05.01.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 05/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  04 Ocak 2005 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:  

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Süddeutsche Zeitung'da (04/01) "Brok, CSU'nun Avrupa Politikasını Eleştiriyor" başlığı altında ve "aha" rumuzuyla yayımlanan bir yazıda, CDU'lu Avrupa milletvekili Elmar Brok'un, CSU'nun AB Anayasası'na ilişkin çekincelerini eleştirdiği belirtilmektedir. "Kreuth'ta yapılacak kurultayda bu pozisyonun baskın çıkmasına izin verilmemelidir." diyen Brok'un, anayasanın engellenmesinin AB'nin işlev kabiliyetini yok edeceğini söylediği ifade edilen yazıda, çok sayıda CSU milletvekilinin, planlanan AB Anayasası'nın, diğer konuların yanı sıra Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili gerekli yanıtları içermediğinden de şikayetçi olduğu hatırlatılmakta ve konuyla ilgili olarak, temel haklara ilişkin Avrupa Şartı'nın bu anayasa sayesinde doğrudan etkili olacağını kaydeden Brok'a göre ise, "bu şekilde insan onuru, düşünce ve din özgürlüğü veya azınlıkların korunması gibi değerleri, Türkiye'nin de her halükarda tanımak zorunda kalacağı" kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (04/01) "Avrupa'yı Sınırlar Değil Değerler Belirler" başlığı altında ve Avrupa  Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn imzasıyla yer alan bir makalede, Avrupa Birliği'nin, 2004 yılının sonlarına doğru daha fazla genişleme yönünde büyük adımlar attığı, Bulgaristan ve Romanya ile katılım müzakerelerini sonlandırdığı ve böylece bu ülkelerin 2007 yılında hazır olmaları halinde Birliğe girebilecekleri belirtilmekte ve bu yıl sonlarında Birliğin, Hırvatistan ve Türkiye ile müzakerelere başlayacağı ifade edilmektedir. Avrupa'nın değerleri ve genişlemenin Birliğe katkısının ele alındığı makalede, üyeliği muhtemel bir ülkenin, Avrupa değerlerine saygı göstermesi ve en önemlisi de bunlara göre yaşayabilmesi, bu özellikle hayatın tüm alanlarında hukukun üstünlüğü ile ilgili olduğu ve Türkiye'nin AB üyeliği yolundaki en önemli sınav olduğu kaydedilmektedir. Makalede, "Avrupa'nın sınırları daha çok zihinsel olarak çizilse de, konu Avrupa değerlerini yaymak olduğunda, fiziki coğrafya önem kazanıyor. Hedefim, AB'nin 2009 yılında 27 üyeye ulaşması,  Balkanların batısındaki yarım düzine ülkenin AB üyeliği yolunda  ilerlemesi ve Türkiye'nin de etkili reformlarla AB üyeliği yolunda olmasıdır. Eğer bu ülkeler, AB ilkelerini bütünüyle  benimserlerse, Avrupa'nın barış ve refahı daha güvende olacaktır." denilmektedir.

 

            Financial Times gazetesinde (04/01) "Chirac Vergi Kesintisine 'Mola' Verileceğini Doğruladı" başlığı altında ve John Thornhill imzasıyla yayımlanan haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2005 yılı gündemindeki vergi indirimine, bütçe pozisyonunun yarattığı baskı nedeniyle bir "mola" verileceğini açıkladığı aktarılmaktadır. Bakanlar Kurulu toplantısında yaptığı konuşmada Chirac'ın ayrıca, hükümeti, AB Anayasası üzerine yazdan önce yapılacak ulusal bir referanduma hazırlanmaya çağırdığı kaydedilen haberde, referandumun 5 ya da 12 Haziran tarihlerinde yapılacağı yolunda söylentiler olduğu vurgulanmakta ve Chirac'ın, Sosyalist Parti'nin geçen ay yapılan oylamada AB Anayasası'ndan yana tavır koymasından memnun göründüğü; ancak anayasa üzerindeki tartışmayı, AB'nin Türkiye ile katılım görüşmelerini 2005'in ikinci yarısında  başlatacak olmasının Fransa'da yarattığı sıkıntıdan ayırma konusunda endişeli olduğu kaydedilmektedir. Türkiye'nin katılımının vefalı destekçisi Chirac'ın, Fransız kamuoyu ile çatıştığına dikkat çekilen haberde, AB Anayasası'na şekil veren Avrupa Konvansiyonu Başkanı ve Fransa eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing'in, Chirac'ın Türkiye konusundaki hoş karşılanmayan tutumunun referandumu tehlikeye sokabileceği uyarısında bulunduğu ve "Fransızlar, anayasaya 'evet' demenin, Türkiye'nin katılımına 'evet' demek olduğuna  inanırlarsa, o zaman Avrupa referandumunu tehlikeye  sokarsınız" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır. Haberde,  hükümetin, Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda ayrı bir  referanduma gidileceği sözünü verdiği belirtilmektedir.

 

            İSPANYA BASINI:

 

            ABC gazetesinin internet sayfasında (03/01) "Türkiye'yle Müzakerenin Dört Garantisi ve Bir Anayasa" başlığı altında ve Pierre Lequiller imzasıyla yer alan bir yazıda, Avrupa kamuoyunun, 21. yüzyılda Avrupa'nın vizyonunu tehlikeye attığı için Türkiye'yle katılım müzakerelerinin başlaması sorunuyla meşgul olduğu belirtilmekte ve "AB'nin, kıtayı ve devamlı genişlemesiyle etrafını barış içinde tutmak ve demokratikleştirmek için bir araç olmaya devam etmeli mi, yoksa yeni dünya dengesinde oy birliğiyle davranma yetisinde ileride asıl düzenin global aktörü mü olmalı?" sorusuna yer verilmektedir. AB için Türkiye'nin siyasi ve ekonomik birleşmesi tehdidinin büyüklüğü ve homojen ve birbirine uygun siyasi bir Avrupa hakkındaki sorgulamadan sonra, çok sayıda Avrupalı vatandaş bir anayasa sözleşmesinin kabul edilmesi önerisi yapıldığı sırada, yöneticilerin kendilerini dinlemediği ve kısmetlerinin ellerinden kaçtığı izlenimine kapıldığı ve bu çelişki karşısındaki demokratik huzursuzluğun, önemli bir mantıksızlığa ve siyasi Avrupa'yı zorlamak için elzem bir anayasayı reddetmeye kadar varma riski taşıdığı ifade edilen yazıda, 16-17 Aralık'ta yapılan Brüksel Zirvesi'nin; devlet ve hükümet başkanlarının, kamuoyunu dinlemiş olduklarını gösterdiği ve gerçekte Türkiye'yle katılım müzakerelerinin başlamasının, endişeleri azaltmaya yönelik olduğu kaydedilmektedir.

 

            İTALYA BASINI:

 

            Il Giornale gazetesinde (02/01) "Türkiye Eğilimi İtibarıyla Batılıdır" başlığı altında ve  Mauro Canali imzasıyla yayımlanan bir haberde şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı çıkılmasının temelinde 'Türkiye'nin Avrupa kültürüne ve tarihine önemli ölçüde yabancı olduğu' inancının yattığı gözlenmektedir. Bu konuda halihazırda göründüğünden daha da yaygın bir kanı hakimdir. Aslında, Türkiye'nin doksanlı yıllardaki batılılaşma ve çağdaşlaşma süreci öylesine hızlı ve göz alıcıdır ki, Avrupa dışındaki hiçbir ülke ile mukayese bile edilemez. Türk devletinin İslam'dan sıyrılarak laik sisteme geçişi, çağdaş Türkiye'nin kurucusu olan -ve daha sonra kendisine Atatürk yani 'Türklerin Babası' adı bahşedilen- Kemal Paşa'nın imzasını taşımaktadır."

 

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Fileleftheros gazetesinde (04/01) "Türkiye'nin Avrupalılaşması" başlığı altında ve Yeni Ufuklar Partisi Milletvekili Dr. Hristos Kliridis imzasıyla yayımlanan bir haberde, Yunanistan ve Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB üyeliğini  desteklemelerinin, paradoks olarak nitelendirildiği ve bu tutumun belki de sadece paradoks olmadığı, aynı zamanda saflık veya çok sentezli bir konunun basitleştirilmesi olduğu belirtilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliğini destekleme mantığının, Avrupalılaşmış bir Türkiye'nin, Kıbrıs sorununa ve Türk-Yunan sorunlarına, Avrupai veya "doğru" bir çözüm sunacağı şeklindeki sonuçla hareket ettiği belirtilen haberde, bu politikanın, 1999 yılının yaz aylarında Türkiye'de meydana gelen depremlerden ve Yunan halkının gösterdiği insani dayanışmadan sonra başladığı, ardından Aralık 1999'daki Helsinki Zirvesi geldiği ve Türkiye'nin AB'ye üyelik hedefinin, Türk-Yunan sorunlarının Lahey Adalet Divanı'na havale edilmesini ilgilendiren bazı önkoşullarla kabul edildiği, Türkiye'nin bugüne kadar buna saygı duymadığı kaydedilmektedir. Türk-Yunan-Kıbrıs sorunlarının ve yeni politikalarının ele alındığı haberde şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin AB'nin bir parçası olması, Kıbrıs ve Ege'yi, milli çıkarları için büyük jeostratejik öneme sahip yerler olarak görmekten vazgeçeceği anlamına gelmiyor. Dolayısıyla, AB'nin tam üyesi olmuş, Avrupalılaşmış bir Türkiye'nin, Türk-Yunan sorunlarını ve Kıbrıs sorununu Avrupai veya 'doğru' yolla çözeceği sonucuna varılmamalı. Bu tür konular hakkında Türkiye ısrar edecek ve Avrupa bunların, milli çıkarları ile ilgili konular olduğunu ve AB'nin yetkisinin dışında bulunduğunu kabul edecek. Bu görüşe birçok AB ülkesi de katılacak. İslamcı bir Türkiye'nin, bizim inanmak istediğimiz şekilde Avrupalılaşabileceğine veya Avrupalılaşmak istediğine inanmak, bana göre kabataslak bir sonuç. Gerçek şu ki, Kemalist Türkiye'nin Avrupa medeniyeti ile hiçbir alakası yok. Türkiye'nin 'Avrupalılaşma' çabası, başarısız olacak. Türklerin 'Avrupalılaşmak' istediklerini sanmıyorum. Muhtemelen Avrupa ile ortaklıklarını başka türlü yorumluyorlar. Hiçbir durumda, kendi tarihlerinden ve kültürlerinden vazgeçmeyecekler. Avrupa'nın herhangi bir ülkeden sonucu kuşkulu kaba çözümlerle kendi modelini benimsemesini isteme hakkı yok. Halihazırda Avrupai olan bir ülkenin mevzuata uyum sağlaması başka şey, kaba bir şekilde 'Avrupalılaşması' başka şey. Anlayış, gelenek ve kültür, üyelik uğruna değişmez... Türkiye'nin Avrupalılaşmasını ve Yunanistan ve Kıbrıs aleyhindeki taleplerini Avrupai bir şekilde çözmesini beklememeliyiz."

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Elefterotipia gazetesinde (04/01) "AB Kendi Çukurunu Kazıyor" başlığı altında ve  M. Pini imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, Marangopoulou Vakfı'nın, Avrupa Konseyi'nin, Türkiye'nin AB'ye üyelik görüşmelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlamasını öngören bir karar alınmasını başarmasını sert bir şekilde kınadığı belirtilmektedir. Haber-yorumda, Marangopoulou Vakfı'nın metninde, gelecekte AB'nin var olup olmayacağı konusu tartışmalı olarak nitelenmekte ve "Avrupa Konseyi'nin kararı Avrupa, Kıbrıs ve Yunanistan için son derece önemli siyasi bir olay olmasının yanında insan hakları konusunu içermektedir. Türkiye bu karar metninden kazançlı; Kıbrıs, Yunanistan ve AB ise zararlı çıktılar. Türkiye'nin Kıbrıs'a ve Yunanistan'a karşı olan temel şartlardan bazılarının yerine getirilmesi talep edilmeden tarih saptandı... Brüksel'deki kararlardan alınan sonuca göre, Türkiye'nin AB'ye üyelik kararının kesin ve değişmezdir." denilmektedir.

    

                 

 
ESKİ SAYILAR