ANKARA, 31/12(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 30 Aralık
2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
Washington Post gazetesinin
internet sayfasında (30/12) "Avrupa ve Türkiye" başlığı altında yer
alan bir başmakalede, Avrupa'nın askeri açıdan terörle mücadeleye
katkısının orta düzeyde olduğu ve birçok kez AB diplomatlarının Bush
yönetiminin diplomatlarıyla çok amaçlı olarak çalıştıkları
belirtilmektedir. Avrupalıların İslami aşırılıkçılık tehlikesini
gerçekten anlayıp anlamadıklarına veya Amerikalılarla bunu bastırmak
için genel taahhütte bulunma konusunda fikir birliği içinde olup
olmadıklarına dair şüphelenmek için bir sebep olduğu belirtilen
başmakalede, AB'nin bu ay Müslüman militanların üstesinden gelmek için
11 Eylül 2001'den beri ABD'nin yaptıklarından daha fazla katkıda
bulunabilecek bir girişim başlattığı ve 70 milyonluk Müslüman nüfusuyla
Avrupa ve Orta Doğu arasında bir köprü olmasının yanı sıra daha fazla
şeyler sunacak olan Türkiye ile resmi üyelik görüşmelerine başlanması
yönünde karar verdiği, eğer görüşmelerin başarılı bir şekilde
ilerlemesi durumunda, Avrupa ve Türkiye'nin olumlu yönde değişeceği ve
Usame bin Ladin gibi ideologların Batı ile İslam arasında
"Medeniyetler Çatışması" arayışlarının oldukça uzaklarda kalacağı
vurgulanmaktadır. Avrupa'nın kapılarını Türkiye'ye açma kararı uzun bir
süreç aldığı ve oldukça zor karar verildiği ve ülkelerindeki kamuoyunun
eğilimlerine karşı hareket eden ve muhalefetin kendilerine karşı puan
kazanmalarını sağlayan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Almanya
Başbakanı Gerhard Schröder gibi liderlerin karar vermelerinin siyasal
bir cesaret gerektirdiği ifade edilen başmakalede, Fransızların ve
Almanların pek çoğunun Türklerin Avrupalı olduğunu düşünmediği ve ortak
bir para ve onaylanmayı bekleyen bir anayasayla devamlı olarak
genişleyen bir Birlikte onları görmek istemedikleri kaydedilmektedir.
Başmakalede şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin ABD ile tarihi güçlü
bağları büyük ölçüde Irak savaşı yüzünden görülmemiş derecede gergin.
Bu da Avrupa'ya ulaşmalarını daha da önemli kıldı. AB'nin zaten
Türkiye üzerinde güçlü bir etkisi var. Hala pek çok şeyin yanlış gitme
ihtimali var. Türkiye halihazırdaki AB üyelerinden daha fakir ve
katılımın 10 yıl içinde yapılabilmesi için hızla gelişmek zorunda. Dine
karşı yaklaşımını uyarlamak zorunda kalacak.. Fransa ve Avusturya
zaten seçmenlerine Türkiye'nin kabul edilmesinden önce referandum
yapılacağına dair söz verdiler; kamuoyunda büyük bir değişiklik
olmazsa, bu Türkiye'nin reddedilmesine neden olacak. Batı ile bu
Müslüman güç arasındaki açığı kapamak için mümkün olan herşeyi
önümüzdeki yıllarda yapmak Avrupalı liderlerin sorumluluğu olacak;
AB'nin geleceğinden çok daha fazlası buna bağlı."
ALMANYA BASINI:
Kölner Stadt Anzeiger
gazetesinde internet sayfasında (29/12) "Avrupa Türkleri Çekiyor"
başlığı altında ve Gerd Höhler imzasıyla yer alan bir yazıda, AB'nin,
Türklerin olası bir üyeliğinden sonra serbest dolaşımı tanıması
durumunda, yaklaşık üç milyon Anadolu göçmenine hazırlıklı olması
gerektiği ve Ankara'daki Devlet İstatistik Enstitüsü'nün (DİE) bu
sonuca vardığı belirtilmektedir. DİE'nin araştırmasına göre, 2.7 milyon
Türk vatandaşının, ülkenin AB üyeliğinden sonraki ilk 15 yıl içinde, 25
AB ülkesinden birine göç etmek istediği ve bu tahminin aşağı yukarı
diğer araştırma sonuçlarıyla örtüştüğü belirtilen yazıda, AB
Komisyonu'nun son raporunda, Türkiye'nin AB üyeliğinin ekonomik
etkileri üzerinde çeşitli araştırmalara yer verdiği ve araştırmalara
göre, 2030 yılına kadar 500 bin-4 milyon arasında göçmen beklendiği
hatırlatılmaktadır. AB Komisyonu'nun aynı zamanda bu tür tahminlerin
istatistiki açıdan güvensizliğine dikkat çektiği ifade edilen yazıda,
bunun ötesinde AB'nin Türkiye'ye üye olması halinde serbest dolaşım
tanıyıp tanımayacağı ya da hangi tarihte tanıyacağı konusunun
belirsizliğini koruduğu ve bunun, 3 Ekim 2005'te başlayacak
müzakerelerin konusu olacağı kaydedilmektedir. DİE'nin Ankara'da
açıkladığı araştırmanın, ülkenin ekonomik ve demografik gelişmesini de
ele aldığı kaydedilen yazıda, araştırmada, AB'nin, Türkiye'nin
üyeliğinden ekonomik kazanç sağlayacağı ve Türkiye'nin üyelik
maliyetinin çok düşük gösterildiği vurgulanmaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Kurier gazetesinde (30/12)
"Türkiye Konusunda Oylama: 'Bu Saçma Ve Korkakça Bir Tutum'" başlığı
altında ve Karin Leitner imzasıyla yayımlanan bir haberde, Jörg
Haider'in, AB'nin Türkiye ile giriş müzakerelerini başarıyla sona
erdirmesinden sonra Avusturya'da yapılacak bir halk oylamasına ilişkin
koalisyon paktı konusunda, böyle birşeyin garanti edilemeyeceğini, bu
yüzden de bu tutumun dürüstçe olmadığını ifade ettiği hatırlatılmakta
ve SPÖ'nün ise Avusturyalıların bu konudaki görüşünü daha önce, örneğin
bir halk anketi yaparak almak istediği, anayasa uzmanlarının ise halk
oylaması vaadinin birşey getireceğini sanmadıkları ifade edilmektedir.
Heinz Mayer'in, bunun siyasi açıdan bir puan toplama çabası olduğunu
ileri sürerek, "15 yıl sonra yerine getirilecek bir vaatte bulunmak
popülizmdir. Kendinden sonra gelenleri siyasi açıdan bağlamak mümkün
değildir" dediği, Theodor Öhlinger'in ise "Başka bir devletin AB'ye
alınması konusunda halk oylaması yapmak çok saçma" diye fikrini
açıkladığı kaydedilen haberde, şimdiye kadar böyle bir şeyin hiç vaki
olmadığını ve halk oylamasının bazı risklere de yol açacağını işaret
eden Öhlinger'in, "Burada katılımla ilişkisi olmayan şeyler de söz
konusu olabilir. Bu çok sorumsuzca bir davranış" dediği ve hatta
Avusturya'nın kendine zarar verebileceğini bile söylediği ifade
edilmektedir. Haberde, Türkiye'nin katılımının oylama sonucu
reddedilmesi halinde, Avusturya'nın "AB içinde izole olacağını", çünkü
oylamanın dikkate alınmamazlık edilemeyeceğini belirten Öhlinger'in,
böyle bir oylamanın korkakça bir tutum olacağını vurgulayarak, "eğer
politikacılar bu sürece karşı idiyseler, bunu durdurabilirlerdi;
gelecekte de durdurabilirler. Bunu, bundan sorumlu tutulamayacak
birinin üzerine yıkıyorlar" dediği aktarılmaktadır.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (30/12) "MGK, AB ile
Şartsız Müzakere İstiyor" başlığı altında yer verdiği bir haberde,
Türkiye'nin en üst düzey sivil ve askeri yetkililerinin bir araya
geldiği Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK), Avrupa Birliği'nden (AB),
gelecek yıl AB ile Türkiye arasında başlatılması düşünülen üyelik
müzakerelerinin başlatılması sırasında Ankara'ya hiçbir şart
dayatmamasını istediği belirtilmektedir. MGK'nın, AB'nin kararlarına
saygı duyduğunu belirtmekle beraber, bu kararların olumsuz unsurlar
içerdiğini de vurguladığı ifade edilen haberde, MGK'nın yayınladığı
bildiride, "Kurul, Türkiye'ye karşı herhangi bir ayırımcılık
yapılmaksızın ve şart dayatılmaksızın müzakerelere girişilmesinin
önemine dikkat çeker" denildiği kaydedilmektedir.
İTALYA BASINI:
Il Giornale gazetesinde
(30/12) "Senato Başkanı Pera: Türkiye Bir Problem" başlığı altında ve
Giuseppe Salvaggiulo imzasıyla yayımlanan bir haberde, "Türkiye
meselesi bir sorun haline gelecek, çünkü binlerce Müslümanın
girmesiyle, sadece insanların ve onların tarihleri ile geleneklerinin
basit bir birlikteliğinden ibaret olmayan bir 'birarada yaşam' yöntemi
aranmak zorunda kalınacaktır" diyen Senato Başkanı Pera'nın, Famiglia
Cristiana dergisinde yayımlanan mülakatında sarfettiği, öyle gelişi
güzel söylenmemiş bu sözlerinin, Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda
Kuzey Ligi'nin kullandığı sözleri anımsattığı belirtilmektedir. Senato
Başkanı Pera'nın, "Müslümanlara karşı engellerin değil, ancak güçlü bir
kimliğin yeniden doğmasını diliyorum. Zira aksi takdirde Müslümanların
mevcudiyeti er ya da geç bir istilaya dönüşecektir: Ya kimliği olan bir
Avrupa'ya ya da jeopolitik anlamda yeni bir birlikteliğe doğru
gidiyoruz" şeklinde konuştuğu ifade edilen haberde, Pera'nın, "Kimliği
olan bir Avrupa muhtemelen, onu oluşturan ülkelerden de daha da küçük
olacaktır. Jeopolitik konumu olan bir Avrupa ise ekonomik ve stratejik
politika alanıdır. Eğer tarihi ve dini kimliğimizi önemsemeyerek
jeopolitik Avrupa'yı seçersek, o zaman da kimlik sorusu kaba bir
şekilde yeniden doğacaktır... Dahası, ilk önce genişlemenin ve
sonrasında da Türkiye'nin katılımının, -hiç de öyle boş yere ateşli
Katolikler olarak nitelendirilmeyen- Schumann, Adenauer ve De
Gasperi'nin kurucusu olduğu 'kimliği olan Avrupa'nın ortadan
kaybolmasına sebep olacağı açıktır. Türk meselesi bir sorun
olacaktır... Köklerimizi inkar ederek kimliğimizi silmeye çalışan o
devlet ve hükümet başkanları, Türkiye'nin katılımıyla kendilerini,
bunun aynısı olan, ancak daha da büyümüş bir sorunla karşı karşıya
bulacaklardır" dediği aktarılmaktadır.
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı'nın
(KİPE) internet sayfasında (30/12) "Papadopulos, Erdoğan'ın
Açıklamasını Eleştirdi" başlığı altında yer alan bir haberde,
Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan'ın, "AB Zirvesi sonuçlarının AB'nin tek taraflı kararları
olduğunu, Ankara'nın bunların altına imza koymadığını ve bu yüzden
Gümrük Birliği'ni 10 yeni üyeye genişletme anlaşmasını imzalamak
zorunda olmadığını" söylediğinde "Teknik açıdan tamamen haklı"
olabileceğini belirttiği kaydedilmektedir. Haberde Papadopulos'un,
yaptığı açıklamada, "İstemezse imzalamaz. İmzalamazsa müzakereler
başlamaz" dediği belirtilmektedir.
RUSYA BASINI:
Kommersant gazetesinde
(30/12) "Suriye Başbakanı Muhammed Naci Otri" başlığı altında
yayımlanan bir yazıda, Suriye Başbakanı Muhammed Naci Otri'nin,
"Türkiye'nin AB'ye üyeliği, medeniyetler çatışması senaryosunun tam
tersini kanıtlayacak. Türkiye'nin Müslüman bir ülke olarak AB'ye
girmesi, İslam dünyasının sorunlarının Batı'ya anlatılmasına yardımcı
olacak" dediği belirtilmekte ve Otri'nin bu sözleri, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın 22-23 Aralık 2004 tarihlerinde Suriye'ye yaptığı
ziyaret münasebetiyle Türkiye'de yayımlanan Zaman gazetesine verdiği
mülakatta söylediği kaydedilmektedir. Otri'nin, AB'nin Türkiye'nin
katılım müzakerelerini başlatma kararı almasını Arap ülkelerinin
olumlu karşıladıklarını, üç beş yıl içinde AB'ye tam üye olması ümidini
belirttiği ve bu sürecin, Arap ve Müslüman dünya açısından önem
taşıdığını, çünkü Arap ve Müslüman dünyanın Türkiye'ye, AB'deki
temsilcileri gözüyle baktığını söylediği ifade edilen yazıda,
"Türkiye'nin siyasi alandaki demokrasi tecrübesi ile sosyal ve
ekonomik alanda sağladığı gelişmeler, Arap ülkeleri için bir örnektir.
Biz bu tecrübeyi inceliyor ve kendimiz için bundan dersler çıkarıyoruz"
diyerek, Suriye'nin bir ay önce AB ile ortaklık anlaşması yapma
teklifinde bulunduğunu ve yakın gelecekte nihai anlaşmayı imzalamayı
planladığını ve bir gün Suriye'nin de AB üyesi olabileceğini söylediği
vurgulanmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
İmerisia gazetesinde (30/12)
"Türkiye ile Rekabet, Bizi Mahvoluşa Götürüyor" başlığı altında ve
Thodoros Skilakakis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Avrupalı
liderlerin Türkiye'nin AB üyeliği için ucu açık bir prosedür
seçtikleri, ancak Avrupa deneyiminin, Avrupa hedeflerine ulaşmak için
Avrupa'nın siyasi yapısının bürokratik, aşamalı, çok yorucu
prosedürleri çerçevesinde ilerlemenin gerekli olduğunu, fakat sonunda
hedefe ulaşıldığını gösterdiği belirtilmekte ve bu nedenle, 15 ya da
20 yıl geçse dahi, Türklerin diğer Avrupa ülkelerinde serbest dolaşımı
daimi olarak engellense dahi, Türkiye'nin geçen haftalarda Avrupa için
bileti almış sayıldığı vurgulanmaktadır. "Bunun bizim için anlamı
nedir?" sorusuna yer verilen yorumda, bu gelişmenin birçok etkisinin
olacağı ve bunlar, "Türkiye'nin diğer AB üyesi ülkelere karşı (yasal ve
siyasal düzeyde) şiddet kullanması ya da şiddet kullanmak tehdidinde
bulunması mümkün olmayacağı, savunma harcamalarının kısıtlanacağı,
tarım alanında çalışanlar için Yunanistan'ın elde ettiği finansmanların
kısıtlanacağı, Yunan işletmecilikleri için (sanayi, turizm vb.)
rekabetin artacağı, Yunanistan'ın uluslararası önemi ve etkisinin
azalacağı, buna paralel olarak da Türkiye'nin etkisi artacağı, çünkü
Yunanistan 1981 yılından bu yana Güneydoğu Avrupa ülkeleri arasında tek
AB üyesi olma avantajını kaybedeceği" şeklinde sıralanmaktadır.
Yunanistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin önümüzdeki onyıllarda da
rekabet ilişkileri niteliğinde devam ederse, ortamın Yunanistan için
çok olumsuz olacağı ifade edilen yorumda, özellikle Yunanistan için AB
adayı Türkiye ile karşılıklı yarar edinmek konusundaki ilişkilerinin
biçimlenmesinin çok önemli olduğu ve her şeyden önce, ısrar etmek,
soğukkanlılık göstermek ve iyimser olmak gerektiği ve bunların,
Türkiye'yi ortak olarak görülebilmesi için çok önemli olduğu
vurgulanmaktadır.
-
-
ESKİ SAYILAR