ANKARA,
18/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 17 Ocak 2005 tarihinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (17/01) "İtalyan
Kardinal: Türkiye'nin AB Girişiminin Kilit Unsuru Din Özgürlüğüdür"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, İtalyan Kardinal Camillio
Ruini'nin, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği girişimi üzerinde
düşünülürken din özgürlüğüne tam anlamıyla saygı gösterilmesinin kilit
unsur olması gerektiğini söylediği belirtilmektedir. İtalyan
Piskoposlar Konferansı Başkanı Kardinal Ruini'nin, kıdemli din
adamlarına hitaben yaptığı bir konuşmada, Türkiye'nin üyelik girişimi
üzerinde düşünülürken, dini azınlıklara yönelik hakların yanı sıra din
özgürlüğünün "vazgeçilemez bir koşul" olduğunu kaydettiği ifade edilen
haberde, Türkiye'nin, geçtiğimiz günlerde, AB üyeliği şansını artırmak
için camiler dışında ibadet evlerinin açılmasını yasaklayan yasada
değişikliğe gittiği, ancak azınlıkların diğer sorunlarının olduğu gibi
kaldığından şikayetçi oldukları vurgulanmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Die Welt gazetesinde
(17/01) "Türkler, AB'nin 'Özel Kurallarını' Tartışıyorlar" başlığı
altında ve Boris Kalnoky imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Brüksel
uzlaşısının sağladığı ilk rahatlığın geçmesinin ardından, Türkiye'de
yakınma döneminin başladığı ve tehdit eden "ikinci sınıf AB üyeliği"
statüsünden ya da "üyelik olarak gösterilen bir ayrıcalıklı
ortaklıktan" yakınmayan bir gazetenin neredeyse olmadığı
belirtilmektedir. Yakınmaların nedeninin, katılım müzakerelerinin
başlatılmasına ilişkin Brüksel açıklamasında yer alan 23. maddenin 2.
paragrafı olduğu, buna göre, Türklerin üye olmaları halinde Topluluk
hukukundan muhtemelen tam olarak faydalanamayacakları ve burada,
"kalıcı" nitelikli istisnalar ve özel düzenlemelerden söz edildiği
kaydedilen yazıda, bu istisnaların, öncelikle işçilerin serbest
dolaşımı (Avrupa iş piyasası Türklere derhal her yerde serbest
olmayacak) ve örneğin ortak tarım politikası çerçevesinde AB'nin mali
desteklerinden faydalanma konusuyla ilgili olduğu ifade edilmektedir.
Medya ve muhalefetin, şimdiye dek başka hiçbir aday ülkeye dayatılmayan
bu tür taleplerle, "yürürlükteki AB hukukunu ihlal eden" "saygısız"
Avrupalılara kızdıkları kaydedilen yazıda, Mayıs 2004'te üye olan 10
üyeden sekizi için, tam da Türklerin kabul edilemez diye niteledikleri
bu istisnai kuralların aynısının geçerli olduğuna dikkat çekilmekte ve
istisnai düzenlemelerden yakınan aynı Türk köşe yazarları ve
siyasetçilerin, yakında yüksek sesle bunları talep etmelerini izlemenin
ilginç olacağına -örneğin, AB yatırımcılarının Türkiye'de sınırsız
toprak satın almasını engellemek için- işaret edilmektedir.
Der Tagesspiegel
gazetesinde (16/01) "Türkiye Avrupa'nın Yapı Taşı Değildir" başlığı
altında ve Claudia Keller-Gerd Appenzeller-Martin Gehlen imzalarıyla
Alman Protestan Kilisesi Başkanı Piskopos Wolfgang Huber ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu
ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye'nin AB'ye
üyeliğini memnuniyetle karşılar mıydınız?
HUBER: Şu an için hayır.
Öngörülen müzakere süreci içerisinde birçok meselenin açıklığa
kavuşturulması gerekiyor. Tüm ihtimaller, Türkiye'nin de yer aldığı bir
AB'nin daha ziyade bir serbest ticaret bölgesine dönüşeceğini
gösteriyor. Fakat bu arada, Hıristiyan izleri taşıyan bir insan
imajıyla bağlantılı bir Avrupa Anayasa Anlaşmamız var. Bu anlaşmayla
sağlanmaya çalışılan derinleşme, Avrupa'nın kültürel aidiyeti ve
kimliğinin güçlendirilmesini şart koşmaktadır. Türkiye'nin üyeliğinin,
geleceğin bu Avrupası için bir yapı taşı olabileceğini tasavvur
edemiyorum.
SORU: Türkiye'deki
eksikliklerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?
HUBER: Din özgürlüğü,
kadın-erkek eşitliği ya da azınlık hakları alanlarındaki eksiklikler
listesi gözardı edilmeyecek kadar fazla. Türkiye'de Ermenilere karşı
gerçekleştirilen soykırımın aleni bir şekilde dile getirilmesine izin
verilmemesi beni özellikle üzmektedir. Böyle bir şey cezai müeyyideye
tabidir. Yani insan hakları alanında acilen açıklığa kavuşturulması
gereken daha birçok konu var."
Der Tagesspiegel
gazetesinde (17/01) "Türkiye'nin Üyeliği... Yeşiller, Piskopos Huber'e
Karşı" başlığı altında ve Katolik Haber Ajansı (KNA) mahreçli
yayımlanan bir haberde, Türkiye'nin AB üyeliği nedeniyle Yeşiller
Partisi ile Protestan Kilisesi arasında tartışma başladığı
belirtilmektedir. Yeşiller'in Parlamento'daki işgüderi Volker Beck'in,
yaptığı açıklamada, Protestan Kilisesi Başkanı'nı eleştirerek, üyeliğe
karşı gerekçelerinin "yardımcı olmadığını, dışlayıcı ve önyargılı
olduğunu" söylediği belirtilen haberde, Alman Protestan Kilisesi
Başkanı Piskopos Wolfgang Huber'in, Der Tagesspiegel gazetesine
verdiği bir mülakatta, şu an için Türkiye'nin AB üyeliğini tasavvur
edemeyeceğini belirterek, "Tüm ihtimaller, Türkiye'nin de yer aldığı
bir AB'nin daha ziyade bir serbest ticaret bölgesine dönüşeceğini
gösteriyor." diye konuştuğu hatırlatılmakta, fakat Avrupa Birliği'nin
derinleşmesi için çalışıldığını söylediğine işaret edilmektedir. Avrupa
Anayasa Anlaşması ile bağlantılı Hıristiyan insan imajı temelinde,
kültürel aidiyet ve kimliğin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Huber'in,
Türkiye'nin bunun bir yapı taşı olamayacağını vurgulayarak, Türkiye'nin
üyeliğini reddetmesinin bir nedeninin de, "Din özgürlüğü, kadın-erkek
eşitliği ya da azınlık hakları alanlarında Türkiye'deki eksiklikler
listesinin gözle görülür ölçüde fazla olması" olduğunu söylediğine yer
verilen haberde, Volker Beck'in, "Türkiye'nin din özgürlüğü, hukuk
devleti ya da azınlık haklarında gerçekten de önemli eksiklikleri
bulunduğunu" kabul ederek, müzakere sürecinde bunları "hukuken ve
fiilen aşması" gerektiğini belirterek, "Ancak, Avrupa Birliği özgün
bir Hıristiyan kulübü değil, bir değerler topluluğu olmalıdır." dediği
aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (17/01) "Rehn: AB
Türkiye ile Yapacağı Müzakerelerin Gidişatını Kendi Belirleyecektir,
ABD Buna Saygı Göstermeli" başlığı altında yer verdiği bir haberde,
Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in, ABD'nin
AB'ye saygı göstermesi ve Türkiye ile yürütülecek katılım
müzakerelerinin gidişatının yine Birlik tarafından belirlenmesine izin
vermesi gerektiğini söylediği belirtilmektedir. Rehn'in,
"Amerikalıların, bunun gerçekten ABD'yi değil Avrupa'yı ilgilendiren
bir mesele olduğunu idrak edecek kadar akıllı olduklarını tahmin
ediyorum. Umuyorum ki ABD, bunun Avrupa Birliği karar sürecinin bir
sorunu olduğunu anlar. Bu ve diğer başka meselelerde ABD ile beraber
çalışıyor olsak da ABD'nin AB'nin kendi çizdiği yola saygı göstermesi
gerekir." dediği belirtilen haberde, ABD'nin yıllarca stratejik NATO
müttefikinin AB'ye alınması için sıkı lobi yaptığı ve bunun, Avrupa'da
birçok kişiyi oldukça rahatsız ettiği hatırlatılmakta ve ne var ki
Washington'un bu yöndeki kampanyasının son aylarda hız kestiği, geçen
ay AB ile Türkiye ülkenin katılım müzakerelerinin ekim ayında
başlatılması hususunda anlaşmaya vardığına işaret edilmektedir.
The Times gazetesinde
(15/01) "Tüm Gözler Batı'ya Dönük" başlığı altında ve Jason Goodwin
imzasıyla yayımlanan makalede, tarihteki en hassas diplomatik olay
olmasa da, Türkiye'nin geçen ay Avrupa kulübüne dahil edilmek için
müzakerelere başlamak üzere davet edildiği ve İngiltere Başbakanı Tony
Blair gibi bazılarının Türkiye'nin Birliğe girişini politik ve etik
açılardan bir gereklilik olarak değerlendirirken, bazılarının Türklerin
tam olarak Avrupalı olmadığı şüphesinde oldukları belirtilmektedir.
Bunun yıllarca sürecek bir tartışma olduğu, fakat bu ay düzenlenen
Royal Akademi'deki Türk kültürünün kökenleri ile ilgili sergiyle,
Türklerin kimlik araştırmasının yapılması için bir fırsat doğmuş
olduğuna işaret edilen makalede, müzedeki eserlerin çoğunun,
Osmanlıların Avrupa'nın zengini oldukları dönemi yansıttığı, fakat
sergide Türk kültürünün daha derinlerine inilerek Uygur krallığı
döneminin de görüldüğüne dikkat çekilmekte ve "Önümüzdeki bir kaç yıl
içinde Türkiye'nin AB'ye katılım tartışmaları fazlasıyla
hararetlenecek. En azından zengin ve köklü bir Hıristiyan kulübünün,
beş parasız ve 70 milyonluk Müslüman nüfusa sahip bir ülkeyi kabul
etmesi cesurca ve canlandırıcı bir fikir. Derin fikir ayrılıkları ve
bölünmelere inandırıldığımız ölçüde, bizi birbirimize bağlayan bağları
farketmemiz için de gerekli donanımlara sahip olmamız lazım. Bir harman
ve karışımla oluşmuş Türk sanatının hikayesi de bu bağlardan biridir.
Çin sınırlarından Avrupa merkezine kadar uzanan Türk yaşantısı,
mirasını aldıkları yapıları yeniden şekillendirebilen, onları yeniden
yaratıp benimseyebilen bu insanların hikayesi görülen en hararetli
adaptasyon örneğidir. Yine tam zamanında geldiler." denilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Kosmos tu Ependiti
gazetesinde (15/01) "Türkiye'nin Avrupa Yönelimi 'Kontrollü'" başlığı
altında ve Lambros Kalarritis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, bir
Amerikan raporunda Washington-Ankara-Brüksel arasındaki üçlü
ilişkilerin incelendiği belirtilmektedir. Türkiye'nin olası AB
üyeliğinin ABD-AB-Türkiye arasındaki üçlü ilişkiler üzerindeki siyasi,
ekonomik ve diplomatik etkilerinin Washington'u -doğal olarak- yoğun
bir şekilde uğraştırdığı ve süper gücün Avrupa'nın Ankara'ya kapısını
açması yönünde katalizör rolü oynamış -ve girişimin tamamlanmasına
kadar oynamaya devam edecek- olmasına rağmen, Türkiye'nin sonunda AB
üyesi olmayı başarması durumunda meydana gelecek olan sarsıntıları
görmezlikten gelmediği belirtilen yorumda, Atlantik Konseyi'nin, (Atlantic
Council) aşırı olmayan, muhafazakar bir "think tank"ın "Türkiye
limitte: Avrupa'nın kararı ve ABD'nin çıkarları" başlıklı raporunda,
gelecekte olası senaryoların incelendiği ve konunun nasıl ele
alınabileceği yönünde öneriler yapıldığı ifade edilmektedir. AB'nin
Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlaması kararının durumların
sürekli olarak değişmesi yönünde gelişmelere yol açacağı ve ABD'nin,
AB-Türkiye ilişkilerinin cesaretlendirilmesiyle iki müttefiki ile
ilişkilerinin gevşemesine yol açmaması için politikasını dikkatli bir
şekilde hesaplamasının gerekli olduğunun vurgulandığı ifade edilen
raporda, Washington'un AB-Türkiye yakınlaşmasını, NATO'daki ilişkiler
dahil, güvenlik konularında AB-Türkiye ve ABD-AB işbirliğini nasıl
etkileyeceğini yakından izlemesinin gerekli olduğunun altının
çizildiği kaydedilmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye'de
generaller, AB'nin AKP'nin aşırı İslam'a kayması olasılığını
uzaklaştıracağını ve Alman Hıristiyan-Demokratlara benzer bir partiye
dönüşeceğini, AKP ise, AB'nin generallerin siyasete müdahil olma
yeteneğini sınırlayacağını ümit ediyor. Bu yorum, -kısmen doğru
olmasına rağmen- aynı zamanda, söz konusu Amerikalı yorumcuların
dikkatinden, çok daha karmaşık olan Türk stratejik düşüncesinin bir
bölümünün kaçtığını gösteriyor. Türk niyetlerinin anlaşılmasındaki
eksiklikler, Türkiye'nin, AB üyeliğiyle dış politikasına hizmet etmek
yönündeki hedefleri arasında, geleceği belirsiz olan bir çevrede AB
üyesi olarak kurumlarını güçlendirmek vasıtasıyla istikrarını güvence
altına almaya çalışacağı şeklindeki değerlendirmeden de belli oluyor.
Çünkü, her şeyden önce, Türkiye'nin AB'den beklediği AB üyesi olarak
bölgesel güç olarak gücünü arttırmasıdır... Raporda ayrıca, Türkiye'nin
AB üyeliğiyle Avrupa ekonomik kuşağının doğuya doğru yayılacağı
vurgulanıyor ve Avrupa şirketlerinin Türk silahlanmaları
siparişlerinden elde ettikleri payları arttıracakları yönünde
değerlendirmeler yapılıyor. Raporun politika ile ilgili bölümünde,
Türkiye'nin gittikçe Avrupa konuları için daha büyük ilgi göstereceği
yönünde kaygılar dile getiriliyor, Amerika'nın çıkarlarıyla ilgili bazı
uluslararası konularda ise Türkiye'nin ön ve AB ile müzakerelerde
bulunmasının gerekli olacağı ve sonunda AB'nin alacağı kararı gözönünde
tutmasının gerekli olacağı vurgulanıyor. Raporda, savunma ve güvenlik
konularında, Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasıyla AB'de Atlantik
lobisinin güçleneceği vurgulanıyor... Öte yandan raporda, 10-15 yıllık
dönemde, birçok şeylerin, ilişkilerin, dengelerin, önceliklerin,
yeteneklerin, bunlarla birlikte kararların da değişmelerinin olası
olduğu da belirtiliyor."
-
-
ESKİ SAYILAR