22.12.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 22/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  21 Aralık 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun 06.30-07.00 Türkçe  yayınında (21/12) "Weston: Türkiye 17 Aralık Zirvesi'nde  Aradığını Buldu" başlığı altında ve Barış Ornarlı imzasıyla  yer verilen bir haberde, AB'nin, Ankara ile 3 Ekim 2005'te  üyelik müzakerelerine başlamak için Kıbrıs şartını öne  sürmesinin, Türkiye'de tartışmalara yol açtığı ve Amerika'nın  Kıbrıs eski özel temsilcisi Büyükelçi Thomas Weston'ın,  Türkiye'nin müzakerelere başlaması için kesin tarih almasını  ve bu sürecin Kıbrıs boyutunu değerlendirdiği, Türkiye'yi  yakından takip etmeye devam ettiği ve AB'nin Türkiye ile  üyelik müzakerelerine başlama kararı almasından övgüyle  bahsettiği belirtilmekte ve "Bence Türkiye açısından harika  bir karar, AB için de çok iyi bir gelişme. Aslında son  derece gecikilmiş bir karar, ancak yine de övülmeye değer."  dediği ifade edilmektedir. Weston'ın Türkiye'nin 17 Aralık  zirvesinde aradığını bulduğunu düşündüğü ifade edilen  haberde, AB'nin öne sürdüğü bazı şartlar ve nihai bildiride  yer alan bazı ibarelerin, Türkiye'de rahatsızlık yarattığı  ve bu koşulların başında Kıbrıs'ın geldiği, Türkiye'nin  müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim tarihinden önce, Ankara  Anlaşması'nın AB'nin 10 yeni üyesini de kapsayacak şekilde  yeniden düzenlemesinin gerektiği ve bu yeni 10 üye arasında  Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de yer aldığına işaret edilmektedir.  "Ankara Anlaşması'nın Kıbrıs'ı da dahil edecek şekilde  yeniden düzenlenmesi, Türkiye'nin Kıbrıs'ı resmen tanıyacağı  anlamına mı geliyor? şeklindeki bir soruya yer verilen  haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bunun teknik bir  mesele olduğunu ve tanıma anlamına gelmediğini savunduğu, bu  görüşe Büyükelçi Thomas Weston'ın da katıldığı kaydedilmekte  ve "Hayır, bunun tanıma anlamına geldiğini düşünmüyorum.  İmzalanacak olan anlaşma, AB Komisyonu'yla imzalanacak ve  Kıbrıs'ı da Türkiye ile gümrük birliği kapsamına alacak. Bu,  Türkiye'nin tek taraflı olarak zaten atmış olduğu adıma  benziyor. Yani bunun resmi bir tanıma olduğunu düşünmüyorum.  Nihai belgede kullanılan dilin de bunu yansıttığı kanısında  değilim." dediği aktarılmaktadır.

           

            ALMANYA BASINI:

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (21/12) "Sanayi  Türkiye Müzakerelerini Olumlu Karşılıyor" başlığı altında  ve "fri." rumuzuyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa Sanayi ve  Ticaret Odaları Çatı Derneği (Eurochambres)'in Başkanı  Christoph Leitl'in, AB devlet ve hükümet başkanları  tarafından kararlaştırılan, Türkiye ile Ekim 2005'te AB  üyelik müzakerelerinin başlatılması konusu hakkında yaptığı  açıklamada, ekonomik açıdan bakıldığında Türkiye'nin Avrupa  Birliği'ne katılım perspektifinin çok cazip olanaklar  sunduğunu söylediği belirtilmektedir. Eurochambres'in,  Türkiye'deki iş dünyasının teşviki amacıyla ek kaynaklar  tahsis edeceğini belirten Leitl'in, "Şirketler, entegrasyon  sürecinde önemli bir unsuru teşkil ediyorlar; sıkı ve geniş  kapsamlı AB müktesebatına uyum sağlayabilmek için bizim  desteğimize ihtiyaçları var." diye konuştuğu ifade edilen  yazıda, Sanayi ve İşveren Dernekleri'nin Avrupa Çatı Örgütü  (Unice)'in de kararı olumlu karşıladığı ve Unice Genel  Sekreteri Philippe de Buck'un, Türkiye'nin yıllık yüzde  altılık büyüme oranıyla AB için bir büyüme motoru ve önemi  giderek artan bir ticari ortak olduğunu söyleyerek,  "Girişimcilik ruhu Türk toplumuna köklü bir şekilde  yerleşmiş durumda; bazı AB ülkelerinde bunu örnek  alabiliriz." dediği kaydedilmektedir.

            Hamburger Abendblatt gazetesinin internet sayfasında  (21/12) "Türkiye Konusu İtalya'yı Bölüyor" başlığı altında  ve Andreas Englisch imzasıyla yer alan bir yazıda,  İtalya'daki koalisyon ortağı Kuzey Birliği'nin, Türkiye'yi  AB'de görmek istemediği ve parti lideri Umberto Bossi'nin,  Türkiye'nin AB'ye katılmasıyla Avrupa'nın kimliğini inkar  edeceğini belirttiği kaydedilmektedir. Bossi'nin, bu noktada  asla taviz vermeyeceklerini ve referanduma gidilmesi  talebinde bulunduğu belirtilen yazıda, bu kararı çıkartmanın  mümkün göründüğü ve Kuzey Birliği'nin bunun için 500 bin imza  toplamak zorunda olduğu, böylece Başbakan Berlusconi  koalisyonun varlığını tehdit eden bir kavgayla karşı karşıya  bulunduğu ifade edilmektedir. Kuzey Birliği üyesi İtalya  Reform Bakanı Roberto Calderoli'nin üst düzey parti  yöneticileriyle birlikte protestocuların başında yer aldığı  ve Calderoli'nin, "sağ ve sol eğilimli siyasetçilerin büyük  çoğunluğunun Türkiye'nin AB üyeliğinden yana göründüğü  bugünlerde halkı bu kadar önemli bir konuya dahil edecek  referandumu düşünme zamanı geldi." açıklamasında bulunduğu  kaydedilen yazıda, Bossi'nin Türkiye karşıtı sözleri  özellikle zengin olan İtalya'nın kuzeyinde zemin kazandığı vurgulanmaktadır.

 

            AVUSTURYA BASINI:

            Salzburger Nachrichten gazetesinde (21/12) "'Tereddüt  Uyandırıcı' Oylama" başlığı altında ve Manfred Perterer  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa Birliği tarihinde  ilk kez 1972'de bir ülkede genişleme öncesi halk oylamasına  gidildiği ve Fransız Devlet Başkanı Georges Pompidou'nun  halktan, İngiltere, Danimarka ve İrlanda'nın Birliğe  katılmasına ilişkin görüş bildirmesini istediği ve oylamanın  sonucu bir sürpriz olduğu belirtilmekte, İngilizlerden pek  hoşlanmadıkları bilinen Fransızların üçte ikisinden  fazlasının, genişlemeden yana oy kullandığı kaydedilmektedir.  O tarihten beri de bir halkın diğerinin katılımı konusunda  oylama yaptığı hiç vaki olmadığı belirtilen yazıda, Hollanda  Dışişleri Bakanı Bot'un bunun haklı bir nedene dayandığını  düşündüğü ve "adil bir davranış olmadığını" söylediği ifade  edilmektedir. AB Dönem Başkanı Hollanda'nın, Fransa ve  Avusturya gibi ülkelerin 10-15 yıl içinde Türkiye'nin  katılım ihtimaline ilişkin referandum yapmak istemelerine  karşı çıkarak, bunun AB adayı oldukları zaman Türklere  söylenmediğine işaret ettiği ve "Adil davranmalıyız. Bir  futbol maçında kalenin yerini değiştirmek istermiş gibi  davranmamalıyız." dediğine dikkat çekilmektedir. AB'li  diplomatların, çeşitli ülkelerin seçmenlerini yeni bir  ülkenin AB'ye alınması konusunda oylamaya çağırmanın siyasi  açıdan bir problem olacağı görüşünü paylaştıkları kaydedilen  yazıda, Brüksel'de Avrupa çapında bir referandumun yapılıp  yapılmamasının tartışıldığı, ancak böyle bir oylamanın AB'nin  gelecekteki Anayasasında öngörülmediğine işaret edilmektedir.  Avusturyalı Anayasa Hukuku uzmanı Heinz Maier'in, Başbakan  tarafından Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda yapılacağı  açıklanan halk oylamasını, "son derece tereddüt uyandırıcı"  bulduğunu belirttiği kaydedilen haberde, şimdiye kadar  Avusturya'da "duygusal açıdan ağırlıklı" konularda halk  oylaması yapılmaması yolunda bir geleneğin olduğuna işaret  eden Maier'in, anlaşılan bu geleneğin şimdi kalktığını  belirttiği vurgulanmaktadır.

            Wiener Zeitung'da (21/12) "Orada SPÖ Olsaydı Veto  Ederdi" başlığı altında ve Alexandra Grass-Walter Haemmerle  imzasıyla SPÖ Genel Sekreteri Doris Bures ile yapılan  mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadelere yer  almaktadır: 

            "SORU: Başbakan Wolfgang Schüssel, müzakereler sona  erdikten sonra, Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda bir  halk oylaması yapılacağını açıkladı. O tarihte eğer SPÖ  iktidarda olursa, sizce bu açıklama siyasi açıdan bağlayıcı  olur mu? 

            BURES: Schüssel gerçi böyle bir vaatte bulundu, ama  bunun yanı sıra birçok soruyu da karşılıksız bıraktı. Zaten  önce üçte iki çoğunluk ile katılımı kesinleştiren bir  Anayasa kanununun kararlaştırılması gerekiyor. Bu yüzden o  tarihte bir halk oylamasının yapılması için çok geç olur. 

(...)

            SORU: SPÖ AB zirvesine katılacak olsaydı, müzakerelere  başlama kararını veto eder miydi?  

            BURES: Evet. Önemli olan siyasi açıdan ne istediğimiz.  Şu anda ne Avrupa, ne de Türkiye bir katılıma hazır.  İşbirliğinin başka şekilleri de var, örneğin AET  çerçevesindeki gibi. Şimdi AB'nin derinleşmesi ve  sağlamlaşması, genişlemesinden daha önemli. 

            SORU: CDU Başkanı Angela Merkel, Almanya'daki gelecek  seçimlerde başbakan olursa, Türkiye'nin katılımını  engelleyeceğini söyledi. SPÖ de böyle bir açıklama ile mi  seçimlere gidecek? 

            BURES: Biz Türkiye'nin hiç bir zaman AB'ye  giremeyeceğini söylemiyoruz, yalnız siyasi şartların buna  uygun olması gerektiğine işaret ediyoruz."

           

            FRANSA BASINI:

            AFP'nin (21/12) "Türkiye... Jacques Chirac'ın Müttefiki,  'Arkasından Sürgülü' Bir Demokrasi Deyimini Kullandı" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, Fransa'daki koalisyon  iktidarında çoğunluğa sahip UDF'nin lideri François Bayrou'nun  yaptığı açıklamada, Türkiye ve AB konusu dolayısıyla, özellikle Cumhurbaşkanı ve hükümete karşı eleştirel bir tavır takındığı belirtilmektedir. Türkiye'nin AB'ye üyeliğine karşı olan  Bayrou'nun, 25'lerin, Ankara'nın AB'ye girişine yönelik  müzakerelere başlanması kararı sonrasında, Ulusal Meclis'in  oturumunda gerçekleşen ancak herhangi bir kararın alınmadığı  tartışma sırasında bazı eleştirilerde bulunduğu belirtilen  haberde, Türkiye'nin üyeliğine karşı bir çoğunluğun olduğunu  kanıtlayacak olan oylamadan önce bir genel görüşme yapılmasını  isteyen UDF liderinin, demokrasinin, "kendisini duyurmak ve  geleceğe ağırlığını koymak isteyen halkın sesine yer  vermediğine, içe dönük, arkasından sürgülü bir şekilde kapalı  ve muhalefetsiz olduğuna" inandığını belirttiği  kaydedilmektedir. Başbakan Jean-Pierre Raffarin'in de  milletvekilleri tarafından dile getirilen çok sayıdaki  eleştiri ve çekincelere yanıt verirken, "Bırakalım Avrupa  kendi demokratik çekim gücünü kullansın (...) Hiçbir şey,  Türkiye'yi ilanihaye Avrupa'nın dışında kalmaya mahkum  etmiyor." dediği aktarılan haberde, Raffarin, Cumhurbaşkanı  Chirac'ın gerekçelerini yineleyerek, "Zaman içinde, tüm  koşullar yerine getirildiği takdirde, Türkiye'yi kabul etmek  Fransa'nın da, Avrupa'nın da yararına olacaktır. Ancak, çok  doğaldır ki, Türkiye'nin üye olmak istemediği veya olamadığı  bir durum ortaya çıkacak olursa, AB, bu ülkeye üyelik yerine,  bir ortaklık bağı önermek durumunda kalacaktır." şeklindeki  ifadesine yer verilmektedir.

            Le Monde gazetesinde (21/12) "Türkiye-AB İlişkileri...  Karamanlis'e Göre Kıbrıs Konusunda Açıkça Taahhütte  Bulunulmuştur" başlığı altında yayımlanan bir yazıda,  Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in, 19 Aralık'ta  yaptığı bir açıklamada, Türkiye'nin Avrupa perspektifinin  Kıbrıs konusundaki tutumuna bağlı olacağını belirterek, AB  ile Türkiye arasında yapılan anlaşmanın, Ankara'nın Kıbrıs  Rum kesimini tanıyacağına dair "net ve açık" bir taahhüt  içerdiğini kaydettiği belirtilmektedir. "16-17 Aralık  tarihlerinde gerçekleşen Avrupa zirvesi sırasında Türkiye'nin  Avrupa yürüyüşü ile 'Kıbrıs Cumhuriyeti' karşısındaki tutumu  arasında net ve açık bir bağ kurulmasını başardık. Bu açık ve  net taahhüt gereği, Türkiye'nin, üyelik müzakerelerinin  başlayacağı 3 Ekim 2005'e kadar Gümrük Birliği Protokolünü  imzalaması gerekmektedir" diyen Karamanlis'in sözlerini,  "Türkiye'nin Avrupa yürüyüşü, artık kendisine bağlıdır."  şeklinde sürdürdüğü ifade edilen yazıda, Karamanlis'in,  Yunanistan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos ile görüşmesinin  ardından yaptığı bu açıklamada, "Avrupa Birliği, Türkiye'nin  tutumunu, Avrupa değerlerine ve topluluk müktesebatına uyum  sağlama yolundaki ilerlemesini çok yakından, adım adım takip  edecektir." dediği aktarılmaktadır.

            AFP'nin (21/12) "Blair: Türkiye'nin AB'ye Girişi 'Temel  Önem' Arz Etmektedir" başlığı altında yer verdiği bir haberde,  İngiltere Başbakanı Tony Balir'in yaptığı açıklamada,  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişinin, İngiltere, Avrupa ve  tüm dünyanın gelecekteki barışı ve refahı için temel önem arz  ettiğini belirttiği ifade edilmektedir. Brüksel'deki son  Avrupa Zirvesi'nin çalışmaları hakkında milletvekillerine bilgi  veren Blair'in, muhafazakar muhalefetin İngiltere'nin Avrupa  Birliği'ne aidiyeti konusunun yeniden müzakere edilmesi  yönündeki isteğini eleştirdi ve bunu, herkesin gerçekleşemez  olduğunu bildiği bir fantazi olarak niteleyerek, Türkiye ile  üyelik müzakerelerinin gelecek yıl başlatılması kararından  duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Bu, Avrupa için oldukça  önemli bir andır." diyerek, Türkiye'nin Atlantik İttifakı  bünyesinde ağırlığı olan güvenilir bir müttefik olduğunu  vurguladığı kaydedilen haberde, İngiltere Başbakanı Blair'in  Avam Kamarası'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin Avrupa  Birliği'ne girmesi yönünde müzakerelerin başlatılmasının,  Hristiyanlar ile Müslümanlar arasında bir medeniyetler  çatışmasına inananların haksız çıktığını gösterdiğini  kaydederek, "Müslümanlar, Hristiyanlar ve başka dinlerden  olanlar, demokratik hoşgörü içinde ve çok kültürlü  toplumlarda birlikte çalışabilirler." dediği  aktarılmaktadır.

 

            İNGİLTERE BASINI:

            The Guardian gazetesinin internet sayfasında (20/12)  "Saflarımızda Bir Kaplana İhtiyacımız Var" başlığı altında  ve Peter Preston imzasıyla yer alan bir yorumda, Kıbrıs'ın,  boşa geçen 30 uzun yıl boyunca, Avrupa'ya açılan kapıdaki  emniyet zinciri ve endişelerimizin temelinde yatan sebep  olduğu, fakat şimdi, birdenbire, sevinç dolu kalabalıkların,  Brüksel'de geçirilen iki zorlu günden sonra İstanbul'a dönen  Türkiye Başbakanı'nı selamladığı ve Avrupa'nın kendisinin o  zincire takıldığı belirtilmektedir. Türkiye'nin AB  kutlamalarını az kalsın mahveden ve Blair, Schröder ve  Chirac'ı budala gibi gösteren neydi? sorusuna yer verilen  yorumda, onun da Kıbrıs olduğuna işaret edilen yorumda,  Kıbrıs konusunda yapılan referandum ve sonrasında yaşanan  gelişmeler ele alınmakta, öyle ya da böyle, veto hakkını  elinde tutan Rum kesimi şu anda bir AB üyesi ve Türkiye'yi  tam istediği yerde yakalamış gibi göründüğü, Türkiye'nin  dışarıda, Yunanlıların her fırsatta taviz vermesi için baskı  yapacağı bir ziyaretçi konumunda olduğuna işaret edilmektedir.  Yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin AB üyeliği hakkında  şüpheleriniz olabilir. Elbette, evvelki gün Lizbon'da  dinlediğim Fransız ve Alman parlamenterler gibi, kurucu  ülkeler arasındaki birliğin akıbetine ağıtlar yakabilir ve  Türkiye'nin üyeliğini, Birliğin kalbine saplanacak bir hançer  olarak görebilirsiniz. Elbette, bu konu hakkında görüş  bildiren Lizbon yardımcı piskoposunun dediği gibi: AB,  Müslümanlara başka kapıyı çalmalarını söyleyen bir Hristiyan  topluluğudur. AB'nin, Türkiye'nin genç nüfusuna, gayretliliğine  ve kalkınma arzusuna; kısacası saflarında bir kaplana ihtiyacı  var. Şu anda Avrupa'da yaşayan birçok Müslüman var ve AB,  onların birliğe katkılarını kabulleniyor. Eğer Ankara'nın  10 ya da 12 yıl sonra ekonomik açıdan sorun olacağı  düşünülüyorsa, Bükreş ve Sofya sadece üç dört yıl sonra  ekonomik sıkıntı yaratacak. Bu faktörlerin hiçbirinin  Kıbrıs'la ilgisi yok. Türkiye'nin AB üyeliği, Kıbrıs  sorununun çözülmesine katkıda bulunabilir ve bulunmalıdır.  Fakat Kıbrıs sorununun çözümünün, Türkiye'nin Avrupa'daki  yeri ile ilgisi yoktur."

            Reuter'in (21/12) "AB, Kıbrıs Meselesi Taraflarından  BM'nin Arabuluculuk Önerisini Değerlendirmelerini İstedi"  başlığı altında yer verdiği bir haberde, Avrupa Birliği'nin,  Kıbrıs anlaşmazlığındaki tüm taraflardan, Türkiye'nin AB'ye  üyelik girişiminin adanın birleşmesini sağlayabilmesi için  BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yinelediği arabuluculuk  önerisini değerlendirmelerini istediği belirtilmektedir.  Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende Avrupa Parlamentosu'nda  yaptığı konuşmada, "İlgili tarafların, Genel Sekreter Kofi  Annan'ın geçen cuma bir kere daha sunduğu öneriyi yinelediği  BM'nin dostane teşebbüsünü değerlendirmeleri iyi olacaktır.  Karmaşık Kıbrıs meselesinin çözümlenmesine katkıda bulunabilme  umudumun samimiyetini ifade etmek isterim. Fırsatın elde  edilebilir olduğundan ve bundan azami düzeyde  yararlanıldığından emin olmalıyız." dediği belirtilen haberde, Balkenende'nin, Türkiye'nin sadece ulusal hukuka uyarlamak  yerine AB kurallarını tam anlamıyla uygulaması gerektiğini  vurguladığı ve Balkenende'den sonra Parlamento'da bir konuşma  yapan Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'nun da,  bazı AB ülkelerinde adaylığı konusunda duyulan endişeleri  gidermek için Türkiye'nin "en kısa sürede" yeni bir temel  atması çağrısını tekrarladığı ve "Türkiye bir Avrupa  geleceğine bağlılığına dair açık sinyaller vermelidir." diye  konuştuğu kaydedilmektedir.

 

            İTALYA BASINI:

            La Repubblica gazetesinde (21/12) "Kuzey Ligi Türkiye  Konusunda İzole Oldu... Follini: Muhalefet Gibi Gösteri"  başlığı altında yayımlanan bir haberde, pazar günü Milano'da  düzenlenen Türkiye karşıtı gösteri sonrasında, iktidarda  bulunan "Özgürlük Evi-Casa della Liberta-Cdl" ittifakına  dahil tüm siyasi partilerin Kuzey Ligi'ne karşı tavır aldığı vurgulanırken, Başbakan Yardımcısı (Merkezi Demokrat Birlik- Udc) Marco Follini'nin net ifadelerle, "Dünkü gösteri bana  hükümet ortağı bir partinin değil de, bir muhalefet  partisinin gösterisiymiş gibi geldi. Bu konuda iktidarın  ortak bir görüşe sahip olması gerektiğini tekrarlıyorum.  Türkiye'nin Avrupa'ya katılım süreci desteklenmelidir ve bu  da iktidarda mevcuttur." dediği aktarılmaktadır. Haberde,  Ulusal İttifak Partisi'nden Ignazio La Russa'nın Kuzey  Ligi'nin Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı başlattığı  aleyhte kampanya hakkında, "Türkiye'nin AB'ye katılımının  olumlu bir husus olduğunu anlamamak deliliktir, çünkü bu  katılım köktendinci İslamın yayılmasını sınırlayabilir."  şeklindeki ifadelerine yer verilmektedir.

            Resmi haber ajansı ANSA'da (21/12) "Berlusconi  Müttefikinin Türkiye Konusundaki Protestolarını Umursamıyor"  başlığı altında yer verilen haberde, Başbakan Berlusconi'nin  özetle, Kuzey Ligi'nin tutumunu anlayamadığını ancak bunun  hükümetin politikasını etkilemeyeceğini, alınan kararın değiştirilemeyeceğini, bu görüş ayrılığının ise koalisyonu  etkileyecek kadar ciddi olmadığını, 10-15 yıllık müzakere  süreci sonucu, Türkiye'nin kültürel olarak da Avrupa'nın  geri kalanına yaklaşacağını, hukuk sistemini Batı  standartlarına uygun hale getirerek gelişeceğini, bu arada  Türkiye'den büyük bir işçi göçünün de olmayacağını dile  getirdiği aktarılmaktadır.

 

            KIBRIS RUM BASINI:

            Haravgi gazetesinde (21/12) "Papadopulos ve Sözcüden  Gül'e Yanıt" başlığı altında yayımlanan bir haberde,  Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Gümrük Birliği Protokolünün  Türkiye ile "Kıbrıs Rum kesimi" arasında değil Türkiye ile AB  Komisyonu arasında imzalanacağı ve Ankara'nın dolaylı da olsa  Kıbrıs Rum kesimini tanımayacağıyla ilgili açıklamasını  yorumlayan Başkan Tasos Papadopulos'un, "17 Aralık zirvesinde  alınan karara göre -ki bu kararla Türkiye'nin AB ile üyelik  müzakereleri başlayacak- Türkiye Gümrük Birliği Protokolünü  ismen belirtilen üye devletler adına hareket eden AB  Komisyonu ile imzalayacaktır. Bu, her zaman böyle yapılır.  Bizim yetkilendirdiğimiz AB tüzüğü bunu emreder." dediği  belirtilmektedir. Papadopulos'un, Gümrük Birliği Protokolünü  "Kıbrıs Cumhuriyeti" ile imzalamak zorunda kalmamak için  Türkiye'nin bir an önce çözüm peşinde olduğuyla ilgili soruya  karşılık, "Bu onun sorunudur." diye yanıtladığı ifade edilen  haberde, Türkiye'nin daha uzlaşıcı tavrına ilişkin yorum  yapmaktan kaçınan Papadopulos'un, "Türkiye'nin önünde bir  takvimi var ve buna uymak zorundadır." dediği aktarılmakta,  sözcü Hrisostomidis'in ise, Gül'ün Türkiye'nin Rum Yönetimi'ni tanımayacağıyla ilgili açıklamasını yorumladığı ve "Sayın Gül  istediğini söyleyebilir. Türkiye Ankara Anlaşması'nı Kıbrıs  Cumhuriyeti'ni de kapsayacak şekilde genişletmeye mecburdur.  Türkiye tüm üye devletlerin denetimi altında bulunacak ve AB  kurallarına sürekli olarak uymak zorunda olacak. Türkiye'ye  konulan koşullar kesindir ve köklü davranış içerisine girmek mecburiyetindedir. Türkiye artık Avrupa ülkesi gibi davranmak durumundadır." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.

 

            RUSYA BASINI:

            Kommersant gazetesinde (21/12) "Avusturya Cumhurbaşkanı  Heinz Fischer" başlığı altında yayımlanan bir yazıda,  Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer'in, Austria Presse  Agentur adlı Avusturya haber ajansına verdiği mülakatta,  Avrupa Birliği zirvesinde alınan, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin başlatılması kararını, "Türkiye'nin AB'ye  katılması hem Avusturya, hem de bir bütün olarak AB için  önemlidir. Bu nedenle, bu konuda AB üyesi ülkelerde  yapılabilecek bir genel referanduma Avusturyalıların da  katılması makul olurdu." şeklinde yorumladığı belirtilmektedir.  Heinz Fischer'in, AB'ye üye devlet ve hükümet başkanlarının  kararını genelde olumlu değerlendirmekle birlikte, Türkiye'nin  çözülmemiş mali sorunları, tarım sektöründeki problemleri ve  halkının serbest dolaşım hakkı gibi bir dizi engeller  bulunduğunu düşündüğü belirtilen yazıda, Cumhurbaşkanı  Fischer'in, "Avrupa genelinde bir referandum yapılsa, Avrupa'da  halkın çoğu Türkiye'nin AB'ye katılmasından yana mı, değil mi,  belli olurdu." diyerek, Avrupalıların vereceği "evet" veya  "hayır" cevabına göre yapılması gerekenlerin belli olacağını  da ifade ettiği ve müzakerelerin başlamadan önce, bu sürecin  mutlaka Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğiyle sonuçlanmayabileceğini  söylemenin dürüstçe bir davranış olacağını da dile getirdiği kaydedilmektedir.

            Rossiyskaya Gazeta'nın (21/12) "Bilet Elde Ancak Boş  Yer Yok... Türkiye AB'ye Gerekli, Türkler ise Gereksiz"  başlığı altında ve Fedor Lukyanov imzasıyla yayımlanan bir  yazıda, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin bir yıl  sonra başlayacağına dair Avrupa Birliği'nin aldığı kararın  Avrupa'da uyandırdığı tepkilerin oldukça eleştirel nitelikte  olduğu belirtilmekte ve Brüksel'den Ankara'ya dönen Başbakanı  Recep Tayyip Erdoğan'ın bir milli kahraman gibi karşılandığı,  buna karşın Avrupa ülkelerinden bazılarının başkentlerinin  şaşkınlık içinde olduğu kaydedilmektedir. AB'nin önde gelen  ülkelerinde Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda yapılan son  kamuoyu araştırmalarının sonuçlarının, AB'nin geçenlerde sona  eren tarihi zirvesi sırasında açıklandığı ve bu sonuçlara  göre, yalnızca bir ülkenin, yani İspanya nüfusunun yüzde  65'inin Türkiye'nin AB'ye katılmasından yana olduğu, İtalya  nüfusunun yüzde 49'unun da aynı görüşü paylaştığı, üçüncü  dünya ülkelerinden yoğun bir şekilde göçmen akımına maruz  kalan Avrupa'nın diğer ülkelerinin ise, bugün Türklerin yeni  istilasına karşı çıktığı ifade edilmekte ve Almanya, Fransa,  Danimarka, Hollanda ve İsveç nüfusunun üçte ikisinin,  Avusturya, Yunanistan ve Kıbrıs sakinlerinin ise yüzde  80'inin Türkleri Avrupa ailesinde görmek istemediği  vurgulanmaktadır. Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel'in,  Brüksel'den ülkesine dönünce yaptığı açıklamada,  Avusturyalıların referandum yapmadan Türklerin AB'ye  katılmasına izin vermeyeceklerini belirttiği, ilginç olan  şeyin ise, Avusturyalıların bu tutumunun, hemen Fransa  tarafından da desteklendiği, İsveçliler ve Danimarkalıların  da buna eğilimli oldukları belirtilen yazıda, "AB'ye  katıldıktan sonra Türkiye'ye, Avrupa iktidar organlarında  nüfusuna orantılı miktarda sandalye verilirse, Türkiye'nin  tutumu Avrupa kıtasında belirleyici olacak. Bilhassa Türkler,  Avrupa Parlamentosu'nda en büyük gruba ve Avrupa'nın en güçlü  ordusuna sahip olacaklar. Acaba Avrupalıların istediği bu  mudur? Görünür gelecekte bu soru, Avrupa iktidar çevrelerindeki  kilit sorulardan biri olacak." denilmektedir.  

 

            YUNANİSTAN BASINI:

            To Vima gazetesinde (21/12) "Boğaziçi'nden Manzara"  başlığı altında ve Alkis Kurkulas imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, "Türkiye'nin Brüksel zirvesi metninde yapılmasını  başardığı değişiklikler, Brüksel tarafından, Avrupa  kimliğinin biçimlenmesinde Türk katılımına verilen büyük  önemin altını çiziyor. Öte yandan, Türk yetkililer özel  görüşmelerinde, 'Kıbrıs liderliğinin güvenirliği tam  anlamıyla 'yerle bir olmasaydı' başarılanların hiçbiri  başarılamayacaktı' diyorlar. Yıllardan sonra Türk  diplomasisi, Rauf Denktaş'ın yükünü artık taşımaması ve  Kıbrıs Rum tarafının yalnızlığa itilmiş olması nedeniyle,  serbestçe hareket edebildi. Kıbrıs Rum tarafının neden ve  nasıl güvenirliğini kaybetmiş olduğunu araştırmanın zamanı  belki değil, ancak Annan planını reddetmiş olmasının bu yönde  büyük rol oynamış olduğu kesindir. Ankara'da, Kıbrıs konusuna  ilişkin paragraftaki değişikliklerin yapılmasının başka bir  nedenden dolayı da kolaylaştığına inanılıyor. Kıbrıs Rum  kesiminin ısrarla talep ettiği, Türkiye tarafından tanınmasının,  hayati çıkarlarının korunması için gerekli olduğu yönünde kimse  ikna olmadı. Tam aksine herkes, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, AB üyesi  olmakla güçlendirdiği konumundan yararlanarak, tanınma talebiyle Türkiye'yi 'cezalandırmak' istediği izlenimini edindi. Annan  planının olumsuz bir şekilde ele alınmasının yarattığı kötü  izlenimlerin aşılması için hala 3 Ekim'e kadar zaman var, bu  zamandan yararlanılması gereklidir." denilmektedir.

            Kathimerini gazetesinde (21/12) "Avrupa'nın Değişmesi"  başlığı altında ve Stavros Ligeros imzasıyla yayımlanan  yorumda, "Ankara'nın kolay müzakereler yapanlardan değil.  AB'ye üye olmayı amaçlıyor, ancak AB'ye uyum sağlamak  istemiyor. Aslında, 'a la carte' bir Avrupa istiyor. Bunu  başaramayacak ve uyum sağlamak zorunda kalacak. Ancak büyük  bir Müslüman ülkenin AB üyesi olması AB'yi de değiştirecek.  AB ortakları komşumuz ülkenin Avrupa'da yeri var mı ya da  yok mu konusuna açıkça bakmaktan kaçındılar ve topu geleceğe  attılar. Avrupalılar, kesin sayılan Türk ihmallerinden  yararlanarak müzakereleri uzatmaya çalışacaklar. Ancak  müzakereler tamamlanınca, Türkiye'nin tam üyeliğini  reddetmeleri siyasi açıdan mümkün olmayacak. Zaten, bu tür  bir hareket komşumuz ülkeye karşı haksızlık oluşturacak.  Türkiye'nin Avrupa yönelimi, bir bakıma Avrupa'nın stratejik  ikilemlerini ortaya koyuyor: Bütünleşme politikası, AB-ABD  ilişkilerindeki dengeler ve elbette genişlemenin sırlarıyla  ilgili AB'nin kimliği konusu ön plana çıkıyor." denilmektedir.

            Yunanistan'ın özel Antenna Televizyonu'nun internet  sayfasında (21/12) "Erdoğan Yeniden Kışkırtıyor" başlığı  altında yayımlanan bir haberde, Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan'ın bütçe görüşmeleri sırasında TBMM'de yaptığı  konuşmada, 1963'te Türkiye ile AB arasında imzalanan Ortaklık Anlaşması'nın, AB üyesi 10 yeni ülkeyi de kapsayacak şekilde genişletilmesinin "Kıbrıs Rum Yönetimi"nin tanınması anlamına  gelmediğini söylediği belirtilmektedir. Haberde, protokolün imzalanmasının, Türkiye ile AB arasında varılacak anlaşma  derecesine bağlı olduğunu açıklayan Erdoğan'ın, "Tanıma, bunu  yapacak ülkenin siyasi açıklamada bulunmasını öngörüyor.  Uluslararası ilişkilerde, doğrudan, fiilen, dolaylı tanımanın  şartları vardır. Ancak bunun ilgili ülke tarafından açıklanması  gerekir. Neticede önemli olan, Türkiye'nin ne dediğidir. Gerek  Ankara gerekse Avrupa Komisyonu Başkanı, protokolün  imzalanmasının Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye tarafından tanınması  anlamına gelmediğini açıklamışlardı." dediği aktarılmaktadır.     

                 

 
ESKİ SAYILAR