06.01.2005

   

Anasayfa

e-posta


 


ANKARA
, 06/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  05 Ocak 2005 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Berliner Zeitung'da (05/01) "AB...CSU Avrupa Grubu Anayasa'dan Yana Oy Kullanmak İstiyor" başlığı altında ve DPA'ya atfen yayımlanan bir haberde, CSU Avrupa milletvekillerinin gelecek hafta Avrupa Parlamentosu'nda AB Anayasa Antlaşması'na ilişkin karar önergesine grup olarak lehte oy kullanmak istedikleri belirtilmektedir. CSU Avrupa Grup Başkanı Markus Ferber'in yaptığı açıklamada, bunun, Anayasa Antlaşması'nı onaylamaları yönünde ulusal parlamentolara verilen "açık bir sinyal" olarak da görülebileceğini söylediği belirtilen haberde, buna karşılık Federal Parlamento'daki CSU grubunun bazı milletvekillerinin, antlaşmaya onay vermeyeceklerini açıkladıkları ve milletvekillerinin, Türkiye'nin AB'ye olası üyeliğini protesto ettiklerini bu yolla göstermek istedikleri, Ferber'in ise, Anayasa Antlaşması'nın şu anki haliyle önemli bir ilerleme anlamına geldiğini vurgulayarak,"neticede antlaşmanın daha fazla demokrasi ve etki sağlaması, tüm katılımcıların yararınadır."  diye konuştuğu ifade edilmektedir.

            Merkur gazetesinin internet sayfasında (04/01) "Merkel Bir Numara" başlığı altında ve Holger Eichele imzasıyla  CSU'lu siyasi Peter Ramsauer ile yapılan bir mülakata yer  verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu  ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: Türkiye'nin AB üyeliği, Brüksel'de çoktan kararlaştırılmış, ancak zamana bağlı olan bir mesele olarak kabul ediliyor. CDU/CSU neden bu tartışmalı sorunu halen  seçim savaşına taşımak istiyor? 

            RAMSAUER: İnsanlar Kırmızı-Yeşil'in ve Birliğin neyi savunduğunu bilmeli. Federal Almanya Hükümeti, Türkiye'nin tam üyeliğini destekliyor ve Avrupa'yı böylelikle çok zor bir sorunla karşı karşıya bırakıyor. Bizim imtiyazlı ortaklık önerimiz aslında tek kabul edilebilir yoldur. Üyelik müzakerelerine başlanması kararının çok ağır koşullara bağlanmasını olumlu karşılıyorum. AB Bakanlar Kurulu,  bununla Başbakan Schröder'i adeta tokatlamış oldu. 

            SORU: CSU'lu siyasiler Türkiye'nin üyeliği konusunda oylama yapılmasını istiyor, ancak CDU bu konuda endişeli. 

            RAMSAUER: Henüz net bir pozisyon belirlemediğimiz doğru. Ancak, gözlerimizi gerçekler karşısında kapatamayız. Eğer etrafımızdaki büyük uluslar, bu meseleyi halkın oylamasına sunuyorsa; kendimize, bizim de neden bu adımı atmadığımız sorusunu yöneltmemiz gerekir. Ne de olsa Türkiye'nin üyeliği sadece AB'nin karakterini değiştirmekle kalmayacak, Almanya'nın çıkarlarına da etkileyecektir."

 

            İNGİLTERE BASINI:

 

            Financial Times gazetesinde (05/01) "Referandum  Sıkıntısı" başlığı altında yayımlanan başyazıda, AB  Anayasası'nın bilgisizlik yüzünden başarısızlığa  uğrayabileceği öne sürülmektedir. Başyazıda, sadece  İngiltere'nin, anayasanın getirilerine sürekli olarak  kuşkulu yaklaştığı ve kamuoyu yoklamalarının, 25 üye  ülkeden 24'ünün anayasadan yana tavır alacağını gösterdiği  ancak buna rağmen referandum sonuçlarını önceden tahmin  etmenin zor olduğu ifade edilen başyazıda, en kritik  seçimlerin gelecek yıl içinde Fransa ve Hollanda'da yapılacağına dikkat çekilmekte ve kamuoyu yoklamalarının  her iki ülkede de halkın büyük bir bölümünün  anayasadan  yana olduğunu gösterdiği, ancak Türkiye'nin AB'ye katılması endişesinin dış bir etken olarak sonuçları etkileyebileceği vurgulanmaktadır. Başyazının sonunda, Türkiye ile ya da Türkiyesiz, AB'nin 25 üye devletle birlikte iyi işleyen anayasal reformlara ihtiyacı olduğu belirtilerek, yeni anayasanın mükemmel olmadığı ancak büyük bir ilerleme olduğu kaydedilmektedir.

            The Guardian gazetesinde (05/01) "Howard Seçim Kampanyasını Başlattı" başlığı altında ve David Hencke imzasıyla yayımlanan bir haberde, Muhafazakar Parti milletvekillerinin, Bilgi Edinme Yasası ile ilgili harekete geçtikleri ve bunu, Başbakan Tony  Blair'i zor durumda bırakmak için göçmenlik, sınav standartları  gibi konuların yanında, yeni bir koz olarak kullandıkları kaydedilmektedir. Haberde, Muhafazakar Parti'nin, Gölge Hükümet Sözcüsü Julian Lewis'i, Bakanlıkları "mahçup" edecek 120 soru listesi hazırlamakla görevlendirdiği, bunların arasında, hükümetin euro referandumundan neden vazgeçtiği, savunma anlaşmalarındaki israfla ilgili bir dizi soru ve İngiltere'nin, Türkiye'nin AB'ye katılımını teşvik etmesinin ardındaki gizli niyetinin ne olduğunun bulunduğuna dikkat çekilmektedir.

           

            İSVİÇRE BASINI:

 

            Neue Zürcher Zeitung'da (04/01) "Osmanlı Mirası" başlığı altında ve "wok" rumuzuyla yayımlanan bir yorumda, Avrupa Birliği'nin Balkanlarda Türkiye için açtığı kapının, Avrupalı ulusal düşüncenin propagandasını yapan  sesleri cesaretlendirdiği ve kısa süre önce milliyetçi görüşleriyle dikkati çeken politikacıların bile, 21. yüzyıl Avrupa'sında etnik kökenlere dayanan ülkelerin yerinin olmadığını savunduklarına işaret edilmektedir. Yorumda, Avrupa'nın geri kalanında, bu kadar inceleme ve dikenli gayretler sonunda, güney Slav topraklarının ödüllendirilmesinin memnuniyetinin hakim olduğu ve yavaş yavaş Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlardaki mirasının, Birleşik Avrupa'nın öngördüğü şekli aldığı ve kökenine bakılmaksızın dolaşım özgürlüğünün de verileceği öne sürülmekte ve "Böyle olması iyi. Ama eski Osmanlı İmparatorluğu'nun öteki ucunda Filistin'de tam tersi bir durum var. Burada para ve AB'nin politik desteği ile iki düşman halkın uzlaşmasını sağlayacak bir bölünme körükleniyor. Sebep olarak, Avrupa'nın Yahudilere karşı geçmişte işlediği tarihi suç gösteriliyor. Bu Balkanlarda benimsenen geri dönüş hakkı, oturum ve serbest dolaşım özgürlüğü, azınlıkların korunması prensiplerini gerçek politikanın zorlamalarına kurban etmeye yeter mi? Gelecek nesiller, böyle bir sürekliliğin düşünce ve ticarette devam edip etmeyeceğini merak edecekler." denilmektedir.

 

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Fileleftheros gazetesinde (05/01) "3 Ekim, Kıbrıs Rum Tarafınca Ültimatom Olarak Kabul Edilmeyecek" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs sorununa, yabancıların değil Kıbrıs halkının yasal haklarını dikkate alacak, üzerinde uzlaşılmış bir çözümü gündeme getirecek yeni bir inisiyatifi memnuniyetle karşılayacaklarını savunarak, "3 Ekim'e kadar çözüm bulunursa, ne ala... Ama 3 Ekim asla ültimatom olarak kabul edilmeyecek." dediği belirtilmektedir. Hristofyas'ın, Amerikalıları ve İngilizleri, Annan planını olduğu şekliyle yeniden müzakere masasına getirmeye veya planda kozmetik değişiklikler yapmaya çalışmamaları konusunda uyardığı belirtilen haberde, Hristofyas'ın, Kıbrıs sorununda üstlenilecek inisiyatiflerin, Kıbrıslı Rumların asgari beklentilerine, arzularına ve çıkarlarına yanıt vermesini beklediğini, ancak şu ana kadar gelen mesajların, yabancıların hedefinin, Türkiye'ye nasıl katkı sağlanabileceği ve Türkiye'nin, Kıbrıs'ta uluslararası hukuk ve adaletle bir ilgisi olmayan ancak Türkiye'ye AB'ye üyelik yolunu açan görüşlerine nasıl hizmet edilebileceği olduğunu savunduğu kaydedilmektedir. Haberde, Hristofyas'ın, 17 Aralık'ta Türkiye'yi tatmin etmek için tenzilatlar yapıldığını söyleyerek işleyiş yöntemi nedeniyle AB'yi eleştirerek, Ankara Anlaşması'nı genişleten protokolü imzalama  taahhüdünden kaçınarak 17 Aralık'taki kararla üstlendiği  yükümlülüğü yerine getirmemesi durumunda Türkiye'ye bir kez  daha koruma sağlanmayacağı ve masum gösterilmeyeceği  konusunda iyimser olduğunu söylediği ifade edilmektedir.

 

            KUVEYT BASINI:

 

            El Anbaa gazetesinde (02-03/01) "Türkiye'nin AB Üyeliği"  başlığı altında ve Muhammed Qabazard-Faysal El Zamel imzalarıyla yayımlanan makalelerde, Türkiye'nin AB üyeliği ele alınmaktadır. İlk makalede, Türkiye'nin, AB'ye üye olabilmek için  Atatürk'ün oluşturduğu birçok kanunu ve anayasal kuralı değiştirdiği ifade edilerek, bu "annenin hayatını kurtarmak için fetusun kurban edilmesi"ne benzetildiği ve Atatürk'ün  kurduğu sistemin, ölüm cezasının ve devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılması, ordunun gücünün azaltılması, ordu harcamalarının kısılarak eğitime ve diğer sosyal alanlara yöneltilmesi gibi reformlarla değiştirildiği iddia edilmekte ve buna rağmen Türkiye'nin AB'ye üye olup olmayacağının halen belli olmadığı belirtilmektedir. Diğer makalede ise, coğrafi olarak Batı ve Doğu'yu bağlayan Türkiye'nin bunu siyasi olarak da yapabileceği belirtilmekte, Başbakan Erdoğan'ın halkın çıkarını gözeten  mantıklı politikalarının Türkiye'yi AB'ye tam üye olma yolunda bugün ulaştığı noktaya getirdiği ve Arap ülkelerinde bunların halen gözardı edildiği ifade  edilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Elefterotipia gazetesinde (05/01) "Avrupa Temelinde" başlığı altında ve A. Likavgis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin AB üyesi olmak yönündeki iradesine ilişkin her bakımdan kritik Avrupa seçenekleri ve Kıbrıs konusunun askıda tutulması nedeniyle tehlikeli karışıklıkların baş göstermesi olasılıklarının, kesinlikle Kıbrıs konusunda katalizör rolü oynayacak yeni gelişmelere yol açtığı belirtilmektedir. Kıbrıs konusuna belirli güç merkezlerinin müdahil olma niyetinde oldukları, hatta Lefkoşa ve Atina'ya şimdiden bu konu hakkında uyarılar yapıldığı ve bu nedenle, bu kez netice vereceği belli olan girişimleri yeni bir strateji çerçevesinde ele almak  gereği yeniden gündeme geldiği belirtilen yorumda, bu kez,  Kıbrıs için nihai düzenlemeler yapılacağı öne sürülmektedir.  Konunun Türkiye'yi de ilgilendirdiği, çünkü Kıbrıs'ın  bulunduğu Birliğe tam üye olarak girmek istediği ve sonunda  bu kuruma uyum sağlaması gerekeceği ifade edilen haberde,  sadece Kıbrıs'ın AB üyesi olması çözüm çerçevesinin olmazsa  olmaz boyutunu oluşturmadığı, Türkiye'nin Avrupa yöneliminin  de bu yönde değişikliklerin yapılmasından yana neden  oluşturduğu, çünkü çözümün -en azından en büyük bölümü-  AB'ye uygun olması gerektiği kaydedilmekte ve bunu Türkiye'nin  de bildiği ve anahtarı Kıbrıs'ın elinde bulunan AB kapısına  yöneldikçe, bertaraf edemeyeceğini anladığı, bu anahtarın  nasıl kullanılacağının Türkiye'nin ekim ayına kadar  takınacağı tavra bağlı olduğu vurgulanmaktadır.

            Elefteros Tipos gazetesinde (05/01) "Sağlam İradeye Göre Diplomasi" başlığı altında ve Aggelikis Spanu imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, 2005 yılı Yunan diplomasisi için sıcak bir sene olacağı ve Annan planının yeniden gündeme gelmesinin, Türkiye'nin başlayacak olan AB üyelik müzakerelerinin, aynı zamanda Yunanistan'ın Güvenlik Konseyi'ne katılması ve Balkanlar'da beklenilen kargaşa çok sağlam sinirler ve kapsamlı bir  strateji gerektiren bir ortam yaratacağı belirtilmektedir. 7 Mart'taki seçimlerden bugüne kadar nefes alamayan Dışişleri Bakanlığı'ndaki politikacıların, 2005 yılında de uzun süre nefes alamayacaklar gibi göründüğü belirtilen haber-yorumda, Yunanistan'ın BM Güvenlik Konseyi'ndeki görevi başlamış durumda, ancak Kıbrıs meselesinin kısa işlemlerle çözümü için  başlamış olan yeni, verimli girişimlerin gelecek günlerde Atina ve Lefkoşa'yı meşgul edecek gibi göründüğü kaydedilmektedir. Hükümetin stratejik seçeneği olan Türk-Yunan ilişkilerini  düzene sokma yönündeki ısrarı ve asıl amacının, Türkiye'nin 3 Ekim'de AB'ye girmek için başlatacağı işlemler nedeniyle  konulacağı Avrupa "kalıbını" değerlendirmek olduğu ifade edilen haber-yorumda, Yunan tarafını "yakan" bir sorunun da, ABD ve BM'nin, Kıbrıs politikacılarının istediği gibi, Annan planında değişiklikler yapıp yapmayacakları ve de doğması olası bir çıkmazın sonuçları olduğu vurgulanmaktadır.

    

                 

 
ESKİ SAYILAR