ANKARA, 07/01(BYE)--- Yabancı
basın-yayın organlarında 6 Ocak 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB
ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
FRANSA BASINI:
AFP'nin (06/01) "Danimarka
Kamuoyunda Türkiye'nin AB'ye Üyelik Taraftarları Artıyor" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Türkiye'nin AB'ye üyeliğine bugüne
kadar şüpheyle bakan Danimarka kamuoyunun, yayımlanan bir kamuoyu
araştırmasına bakıldığında fikrini değiştirdiği ve söz konusu
araştırmanın sonuçlarının, aralık ayında yapılan iki araştırmanın
sonuçları ile büyük tezat oluşturduğu belirtilmektedir. Danimarka
Endüstrileri Federasyonu Dansk İndustri (DI) tarafından yayımlanan ve
Epinion Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen bu yeni kamuoyu
araştırmasına göre, Danimarkalıların yüzde 72'sinin, "gerekli ekonomik
ve siyasi reformları gerçekleştirdiği takdirde Türkiye'nin AB üyesi
olması gerektiğini" düşündüğü belirtilen haberde, araştırmaya göre,
Danimarkalıların yüzde 24'ünün, "tarihi ve kültürü nedeniyle"
Türkiye'nin "asla" AB'ye üye olmaması gerektiğini düşündüğü, geri
kalanların ise bu konuda bir fikri bulunmadığı ifade edilmektedir. Bu
araştırmanın 22 Aralık'tan 3 Ocak'a kadar, 18 yaş üstü 502 kişilik bir
grup üzerinden gerçekleştirildiği ifade edilen haberde,
Sosyal-Demokrat seçmenlerin (yüzde 79), ardından da muhafazakarların
(yüzde 72) ve liberallerin (yüzde 69), Türkiye'nin AB üyeliğinden yana
oldukları kaydedilmektedir.
İSPANYA BASINI:
ABC gazetesinin internet
sayfasında (06/01) "Türkiye, AB Kriterlerini Yerine Getirirse Yeşil
Işık Yakmamak Mümkün Değil" başlığı altında ve Dario Varcarcel
imzasıyla yer alan bir yazıda, Türkiye'nin çoğunluğunun AB'ye katılım
taraftarı olduğu ve AB'nin bazı önde gelen yetkililerinin ise,
genişlemiş Avrupa'nın geleceğinin, Türkiye'nin katılımından dolayı acı
çekme riski taşıdığı konusunda uyardıkları, bu kişilerin arasında,
Avrupa Anayasası projesi yazarlarının koordinatörü ve Fransa eski
Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing'in de bulunduğu
belirtilmektedir. AB'nin, nihayet karar vermek zorunda kalacağı ve
Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirmesi durumunda
-demokrasi, hukukun üstünlüğü, açık ekonomi; yani İspanya'nın 1975'te
yerine getirmedikleri- yeşil ışık yakmamanın mümkün olmayacağı
belirtilen yazıda, Türkiye'nin, hızlı olarak yasamasını ve ekonomik
normlarını değiştirdiği, bireysel haklar konusunda elle tutulur
ilerlemeler kaydettiğine işaret edilmektedir. Yazıda, "Türkiye,
çoğunluğu Müslüman, ancak Avrupa kültürüne sahip bir ülke.
Hristiyanlığın merkezi Ayasofya'nın anlamı hakkında, sultanların Bizans
ilmine gösterdikleri saygı hakkında yorum yapılabilir. Türklerin maddi
ve entelektüel gücü, AB'ye hesaplanamaz bir değişim gücü enjekte
edebilir."
PAKİSTAN BASINI:
The Daily Star gazetesinin
internet sayfasında (06/01) "AB Üyeliği Türkiye İçin Hayati Bir Değişim
Anlamına Geliyor" başlığı altında ve Elias H. Tuma imzasıyla yer alan
bir yorumda, Avrupa Birliği'nin, Türkiye ile 2005 yılı içerisinde
üyelik müzakerelerinin başlatılacağı vaadinde bulunduğu ve böylece
Türkiye'nin üyelik için kayda değer adımlar attığını kabul etmiş
olduğu belirtilmektedir. Türkiye'de AB yolunda yapılan reformlardan söz
edilen yorumda, 10 yıl sürebilecek olan müzakerelerde, Türkiye'nin
gerçekleştirdiği AB koşullarına uyumun derecesinin değerlendirileceği
ve tam ehliyeti için atılması gerekli adımların tavsiye edileceği,
böyle bile olsa, Türkiye'nin üyeliğe kabul edilmesi durumunda, o zaman
statüsünü geleneksel az gelişmiş ülke olmaktan modern gelişmiş bir ülke
düzeyine yükselterek büyük bir açılım sağlamış olacağı ve aynı
şekilde, devlet felsefesi, kurumları ve yönetim sistemi ile de devrim
niteliğinde bir dönüşümden geçeceği vurgulanmaktadır. Türkiye'nin
AB'ye girdiğinde, ekonomik, teknolojik ve nitelik bakımından olduğu
kadar diplomatik, psikolojik ve ulusal olarak da yarar sağlayacağı,
AB'nin açık pazarından yararlanacağı, Türk işçilerinin bu büyük pazarın
fırsatları için rekabete girebilecekleri, ancak bunu tam olarak
uygulamak için, Türkiye iş gücünün bilimsel ve teknik eğitim düzeyini
yükseltmek durumunda kalacağı ifade edilmekte ve Türkiye'nin maliyetleri
düşürmek, randımanı artırmak, ürünlerin ve sağladığı hizmetlerin
kalitesini iyileştirmek için üretim sisteminde ileri teknolojiler
uygulamak durumunda olacağı, başka bir deyişle, liderlerinin onyıllar
önce koyduğu "gelişmiş bir ülke olarak tanınmak" hedefine ulaşmak
durumunda olacağı kaydedilmektedir. AB'ye üye olmanın Türkiye'ye
doğrudan üretkenlikle ilgili başka bir yarar daha sağlayacağı, yani
birçok Müslüman ve az gelişmiş ülkede yaygın aşağılık duygusunun
aksine, gelişmiş ülkeler ayarında olma duygusu vereceği belirtilen
yorumda, "Türkiye'nin AB'ye üye olmasının en önemli uluslararası
etkisi, muhtemelen diğer Müslüman ve az gelişmiş ülkelere az
gelişmişlikten çıkış yolunu gösteren bir örnek olacak olmasıdır. AB'ye
üye olarak Türkiye, İslam'ın çağdaşlık, laiklik ve akılcı ekonomik ve
idari karar alma mekanizmalarıyla uzlaştırılabileceğini
kanıtlayacaktır. Keza, ileri bilim ve teknolojinin gelişmiş ülkelerin
tekelinde olmadığını, geride kalanlar için de ulaşılabilir olduğunu
gösterecektir. Türkiye'nin AB üyeliği, Birliğin diğer ülkelerine de
yarar sağlayacaktır. Bu ülkeler, daha büyük bir pazara, kendi Müslüman
azınlıkları ile daha sağlıklı ilişkilere sahip olacak ve genel
siyasetlerinde Müslüman ülkelere karşı ayrımcılık yaptıkları
suçlamasından kurtulmuş olacaklardır. Bunun ötesinde, Türkiye'nin AB
üyesi olmasına imkan verilmesi, 'Hıristiyan Batı'ya karşı savaş
çağrısı yapan fanatik İslam kanadıyla mücadelenin başka bir yolu
olabilir. Türkiye'nin AB üyeliği her iki taraf için de bir nimettir,
yeter ki, daha büyük bir Avrupa Birliği'ni gerçek kılmak için her ikisi
de birlikte çalışsınlar." denilmektedir.
JAPONYA BASINI:
Asahi Shimbun gazetesinde
(06/01) "Türkiye Eskiden Avrupa'nın Bir Parçası mıydı?" başlığı altında
ve Ken Ando imzasıyla yayımlanan makalede, Ankara'daki Almanya
Büyükelçiliği'nin önünde sürekli uzun kuyruklar oluştuğu ve Türkiye
ile AB üyelik müzakerelerine başlama kararı alınan geçen yıl sonunda da
bin kişilik bir grubun vize başvurusunda bulunduğu belirtilmektedir.
Makalede şöyle denilmektedir: "Birçok Avrupa ülkesi, 70 milyon nüfuslu
bir İslam ülkesinin AB'ye girmesine karşı olduğunu saklamıyor. Yasadışı
göçün işsizliği körükleyeceği ve suç oranının artacağı endişesi
duyuluyor. Avrupa'da kalıcı oturanların sayısının artmasının ardından
dinsel sürtüşmelerin de meydana geleceğinden korkuluyor. Bu endişeleri
bir yere kadar anlıyoruz, fakat tarihi açıdan bakıldığında, Türkiye'nin
eskiden Avrupa'nın bir parçası olduğunu gösteren birçok şey akla
geliyor. 16. yüzyılda yükseliş devrine giren Osmanlı İmparatorluğu,
Orta Avrupa ve Akdeniz'e kadar genişledi, bir ara Viyana'yı dahi
kuşattı. Avrupa'da tehdit duygularının yanı sıra, 'Türkiye'ye ilgi' de
yayıldı. Mehter marşlarının cesaretlendirici ritmi, Motzart'ın 'Türk
Marşı' eserine ilham kaynağı oldu. İslam dünyasının 'kutsal siyah suyu'
tabir edilen kahve içme geleneği Avrupa'ya yayıldı. Bugünkü Türkiye'de
kişi başına düşen gelir, Avrupa standartlarının üçte biri kadar. Buna
rağmen, Avrupa pazarıyla ilişkisi güçlü. Avrupalı otomobil
üreticilerinin çoğu, otomobillerini Türk fabrikalarında üretiyor.
Avrupa'ya yönelik çalışma amaçlı göç akımının yoğunluğunda, Avrupa
toplumunun yaşlanmasından kaynaklanan iş gücü kaybı da önemli bir
etken. Türkiye genç bir nüfusa sahip ve yaş ortalaması 20 civarında.
Bu anlamda, karşılıklı olarak birbirlerini telafi ettikleri
söylenebilir. 1975 yılına değin diktatörlük rejimi altında fakir bir
ülke olan ve 'Pirene dağlarından ötesi Avrupa değildir' denilen
İspanya, bugün mükemmel bir AB üyesi."
-
-
ESKİ SAYILAR