30.12.2004

   

Anasayfa

e-posta


 
 

ANKARA, 30/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  29 Aralık 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

            AP'nin (29/12) "Yeni Bir Araştırma Sonucuna Göre Dört  Avusturyalıdan Üçü Türkiye'nin AB Üyeliğine Karşı" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, Avusturya'nın Sosyal-Bilimler  Çalışma Topluluğu'nun yaptığı bir araştırmaya göre, yaklaşık  dört Avusturyalıdan üçünün, Türkiye'nin demokrasi ve insan  hakları sicili ve Müslüman olmasından dolayı duydukları endişeler sebebiyle Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesine karşı olduğu belirtilmektedir. Avusturya'nın Sosyal-Bilimler Çalışma  Topluluğu'nun yaptığı araştırmaya katılanların yüzde 73'ünün,  Türkiye'nin AB üyeliği için "uygun olmadığını" düşündüğü  belirtilen haberde, katılanların sadece yüzde 18'inin Türkiye'nin  AB  üyeliğine uygun olduğunu düşündüğü ve 1998'de ise bu oranın   yüzde 25 olduğuna işaret edilmektedir. Türkiye'nin üyeliğine  karşı olanların yüzde 49'unun ise ülkenin Kürt azınlığı ile  yaşadığı ihtilafa değinirken yüzde 43'ünün Müslüman kimliğine  atıfta bulunduğu kaydedilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:

            Le Figaro gazetesinde (28/12) "Jean-Louis Bourlanges:  Şizofrenlerin Avrupa'sı Harekete Geçti" başlığı altında ve  Baudoin Bollaert imzasıyla Fransız Demokrasisi İçin Birlik  Partisi'nden (UDF) Avrupa Milletvekili ve deneme yazarı  Jean-Louis Bourlanges ile, Ukrayna'daki gelişmeler, AB'nin  genişlemesi, AB Anayasa Anlaşması ve Türkiye'nin AB üyeliği  konularında yapılan bir mülakata yer verilmektedir. Mülakatta,  Avrupa Milletvekili Jean-Louis Bourlanges'ın, Ukrayna'nın  üyeliğinin Türkiye'nin üyeliğiyle aynı sorunları meydana  getirmeyeceği, zira Ukrayna'nın Avrupa'ya aidiyetinin tek bir  şüphe götürmediğini iddia ettiği belirtilmektedir. Mülakatta  şu ifadeler yer almaktadır:

            "SORU: Türkiye'nin programlanan üyeliği, artık İngiliz  usulü Avrupa'nın zaferine işaret ediyor mu?

            BOURLANGES: İngiliz usulü Avrupa mı? Bu teşhis hoş  görülebilir. Yaşadıklarımız, Avrupa yapılanmasının tarihinde  temel bir kopma oluşturuyor. Türkiye'nin programlanan üyeliği,  elli yıldır bu girişimin temelinde yatan iki tutkunun vadesinin  bittiğinin çanlarını çalmaktadır: Bir medeniyet birliğinin  siyasi anlamda kendini ifade etmesi ile federal nitelikli  ortak eylem kapasitesinin hayata geçirilmesi. Birlik bundan  böyle, Erdoğan'ın da söylediği gibi, basit bir 'medeniyetler  kavşağı'na dönüşme, hatta geçici veya keyfi sınırları olan,  iç bölünmeleriyle hükümetler arası bir esasa dayalı işlemeye  mahkum bölgesel bir Birleşmiş Milletler'e dönüşme eğilimine  sahiptir.

            SORU: Türkiye'nin üyeliği Birliğin işleyişine nasıl  zarar verebilir?

            BOURLANGES: Bu üyelik, sistemde üç tahrifata yol açacaktır.  Erdoğan'ın son AB Konseyi sırasında endişe verici bir şekilde   kanıtını sunduğu gibi, bu yeni katılanın güçler ilişkisine   olan inancı ile aşırı egemenlikçi kültürünün, hukukla   devletlerin iktidarının sınırlanması ile diğerinin sürekli   göz önünde bulundurulması üzerine kurulan bir topluluğun   normal işleyişiyle uyuşmadıkları ortaya çıkacaktır. Geleceğin   Birliğinin kültürel, ekonomik ve sosyal heterojen yapısı, onun  dayanışma içinde, demokratik bir şekilde organize, gerçek bir  siyasi topluluğa dönüşmesini daha da engelleyecektir ve  kurumlarını (Komisyon ve Parlamento dahil) milli rekabetler ile devletlerin çatışmasına açık alanlara dönüştürecektir. Son olarak  da, karşılanması gereken ihtiyaçlar ile mali imkanların cimriliği (Topluluk GSMH'nın yüzde 1'i, yani bu son yıllarınkinin altında) arasındaki fark, büyük ortak politikaların, tarım politikasının  ve bölgesel politikanın tehlikeye düşmesine yol açabilir. Zaten  Türkiye daha erken hazır olamayacağı için değil, bu dönemi  atlatmak için Brüksel, 2014'ten önce üyeliği tasarlamayı  reddediyor. Büyük Türk'e bir jest yapmak isteniyor, ama eli  cebe atmak mümkün değil.  Şizofrenlerin Avrupa'sı harekete  geçti."

            SORU: Türkiye'nin Avrupa'ya aidiyeti konusundaki ilke  tartışması, bu ülkenin Kopenhag Kriterleri'ne saygı göstermesiyle  ilgili daha pratik bir tartışma ile kapatılmadı mı?

            BOURLANGES: Kesinlikle evet. İlke sorunu çok etkin bir   kurnazlık sayesinde geçiştirildi: Hristiyan kulübünün  şeytanlaştırılmasıyla. Niçin? Çünkü her şeyden önce devlet   veya hükümet başkanlarının hepsi, AB'yi hükümetler arası basit  bir kulübe, ayakta durmak için dayanışma içinde ve homojen bir  Avrupa toplumunu temsil etmeye hiç ihtiyacı olmayan bir kulübe  dönüştürme fikrini benimsemişlerdi. İkincisi çünkü çok kültürlülük  rüyası, AB'nin diğerini, farklı olanı, aynı olmayanı kabul etmek,  tarih ve coğrafya mirasının belirleyiciliğini reddetmek için var  olduğu fikri, her şeyin üzerinde geldi..."

            Le Figaro gazetesinde (28/12) "Küçük Asya'ya Tamam, Ama  Önce Doğu Ülkeleri" başlığı altında ve serbest tribün köşesinde  yayımlanan Fransız eski Bakan Jean de Boishue'nun, Ukrayna'daki gelişmeleri ele aldığı makalesine yer verilmektedir. Makalede, "Türkiye'nin üyeliği konusunda kavga edeceğimiz yerde, Küçük  Asya'dan ziyade Avrupamızın doğusunda olup bitenlerle ilgilenirsek  daha iyi olur. Ukrayna'daki gelişmeler bizi bunu düşünmeye  itmelidir" diyen Jean de Boishue'nün, "Türkiye belki bir Avrupa  ülkesi olacaktır. Ama Ukrayna her zaman bir Avrupa ülkesi oldu.  Başka yerde define aramaya gitmeden önce kendi Avrupa-Avrupa medeniyetimizden konuşmamız gerekiyor. Ankara ile konuşalım,  ama önce Moskova ile... Ukrayna krizi dikkate değer bir örnektir.  Çünkü bu kriz, Rusya'yı Avrupa'daki konumu hakkında kendini ifade  etmeye mecbur kılmaktadır. Bu  kriz, biz Batılılar için de bir  randevudur. (...) Özgürlükler, laiklik veya insan hakları adına  bize Rusya ile görüşemeyeceğimiz söylenmesin. Pekala, Çin ve en  azından değişken geometri diye adlandırabileceğim Türk  'laikliğiyle' geçinebiliyoruz. Türk davasını üstlenerek Jacques  Chirac, medeniyetler arasında bir savaş çıkması riskinin önüne  geçmek için örneği görülmemiş bir jest yaptı. Bu arada,  demokratik bir seçime rağmen ateşin Ukrayna'da kuluçkaya  yattığını unutmayalım" dediği aktarılmaktadır.

 

            İRAN BASINI:

            İran gazetesinde (29/12) "AB'ye Üye Olabilmek İsteyen  Türklerin İşi Zor" başlığı altında ve N. Kohenkar imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, "Acaba Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine  ilişkin müzakerelerin başlaması, bu ülkenin ekonomi motorunu  güçlendirecek mi?" şeklinde bir soruya yer verilmekte ve bu  sorunun, Türk halkı ve hatta politikacıları için özel bir  önem taşıdığı, zira Türklerin yıllardır ekonomik krizler ve  yoksullukla mücadele ettiği ve çoğunluğun, AB üyeliğini daha  ziyade ekonomi alanındaki etkilerinden dolayı istediği  belirtilmektedir. Yazıda, AB tarafından sunulan ekonomik  çizelgenin, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine ilişkin  müzakerelerin başlatılması sürecinin bugüne kadar Türk  ekonomisini doğrudan etkilediğini gösterdiği ve söz konusu  etkiler, ekonomik yapıdaki reformlar ve kronik hastalıkların  iyileştirilmesinin hızlanması, ekonomide, daha hızlı ve daha  kalıcı bir şekilde istikrarın sağlanması, yabancı sermaye  piyasalarıyla bağlantı kurmanın hızlandırılması ve yabancı  yatırımın kolaylaştırılması, yerli ve yabancı yatırımların  artması sayesinde ekonomik refah, gelir ve iş imkanının artması  olarak sıralanmakta ve bu etkilerin, Türkiye'de birçok engelle  karşı karşıya olduğu ifade edilmektedir. Ekonomi uzmanlarına  göre AK Parti'nin, 2001 yılındaki genel seçimlerde kazandığı  zaferin ardından yapısal reformlar konusunda etkin adımlar  attığı, ancak hala, söz konusu reformları ekonomik yapının  tümünde gerçekleştirmeyi başaramadığı ve tarım gibi bazı  sektörlerde birçok eksik noktanın bulunduğu öne sürülen  yazıda, "Türkiye ve AB arasındaki tam üyelik müzakerelerinin  başlamasının en önemli etkisi, ekonomide büyümeyi sağlamaktan  ziyade siyasi ve sosyal istikrarı sağlamak olacaktır. Elbette  ki bunlardan biri diğerinin tamamlayıcısıdır. Türk uzmanlara  göre, Türkiye'nin AB üyeliğinin amacı, Türk liderlerini 10-15  yıllık müzakere süreci içerisinde istikrarı korumaya mecbur  kılacaktır. Bu da, ekonomide istikrar ve büyümenin sağlanması  ve sosyal refahın artmasına sebep olacaktır. Bazı siyasi  gözlemciler, sadece Türkiye'nin bu süreçten yararlanmayacağına  ve Türkiye'ye komşu ülkeler ile bölgedeki diğer ülkelerin de  bundan yararlanacağına inanmaktadırlar" denilmektedir.

 

            İSVİÇRE BASINI:

            Tagblatt gazetesinin internet sayfasında (28/12) "Brüksel'de Kaybedenlerin Büyüğü" başlığı altında ve Jan Keetman imzasıyla  yer alan bir yazıda, Güney Kıbrıs Rum kesiminin, Türkiye'yle  üyelik müzakerelerine başlanacak olması nedeniyle Cumhurbaşkanı'nı  eleştirdiği belirtilmekte ve AB'yle Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlaması kararının  alındığı Brüksel zirvesi sonrasında, Kıbrıs sorununun çözümüne  yönelik yeni bir girişim olacağı yönündeki bilgilerin ağırlık  kazandığı ifade edilmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın  da ülkesinde ağır bir şekilde eleştirildiği, çünkü Erdoğan'ın,  Ankara tarafından resmen tanınmayan Kıbrıs Rum kesiminin   Gümrük Birliği'ne girmesini şeklen kabul etmek zorunda kaldığı  belirtilen yazıda, Ankara Anlaşması'nın ek protokolünde  Türkiye'nin imzası ve Türklerin bakışıyla resmen varolmayan  bir ülkenin adının yer alacağı, ancak Kıbrıs'ta bu konuya  farklı yaklaşıldığı ve üyelik müzakerelerine başlayabilmesi  için Türkiye'den ciddi tavizler koparmak amacıyla Rumların  veto hakkını kullanmaya cesaret edemeyen Kıbrıs Rum lideri  Papadopulos'un, Brüksel'de kaybedenlerin büyüğü olarak  görüldüğü ve Papadopulos'a her yönden eleştiriler geldiğine  işaret edilmektedir.

 

            İTALYA BASINI:

            La Padania gazetesinde (29/12) "Kuzey Ligi: Meclis  Önergemize Oy Verecek" başlığı altında yayımlanan bir  haberde, Kuzey Ligi'nin Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  katılımına karşı çıkan önergesinin Meclis gündemine konulduğu,  bu bağlamda şubat ayında Parlamento'nun konuyu tartışmaya  açacağı ve Kuzey Ligi tarafından sunulan önergeyi oylayacağı belirtilmektedir. Haberde, Kuzey Ligi'nden Federico Bricolo'nun  yaptığı açıklamada, "Ankara'nın Avrupa ailesine katılımına  yönelik olarak partileri ve milletvekillerini açık ve net bir  tutum sergilemeye mecbur bırakarak, fevkalade önemli bir sonuç  elde ettik. Bu şekilde insanlar kimin hangi tarafta olduğunu  ve de kimlerin büyük lobiler peşinde koştuğunu görecektir"  dediği kaydedilmektedir. Kuzey Ligi milletvekillerinin tamamı  tarafından imzalanan ve partinin Türkiye aleyhinde ileri   sürdüğü bildik argümanların yer aldığı bu önergede, hükümetin,   "tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklık tezini desteklemeye" ve  "Kopenhag Kriterleri'ni bir yana bırakarak Avrupa kavramı   üzerine bir tartışma açılmasına önayak olmaya" davet edildiği  gözlenmektedir.

 

            KIBRIS RUM BASINI:

            Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KİPE) internet sayfasında (29/12) "Hristofias, Türkiye'nin Kıbrıs Politikasını Hayalperest  Olarak Niteledi" başlığı altında yer alan bir haberde, Meclis  Başkanı ve Komünist AKEL Partisi Genel Sekreteri Dimitris  Hristofias'ın, Türkiye'nin, AB ve bunun ayrılmaz bir parçası  olan "Kıbrıs Cumhuriyeti'ne" karşı büyük bir saygısızlık  göstererek, AB-Türkiye Gümrük Birliği Anlaşması'nı 10 yeni  üye devlete genişletme protokolünü imzalamamak için Kıbrıs   konusunda hayalperest bir politika taktiği izlediğini  söylediği belirtilmektedir. Hristofias'ın, Kıbrıs Öğrenci  ve Genç İlim Adamları Federasyonu (POFNE) kongresi çerçevesinde  Lefkoşa'da yaptığı açıklamada, yabancılardan, Kıbrıs sorununa  bir çözüm bulunması için başlatılacak herhangi bir yeni  girişimde kısa takvimler verilmemesini istediği ve hakemliğin  kabul edilmeyeceğini bildirdiği ifade edilen haberde,  Hristofias'ın, Cumhurbaşkanı'nın "Kıbrıs sorununa bir çözüm   bulunması prosedürünün, Türkiye'ye Gümrük Birliği'ni AB üyesi   10 yeni ülkeye genişletmesi için bir tarih olan 3 Ekim'e   bağlanmaması gerektiği" yolundaki görüşüne de açıklık getirerek,   Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmasının süreklilik arz eden bir   hedef olması gerektiğini vurguladığı kaydedilmektedir.

 

            PAKİSTAN BASINI:

            The Statesman gazetesinde (28/12) "Türkiye'nin AB'ye Giden  Zorlu Yolu" başlığı altında ve Ansar Mahmood Bhatti imzasıyla  yayımlanan makalede, çoğu Avrupalının aşırı büyük, fazla fakir,  çok uzak ve her şeyin de ötesinde Müslüman olarak tanımladığı  Türkiye'nin, sonunda 1963 yılından bu yana gördüğü AB rüyasını  gerçekleştirmeye bir adım daha yaklaştığı belirtilmektedir.  Brüksel'de 16-17 Aralık tarihlerinde düzenlenen fırtınalı AB  Zirvesi'nde, katılım müzakerelerine başlanması için Türkiye'ye  3 Ekim 2005 tarihinin verildiği ve Avrupalı liderlerin,  müzakerelerinin hedefinin tam üyelik olacağını, ancak  Türkiye'nin katılımının garanti altına alınamayacağını   söyledikleri hatırlatılan makalede, Brüksel zirvesinin,  Türkiye ile katılım müzakerelerine başlanması tartışmaları  sırasında pek çok iniş çıkışa şahit olduğu ve zirvede Kıbrıs  meselesinin de en zor konulardan biri olduğu ifade edilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliğine giden yolun pek çok engelle dolu ve  oldukça zorlu olduğu ve çetrefilli Kıbrıs meselesinin, büyük bir  engel olacak gibi göründüğü belirtilen makalede, Türkiye'nin,   katılım görüşmelerine resmen başlanmadan, Kıbrıs'ın tanınması   ile ilgili nihai kararını vermesi ve AB'nin de, Kıbrıs   meselesinde tarafsız kalması ve dünyaya, ilkelere ve demokratik   normlara sıkı sıkıya bağlı bir birlik olduğunu göstermesi  gerektiği kaydedilmektedir. AB'nin Türkiye'ye müzakere tarihi  vermesinin aslında Türkiye Başbakanı'nın övgüyü hakettiği kayda  değer bir başarı olduğu ve İslamcı etiketine rağmen, Erdoğan'ın  hiçbir zaman Türkiye'nin katı laik yapısını bozmaya dair bir  girişimde bulunmadığı ve başarısının anahtarının da bu olduğuna  işaret edilen makalede, Kıbrıs meselesinin, Erdoğan hükümeti  için gerçek bir sınav niteliğinde olacağı ve Türkiye'nin, tek  bir yanlış adımın onu ölüme sürükleyeceği bir ip üstünde  yürümeye zorlandığı vurgulanmaktadır.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

            İmerisia gazetesinde (29/12) "Kazanç Sağlayan Tek Taraf  Türkiye" başlığı altında ve Aleksandros Avlonitis imzasıyla  yayımlanan bir haber-yorumda, "Marangopulos İnsan Hakları  Vakfı" tarafından hazırlanan raporda, Türkiye ile AB arasında  üyelik prosedürünün başlaması için "yeşil ışık" yakmış olan  AB Konseyi'nin kararından, "Türkiye kazançlı çıktı, Kıbrıs,   Yunanistan ve AB ise zarara uğradılar" denildiği ve  Brüksel'deki neticeleri başarı olarak gösterenlerin  argümanlarının reddedildiği belirtilmektedir. Haber-yorumda,   Marangopulos İnsan Hakları Vakfı'nın (başkanı Panteion  Üniversitesi eski rektörü Aliki Yotopulu Marangopulu) konuya  ilişkin analizinde, Türkiye'nin hedefine ulaşmayı başardığı  (üyelik müzakerelerinin başlayacağı tarihin belirlenmesi) ve  bunun karşılığında Kıbrıs ve Yunanistan'a karşı bazı temel   şartları yerine getirmediğinin vurgulandığı kaydedilmektedir.

 
ESKİ SAYILAR