10.01.2005

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 10/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  7-9 Ocak 2005 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI: 

            Die Welt gazetesinde (07/01) "Bavyera Dağlarında Siyasi  Yumuşama" başlığı altında ve Hans-Jürgen Leersch imzasıyla  yayımlanan yazının Türkiye ile ilgili bölümünde, Wildbad  Kreuth'daki CSU Kurultayı'ndan sadece CDU'ya yönelik uzlaşı  sesleri çıktığı belirtilmekte ve konuk olarak Kreuth'a gelen  Alman Sanayiciler Derneği Başkanı Jürgen Thumann'ın Türkiye'nin  AB üyeliğine karşı olduğu ifade edilmekte ve Bavyeralıların,  her halükarda bir "ayrıcalıklı ortaklık" statüsü vermek  istedikleri Türkiye'nin AB üyeliğine karşı mücadelelerinde  beklenmedik bir destek aldıkları kaydedilmektedir. CSU lideri  Edmund Stoiber'in yeni yılı, "Hristiyan Birlik Partilerinin  bütünlük yılı" olarak ilan ederek, konuşmasının ağırlık  noktalarını, devlette reformun gerekliliği, yurtseverlik,  değerler, "Başbakan Schröder'in ekonomik başarısızlığı" ve  Türkiye'nin AB üyeliğine karşı direniş oluşturduğu belirtilen  yazıda, Thumann'ın, "Ayrıcalıklı ortaklık, BDI'nin buluşudur"  diyerek, şimdiye dek sanayicilerden sadece tam tersi beyanlar  duyan katılımcıları şaşırttığı ifade edilen yazıda, Thumann'ın,  BDI'nin böyle bir ortaklığı tavsiye ettiğini söylediği ve  böylece CSU ile sanayiciler arasındaki ortak noktanın burada  sona erdiği vurgulanmaktadır.

            Netzeitung'un internet sayfasında (06/01) "CSU ve Fransız  UMP Partisi Türkiye'nin AB Üyeliğine Karşı Çıkıyor" başlığı  altında yer alan bir yazıda, CSU'nun, geleneksel olarak  gerçekleştirilen toplantıda, Fransa'dan gelen destekle,  Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki "hayır" cevabını bir kez  daha dile getirdiği belirtilmektedir. Toplantıya misafir  konuşmacı olarak davet edilen Fransa'daki iktidar Partisi  UMP'nin Başkanı Nicolas Sarkozy'nin, CDU ve CSU'nun Türkiye'ye  imtiyazlı ortaklık verilmesi teklifine destek vererek, CSU  ile Avrupa politikası alanında "tamamıyla" hemfikir olduğunu  ifade ettiği kaydedilen yazıda, CSU lideri Edmund Stoiber'in,  Avrupa ülkelerinden çok farklı bir yapıya sahip olan ülkelere,  AB içerisinde tam üyelik verilmesinin mümkün olamayacağını  belirttiği ifade edilmekte, bunun, Türkiye için olduğu kadar  Beyaz Rusya ve Ukrayna için de geçerli olduğu ve söz konusu  bu ülkeler için imtiyazlı ortaklığın en doğru yol olduğu  vurgulanmaktadır.

            Yazıda, en az CSU'lu 18 milletvekilinin, Parlamento'ya  Federal Hükümet'in AB Konseyi içerisindeki kararlar konusunda  daha fazla yetki verilmemesi durumunda AB anayasasına onay  vermeyi reddetmeyi düşündüğü, bunların, yeni anayasanın  çoğunluk kararlarıyla nüfusu çok yoğun olan Türkiye'yi AB  içerisinde merkezi bir aktör haline getirmesini eleştirdikleri,  ayrıca tarım ve göç politikasının "Büyük AB" için elverişli  olmadığı görüşünde oldukları kaydedilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Die Presse gazetesinde (07/01) "AB Türkiye'ye Kayıtsız  Şartsız Teslim Oldu" başlığı altında ve Avusturya'nın  İstanbul'daki eski Ticaret Ataşesi Dr. Harald Figl  imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'ye düşünmeden  verilen vaatlerin oluşturduğu, dürüst olmamasının yanı  sıra korkakça da olan AB politikası yüzünden büyük bir  huzursuzluk yaşandığı ve bunda hiç yumuşamadan, ısrarla  imkansız bir şeyi isteyen Türkiye'nin de katkısı olduğu  belirtilmektedir. Türkiye'nin tam üye olarak kabul  edilmesinin imkansız olduğu öne sürülen yorumda, Türkiye  kriterleri yerine getirirse, Türk Devleti'nin Kemalist  anlayışa dayanan birliğinden ve bunun için orduya tanınan  özel rolden vazgeçmesinin gerekeceği ve kriterleri yerine   getirmeden katılmayı beklemenin ise anlamsız olduğu,  Başbakan Erdoğan'ın ise işte bu anlamsız katılım üzerinde  önemle ısrar ettiği ve "Hristiyan Kulübü" AB'yi Türkiye'ye  karşı ayrımcılık yapmakla suçladığı ifade edilmektedir.  Yorumda şöyle denilmektedir: "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan  ülkesine karşı ayrımcılık yapıldığını söylüyor ve ülkesinin  iç politikasını öne sürerek, Kıbrıs'ı devletler hukuku  açısından tanımamakta direniyor. AB ülkelerinin iç politikası  anlaşılan bir rol oynamıyor. Erdoğan AB'deki sığınma  makamlarının Türk vatandaşlarına siyasi takip ve işkence  yüzünden sığınma hakkı tanıdığını, 12 milyon Kürdün azınlık  statüsünde olmadığını, Türkiye'de laikliğin, çoğunluk dininin  (yani Sünni Müslümanların) devlet idaresinde geçerli olduğunu  ve bu idarenin 20 milyon Alevi ve toplumun kenarında kalan  Hristiyan ve Yahudilere dini özgürlük öngörmediğini biliyor.  Erdoğan göklere çıkarılan reformların Avrupa Konseyi'nin   kurucu üyelerinden biri olan bir ülke için çoktan ödenmesi   gereken bir borç olduğunun da bilincinde... AB'nin  inanılırlığını öne sürenler önce, AB halkı karşısında uzun  zamandan beri geçerli olmayan 'söz sözdür' deyiminin neden  ille de Türkiye konusunda geçerli olması gerektiğini  kendilerine sormalılar. Hükümet başkanları uzun yıllardan  beri Türkiye'ye tehlikeli vaatlerde bulunma hakkına nereden  sahip oluyor? Bu tutum yalnız Türk temsilcilerin suratlarını  asarak, tehdit etmelerine ve ABD'nin baskısına mı dayanıyor?  Aslında Türkiye ile 40 yıldan beri görüşmelerde bulunuluyor,  bu süre içinde bazen ret cevapları da verildi, hatta 70'li  yıllarda Türkiye Avrupa ile ilgilenmiyordu bile. Dahası  Türkiye'nin Avrupa Konseyi'nden çıkarılması bile tartışılıyordu.  AB 17 Aralık 2004'te, sanki ölümünü istermişçesine, Türkiye'nin  karşısında kayıtsız şartsız teslim oldu. Türkiye'den kulağımıza  gelen kahkaha sesleri de bu sonucun dengesizliğini doğruluyor:   Türkiye birkaç başarılı tehdit ve gerçekleri saptırma manevrası  sonucu nerdeyse tüm bir kıtayı ele geçirdi."

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (09/01) "Sarkozy ve Merkel'in, AB Anayasası ve  Türkiye Hakkındaki Görüşleri Aynı" başlığı altında yer verdiği  bir haberde, Fransa'da iktidardaki muhafazakar parti UMP'nin  Başkanı Nicolas Sarkozy ve Almanya'nın muhafazakar muhalefet  lideri Angela Merkel'in, AB anayasasının onaylanmasından yana,  Türkiye'nin AB'ye girişine ise karşı olduklarını ilan ederek  bir fikir birliği içinde olduklarını belirttikleri  kaydedilmektedir.

            Kiel'de Hristiyan Demokrat Birliği'nin (CDU) komite   toplantısı sonrasında açıklama yapan Merkel'in, "Çok yoğun  bir fikir alışverişinde bulunduk ve çok kuvvetli bir görüş  birliği içerisindeyiz. İşbirliğimizin güçlendirilmesine karar  verdiğimizi iftiharla açıklıyorum" dediği belirtilen haberde,  Sarkozy'nin ise düşüncelerini, "Angela Merkel'in dile getirmiş  olduğu tüm fikirlere katılıyorum (...) Görüşlerimiz tamamen  aynı" şeklinde ifade ettiği vurgulanmaktadır.

            Haberde, Kiel'de yayımlanan ortak bildiride, CDU'nun,  Türkiye ve AB arasında imtiyazlı ortaklıktan yana olduğu ve  tam üyeliğin Birliğin başarıya ulaşmasında kurumsal, mali  ve politik bir engel oluşturacağını düşündüğü ifade edildiği vurgulanmaktadır.

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            The Economist dergisinde (08/01) "Referandum Sıkıntısı"  başlığı altında yayımlanan yorumda, Fransa'da bu yaz yapılacak  olan AB anayasası referandumu ele alınmaktadır. Yaz başlarında  yapılacak referandumun, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac için bir  deneme seçimi niteliğinde olduğuna dikkat çekilen yorumda,  AB'nin kurucu üyelerinden Fransa'nın, referandumda "evet"  diyeceği vurgulanmakta, kamuoyu yoklamaları sonuçlarının da  bu doğrultuda olduğu kaydedilmektedir.

            Sosyalist Parti'nin de destek vermesiyle, Fransa'da AB   anayasası referandumuna "hayır" kampanyası yürütecek başka  bir partinin kalmadığı ifade edilen yorumda, Avrupa'ya   kuşkuyla yaklaşan sağ Ulusal Cephe lideri Jean-Marie Le  Pen'in dahi sesini fazla yükseltemediğine dikkat çekilmektedir.   Chirac'ın popülaritesinin düşük olduğu ve kendi merkez sağ   partisinin yerel ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde   yenilgiye uğradığına değinilen yorumda, tüm bunların yanı  sıra, referandumun üzerinde duran en önemli meselenin Türkiye  olduğu vurgulanarak şöyle devam edilmektedir: "AB liderlerinin,  aralık ayında Türkiye ile müzakerelere başlama konusunda  anlaşmaya varmalarından bu yana bu büyük, yoksul ve Müslüman  ülkeyi kabul etme olasılığı konusunda Fransa hala siyasi  açıdan sıkıntılı. Chirac, özellikle stratejik nedenlerle  uzun zamandır Türkiye'yi kabul etmekten yanaydı. Ancak bu  konuda, Dışişleri Bakanı Michel Barnier ve İçişleri Bakanı  Dominique de Villepin'in desteğini alsa dahi, Chirac hala  azınlıkta. Başbakan, Jean-Pierre Raffarin buna karşı. Halk  Hareketi Birliği üyesi birçok milletvekili ile birlikte  partinin yeni lideri Nicolas Sarkozy de, Türkiye'nin üyeliğine  karşı ve kamuoyu yoklamalarına göre, Fransız halkının çoğunluğu  da aynı fikirde. Bu dikkat çekici düşmanlığın ardından, Chirac  bile, Türkiye'nin üyeliğe hazır kabul edileceği zaman konusunda  daha ihtiyatlı konuşmaya başladı... Chirac şimdi, Türkiye  sorununa ait her türlü işareti silerek, anayasa üzerinde  yapılacak referandumu 'temiz tutmaya' çalışıyor. Halihazırda  Chirac, katılımın gerçekleşeceği 10-15 yıllık sürede,  Türkiye'nin üyeliği ile ilgili ayrı bir referanduma gidileceği  sözünü verdi... Birbirinden bağımsız iki ayrı sorunda Chirac'ın,  Fransız seçmenleri ikna edebilmesi, muhtemelen seçmenlerin  referandum tarihine kadar AB anayasası ile ilgili heyecanlarını  kaybedip kaybetmemelerine bağlı."

            Oxford Business Group'un internet sayfasında (06/01)  "Türkiye... Doğu ile Batı Arasındaki Köprü" başlığı altında  ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan bir mülakata  yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır: 

            SORU: Türkiye Hükümeti aralık ayında yapılan AB  Zirvesi'nin sonuçlarını Türkiye'nin AB üyeliği açısından  nasıl yorumladı? 

            ERDOĞAN: AB Konseyi'nin, üyelik müzakerelerine  3 Ekim 2005 tarihinde başlanması kararı, Türkiye'nin AB  ile bütünleşme sürecini daha da pekiştirecektir. AB'nin  geçmişte verdiği sözleri tutarak Türkiye'ye müzakere  tarihi vermesini takdir ediyoruz. Ayrıca, tüm devlet ve  hükümet liderleri tarafından alınan ve Türkiye'nin AB   üyeliğinin gerçekleşmesi yolundaki en önemli adımlardan  biri olan bu karar için müteşekkiriz... AB ve Türkiye  arasında 1960'lardan itibaren yürütülen kararlı bütünleşme  süreci sonucunda geldiğimiz aşama, ilişkilerimizin devamı  için vazgeçilmez niteliktedir. Reformların gerçekleştirilmesi  ve AB'ye uyum açısından tüm kaynaklarını seferber eden  hükümet, meclis, bürokrasi, özel sektör ve halkımız,  güçlerini AB üyeliğine odaklamada her zamankinden daha  kabiliyetlidir... 

            SORU: AB basını ve kamuoyu tarafından Türkiye'nin  muhtemel AB üyeliği tartışılırken en çok hangi hususların  gözardı edildiğini düşünüyorsunuz?  

            ERDOĞAN: Türkiye'nin üyeliğinin AB için, stratejik   konumumuz nedeniyle, özellikle dışişleri, savunma ve  güvenlik politikaları açısından bir avantaj olacağını   düşünüyoruz. Türkiye'nin üyeliği AB'yi dünya siyasetinde   ön plana çıkaracak ve stratejik olarak gerçek bir güçle   donatacak. AB, stratejik derinliği kendi hudutlarıyla  sınırlı, içe dönük bir bölgesel teşkilat olmaktan çıkarak   faal ve nüfuzlu bir dünya gücü haline gelecek. AB'ye üye  olduğumuzda, Birliğin Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya'da  barışı, istikrarı ve güvenliği korumaya yönelik çabalarına  katkıda bulunacağız. Dahası, AB bölgemizdeki pazarlara daha  kolay ulaşacak. Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının tamamlanması ile petrol ve doğalgazın Kafkaslar ve Orta Asya'dan batı  pazarlarına güvenli biçimde iletilmesi garanti altına  alınacak. Dolayısıyla da enerji kaynaklarının çeşitliliği  açısından, Türkiye'nin üyeliği AB'nin yararına olacak.  Diğer yandan, çağdaş Avrupa değerlerini benimseyen demokratik  ve laik bir İslam ülkesi olarak, Türkiye'nin AB üyeliği,  İslam ve modernliğin birlikte var olabileceğini kanıtlayacak.  Türkiye'nin üyeliği ayrıca, tüm inançlardan insanların ortak  değerler ve menfaatler ışığında, AB çatısı altında barış  içinde yaşayabileceğini; diyalog ve işbirliği zeminini sağlamlaştırabileceğini insanlara gösterecek. Müzakere  süreci ilerledikçe, Türkiye'nin AB'ye katkılarının daha iyi anlaşılacağını, AB kamuoyu ve yetkililerince daha çok takdir  edileceğini düşünüyorum.

                 

 
ESKİ SAYILAR