ANKARA, 22/12(BYE)--- Yabancı
basın-yayın organlarında 21 Aralık 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB
ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
Amerika'nın Sesi
Radyosu'nun 06.30-07.00 Türkçe yayınında (21/12) "Weston: Türkiye 17
Aralık Zirvesi'nde Aradığını Buldu" başlığı altında ve Barış Ornarlı
imzasıyla yer verilen bir haberde, AB'nin, Ankara ile 3 Ekim 2005'te
üyelik müzakerelerine başlamak için Kıbrıs şartını öne sürmesinin,
Türkiye'de tartışmalara yol açtığı ve Amerika'nın Kıbrıs eski özel
temsilcisi Büyükelçi Thomas Weston'ın, Türkiye'nin müzakerelere
başlaması için kesin tarih almasını ve bu sürecin Kıbrıs boyutunu
değerlendirdiği, Türkiye'yi yakından takip etmeye devam ettiği ve
AB'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlama kararı almasından
övgüyle bahsettiği belirtilmekte ve "Bence Türkiye açısından harika
bir karar, AB için de çok iyi bir gelişme. Aslında son derece
gecikilmiş bir karar, ancak yine de övülmeye değer." dediği ifade
edilmektedir. Weston'ın Türkiye'nin 17 Aralık zirvesinde aradığını
bulduğunu düşündüğü ifade edilen haberde, AB'nin öne sürdüğü bazı
şartlar ve nihai bildiride yer alan bazı ibarelerin, Türkiye'de
rahatsızlık yarattığı ve bu koşulların başında Kıbrıs'ın geldiği,
Türkiye'nin müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim tarihinden önce, Ankara
Anlaşması'nın AB'nin 10 yeni üyesini de kapsayacak şekilde yeniden
düzenlemesinin gerektiği ve bu yeni 10 üye arasında Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin de yer aldığına işaret edilmektedir. "Ankara
Anlaşması'nın Kıbrıs'ı da dahil edecek şekilde yeniden düzenlenmesi,
Türkiye'nin Kıbrıs'ı resmen tanıyacağı anlamına mı geliyor? şeklindeki
bir soruya yer verilen haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bunun
teknik bir mesele olduğunu ve tanıma anlamına gelmediğini savunduğu, bu
görüşe Büyükelçi Thomas Weston'ın da katıldığı kaydedilmekte ve
"Hayır, bunun tanıma anlamına geldiğini düşünmüyorum. İmzalanacak olan
anlaşma, AB Komisyonu'yla imzalanacak ve Kıbrıs'ı da Türkiye ile gümrük
birliği kapsamına alacak. Bu, Türkiye'nin tek taraflı olarak zaten
atmış olduğu adıma benziyor. Yani bunun resmi bir tanıma olduğunu
düşünmüyorum. Nihai belgede kullanılan dilin de bunu yansıttığı
kanısında değilim." dediği aktarılmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (21/12) "Sanayi Türkiye Müzakerelerini Olumlu Karşılıyor"
başlığı altında ve "fri." rumuzuyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa
Sanayi ve Ticaret Odaları Çatı Derneği (Eurochambres)'in Başkanı Christoph
Leitl'in, AB devlet ve hükümet başkanları tarafından kararlaştırılan,
Türkiye ile Ekim 2005'te AB üyelik müzakerelerinin başlatılması konusu
hakkında yaptığı açıklamada, ekonomik açıdan bakıldığında Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne katılım perspektifinin çok cazip olanaklar sunduğunu
söylediği belirtilmektedir. Eurochambres'in, Türkiye'deki iş dünyasının
teşviki amacıyla ek kaynaklar tahsis edeceğini belirten Leitl'in,
"Şirketler, entegrasyon sürecinde önemli bir unsuru teşkil ediyorlar;
sıkı ve geniş kapsamlı AB müktesebatına uyum sağlayabilmek için bizim
desteğimize ihtiyaçları var." diye konuştuğu ifade edilen yazıda,
Sanayi ve İşveren Dernekleri'nin Avrupa Çatı Örgütü (Unice)'in de
kararı olumlu karşıladığı ve Unice Genel Sekreteri Philippe de Buck'un,
Türkiye'nin yıllık yüzde altılık büyüme oranıyla AB için bir büyüme
motoru ve önemi giderek artan bir ticari ortak olduğunu söyleyerek,
"Girişimcilik ruhu Türk toplumuna köklü bir şekilde yerleşmiş durumda;
bazı AB ülkelerinde bunu örnek alabiliriz." dediği kaydedilmektedir.
Hamburger Abendblatt
gazetesinin internet sayfasında (21/12) "Türkiye Konusu İtalya'yı
Bölüyor" başlığı altında ve Andreas Englisch imzasıyla yer alan bir
yazıda, İtalya'daki koalisyon ortağı Kuzey Birliği'nin, Türkiye'yi
AB'de görmek istemediği ve parti lideri Umberto Bossi'nin, Türkiye'nin
AB'ye katılmasıyla Avrupa'nın kimliğini inkar edeceğini belirttiği
kaydedilmektedir. Bossi'nin, bu noktada asla taviz vermeyeceklerini ve
referanduma gidilmesi talebinde bulunduğu belirtilen yazıda, bu kararı
çıkartmanın mümkün göründüğü ve Kuzey Birliği'nin bunun için 500 bin
imza toplamak zorunda olduğu, böylece Başbakan Berlusconi koalisyonun
varlığını tehdit eden bir kavgayla karşı karşıya bulunduğu ifade
edilmektedir. Kuzey Birliği üyesi İtalya Reform Bakanı Roberto
Calderoli'nin üst düzey parti yöneticileriyle birlikte protestocuların
başında yer aldığı ve Calderoli'nin, "sağ ve sol eğilimli
siyasetçilerin büyük çoğunluğunun Türkiye'nin AB üyeliğinden yana
göründüğü bugünlerde halkı bu kadar önemli bir konuya dahil edecek
referandumu düşünme zamanı geldi." açıklamasında bulunduğu kaydedilen
yazıda, Bossi'nin Türkiye karşıtı sözleri özellikle zengin olan
İtalya'nın kuzeyinde zemin kazandığı vurgulanmaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Salzburger Nachrichten
gazetesinde (21/12) "'Tereddüt Uyandırıcı' Oylama" başlığı altında ve
Manfred Perterer imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa Birliği
tarihinde ilk kez 1972'de bir ülkede genişleme öncesi halk oylamasına
gidildiği ve Fransız Devlet Başkanı Georges Pompidou'nun halktan,
İngiltere, Danimarka ve İrlanda'nın Birliğe katılmasına ilişkin görüş
bildirmesini istediği ve oylamanın sonucu bir sürpriz olduğu
belirtilmekte, İngilizlerden pek hoşlanmadıkları bilinen Fransızların
üçte ikisinden fazlasının, genişlemeden yana oy kullandığı
kaydedilmektedir. O tarihten beri de bir halkın diğerinin katılımı
konusunda oylama yaptığı hiç vaki olmadığı belirtilen yazıda, Hollanda
Dışişleri Bakanı Bot'un bunun haklı bir nedene dayandığını düşündüğü
ve "adil bir davranış olmadığını" söylediği ifade edilmektedir. AB
Dönem Başkanı Hollanda'nın, Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin 10-15
yıl içinde Türkiye'nin katılım ihtimaline ilişkin referandum yapmak
istemelerine karşı çıkarak, bunun AB adayı oldukları zaman Türklere
söylenmediğine işaret ettiği ve "Adil davranmalıyız. Bir futbol
maçında kalenin yerini değiştirmek istermiş gibi davranmamalıyız."
dediğine dikkat çekilmektedir. AB'li diplomatların, çeşitli ülkelerin
seçmenlerini yeni bir ülkenin AB'ye alınması konusunda oylamaya
çağırmanın siyasi açıdan bir problem olacağı görüşünü paylaştıkları
kaydedilen yazıda, Brüksel'de Avrupa çapında bir referandumun yapılıp
yapılmamasının tartışıldığı, ancak böyle bir oylamanın AB'nin
gelecekteki Anayasasında öngörülmediğine işaret edilmektedir.
Avusturyalı Anayasa Hukuku uzmanı Heinz Maier'in, Başbakan tarafından
Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda yapılacağı açıklanan halk
oylamasını, "son derece tereddüt uyandırıcı" bulduğunu belirttiği
kaydedilen haberde, şimdiye kadar Avusturya'da "duygusal açıdan
ağırlıklı" konularda halk oylaması yapılmaması yolunda bir geleneğin
olduğuna işaret eden Maier'in, anlaşılan bu geleneğin şimdi kalktığını
belirttiği vurgulanmaktadır.
Wiener Zeitung'da (21/12)
"Orada SPÖ Olsaydı Veto Ederdi" başlığı altında ve Alexandra Grass-Walter
Haemmerle imzasıyla SPÖ Genel Sekreteri Doris Bures ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadelere yer almaktadır:
"SORU: Başbakan Wolfgang
Schüssel, müzakereler sona erdikten sonra, Türkiye'nin AB'ye katılımı
konusunda bir halk oylaması yapılacağını açıkladı. O tarihte eğer SPÖ
iktidarda olursa, sizce bu açıklama siyasi açıdan bağlayıcı olur mu?
BURES: Schüssel gerçi böyle
bir vaatte bulundu, ama bunun yanı sıra birçok soruyu da karşılıksız
bıraktı. Zaten önce üçte iki çoğunluk ile katılımı kesinleştiren bir
Anayasa kanununun kararlaştırılması gerekiyor. Bu yüzden o tarihte bir
halk oylamasının yapılması için çok geç olur.
(...)
SORU: SPÖ AB zirvesine
katılacak olsaydı, müzakerelere başlama kararını veto eder miydi?
BURES: Evet. Önemli olan
siyasi açıdan ne istediğimiz. Şu anda ne Avrupa, ne de Türkiye bir
katılıma hazır. İşbirliğinin başka şekilleri de var, örneğin AET
çerçevesindeki gibi. Şimdi AB'nin derinleşmesi ve sağlamlaşması,
genişlemesinden daha önemli.
SORU: CDU Başkanı Angela
Merkel, Almanya'daki gelecek seçimlerde başbakan olursa, Türkiye'nin
katılımını engelleyeceğini söyledi. SPÖ de böyle bir açıklama ile mi
seçimlere gidecek?
BURES: Biz Türkiye'nin hiç
bir zaman AB'ye giremeyeceğini söylemiyoruz, yalnız siyasi şartların
buna uygun olması gerektiğine işaret ediyoruz."
FRANSA BASINI:
AFP'nin (21/12) "Türkiye...
Jacques Chirac'ın Müttefiki, 'Arkasından Sürgülü' Bir Demokrasi
Deyimini Kullandı" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Fransa'daki
koalisyon iktidarında çoğunluğa sahip UDF'nin lideri François
Bayrou'nun yaptığı açıklamada, Türkiye ve AB konusu dolayısıyla,
özellikle Cumhurbaşkanı ve hükümete karşı eleştirel bir tavır takındığı
belirtilmektedir. Türkiye'nin AB'ye üyeliğine karşı olan Bayrou'nun,
25'lerin, Ankara'nın AB'ye girişine yönelik müzakerelere başlanması
kararı sonrasında, Ulusal Meclis'in oturumunda gerçekleşen ancak
herhangi bir kararın alınmadığı tartışma sırasında bazı eleştirilerde
bulunduğu belirtilen haberde, Türkiye'nin üyeliğine karşı bir
çoğunluğun olduğunu kanıtlayacak olan oylamadan önce bir genel görüşme
yapılmasını isteyen UDF liderinin, demokrasinin, "kendisini duyurmak ve
geleceğe ağırlığını koymak isteyen halkın sesine yer vermediğine, içe
dönük, arkasından sürgülü bir şekilde kapalı ve muhalefetsiz olduğuna"
inandığını belirttiği kaydedilmektedir. Başbakan Jean-Pierre
Raffarin'in de milletvekilleri tarafından dile getirilen çok sayıdaki
eleştiri ve çekincelere yanıt verirken, "Bırakalım Avrupa kendi
demokratik çekim gücünü kullansın (...) Hiçbir şey, Türkiye'yi
ilanihaye Avrupa'nın dışında kalmaya mahkum etmiyor." dediği aktarılan
haberde, Raffarin, Cumhurbaşkanı Chirac'ın gerekçelerini yineleyerek,
"Zaman içinde, tüm koşullar yerine getirildiği takdirde, Türkiye'yi
kabul etmek Fransa'nın da, Avrupa'nın da yararına olacaktır. Ancak, çok
doğaldır ki, Türkiye'nin üye olmak istemediği veya olamadığı bir durum
ortaya çıkacak olursa, AB, bu ülkeye üyelik yerine, bir ortaklık bağı
önermek durumunda kalacaktır." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.
Le Monde gazetesinde
(21/12) "Türkiye-AB İlişkileri... Karamanlis'e Göre Kıbrıs Konusunda
Açıkça Taahhütte Bulunulmuştur" başlığı altında yayımlanan bir yazıda,
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in, 19 Aralık'ta yaptığı bir
açıklamada, Türkiye'nin Avrupa perspektifinin Kıbrıs konusundaki
tutumuna bağlı olacağını belirterek, AB ile Türkiye arasında yapılan
anlaşmanın, Ankara'nın Kıbrıs Rum kesimini tanıyacağına dair "net ve
açık" bir taahhüt içerdiğini kaydettiği belirtilmektedir. "16-17 Aralık
tarihlerinde gerçekleşen Avrupa zirvesi sırasında Türkiye'nin Avrupa
yürüyüşü ile 'Kıbrıs Cumhuriyeti' karşısındaki tutumu arasında net ve
açık bir bağ kurulmasını başardık. Bu açık ve net taahhüt gereği,
Türkiye'nin, üyelik müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim 2005'e kadar
Gümrük Birliği Protokolünü imzalaması gerekmektedir" diyen
Karamanlis'in sözlerini, "Türkiye'nin Avrupa yürüyüşü, artık kendisine
bağlıdır." şeklinde sürdürdüğü ifade edilen yazıda, Karamanlis'in,
Yunanistan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos ile görüşmesinin ardından
yaptığı bu açıklamada, "Avrupa Birliği, Türkiye'nin tutumunu, Avrupa
değerlerine ve topluluk müktesebatına uyum sağlama yolundaki
ilerlemesini çok yakından, adım adım takip edecektir." dediği
aktarılmaktadır.
AFP'nin (21/12) "Blair:
Türkiye'nin AB'ye Girişi 'Temel Önem' Arz Etmektedir" başlığı altında
yer verdiği bir haberde, İngiltere Başbakanı Tony Balir'in yaptığı
açıklamada, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişinin, İngiltere, Avrupa
ve tüm dünyanın gelecekteki barışı ve refahı için temel önem arz
ettiğini belirttiği ifade edilmektedir. Brüksel'deki son Avrupa
Zirvesi'nin çalışmaları hakkında milletvekillerine bilgi veren Blair'in,
muhafazakar muhalefetin İngiltere'nin Avrupa Birliği'ne aidiyeti
konusunun yeniden müzakere edilmesi yönündeki isteğini eleştirdi ve
bunu, herkesin gerçekleşemez olduğunu bildiği bir fantazi olarak
niteleyerek, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin gelecek yıl
başlatılması kararından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Bu, Avrupa
için oldukça önemli bir andır." diyerek, Türkiye'nin Atlantik İttifakı
bünyesinde ağırlığı olan güvenilir bir müttefik olduğunu vurguladığı
kaydedilen haberde, İngiltere Başbakanı Blair'in Avam Kamarası'nda
yaptığı konuşmada, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi yönünde
müzakerelerin başlatılmasının, Hristiyanlar ile Müslümanlar arasında
bir medeniyetler çatışmasına inananların haksız çıktığını gösterdiğini
kaydederek, "Müslümanlar, Hristiyanlar ve başka dinlerden olanlar,
demokratik hoşgörü içinde ve çok kültürlü toplumlarda birlikte
çalışabilirler." dediği aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
The Guardian gazetesinin
internet sayfasında (20/12) "Saflarımızda Bir Kaplana İhtiyacımız Var"
başlığı altında ve Peter Preston imzasıyla yer alan bir yorumda,
Kıbrıs'ın, boşa geçen 30 uzun yıl boyunca, Avrupa'ya açılan kapıdaki
emniyet zinciri ve endişelerimizin temelinde yatan sebep olduğu, fakat
şimdi, birdenbire, sevinç dolu kalabalıkların, Brüksel'de geçirilen iki
zorlu günden sonra İstanbul'a dönen Türkiye Başbakanı'nı selamladığı ve
Avrupa'nın kendisinin o zincire takıldığı belirtilmektedir. Türkiye'nin
AB kutlamalarını az kalsın mahveden ve Blair, Schröder ve Chirac'ı
budala gibi gösteren neydi? sorusuna yer verilen yorumda, onun da
Kıbrıs olduğuna işaret edilen yorumda, Kıbrıs konusunda yapılan
referandum ve sonrasında yaşanan gelişmeler ele alınmakta, öyle ya da
böyle, veto hakkını elinde tutan Rum kesimi şu anda bir AB üyesi ve
Türkiye'yi tam istediği yerde yakalamış gibi göründüğü, Türkiye'nin
dışarıda, Yunanlıların her fırsatta taviz vermesi için baskı yapacağı
bir ziyaretçi konumunda olduğuna işaret edilmektedir. Yorumda şöyle
denilmektedir: "Türkiye'nin AB üyeliği hakkında şüpheleriniz olabilir.
Elbette, evvelki gün Lizbon'da dinlediğim Fransız ve Alman
parlamenterler gibi, kurucu ülkeler arasındaki birliğin akıbetine
ağıtlar yakabilir ve Türkiye'nin üyeliğini, Birliğin kalbine saplanacak
bir hançer olarak görebilirsiniz. Elbette, bu konu hakkında görüş
bildiren Lizbon yardımcı piskoposunun dediği gibi: AB, Müslümanlara
başka kapıyı çalmalarını söyleyen bir Hristiyan topluluğudur. AB'nin,
Türkiye'nin genç nüfusuna, gayretliliğine ve kalkınma arzusuna;
kısacası saflarında bir kaplana ihtiyacı var. Şu anda Avrupa'da yaşayan
birçok Müslüman var ve AB, onların birliğe katkılarını kabulleniyor.
Eğer Ankara'nın 10 ya da 12 yıl sonra ekonomik açıdan sorun olacağı
düşünülüyorsa, Bükreş ve Sofya sadece üç dört yıl sonra ekonomik
sıkıntı yaratacak. Bu faktörlerin hiçbirinin Kıbrıs'la ilgisi yok.
Türkiye'nin AB üyeliği, Kıbrıs sorununun çözülmesine katkıda
bulunabilir ve bulunmalıdır. Fakat Kıbrıs sorununun çözümünün,
Türkiye'nin Avrupa'daki yeri ile ilgisi yoktur."
Reuter'in (21/12) "AB,
Kıbrıs Meselesi Taraflarından BM'nin Arabuluculuk Önerisini
Değerlendirmelerini İstedi" başlığı altında yer verdiği bir haberde,
Avrupa Birliği'nin, Kıbrıs anlaşmazlığındaki tüm taraflardan,
Türkiye'nin AB'ye üyelik girişiminin adanın birleşmesini sağlayabilmesi
için BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yinelediği arabuluculuk
önerisini değerlendirmelerini istediği belirtilmektedir. Hollanda
Başbakanı Jan Peter Balkenende Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı
konuşmada, "İlgili tarafların, Genel Sekreter Kofi Annan'ın geçen cuma
bir kere daha sunduğu öneriyi yinelediği BM'nin dostane teşebbüsünü
değerlendirmeleri iyi olacaktır. Karmaşık Kıbrıs meselesinin
çözümlenmesine katkıda bulunabilme umudumun samimiyetini ifade etmek
isterim. Fırsatın elde edilebilir olduğundan ve bundan azami düzeyde
yararlanıldığından emin olmalıyız." dediği belirtilen haberde,
Balkenende'nin, Türkiye'nin sadece ulusal hukuka uyarlamak yerine AB
kurallarını tam anlamıyla uygulaması gerektiğini vurguladığı ve
Balkenende'den sonra Parlamento'da bir konuşma yapan Avrupa Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso'nun da, bazı AB ülkelerinde adaylığı
konusunda duyulan endişeleri gidermek için Türkiye'nin "en kısa sürede"
yeni bir temel atması çağrısını tekrarladığı ve "Türkiye bir Avrupa
geleceğine bağlılığına dair açık sinyaller vermelidir." diye konuştuğu
kaydedilmektedir.
İTALYA BASINI:
La Repubblica gazetesinde
(21/12) "Kuzey Ligi Türkiye Konusunda İzole Oldu... Follini: Muhalefet
Gibi Gösteri" başlığı altında yayımlanan bir haberde, pazar günü
Milano'da düzenlenen Türkiye karşıtı gösteri sonrasında, iktidarda
bulunan "Özgürlük Evi-Casa della Liberta-Cdl" ittifakına dahil tüm
siyasi partilerin Kuzey Ligi'ne karşı tavır aldığı vurgulanırken,
Başbakan Yardımcısı (Merkezi Demokrat Birlik- Udc) Marco Follini'nin net
ifadelerle, "Dünkü gösteri bana hükümet ortağı bir partinin değil de,
bir muhalefet partisinin gösterisiymiş gibi geldi. Bu konuda iktidarın
ortak bir görüşe sahip olması gerektiğini tekrarlıyorum. Türkiye'nin
Avrupa'ya katılım süreci desteklenmelidir ve bu da iktidarda
mevcuttur." dediği aktarılmaktadır. Haberde, Ulusal İttifak
Partisi'nden Ignazio La Russa'nın Kuzey Ligi'nin Türkiye'nin AB'ye
katılımına karşı başlattığı aleyhte kampanya hakkında, "Türkiye'nin
AB'ye katılımının olumlu bir husus olduğunu anlamamak deliliktir, çünkü
bu katılım köktendinci İslamın yayılmasını sınırlayabilir." şeklindeki
ifadelerine yer verilmektedir.
Resmi haber ajansı ANSA'da
(21/12) "Berlusconi Müttefikinin Türkiye Konusundaki Protestolarını
Umursamıyor" başlığı altında yer verilen haberde, Başbakan
Berlusconi'nin özetle, Kuzey Ligi'nin tutumunu anlayamadığını ancak
bunun hükümetin politikasını etkilemeyeceğini, alınan kararın
değiştirilemeyeceğini, bu görüş ayrılığının ise koalisyonu etkileyecek
kadar ciddi olmadığını, 10-15 yıllık müzakere süreci sonucu,
Türkiye'nin kültürel olarak da Avrupa'nın geri kalanına yaklaşacağını,
hukuk sistemini Batı standartlarına uygun hale getirerek gelişeceğini,
bu arada Türkiye'den büyük bir işçi göçünün de olmayacağını dile
getirdiği aktarılmaktadır.
KIBRIS RUM BASINI:
Haravgi gazetesinde (21/12)
"Papadopulos ve Sözcüden Gül'e Yanıt" başlığı altında yayımlanan bir
haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Gümrük Birliği Protokolünün
Türkiye ile "Kıbrıs Rum kesimi" arasında değil Türkiye ile AB
Komisyonu arasında imzalanacağı ve Ankara'nın dolaylı da olsa Kıbrıs
Rum kesimini tanımayacağıyla ilgili açıklamasını yorumlayan Başkan
Tasos Papadopulos'un, "17 Aralık zirvesinde alınan karara göre -ki bu
kararla Türkiye'nin AB ile üyelik müzakereleri başlayacak- Türkiye
Gümrük Birliği Protokolünü ismen belirtilen üye devletler adına hareket
eden AB Komisyonu ile imzalayacaktır. Bu, her zaman böyle yapılır.
Bizim yetkilendirdiğimiz AB tüzüğü bunu emreder." dediği
belirtilmektedir. Papadopulos'un, Gümrük Birliği Protokolünü "Kıbrıs
Cumhuriyeti" ile imzalamak zorunda kalmamak için Türkiye'nin bir an
önce çözüm peşinde olduğuyla ilgili soruya karşılık, "Bu onun
sorunudur." diye yanıtladığı ifade edilen haberde, Türkiye'nin daha
uzlaşıcı tavrına ilişkin yorum yapmaktan kaçınan Papadopulos'un,
"Türkiye'nin önünde bir takvimi var ve buna uymak zorundadır." dediği
aktarılmakta, sözcü Hrisostomidis'in ise, Gül'ün Türkiye'nin Rum
Yönetimi'ni tanımayacağıyla ilgili açıklamasını yorumladığı ve "Sayın
Gül istediğini söyleyebilir. Türkiye Ankara Anlaşması'nı Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni de kapsayacak şekilde genişletmeye mecburdur. Türkiye
tüm üye devletlerin denetimi altında bulunacak ve AB kurallarına
sürekli olarak uymak zorunda olacak. Türkiye'ye konulan koşullar
kesindir ve köklü davranış içerisine girmek mecburiyetindedir. Türkiye
artık Avrupa ülkesi gibi davranmak durumundadır." şeklindeki ifadesine
yer verilmektedir.
RUSYA BASINI:
Kommersant gazetesinde
(21/12) "Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer" başlığı altında
yayımlanan bir yazıda, Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer'in,
Austria Presse Agentur adlı Avusturya haber ajansına verdiği mülakatta,
Avrupa Birliği zirvesinde alınan, Türkiye'nin AB'ye katılım
müzakerelerinin başlatılması kararını, "Türkiye'nin AB'ye katılması hem
Avusturya, hem de bir bütün olarak AB için önemlidir. Bu nedenle, bu
konuda AB üyesi ülkelerde yapılabilecek bir genel referanduma
Avusturyalıların da katılması makul olurdu." şeklinde yorumladığı
belirtilmektedir. Heinz Fischer'in, AB'ye üye devlet ve hükümet
başkanlarının kararını genelde olumlu değerlendirmekle birlikte,
Türkiye'nin çözülmemiş mali sorunları, tarım sektöründeki problemleri
ve halkının serbest dolaşım hakkı gibi bir dizi engeller bulunduğunu
düşündüğü belirtilen yazıda, Cumhurbaşkanı Fischer'in, "Avrupa
genelinde bir referandum yapılsa, Avrupa'da halkın çoğu Türkiye'nin
AB'ye katılmasından yana mı, değil mi, belli olurdu." diyerek,
Avrupalıların vereceği "evet" veya "hayır" cevabına göre yapılması
gerekenlerin belli olacağını da ifade ettiği ve müzakerelerin
başlamadan önce, bu sürecin mutlaka Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğiyle
sonuçlanmayabileceğini söylemenin dürüstçe bir davranış olacağını da
dile getirdiği kaydedilmektedir.
Rossiyskaya Gazeta'nın
(21/12) "Bilet Elde Ancak Boş Yer Yok... Türkiye AB'ye Gerekli, Türkler
ise Gereksiz" başlığı altında ve Fedor Lukyanov imzasıyla yayımlanan
bir yazıda, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin bir yıl sonra
başlayacağına dair Avrupa Birliği'nin aldığı kararın Avrupa'da
uyandırdığı tepkilerin oldukça eleştirel nitelikte olduğu belirtilmekte
ve Brüksel'den Ankara'ya dönen Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir
milli kahraman gibi karşılandığı, buna karşın Avrupa ülkelerinden
bazılarının başkentlerinin şaşkınlık içinde olduğu kaydedilmektedir.
AB'nin önde gelen ülkelerinde Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda
yapılan son kamuoyu araştırmalarının sonuçlarının, AB'nin geçenlerde
sona eren tarihi zirvesi sırasında açıklandığı ve bu sonuçlara göre,
yalnızca bir ülkenin, yani İspanya nüfusunun yüzde 65'inin Türkiye'nin
AB'ye katılmasından yana olduğu, İtalya nüfusunun yüzde 49'unun da aynı
görüşü paylaştığı, üçüncü dünya ülkelerinden yoğun bir şekilde göçmen
akımına maruz kalan Avrupa'nın diğer ülkelerinin ise, bugün Türklerin
yeni istilasına karşı çıktığı ifade edilmekte ve Almanya, Fransa,
Danimarka, Hollanda ve İsveç nüfusunun üçte ikisinin, Avusturya,
Yunanistan ve Kıbrıs sakinlerinin ise yüzde 80'inin Türkleri Avrupa
ailesinde görmek istemediği vurgulanmaktadır. Avusturya Başbakanı
Wolfgang Schüssel'in, Brüksel'den ülkesine dönünce yaptığı açıklamada,
Avusturyalıların referandum yapmadan Türklerin AB'ye katılmasına izin
vermeyeceklerini belirttiği, ilginç olan şeyin ise, Avusturyalıların bu
tutumunun, hemen Fransa tarafından da desteklendiği, İsveçliler ve
Danimarkalıların da buna eğilimli oldukları belirtilen yazıda, "AB'ye
katıldıktan sonra Türkiye'ye, Avrupa iktidar organlarında nüfusuna
orantılı miktarda sandalye verilirse, Türkiye'nin tutumu Avrupa
kıtasında belirleyici olacak. Bilhassa Türkler, Avrupa Parlamentosu'nda
en büyük gruba ve Avrupa'nın en güçlü ordusuna sahip olacaklar. Acaba
Avrupalıların istediği bu mudur? Görünür gelecekte bu soru, Avrupa
iktidar çevrelerindeki kilit sorulardan biri olacak." denilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima gazetesinde (21/12)
"Boğaziçi'nden Manzara" başlığı altında ve Alkis Kurkulas imzasıyla
yayımlanan bir yorumda, "Türkiye'nin Brüksel zirvesi metninde
yapılmasını başardığı değişiklikler, Brüksel tarafından, Avrupa
kimliğinin biçimlenmesinde Türk katılımına verilen büyük önemin altını
çiziyor. Öte yandan, Türk yetkililer özel görüşmelerinde, 'Kıbrıs
liderliğinin güvenirliği tam anlamıyla 'yerle bir olmasaydı'
başarılanların hiçbiri başarılamayacaktı' diyorlar. Yıllardan sonra
Türk diplomasisi, Rauf Denktaş'ın yükünü artık taşımaması ve Kıbrıs
Rum tarafının yalnızlığa itilmiş olması nedeniyle, serbestçe hareket
edebildi. Kıbrıs Rum tarafının neden ve nasıl güvenirliğini kaybetmiş
olduğunu araştırmanın zamanı belki değil, ancak Annan planını reddetmiş
olmasının bu yönde büyük rol oynamış olduğu kesindir. Ankara'da, Kıbrıs
konusuna ilişkin paragraftaki değişikliklerin yapılmasının başka bir
nedenden dolayı da kolaylaştığına inanılıyor. Kıbrıs Rum kesiminin
ısrarla talep ettiği, Türkiye tarafından tanınmasının, hayati
çıkarlarının korunması için gerekli olduğu yönünde kimse ikna olmadı.
Tam aksine herkes, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, AB üyesi olmakla
güçlendirdiği konumundan yararlanarak, tanınma talebiyle Türkiye'yi
'cezalandırmak' istediği izlenimini edindi. Annan planının olumsuz bir
şekilde ele alınmasının yarattığı kötü izlenimlerin aşılması için hala
3 Ekim'e kadar zaman var, bu zamandan yararlanılması gereklidir."
denilmektedir.
Kathimerini gazetesinde
(21/12) "Avrupa'nın Değişmesi" başlığı altında ve Stavros Ligeros
imzasıyla yayımlanan yorumda, "Ankara'nın kolay müzakereler yapanlardan
değil. AB'ye üye olmayı amaçlıyor, ancak AB'ye uyum sağlamak
istemiyor. Aslında, 'a la carte' bir Avrupa istiyor. Bunu
başaramayacak ve uyum sağlamak zorunda kalacak. Ancak büyük bir
Müslüman ülkenin AB üyesi olması AB'yi de değiştirecek. AB ortakları
komşumuz ülkenin Avrupa'da yeri var mı ya da yok mu konusuna açıkça
bakmaktan kaçındılar ve topu geleceğe attılar. Avrupalılar, kesin
sayılan Türk ihmallerinden yararlanarak müzakereleri uzatmaya
çalışacaklar. Ancak müzakereler tamamlanınca, Türkiye'nin tam üyeliğini
reddetmeleri siyasi açıdan mümkün olmayacak. Zaten, bu tür bir hareket
komşumuz ülkeye karşı haksızlık oluşturacak. Türkiye'nin Avrupa
yönelimi, bir bakıma Avrupa'nın stratejik ikilemlerini ortaya koyuyor:
Bütünleşme politikası, AB-ABD ilişkilerindeki dengeler ve elbette
genişlemenin sırlarıyla ilgili AB'nin kimliği konusu ön plana çıkıyor."
denilmektedir.
Yunanistan'ın özel Antenna
Televizyonu'nun internet sayfasında (21/12) "Erdoğan Yeniden
Kışkırtıyor" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın bütçe görüşmeleri sırasında TBMM'de yaptığı
konuşmada, 1963'te Türkiye ile AB arasında imzalanan Ortaklık
Anlaşması'nın, AB üyesi 10 yeni ülkeyi de kapsayacak şekilde
genişletilmesinin "Kıbrıs Rum Yönetimi"nin tanınması anlamına
gelmediğini söylediği belirtilmektedir. Haberde, protokolün
imzalanmasının, Türkiye ile AB arasında varılacak anlaşma derecesine
bağlı olduğunu açıklayan Erdoğan'ın, "Tanıma, bunu yapacak ülkenin
siyasi açıklamada bulunmasını öngörüyor. Uluslararası ilişkilerde,
doğrudan, fiilen, dolaylı tanımanın şartları vardır. Ancak bunun ilgili
ülke tarafından açıklanması gerekir. Neticede önemli olan, Türkiye'nin
ne dediğidir. Gerek Ankara gerekse Avrupa Komisyonu Başkanı, protokolün
imzalanmasının Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye tarafından tanınması
anlamına gelmediğini açıklamışlardı." dediği aktarılmaktadır.
-
-
ESKİ SAYILAR