama her  hükümet başkanının istediği gibi yorumlayacağı şekle  gelinceye kadar çalışıldı. Bunu iş piyasasına ilişkin  koruyucu hükümlerde de görüyoruz: Zirve metninde belirsiz  bir şekilde, bunların 'bazı şartlar altında  düşünülebileceği' belirtiliyor. Bu her türlü olanağı açık  bırakıyor ve herkes sevinç çığlıkları atıyor. Devlet  başkanları arasında Türkiye hayranı olanlar bunu halklarına,  'koruyucu hükümlerin kesinleşmesini önledik' şeklinde  satıyor, Türkiye'yi frenlemek isteyenler de 'koruyucu  hükümleri kabul ettirdik' diyorlar. Herkes halkı aptal  yerine koyuyor.Brüksel'de 'A', evde 'B' deme geleneği,  Avrupa'ya giderek daha şüpheli gözlerle bakılmasının  nedenlerinden biri. Bu güvensizlik havası, güya halka söz  hakkı verileceği yolundaki vaatler sonucu da düzelmiyor.  Başbakan Wolfgang Schüssel bugün muhtemelen 2014 yılında  bir referandum yapılacağını bildirerek, gerçi Türkiye'ye  şüpheli bakanların hızını kesmiş oluyor, ama Schüssel'in  beyanı bu halk oylamasının gerçekten yapılacağı yolunda bir  garanti değil. 2014 yılında, çok önceden söylenmiş bir söz  kimi ilgilendirir?Eğer Schüssel AB'nin geleceğine ilişkin  kararları tek başına almamaya gerçekten önem verseydi,  Avrupa anayasası üzerinden oylama yaptırabilirdi. 2005  ya da 2006 yılında yapılabilecek böyle bir oylamanın yalnız  açıklamasını değil kendisini de görev süresi içinde gerçekleştirilebilirdi. Birçok ülke anayasa konusunda  oylama yapıyor. Gerçi bu oylama, sonucun hayır olması  riskini de kapsıyor, ama her halükarda AB liderlerini  eğitici nitelikte. Böyle bir oylama için hem kararların  hem de anayasanın AB lisanından herkesin anlayacağı bir  lisana çevrilmesi gerekse bile."

 

            FRANSA BASINI: 

            La Croix gazetesinde (20/12) "Kıbrıs Dosyası Türkiye  İçin Bir Engel" başlığı altında yayımlanan haber-yorumda,  Avrupa Birliği'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerine  başlama kararı aldığı, ancak müzakerelerin açılması için  Ankara'ya, Kıbrıs'ın kısmen tanınması anlamına gelecek  bir belgeyi imzalamasının şart koşulduğu belirtilmektedir.  Avrupalı liderlerin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan  Gümrük Birliği Anlaşması'nı 10 yeni üyeyi de kapsayacak  şekilde genişletme taahhüdünde bulunacağı bir belgeyi  imzalamasını istedikleri ifade edilen haber-yorumda,  Başbakan Erdoğan'ın Brüksel'i terk etme tehdidinde bulunarak  bu talebi önce reddettiği, ancak uzun tartışmaların ardından  bir uzlaşma formülünün bulunduğu ve hazırlanan açıklamanın  Tayyip Erdoğan tarafından değil, bir bakanı tarafından  imzalanarak sorunun çözüme kavuştuğu kaydedilmektedir.

            Liberation gazetesinde (20/12) "Türkiye... İttifak  ya da Şok" başlığı altında ve Avrupa Parlamentosu Başkanı  Josep Borrell Fontelles imzasıyla yayımlanan bir yazıda,  "Avrupa Konseyi, Türkiye ile üyelik görüşmelerini başlatma  kararı aldı. Tarihi bir an yaşıyoruz. Avrupa ve Asya  arasında tüm tarihi yolların kesiştiği bir yerde bulunan  Türkiye, diğerleri gibi bir aday ülke değildir. AB'ye  üyeliğin ya da üye olamamanın sonuçları olacak. Türk  sorunu Avrupalıları bölüyor. Avrupa'nın siyasi, tarihi ve  coğrafi sınırları sorgulanıyor. Daha gerici ve daha geçmişe  dönük bazı çevreler, Türkiye'nin gelecekte üyeliğini  reddediyorlar. Buna karşılık daha ilerici güçler, üyeliği  destekliyor. Aksine bir durumda reformların duracağını ve  ülkenin geri gideceğini biliyorlar. Bu, özellikle Kürtler  için şiddete son vermenin ve kimliklerinin tanındığını  görmenin tek garantisidir. Ne olursa olsun görüşmelerin  başlamasının, otomatik olarak üyelikle sonuçlanmayacak  uzun bir süreci başlatacağının bilincindeyiz. Avrupa  Parlamentosu için görüşmelerin tek amacı üyeliktir, ancak  bunu hiç kimse garanti edemez. Bu, tarafların çabasına  bağlıdır." denilmektedir.

            AFP'nin (20/12) "Araplar Ankara'nın AB Üyeliğinden  Yana" başlığı altında ve Jean-Marc Mojon imzasıyla yer  verdiği bir haberde, AB'nin Türkiye'nin üyeliği ile  ilgili müzakerelerin başlatılması kararının, Ankara'nın  müreffeh Avrupa kulübüne girmesinin kendilerini de Avrupa  kapılarına götürdüğüne inanan birçok Arap veya Müslüman  ülkenin, bugün bu olaydan duydukları memnuniyeti dile  getirdiği belirtilmektedir. Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed  Ebul Geyt'in yaptığı açıklamada, bu anlaşmadan duyduğu  memnuniyeti ifade ettiği ve "Türkiye'nin üyeliğinin  Avrupa'yı Arap sınırlarına yakınlaştırması bekleniyor.  Türkiye böylelikle AB içinde tek Müslüman ülke olacaktır."  dediği belirtilen haberde, Geyt'in ayrıca, coğrafi olarak  "Suriye ve Irak sınırlarına kadar uzanacak olan Avrupa  genişlemesi, Avrupa-Akdeniz ilişkilerine yeni boyutlar  kazandıracaktır." şeklindeki ifadesi aktarılmaktadır.  İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hamid Rıza Asefi'nin,  "Kardeş ve komşu Türkiye'nin çıkarlarına yönelik her  gelişmeyi memnuniyetle karşılayacağız." dediği ifade  edilen haberde, Ürdün'ün El-Arab el-Yevm adlı tarafsız  gazetesinin ise, "Böylesi bir adım, tarihte eşi görülmemiş  bir gerçekliği ortaya koyacaktır." ifadesini kullandığı,  AB'nin bundan böyle, "sadece bir Hıristiyan" kulübü  olmayacağının altını çizerek, "AB, Orta Doğu'nun kalbinde  yer alan Suriye, Irak ve İran'a ulaşıncaya kadar  genişleyecek." şeklinde bir değerlendirmede bulunduğu  kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (20/12)  "Türkiye Çok Farklı Bir Avrupa'ya Katılabilir" başlığı  altında ve Wolfgang Munchau imzasıyla yer alan bir makalede  şöyle denilmektedir: "Avrupa Konseyi'nin üyelik  görüşmelerine başlama yönünde aldığı tarihi kararın  ardından Türkiye şimdi, Avrupa Birliği'nin tam üyesi  olacağına neredeyse emin. Anlaşma metninde yer alan koşullu  hükümleri unutun. Önemli olan, AB liderlerinin sağlam bir  prosedür oluşturmuş olmaları ve bu prosedürleri nasıl  başarılı bir şekilde neticelendireceklerini bilmeleridir.  Bu karar, AB'nin geleceği hakkında yaşanan tartışmalarda  çıtayı yükselttiği için önemli bir karardı. Esas konu,  Türkiye'nin Birliğin çeşitli üyelik koşullarını yerine  getirip getiremeyeceği konusu değil. Bu konuda, AB  yetkililerinin pek fazla şüphesi yok. Esas önemli sorun,  Türkiye'nin sonunda ne çeşit bir Avrupa'ya katılacağıdır:  Tutarlı bir Avrupa'ya mı, yoksa her üye devletin, bir  menüden Avrupa'nın bütünleşmesinin hangi bölümlerinde yer  almak isteyeceğini seçtiği parçalanmış bir Avrupa'ya mı?  Bu sorunun cevabı en çok, mevcut 25 AB üyesinin anayasa  anlaşmasını onaylayıp onaylamayacağına bağlı olacak.  Onaylanması halinde, AB'nin bütünleşmeyi ve aynı anda  genişlemeyi sağlamasında bir sorunu olmayacak. Tarih,  AB'nin etkinleşmesi ve genişlemesinin karşılıklı olarak  kuvvetleneceğini ispatlamıştır."

            Reuter'in (20/12) "Türkiye Konusundaki Anlaşma,  Blair'in İngiltere'de AB'ye Şüpheyle Bakanlarla  Mücadelesine Yardımcı Olabilir" başlığı altında ve Madeline  Chambers imzasıyla yer verdiği bir haberde, İngiltere'nin  Türkiye-AB müzakerelerinin başlatılmasında alacağı rolün,  Başbakan Tony Blair'e, -Birlik anayasasıyla ilgili  yapılacak olan referandumun aylar öncesinde- İngiltere'nin  Avrupa'ya şüpheyle bakan kamuoyunu etkileyebilmesi için bir  şans sunabileceği öne sürülmektedir. AB Dönem Başkanlığı'nı  2005 yılının ikinci yarısında üstlenmesiyle birlikte  İngiltere'nin, gelecek ekim ayında AB görüşmelerine  başlayacak olan 70 milyonluk Müslüman ülkeyle katılım  görüşmelerini yöneteceği belirtilen haberde, Türkiye  konusunun İngiliz seçmenler için belirleyici bir unsur  olmadığını belirten uzmanların, Türklerin davasını savunan  Blair'in, geleneksel olarak Brüksel'e ihtiyatla bakan kendi  kamuoyuna AB ile ilgili bir mesaj verebileceğini  söyledikleri ifade edilmektedir. Essex Üniversitesi  profesörlerinden Emil Kirchner'in, "Altı aylık AB Dönem  Başkanlığı, eğer iyi idare edilirse, anayasa referandumu  ve Türkiye için olumlu olabilir. Bu altın bir fırsat,  eminim onlar da bunun farkında." dediği aktarılan haberde,  kamuoyu araştırmalarının, İngilizlerin Türkiye'nin AB'ye  üyeliğine karşı çıkmaktan ziyade desteklediğini gösterdiği vurgulanmaktadır.

            The Guardian gazetesinin (20/12) internet sayfasında  "Türkiye'nin AB Anlaşmasına Yönelik Kıbrıs Tehdidi" başlığı  ve Helena Smith imzasıyla yayımladığı haberde, Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan'ın Brüksel'den bir anlaşma ile döndüğü  için kutlamalarla karşılanmasının üzerinden bir gün bile  geçmeden, Kıbrıslı Rum liderin, Ankara'nın gümrük birliği  anlaşmasını adayı da kapsayacak şekilde genişletmemesi  halinde süreci raydan çıkarmakla tehdit etmesiyle  Türkiye'nin, AB'nin geçen hafta müzakerelere başlanması  konusunda aldığı tarihi karardan duyduğu coşkunun azaldığı  ifade edilmektedir. Türkiye'nin, katılım müzakerelerinin  başlayacağı Ekim 2005'e kadar Kıbrıs'ı gümrük birliği  anlaşmasına dahil etmesinin gerektiği belirtilen haberde,  bunun Türkiye'nin, 30 yıldır sürdürdüğü Kıbrıs'ın  uluslararası olarak tanınan Rum Hükümeti'ni tanımayı  reddetme politikasını altüst edeceği ileri sürülmektedir.  Türk yetkililerinin tanımanın ancak ada birleştiği zaman gerçekleşebileceğini söyledikleri belirtilen haberde, BM  destekli bir plan Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedildiği hatırlatılmaktadır.

  

            İSPANYA BASINI:  

            El Periodico gazetesinin internet sayfasında (19/12)  "Türkiye, AB'nin En Büyük Siyasi ve Ekonomik Tehdidi Haline  Dönüşüyor" başlığı altında ve Eliseo Oliveras imzasıyla yer  alan bir yazıda, Türkiye'nin AB'ye katılımının, Doğu  ülkelerinin katılımını henüz sindirmeye bile başlamayan  Avrupa Birliği için, çok büyük siyasi ve ekonomik bir  tehdidi de beraberinde getireceği, bununla birlikte, öncesi  olmayan bu tehdidin başarıya ulaşmasının, dünya ve  uluslararası siyasette karar verici bir güç olan AB'yle  bağdaştırılacağı vurgulanmaktadır. 70 milyon nüfusa ve  genişlemiş AB'nin yüzde 28'ine denk düşen gelire sahip  olan Türkiye'nin, İspanya ve Avrupa Birliği'nin en gelişmiş  diğer 12 ülkesi için mali açıdan ön planda bir tehdit olduğu  belirtilen yazıda, Avrupa Komisyonu'nun analizine göre,  tarım siyasetinde baz olarak Türkiye'nin, 2025'te (geçiş  dönemleri tamamlanınca) AB'den toplam 33 milyon 500 bin  euroluk yıllık net yardım alacağı ifade edilmektedir.  Türkiye'nin katılım müzakerelerinin, daha önce belirlenen,   AB'nin 2014-2020 bütçesinin uygulanmasından sonra   tamamlanabileceği ve İspanya'nın o tarihte, Türk katılımını  finanse etmek için yardım miktarını artırmak zorunda  kalacağına işaret edilen yazıda, siyasi alanda da Türk  katılımının, Avrupa kurumlarındaki güç dağılımında  eşitsizliğe neden olabilecek büyük bir tehdit olarak  görüldüğü kaydedilmekte ve "2015 yılında ülke, Almanya  nüfusuyla eşit olacak ve 2025 yılında da AB'nin en fazla  nüfusa sahip ülkesi olacak. Bu da Türkiye'ye, Avrupa  Parlamentosu'nda en fazla sandalye ve Bakanlar Konseyi'nde  büyük bir veto gücüne sahip olma imkanı tanıyacak. Bu  sebepten Türkiye'nin katılımına muhalif olan bazı siyasiler,  ilk önce Avrupa Anayasası'nda öngörülen oy sistemini reforme  etmek zorundalar. Sosyo-kültürel eşitsizlik, siyasi uygulama  farklılıkları ve ülkede İslami kökten dinciliğin ulaştığı  seviye, en az 10 yıl sürecek müzakerelere ek engeller olacak.  Ayrıca AB'nin kapılarını Türkiye'ye açması, Ukrayna gibi  diğer komşu ülkeleri aday olarak kabul etme baskılarını da yoğunlaştıracak." denilmektedir.

 

            İTALYA BASINI: 

            Corriera della Sera gazetesinde (20/12) "Berlusconi:   Seçim Manevrası, Geri Çekilmem" başlığı altında yayımlanan  bir haberde, Başbakan'ın, "Ankara'ya açılım ekonomik  avantajlar sağlayacaktır. Kuzey Ligi bu şekilde oy kazanamaz.  Türkiye konusunda geri adım atılmaz ve tekrar bir  değerlendirme de yapılamaz" dediği belirtilirken,  "Türkiye'nin AB'ye katılımı -öngörülen tüm aşamalar,  önlemler ve garantiler ile- benim dış politika hayatımın  baş yapıtıdır, çünkü bu katılım herkes için iyi bir şey  olacaktır" şeklinde konuştuğu aktarılmaktadır. Haberde,  Başbakan Berlusconi'nin, "Türkiye ile sempati ve dostluğa  dayalı bir ilişki kurduğunu ve bu ilişkinin de İtalyan  şirketlerine büyük avantajlar getireceğini" önemle  vurguladığı ifade edilirken, Başbakan'ın Kuzey Ligi'nin   eylemlerini sadece kısa ömürlü bir seçim propagandası  olarak gördüğü ve bu şekilde de Forza İtalya'nın oylarını  kendine çekemeyeceğini ifade ettiği bildirilmektedir.

            La Stampa gazetesinde (20/12) "Kuzey Ligi'nin Atağı  İktidarı Böldü" başlığı altında yayımlanan bir haberde,  Kuzey Ligi'nin mitingle beraber doruk noktasına ulaşan  muhalefetinin gerek iktidar ortakları, gerekse muhalefetteki  partiler tarafından kıyasıya eleştirildiği kaydedilirken,  Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini'nin  Kuzey Ligi'nin tavrını basit bir anlatımla "seçim  propagandası" olarak değerlendirdiği, dünyadaki İtalyanlardan  sorumlu Devlet Bakanı Mirko Tremaglia'nın ise, "Türkiye  NATO'nun bir parçasıdır ve 30 yıldan fazla bir süredir  Atlantik ve Avrupa güvenliği hususunda güvence sağlamıştır  ve birlikte yaşama hususunda da bir örnek olmuştur. Bu  aşamada herhangi bir şekilde sürtüşme yaşamaksızın diğer  uluslarla birlikte Avrupa'nın inşası için çalışmış olan  dört buçuk milyondan fazla göçmen Türkü düşünmek yeterli  olacaktır." şeklinde konuştuğu aktarılmaktadır. Yeni  İtalyan Sosyalist Partisi'nden (PSI) Gianni De Michelis'in  de yaptığı açıklamada, "Türkiye'ye yeşil ışık yakılmış  olmasının milli çıkarlarımızla ve özellikle de Güney  İtalya'nın çıkarıyla örtüştüğüne inanıyoruz." dediği  kaydedilen haberde, Yeşillerden Paolo Cento'nun ise, "Kuzey  Ligi'nin İslam karşıtlığı tercihi İtalya'nın Akdeniz'deki  rolünü ve kültürler arası diyalogu zayıflatıyor." şeklinde  bir yorumda bulunmaktadır.

            İtalyan resmi haber ajansı ANSA'da (20/12) "İtalyanların  Yüzde 34,2'si Türkiye'nin AB Üyeliğine Taraftar, Yüzde 28'i  ise Karşı" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Eurispes  adlı bir kuruluş tarafından İtalya'da gerçekleştirilen  kamuoyu yoklamasında, İtalyanların yüzde 34,2'sinin  Türkiye'nin AB'nin genişleme sürecine dahil edilmesinden  yana, yüzde 28'inin ise karşı yönde görüş belirttiği, yüzde  37'sinin de konu hakkında görüş bildirmediği kaydedilmektedir.  Haberde, söz konusu anketin İtalyanların, Türkiye'ninkine  nazaran, Rusya'nın AB üyeliğine daha olumlu yaklaştıklarını  ortaya koyduğu vurgulanırken, İtalyanların Rusya'nın tam  üyeliğine yüzde 42,5 oranında destek verdiği, üyeliğine karşı  olanların oranının ise yüzde 20 olduğu aktarılmaktadır.

            La Repubblica gazetesinde (19/12) "Dışişleri Bakanı Fini  Kuzey Birliği'ne Meydan Okudu" başlığı altında ve Başbakan  Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini ile yapılan  mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili  bölümünde şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: Sayın Bakan, Türkiye'ye genişlemenin Avrupa'nın   özünü bozmayacağından emin misiniz? 

            FINI: Brüksel'de alınan karar doğrudur. Her şeyden önce,  Türkiye ile doğal olarak tek bir sonuca gidecek olan  müzakerelere başlanacak: Katılım. Fakat bu aynı zamanda da  sıkı bir şekilde kontrol altında tutulacak ve hatalı bir   tutum sergilendiği takdirde de askıya alınabilecek uzun bir   müzakere süreci olacaktır. Türkiye kalıcı derogasyonlar   olabileceğini de kabul etmiştir. Gerekli her tür önlem   alınmış durumdadır. Kararsızlıkları anlıyorum, ama  önyargıları anlayamıyorum. Önyargısı olanlar, Türkiye'nin  neden AB'nin  bir parçası olamayacağını açıklamalıdır. 

            SORU: Örneğin, Türkiye Müslüman olduğu ve bizimkilerden   daha farklı geleneklere ve insan hakları anlayışına sahip   bulunduğu için... 

            FINI: 'Müslüman olması ve bizimkilerden farklı değerlere   sahip olması nedeniyle Birliğe giremez' açıklamasını kabul   etmiyorum. İtalyan Hükümeti, Kuzey Birliği ve Komünist   Yeniden Kuruluş partileri haricinde, geniş bir Parlamento   desteği ve çok kesin nedenlerle Türkiye'nin katılımına   taraftar olduğunu açıklamıştır. Bu üyeliği Türkiye istemiştir,  bunu isteyince de Kopenhag Kriterleri'ne uymak durumundadır.   Bunlar genel kriterler değildir. İnsan hakları, ceza kanunu,   azınlıkların korunması, kadın hakları gibi konulara ilişkin  yükümlülüklerdir. Müzakereler sona ermeden önce, tüm bu   kriterler de yerine getirilmiş olacaktır. 

            SORU: Geride Kuzey Birliği'nin kampanyasında kullandığı   'Büyük Müslüman bir ülke korkusu' kalıyor. 

            FINI: 'Anne, Türkler!' olgusunu kabul etmiyorum. Haksız  bir 'Türk fobisi' hoşgörülemez. Türkiye Atatürk'ten bu yana  kurumlarını laikleştirmiş Müslüman bir ülkedir. Müslüman  Türkiye Avrupa'ya katıldığında da aslında İslam ile demokrasi  arasında bir çelişki olmadığını ispat etmiş olacağız.  Medeniyetler çatışması korkusunun yaygınlaştığı günümüzde, bu  husus belirleyicidir."

 

            KIBRIS RUM BASINI: 

            Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KİPE) (20/12) internet sayfasında "Hrisostomidis: 3 Ekim 2005 Tarihi Türkiye İçin Bir Dönüm  Noktasıdır" başlığıyla yer alan haberde, Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in, Türkiye'nin, Kıbrıs'a karşı tutumuyla da  ilgili olan üyelik sürecinde 3 Ekim 2005 tarihinin, Kıbrıs için  değil, Türkiye için bir dönüm noktası olduğunu söylediği aktarılmaktadır. Haberde, Hrisostomidis'in bugün Lefkoşa'da AB  zirvesi sonuçlarını değerlendiği açıklamasında, "Türkiye'nin  somut yükümlülüklerinin yanı sıra, Cumhurbaşkanı'nın siyasi   bakımdan doğru tutumuyla Avrupalıların gözünde Kıbrıs  Cumhuriyeti'ni de yücelttiğinin vurgulanması gerekir." dediği belirtilmektedir. Haberde, AB zirvesi sonuçlarından başka birçok  şey kazanıldığını vurguladığı kaydedilen Hrisostomidis'in  Yunanistan'ın Kıbrıs karşısında tutumuna da değinerek, AB  zirvesi için hazırlık döneminde Lefkoşa ile Atina arasındaki  işbirliğinin gayet sıkı olduğunu ve devamlılık arz ettiğini  söylediği ifade edilmektedir.

 

            RUSYA BASINI: 

            Vedomosti gazetesinde (20/12) "Fransa ve Avusturya Türkiye  İçin Engel Hazırlıyor" başlığı altında ve Vasili Kaşin imzasıyla yayımlanan bir yazıda, nihayet Türkiye'nin, Avrupa Birliği'ne  katılım müzakerelerinin başlatılması konusunda AB'den olumlu  cevabı aldığı ve diyalogun zor olacağa benzediği belirtilmekte  ve üstelik Avrupalıların bu olumlu cevabının, Türkiye'nin AB'ye  üyeliğini garanti etmediği, zira referandumların yapılacağı  Fransa ve Avusturya'da halkın bunu kabul etmeyebileceği öne  sürülmektedir. AB'nin ileri sürdüğü şart uyarınca Türkiye'nin,  2004'te AB'ye katılan yeni 10 ülkeyle gümrük anlaşmasını  genişletmek için ek protokol imzalaması gerektiği ve Türkiye  tarafından tanınmayan Kıbrıs Rum yönetiminin de bu ülkeler  arasında bulunduğu belirtilen yazıda, Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan'ın, müzakerelerden sonra yaptığı açıklamada, Gümrük  anlaşmasının genişletilmesinin Kıbrıs'ın diplomatik olarak  tanınması anlamına gelmeyeceğini bildirdiği ifade edilmektedir.  İngiltere Başbakanı Tony Blair'in, AB'nin kararının, Hıristiyan  ve Müslüman uygarlıkların birlikte yaşayabileceğini gösterdiğini  ifade ettiği kaydedilen yazıda, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac'ın, müzakerelerin başlamasının Türkiye'nin Birliğe kabul  edileceği anlamına gelmediğini kaydederek, "Türkiye'nin AB'ye  giden yolu uzun ve zorlu olacak." dediği, ABD'nin ise  müzakerelerin başlatılma kararını desteklediği ifade edilmekte  ve Colin Powell'ın "Avrupa'da demir atan ve Avrupa değerlerini  paylaşan Türkiye, demokrasi ve refaha katkıda bulunan bir güç  olacak." şeklindeki ifadesi aktarılmaktadır. Ankara'nın, AB'ye  kabul edilmeden önce, geçen yüzyılın başlarında işlenen sözde  Ermeni soykırımını tanımak zorunda kalacağı öne sürülen yazıda,  Fransa ve Avusturya'da yapılacak referandum konusunda Londra'da  faaliyet gösteren Avrupa Reformlar Merkezi'nden Katinka  Barish'in, diğer ülkelerin de Fransa ve Avusturya'yı örnek alabileceklerini tahmin ettiğini söylediği ve 2015-2020  yıllarında yapılacak referandumların sonuçlarını şimdiden  tahmin etmenin mümkün olmadığını düşündüğü ve sonuçların Kıbrıs  sorununun çözümüne bağlı olacağına inandığı kaydedilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:  

            Ethnos gazetesinde (20/12) "Hükümetin Bayram Etmesi ve  Cumhurbaşkanı'nın Eleştirisi" başlığı altında yayımlanan  başmakalede, "Cumhurbaşkanı Stefanopulos'un 17 Aralık zirvesine  ilişkin konuşması 'başarının gerçek boyutlarını ortaya koydu. Cumhurbaşkanı, Avrupalı liderlerin Türk uzlaşmazlığına karşı direnememelerini, Kıbrıs'ın bağımsızlığına karşı kabul edilmesi  imkansız 'indirimler' yapmalarını kınamakta tereddüt etmedi.  Doğal olarak, Cumhurbaşkanı'nın eleştirisi Lefkoşa'nın  kendiliğinden anlaşılır taleplerini savunmak cesaretini  gösteremeyen Yunan tarafına da yöneldi. Stefanopulos'un  eleştirisi Karamanlis hükümetini rahatsız etti, bu da, hükümet yetkililerinin açıklamalarından belli oldu. Özellikle, Kalkınma  Bakanı Siufas'ın Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarını, 'özellikle  görev süresinin sonunda bulunması nedeniyle' yorumlamadığı  şeklindeki cevabı bu rahatsızlığı sergiliyor. Ancak, Yunan  halkı, Cumhurbaşkanı'nın vurgulamalarını 'kendi kendine bayram  eden' bir hükümetin açıklamalarından çok daha ciddiye aldığını  defalarca göstermiş bulunuyor." denilmektedir.

            Elefteros Tipos gazetesinde (20/12) "Türkiye ve Yunanistan  İçin Ne Değişiyor" başlığı altında ve Yorgos Kuvaras imzasıyla  yayımlanan yorumda, "Brüksel'in Türkiye'ye müzakerelere başlaması  için tarih vermesiyle Türkiye-Yunanistan ilişkileri yeni bir  platforma taşınmış oldu. Atina, bazılarının düşündüğü gibi,  Türkiye'nin hiçbir zaman Avrupa devleti olamayacağını,  Avrupa kriterlerini yerine getiremeyeceğini düşünerek Türkiye'nin Avrupa yönelimini desteklemedi, tam aksine Yunanistan'a karşı tavır değiştireceğine ve ulusal konuların çözümlenmesine yardımcı  olacağına inandığı için destekledi. Diğer AB ülkelerinin aksine, Yunanistan'ın Türkiye'nin Avrupa yönelimini önümüzdeki yıllarda  da desteklemesi yararınadır. Yunan diplomasisinin hedefi, Türk  çabalarını sabote etmek değil, Türk çabalarını desteklemektir.  Her yeni dönemin kaygı ve kuşkuyla karşılanması doğaldır.  Politikacılar ve Türkiye ile AB arasındaki yakınlaşmayı  desteklemiş olanlar bu çabayı terk etmemeli. Türkiye'nin Avrupa  yönelimine 'evet' dedik, ancak aslında Türkiye'nin hiçbir zaman  AB üyesi olmayacağını ümit ettiğimiz yönünde yanlış izlenimler yaratılmamalı." denilmektedir.

 

 

 

    

                 

 
ESKİ SAYILAR