29.12.2004

   

Anasayfa

e-posta


 
 

ANKARA, 29/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  28 Aralık 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Kronen Zeitung'da (28/12) "Türkiye Oylaması Yalnız  Schüssel'in Göz Boyamacılığı mı?" başlığı altında ve Peter  Gnam imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Kaernten Eyalet  Başkanı Haider'in, yılbaşında yine koalisyonu birbirine  kattığı belirtilmekte ve Haider'in Başbakan Schüssel'in  10 yıl sonra Avusturya'da Türkiye'nin AB'ye katılımı  konusunda halk oylaması yapmak üzere verdiği yazılı  garantinin hiç değeri olmadığını ve bunun yalnız göz  boyamaktan başka bir şey olmadığını iddia ettiği  kaydedilmektedir. Haider'in sebep olduğu FPÖ-ÖVP  ihtilafında yeni olan tek şeyin, Kaernten Eyalet  Başkanı'nın bu kez kız kardeşi olan FPÖ lideri Ursula  Haubner'i de işe karıştırması olduğu belirtilen yazıda,  Haubner'in, Başbakan Schüssel ile Parlamento Başkanı  Khol'ün önünde halk oylaması garantisini imzaladığı  hatırlatılmakta ve Haider'in ORF Radyosu'nda kardeşi  hakkında, "Bu zaruri bir tedbirdi. En azından Schüssel'in  ilk kez bir AB adayı konusunda halk oylaması yapmayı kabul  etmesini sağladı. Kız kardeşimin Schüssel ile birlikte bir  halk oylamasını garanti edebileceğine inandığını sanmıyorum."  dediği aktarılmaktadır. Türkiye'nin AB'ye katılımını  hararetle desteklediği bilinen Haider'in, prensipte  Schüssel'in daha Brüksel'deyken Türkiye'ye hayır diyerek  her şeyi durdurabilme imkanına sahip olduğu görüşünü  savunduğu ve (10 yıla kadar zaten bu görevde olmayacak olan)  Schüssel'in Avusturya halkına karşı dürüst ve makul  davranmadığını, ama "halkın herşeyi anladığını" düşündüğü  kaydedilen yazıda, Haider'in 2005 yılında tarafsızlığın  anlamına ilişkin bir halk oylaması yapılmasını da istediği vurgulanmaktadır.

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (28/12) "Ankara'ya Göre, Türklerin Serbest  Dolaşımı Konusundaki Kısıtlamalar Kabul Edilemez" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, Türkiye Dışişleri Bakanlığı  tarafından yapılan açıklamada, AB'nin, Türklerin AB  ülkelerinde serbest dolaşımı konusunda daimi kısıtlamalar  dayatmasının asla kabul edilemeyeceğinin belirtildiği  kaydedilmektedir. Türkiye tarafından Brüksel'e 23 Aralık'ta  gönderilen resmi yazıda Dışişleri Bakanlığı'nın, "AB'nin,  17 Aralık zirvesinin sonuç bildirgesinde getirilen  önerilerde olduğu şekilde süresi ve uygulama alanı belli  olmayan istisnai önlemlere Türkiye'nin boyun eğmesini  beklememesi gerektiğini hatırlatırız." ifadesine yer  verdiği belirtilen haberde, söz konusu yazıda, felsefi  ilkelerinin olduğu gibi Birliğin mevzuatının da, zamanla  sınırlı olmak koşuluyla kısıtlamalara imkan verdiğinin  altının çizildiği vurgulanmaktadır. Türkiye'nin, kişilerin  serbest dolaşımı ile, gerek gelişmesi için gerekli olan  altyapılar gerekse tarım alanında sübvansiyonlar anlamında  AB'nin yardımlarından yararlanamayacağına işaret edilen  haberde, Dışişleri Bakanlığı'nın, söz konusu sorunun  üyelik müzakereleri sırasında ele alınacağını ve buna  nihai şeklinin Ankara Anlaşması gereği Türkiye'nin AB'ye  giriş anlaşmasında verileceğini belirttiği ifade  edilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            Financial Times gazetesinde (28/12) "Blair, Ekonomi,  AB ve Seçim Konularında Güçlüklerle Dolu Bir Yıla  Hazırlanıyor" başlığı altında ve James Blitz imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, 2005 yılında İngiltere Başbakanı  Tony Blair'i bekleyen güçlükler değerlendirilmektedir.  İngiltere'nin 2005 yılında genel seçimlere gideceği,  tarihi henüz kesinleşmemesine rağmen, seçimlerin büyük  bir olasılıkla 5 Mayıs'ta yapılacağının belirtildiği ve  Blair'in İşçi Partisi'nin bu seçimlerden de galip çıkmasının  beklendiği kaydedilmektedir. Seçimlerden önce Blair'i  bekleyen önemli dış gelişmeler olacağı bildirilen yorumda,  ocak ayında İngiltere'nin sanayileşmiş ülkelerden oluşan  G-8'in başkanlığını üstleneceği, bunu da İngiltere için  önem taşıyan Irak seçimlerinin izleyeceği belirtilmektedir.  Mart ayında bütçenin sunulmasıyla iç gelişmelerin ön plana  çıkacağı, nisan ayında tamamen seçim ortamına girileceği  değerlendirmesi yapılan yorumda, yaz aylarında ise Avrupa  ile ilgili konuların öncelik kazanacağı ifade edilmekte  ve "İngiltere, AB'nin altı aylık Dönem Başkanlığı'nı  1 Temmuz'da üstlenecek, gündeminin en önemli maddelerinden  biri de Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlaması  olacak" denilmektedir.

 

            İRAN BASINI: 

            Abrar gazetesinde (28/12) "Türkiye'nin AB Üyeliği  Yolundaki Çabası" başlığı altında yayımlanan bir yorumda,  AB üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının,  Türkiye'nin üyeliğine ilişkin müzakerelerin başlatılması  konusunda mutabakata vardıkları ve böylece, Türkiye'nin  tam üyeliğine ilişkin müzakerelerin Ekim 2005 tarihinde  başlamasının beklendiği hatırlatılmakta ve AB Dönem  Başkanı Jan Peter Balkenende'nin, alınan kararların  uygulanacağına ilişkin hiçbir garantinin bulunmadığını  belirttiği kaydedilmektedir. Özel bir öneme sahip ve  aynı zamanda belirsizliğini koruyan başka bir konunun,  Kıbrıs'ın uluslararası haklarının Türkiye tarafından  resmen tanınması olduğu ve AB'nin, Türkiye'nin, söz konusu  bölgeyi üyelik müzakereleri başlamadan önce resmen  tanımasını ümit ettiği belirtilen yorumda, Türkiye'nin AB  üyeliğinin 10 yıl sonra gerçekleşmesini isteyen Almanya  Başbakanı Gerhard Schröder'in, Kıbrıs meselesi için bir  çözümün bulunmasını ümit ettiği ve "Bu konu, Kıbrıs'ın  resmen tanınması anlamına gelmemektedir. Bu, bir gümrük  anlaşmasının genişletilmesidir. Bana göre, Kıbrıs ve  Türkiye'nin kabul edebileceği bir çözüm yolunu bulabiliriz."  dediği ifade edilmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir:  "Türkiye'nin üyelik müzakereleri başarısızlıkla  sonuçlanırsa, Türkiye ve AB arasında sıkı bir ilişkinin  sağlanması için çaba gösterilmesi imkanı aranmalıdır.  Müzakerelerin, ucu açık bir şekilde yürütülmesi  gerekmektedir. Bu formülü, Avusturya Başbakanı gibi konuya  tereddütle yaklaşan ve muhafazakar bir kişiliğe sahip  hükümet ve devlet başkanları da kabul ettiler. Türkiye,  müzakerelerin ucu açık bir şekilde yürütülmesini kolay  kolay kabul edemezdi. Başbakan Erdoğan ayrıca, AB'nin,  Türk işçilerin serbest dolaşımını kısıtlaması konusunu  eleştirdi. İsveç Başbakanı ise, Türkiye'yi, beklentilerini  fazlasıyla yükseltmemesi konusunda uyararak, şunları  söyledi: 'Son kararı biz vereceğiz, Erdoğan değil. Bugün  bir sonuca varmalıyız ve ben bundan umutluyum. Bundan  sonrası Türkiye'ye bağlıdır. Böyle bir üyeliği kabul  eder mi etmez mi, buna Türkiye karar verecektir. Biz,  bazı belli şartlar öne sürerek böyle bir teklifte  bulunduk.'"

 

            LÜBNAN BASINI: 

            Monday Morning dergisinde (27/12) "Türkiye'nin AB  Üyeliği İçin Katetmesi Gereken Uzun Yol" başlığı altında  yayımlanan makalede, Türkiye ile AB arasında 2005 yılının  Ekim ayında başlayacak olan katılım müzakerelerinin,  Ankara'nın Birliğe katılımına kadar en az 10 yıl alacağı  ve Kıbrıs, insan hakları ve yasal reformlar dahil olmak  üzere çözüme ulaştırılmayı bekleyen pek çok meselenin  olduğu belirtilmektedir. Ilımlı bir İslamcı partinin  hakimiyetindeki Türk Hükümeti'nin, 1920'lerde Kemal  Atatürk tarafından kurulan laik geleneğe ne kadar bağlı  olduğunu göstermesi gerektiğine işaret edilen makalede,  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Avrupa Zirvesi'nde,  AB üyeliği ihtimalinin Türkiye için İslam dünyasında  daha fazla refah ve nüfuz vaadi anlamına geldiğini  söylediği ifade edilmekte ve Ankara için bir diğer  seçeneğin ise, Orta Doğu'da farklı bölgesel birliklere  yönelmek olabileceği, AB'ye katılımın gelecek kuşaklar  için bir teminat olacağı, ancak bunu başarmanın şimdiki  kuşak için muazzam bir görev ve çaba gerektirdiği  kaydedilmektedir. "Türkiye Avrupalı mı?" şeklindeki bir  soruya yer verilmekte ve bunun, pek çok Avrupalının  sorduğu temel bir soru olduğuna dikkat çekilen makalede,  "Haritaya bakarsak Türkiye'nin Avrupa'daki topraklarının  çok küçük olduğunu görürüz. Türkiye topraklarının yüzde  95'i Asya kıtasına dahildir. Ülkenin AB'ye katılımı ise  milyonlarca Müslümanı Avrupa kimliğine mensup kılacak.  Laik karakterine rağmen Avrupa'da Hıristiyanlık etik  kurallar ve yasaların temel kaynağını oluşturuyor.  Avrupalılar kimlik ve kültürlerinde yavaş yavaş değişiklik  yaşanmasından endişe ediyorlar. Sadece bu endişe nedeniyle,  yabancı karşıtı radikal partiler Avrupa ulusal meclislerinde

            giderek daha da fazla sandalye kazanıyorlar. Bu bağlamda  Ankara'nın, bu endişeleri yatıştırmak için laik geleneğini  korumakta ne kadar istikrarlı, kabiliyetli ve Avrupalı  olduğunu kanıtlaması gerekiyor. Bu sorunları tartışmaya  adanacak bir 10 veya 15 yıl, cevapları bulmak için yeterli  olabilir... Türkiye'nin AB üyeliği, Orta Doğu denklemini  büyük ölçüde değiştirecektir. İsrail, AB üyeliği adaylığı  girişiminde başarı sağlamış olsaydı bu, Arap ülkelerine  inen bir tokat olacaktı. Bu, küresel dünyada güçlerini  muhafaza etmelerinde sağlam ittifaklar kurmaya ihtiyaç  duyan Araplar için bir 'uyanış çağrısı' olacaktır."  denilmektedir.

 

            RUSYA BASINI: 

            Rus haber ajansı Regnum'un internet sayfasında  (27/12) "Biz Rusya'da Sadece Dostluk Aramıyoruz" başlığı  altında ve Ermenistan'da iktidarda bulunan koalisyonu  oluşturan üç partiden biri olan Ermeni Devrim Federasyonu  "Daşnaksütyan"ın temsilcisi Grant Margaryan ile yapılan  mülakata yer verilmektedir. Ukrayna'daki gelişmeler, Dağlık  Karabağ konusu ve Rusya-Ermenistan ilişkilerinin de ele  alındığı mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadelere  yer verilmektedir. 

            "SORU: Türkiye'nin AB üyeliği konusunda neler  söyleyeceksiniz? 

            NARGARYAN: Türkiye'nin AB üyeliği müzakerelerinin  başlatılması kararı, kesin bir karar değildir; çünkü  Avrupa ülkeleri, Türkiye'nin üyeliği meselesini referandum  yoluyla çözecek. Ermeni soykırımına gelince, AB ülke  liderlerinin bu sorunu ön şart olarak kabul edeceklerine  inanmıyordum (ki inanmak isterdim). Yine de, Ermeni  soykırımı meselesi hiçbir zaman, bugün olduğu gibi  görüşmelere konu olacak kadar, Türkiye'ye baskı oluşturacak  kadar önemli olmamıştı. Bu, ciddi bir başarıdır. 17 Aralık  günü biz kendimiz için iki meseleyi netleştirdik: Birincisi,  çeşitli ülkelerde ve Avrupa'da yaşayan Ermeniler,  Ermenistan'da yaşayan her Ermeni gibi soykırım konusunda  ısrarcıdır; İkincisi, 17 Aralık, mücadelemizin yeni bir  başlangıcı oldu. Türkiye AB üyesi olsa da olmasa da, biz  mücadelemize devam etmek zorundayız ve devam edeceğiz."

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Ta Nea gazetesinde (28/12) "Tarihi 17 Aralık" başlığı  altında ve Thanasis Georgakopulos imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, 17 Aralık'ta Türkiye'ye AB ile üyelik müzakerelerinin  başlaması için tarih verilmesinin, kendiliğinden tarihi bir  gelişme oluşturduğu belirtilmektedir. AB Zirvesi'nin  neticelerinin elbette ustaca hazırlanmış, karmaşık bir  uzlaşma oluşturduğu, bu nedenle tüm tarafların, Türkiye,  AB ve Yunanistan'ın, Türkiye'nin Avrupa yönelimi lehinde  ve aleyhinde olanların hem memnun olmaları hem de rahatsız  olmaları için hususlar bulduğu kaydedilmektedir. Türkiye'nin  AB üyesi olacağının kesin sayılmadığı, bunun da herkes  tarafından bilindiği, nihai kararda da müzakerelerin AB'ye  tam üyelik amacıyla yapılacağından söz edildiği, ancak bu  müzakerelerin ucunun açık olduğunun da ilave edildiğine  işaret edilen yorumda, bunun yanı sıra, AB'nin nihai  kararından önce referandumlara gidilmesi olasılığının da  ayrı bir engel oluşturduğu ve bütün bunlara rağmen,  Türkiye'ye tarih verilmesinin tüm alanlarda büyük bir  dinamizmin ortaya çıkmasına yol açtığı, bu nedenle,  17 Aralık tarihinin bir gelişme olarak nitelendirildiği  ifade edilmekte ve "Türkiye için gelişme tarihidir, çünkü  üyelik müzakereleri -sonucu ne olacağı bir yana- Türk  toplumunun bütün düzeylerinde bir dizi kökten değişikliklerin  yapılmasını gerekli kılıyor. Zaten bu nedenle, Türkiye'nin  AB üyeliğini en sıcak şekilde destekleyenler baskı altında  bulunan gruplar, kısa bir süre önce yapılan gösterilerden de  belli olduğu gibi, örneğin Kürtlerdir. Bu gelişme tarihidir,  çünkü çoğu çevrelerin gözlerinde, asırlar önce başlayan Türk  kabilelerinin Doğu'dan Batı'ya; Avrupa'ya yolculuklarının  tamamlanması olarak görünüyor. Bu nedenlerden dolayı AB ile  uzun sürecek olan müzakerelerin sonucu, komşumuz ülkede hangi  güçlerin; bu yolculuğu, üyeliğe yaklaşmak için yapılması  gereken değişikliklerin genişliğini ve derinliğini anlayan  güçlerin mi, yoksa 'öteki' tarafa Türk kimliğini kabul  ettirmek isteyen güçlerin mi hakim olacağına bağlıdır.  Avrupa için gelişme tarihidir, çünkü kendisini fizyonomisi,  kimliği, değerler sistemi ve dünyadaki rolüyle karşı karşıya  getiriyor." denilmektedir.

            Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE) internet sayfasında  (27/12) "Türkiye'nin AB'ye 17 Aralık Notası" başlığı altında  yer alan bir haberde, Ankara'nın, 17 Aralık AB Zirvesi'nde  alınan kararlara itirazının olduğu noktaları içeren bir  notayı AB'ye verdiği belirtilmektedir. Türkiye'nin AB'deki  Daimi Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp tarafından verilen  notada, Türkiye'ye ayrımcılık yapıldığı ve kalıcı  kısıtlamaların kabul edilmeyeceğinin bildirildiği ifade  edilen haberde, serbest dolaşımın AB'nin temel ilkelerinden  biri olduğu hatırlatılan notada, geçici nitelik taşımayan  kısıtlamaların AB'nin temel ilkelerine karşı olduğu  vurgulanarak, "Ortak Tarım Politikası'na konulan kalıcı  kısıtlamalar, AB'nin Türkiye'ye karşı izleyeceği tutumda  ayrımcılığı benimsediği imajını veriyor." şeklinde bir  vurgu yapıldığı ve bu yönde bir davranışın Türkiye'nin  amaçladığı tam AB üyeliği ile zıt düştüğünün altının  çizildiği kaydedilmektedir. 

 

 
ESKİ SAYILAR