ANKARA, 11/01(BYE)--- Yabancı
basın-yayın organlarında 10 Ocak 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB
ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (08/01) "Ekonomi, Türkiye'nin Üyeliği Konusunda Hemfikir
Değil" başlığı altında ve Nico Fickinger imzasıyla yayımlanan bir
yazıda, Alman Sanayiciler Derneği'nin yeni Başkanı Jürgen Thumann'ın,
derneğinin daha önceki pozisyonunun tersine, Türkiye ile Avrupa Birliği
arasında artık sadece ayrıcalıklı ortaklıktan yana olduğunu
açıklamasının, Alman ekonomisinde şaşkınlıkla karşılandığı
belirtilmektedir. Alman Toptan Eşya ve Dış Ticaret Derneği'nin (BGA)
sözcüsünün, "Bu bir fikir değişikliği olmasa bile, en azından farklı bir
ifade tarzıdır." diyerek, Türkiye'nin AB üyeliğinin dış ticaretçiler
tarafından önceden olduğu gibi hala, "hem ekonomik hem de siyasi
nedenlerden dolayı arzu edildiğini" açıkladığı belirtilen yazıda, BGA
Başkanlık Kurulu'nun bu görüşünün, daha geçen yıl oybirliğiyle alınan
bir kararla belirlediğini ve "durumda o zamandan beri hiçbir değişiklik
olmadığını" söyleyen sözcünün, "Bu görüşü değiştirmek için herhangi bir
neden görmüyoruz." diye konuştuğu kaydedilmektedir. Çok sayıda dış
ticaret odasının üyesi olduğu Alman Sanayi ve Ticaret Odaları
Meclisi'nin de (DIHK) pozisyonunu değiştirmek için bir neden görmediği
ifade edilen yazıda, DIHK Başkanı Ludwig Georg Braun'un, daha önce, ucu
açık müzakerelerden yana olduğunu açıkladığı ve "neyin olup
olmayacağının" zamanla görüleceğini, tahminen 10-15 sonra gerçekleşecek
olası üyelik öncesinde iki tarafın da köklü reformlar gerçekleştirmesi
gerektiğine işaret ettiği hatırlatılmaktadır.
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (08/01) "Chirac... Açılım ya da Kendi Kabuğuna Çekilmek"
başlığı altında ve Michaela Wiegel imzasıyla yayımlanan bir yazıda,
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın, yaptığı bir açıklamada, "yaz öncesinde"
yapılması planlanan AB Anayasası'na ilişkin referandumu, "açılım ya da
kendi kabuğuna çekilmek arasında verilecek bir kader kararı" diye
nitelediği belirtilmektedir. Cumhurbaşkanı'nın partisi UMP'nin Genel
Başkanı Nicolas Sarkozy'nin, CSU lideri ve Bavyera Başbakanı Stoiber'in
yanında, Türkiye'nin olası üyeliğine karşı çıkma kararı almasının
ardından, kendini, Anayasa antlaşması ile katılım müzakereleri arasında
"bağlantı olmadığını" defalarca teyit etmek zorunda gören Chirac'ın,
Avrupa Anayasası'nın Türkiye'nin üyeliğiyle hiçbir alakası olmadığını
söylediği belirtilen yazıda, Chirac'ın UMP'si tıpkı Avrupa seçim
kampanyasında yaptığı gibi, siyasi Birliğin derinleştirilmesinin en iyi
garantisi olarak AB Anayasası'ndan yana ve böylece de dolaylı yoldan,
egemenliğinden bu kadar fazla taviz vermeye hazır olmayan Türkiye'nin
katılımına karşı kampanya başlatmaya hazırlandığı öne sürülmektedir.
Fransa eski Cumhurbaşkanı ve Anayasa Konvansiyonu eski Başkanı Giscard
d'Estaing'in de Anayasa'yı, entegrasyonun mecburen zayıflamasına yol
açacak bir sınırsız genişleme çabasına karşı koruma olarak gördüğü ifade
edilen yazıda, Chirac'ın, kendi partisindeki direnişler nedeniyle de,
referanduma hazırlık sürecinde kimseyi geri çevirmeme ve Parlamento'da
temsil edilen tüm partilerin genel başkanlarını -aşırı sağcı Ulusal
Cephe dışında- gelecek haftadan itibaren teker teker Elise Sarayı'nda
kabul etme kararı aldığı kaydedilmektedir.
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (08/01) "Cesaretsiz" başlığı altında ve Klaus-Dieter
Frankenberger imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin AB üyeliğine
ilişkin tartışmada, üyeliği teşvik edip destekleyenlerin, en başta "AB
bir Hıristiyan kulübü değildir" argümanıyla şüphecileri ürküttükleri, bu
kavramı dile getirenlere çok fazla yüklendikleri ve hiç kimsenin
Avrupa'nın birleşmesiyle ilişkili olarak sadece "Hristiyan" sözcüğünü
bile kullanmaya cesaret edemez olduğu belirtilmektedir. Yorumda şöyle
denilmektedir: "Anlaşılan akla gelebilecek tüm değerlere, özellikle de
işinize geldiği gibi hoşgörüye olan inancınızı dile getirebilirsiniz.
Fakat inanç ifadesi, bir Hristiyan temel anlayışını kapsıyorsa, o zaman
sanki bu, inanç polisini ilgilendiren bir olaymış, sanki bu noktada
yasak sınırının çekilmesi gerekiyormuş gibi bir duyguya kapılıyorsunuz.
Bu, tarihi unutmak demektir. Ve bu tarih unutkanlığı da, Avrupa
özgüveninin büyümesine katkısı olmayan bir cesaretsizliği ifade
etmektedir. Avrupalılar, temel kültürel değerlerinden utanır veya
bunları önemsemezlerse, nasıl özgüven sahibi olabilirler ki? Sosyal
devlet gelenekçiliği ile Amerika'dan farklı olmaktan ibaret olan bir
ahlak anlayışının karışımıyla hareket etmek, Avrupa projesinin
geleceğinin teminat altına alınması için uzun vadede yeterli değildir.
Çok eleştirilen İtalyan Buttiglione bu konuda son derece haklıdır."
DANİMARKA BASINI:
Kristeligt Dagblad
gazetesinde (07/01) "Liberal Parti Üyesi Riis-Jörgensen: Türkiye
Kriterleri Yerine Getirdiği Takdirde Üye Olabilir" başlığı altında ve
Liberal Parti mensubu ve AP milletvekili Karin Riis-Jörgensen ile
yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta, hükümetin ana ortağı
Liberal Parti mensubu ve AP milletvekili Karin Riis-Jörgensen'in,
Türkiye'nin AB üyeliği konusunda hem temkinli bir tutum sergilediği, hem
de AB liderlerinin Türkiye'ye verilen taahhüdün arkasında
durmamalarından endişe ettiği belirtilmekte ve bu bağlamda kendisine
Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyip desteklemediği sorulduğunda Riis-Jörgensen'in,
Türkiye'nin kriterleri yerine getirdiği takdirde üye olabileceğini,
dolayısıyla Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasını olumlu
karşıladığını, ancak Türkiye'de halen işkence yapıldığını, Kürt ve kadın
haklarının ihlal edildiği konusunda haberler okuyunca, Türkiye'nin
gereken kriterleri yerine getirebileceği konusunda şüphe duyduğunu
söylediği kaydedilmektedir. Mülakatta, "Türkiye söz konusu kriterleri
yerine getirebilecek mi?" şeklindeki bir soruya, Riis-Jörgensen'in,
"Şüpheliyim. Siyasi bakımdan Ankara'nın başarılarına büyük saygı
duyuyorum, ancak siyasi kararların gerçek hayata yansıması gerek."
cevabını verdiği, "Bu kadar şüphe duyuyorsanız müzakerelerin
başlatılmasını neden destekliyorsunuz?" yönündeki bir başka soruyu ise,
"Sözümüzün arkasında durmamız gerekli. Ayrıca, bence Türkiye'nin AB
üyeliği konusunun yanı sıra, bir de AB'nin genişlemesine ilişkin
tartışma yürütmek gerekli. AB'nin genişlemesine ilişkin tartışma bazı AB
ülkelerinde devam ederken Danimarka'da yetersiz. AB, 30 veya daha fazla
üye ülkeyle başarılı olabilecek mi? Bence, AB çekirdek oluşturan bazı
ülkelerden ve bu çekirdeğin etrafında yer alan diğer ülkelerden
müteşekkil bir birlik halini alacak. Danimarka ise, hiçbir zaman bu
çekirdeğe dahil olmayacak. Dolayısıyla, AB'nin yalnızca ticari bir bölge
haline gelmemesi için çözümler üretmemiz ve Danimarka'nın şimdiki gibi
merkezi bir rol almaya devam etmesinin yöntemlerini tartışmamız gerek."
şeklinde cevapladığı ifade edilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima gazetesinde (08/01)
"Türk Üyeliği Kopenhag'dan Geçer" başlığı altında ve Yorgo Papadimitriu
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB Konseyi'nin, 17 Aralık 2004'te,
Türkiye'nin diğer aday ülkelerle aynı kriterler temelinde AB'ye doğru
ilerlemesi kararını aldığı, aynı zamanda, Türkiye'nin 1993 Kopenhag
Kriterleri'ne uyum sağlamak için geniş reform prosedürüne başlamasını
memnuniyetle karşıladığını belirttiği ve AB'nin, özellikle temel insan
hak ve özgürlüklerine saygı yönündeki siyasi reformların gidişatını
izleme niyetini dile getirdiği belirtilmektedir. AB Konseyi'nin ayrıca,
Türkiye'nin, Kıbrıs Rum kesimi dahil AB üyesi 10 yeni ülke ile Gümrük
Birliği Protokolü'nü imzalayacağı yönündeki açıklamasının altını
çizdiği, Türkiye'nin iyi komşuluk ilişkileri için net bir şekilde
taahhüt altına girmiş olduğunu vurguladığı ve üyelik prosedürünü
etkileyecek olan çözümlenmemiş konuların sonunda uluslararası mahkemeye
sunulması gereğini doğruladığı ve son olarak, Türkiye'nin Kopenhag
Siyasi Kriterleri'ni yerine getirmiş olduğunu kabul ettiği ifade edilen
yorumda, bu nedenle Türkiye'nin kısa bir süre önce yaptığı hukuksal
reformları yürürlüğe koyması şartı çerçevesinde üyelik müzakerelerine
başlama kararını aldığına işaret edilmektedir. Yorumda şöyle
denilmektedir: "Türkiye'nin yerine getirmesi gerekli önşartların
cetvelini oluşturan Kopenhag Kriterleri sadece bir an için
değerlendirilmiyor, sürekli olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle, AB
Konseyi, bugünkü koşullar altında Kopenhag kriterlerinin yerine
getirilmiş olduğunu kabul etti diye, konuyu yeniden gündeme
getirmeyeceği sanılmamalı. Zor ve uzun prosedür sırasında Türkiye'nin
sürekli olarak Kopenhag Kriterleri'ne uyum sağlamakta olduğu tespit
edilmeli. Bu, 2003 yılında AB'nin yeni 10 üyesiyle de oldu... Türkiye
Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirme durumuyla karşı karşıya gelmiş
bulunuyor. Bunu uygulamada kanıtlamaya, Kopenhag Kriterleri'ne aşamalı
bir şekilde yakınlaştığını ve sonunda yerine getirdiğini göstermeye
davet ediliyor. Bu olmazsa müzakereler yorucu ve sonuçları belirsiz
olacak. Gelişmelerin nasıl olacağı hakkında değerlendirmede bulunmak
zor, çünkü komşumuz ülkede sosyal oluşum ve siyasi sistem hala birtakım
katı görüşler çerçevesinde biçimleniyor. Tabii tamamıyla farklı koşullar
altında Türkiye'nin üyeliği konusu AB'yi de bir bahisle karşı karşıya
getiriyor. AB için tehlike, Türkiye'nin kriterleri yerine getirmekten
kaçınması ya da yerine getirememesi ve siyasi sisteminin bünyesine
katamaması, bunun da AB tarafından kabul edilmesi. Bu durumda, Kopenhag
kriterlerin içeriği AB'nin kurumsal ve siyasal temeline yabancı olacak,
böylece de, Türkiye AB'ye yakınlaşacağına, AB Türkiye'nin kabul
ettireceği indirimler yönünde kayacak, bu da yapısı, işlevselliği ve
perspektifi üzerinde katalizör rolü oynayacak."
Makedonya Haber Ajansı'nın
(MPE) internet sayfasında (10/01) "Hristodulos: Türkiye'nin AB
Üyeliğinin Bir Çözüm Olacağını Zannetmiyorum" başlığı altında yer alan
bir haberde, Başpiskopos Hristodulos'un, New York'ta yayımlanan Ethnikos
Kirikas gazetesine verdiği demeçte, ABD Hellenizmi'ne "çok kültürlü bir
ülkede yaşamasına rağmen, ecdadının Rum-Ortodoks köküne, Yunan diline,
uygarlığı ve kültürüne sadık kalması" çağrısında bulunduğu ve bunun çok
önemli olduğunu vurguladığı belirtilmektedir. Hristodulaos'un,
Türkiye'nin AB üyeliği konusunda bir soruya cevaben, Türkiye'nin
kültürüne saygı duymasına rağmen, kültürel ve coğrafi nedenlerden dolayı
AB üyeliğine karşı olduğunu dile getirdiği belirtilen haberde,
Türkiye'nin, 17 Aralık öncesi dönemdeki tahriklerini hatırlatarak, AB
üyeliğinin Yunanistan'ın ulusal güvenliğini tesis edeceğinden şüphe
duyduğunu belirten Hristodulos'un, "Biz Yunanlılar, barış yanlısı bir
halkız. Kimseyi tehdit etmiyoruz, fakat vatanımızı koruyoruz ve kimsenin
toprak bütünlüğümüzü bozmasını ve ulusal gururumuza zarar vermesini
istemiyoruz. Türkiye'nin AB'ye üye olmasının da, AB kuralları
çerçevesinde daha güçlü ve dolaylı olarak bizi tahrik etmeye devam
edeceği için, bir çözüm olacağını zannetmiyorum." dediği
aktarılmaktadır.
Elefteros Tipos gazetesinde
(10/01) "Brüksel'de Ulusal Çıkarlarımız Garanti Altına Alındı" başlığı
altında ve Yannis Evangelidis imzasıyla İçişleri Bakanı Prokopis
Pavlopulos ile yapılan bir mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye
ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Milli konularımız
çok kritik bir dönüm noktasında; çözülmemiş bir Kıbrıs konumuz ve de
Türkiye'nin AB'ye girmesi ile ilgili görüşmelerimiz var.
PAVLOPULOS: Brüksel'de
gerçekleştirilen son zirve toplantısında milli çıkarlarımız ve Kıbrıs'ın
AB'deki rotası ile çıkarları garanti altına alındı; çünkü Kıbrıs
meselesinin çözümü ve Türkiye'nin AB'ye girme müzakereleri Lefkoşa ve
Atina'dan geçiyor. İnanmayanlar için söylüyorum; bütün bu konular
güvence altına alındı...
SORU: Eğer Türkiye sözünü
tutmaz ve Kıbrıs ile gümrük birliğine ilerlemezse?
PAVLOPULOS: Çok basit,
Türkiye'nin AB'ye girmesi ile ilgili müzakereler başlamayacak. Bu Yunan
Hükümeti'nin Kıbrıs hükümeti ile olan işbirliğinin en büyük başarısıdır.
Bir şey daha... Yunanistan'ın bu konu ile ilgisini bir tek Kıbrıs
Hükümeti değerlendirebilir. Kıbrıs Hükümeti bu konu hakkında yerini
almıştır ve kimin onu destekleyip kimin destelemediğini çok iyi bir
şekilde bilmektedir."
Ta Nea gazetesinde (10/01)
"2005 Yılının, Gri ve Benzeri Kurtlardan Yoksun Olması Dileğiyle"
başlığı altında yayımlanan bir haber-yorumda, sözde Ekümenik Patrik
Bartholomeos'un, Patrikhane'nin tehdit edilmesi ve Türkiye'nin AB'ye
girmesi için başlayacak müzakereler hakkında konuştuğu
belirtilmektedir. 2004 yılının pozitif olaylarına değinen
Bartholomeos'un, "Aynı zaman içinde pek çok kötü olaylarla da
karşılaştık; gri, çok renkli kurtlardan ve başka 'kurtlardan' tehditler
aldık; Suları Kutsama ayininde bile sevincimizi boğmak istediler."
dediği belirtilen haber-yorumda, Bartholomeos'un, "Yeni yıla, bu yılın
geçen yıldan ve bütün diğer yıllardan daha iyi olacağını umut ederek
giriyoruz." diyerek, Türkiye'nin AB'ye girmek için müzakerelere başlama
tarihi almasıyla, bütün Türk halkının, Balkanlar'ın büyük bir bölümü ve
özellikle azınlıklar için yeni yollar açılacağını anlattığı
kaydedilmektedir.
.
-
-
ESKİ SAYILAR