24.01.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

ANKARA, 24/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  19-23 Ocak 2005 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:

 

            AP'nin (22/01) "Aşırı Sağcı Fransız Lider Türkiye'nin AB'ye Girişine İzin Verilmemesi Konusunda Israrlı" başlığı altında ve Paris Ayiomamitis imzasıyla yer verdiği bir haberde, Fransa'nın aşırı sağ görüşlü lideri Jean Marie Le Pen'in yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişine izin verilmesinin AB üyesi Yunanistan'ın bağımsızlığına hatta varlığına tehdit oluşturacağı uyarısında bulunduğu belirtilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliği emeline karşı çıkan aşırı sağ Helen Cephesi tarafından Atina'da düzenlenen bir basın konferansında konuşan Le Pen'in, Türkiye'nin dolgun nüfusunun yakın zamanda komşu Yunanistan ve Kıbrıs'a da sıçrayacağını belirterek, "Türkiye Kıbrıs'taki yerleşimcilerinin sayısını artıracak ve Ege Denizi'nin güneydoğusundaki Yunan adalarını sömürgesi haline getirecek. Şu anda nüfusları 70 milyon, 2025 yılı itibariyle Türkiye'nin nüfusu 200 milyona yükselecek. Bu tablo Yunanistan'ın varlığını dahi tehdit edecek." dediği kaydedilmektedir. Le Pen'in, Avrupalı devletlerin AB Anayasası'nı, bu ülkeleri kendi egemenliklerinden ve Türkiye'nin Birliğe girişini reddetme hakkından mahrum bırakacağı nedeniyle reddetmeleri gerektiğini açıklayarak, "Bizler Anayasa'yı onaylayarak üye ülkelerin Türkiye'nin AB üyeliğini 15 yıl durdurma hakkını elde edeceğine inanmamalıyız." şeklindeki ifadesine yer verilen haberde, Le Pen'in, çoğunluğu Müslüman bir ülke olan Türkiye'nin en basit anlamıyla Avrupalı olmadığını söyleyerek, "Coğrafi, tarihi ve kültürel olarak Avrupalı değil ve unutmamalıdır ki Türk Parlamentosu'ndaki en büyük parti İslami. Türkiye hızlı bir İslamlaşma sürecinden geçiyor aynı bir zamanlar laik olan Irak, İran ve Afganistan gibi. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan öyle görünüyor ki, Avrupa'nın Hristiyan kökenlere sahip olduğunu unutmuş. Diyebilirsiniz ki, Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk laikti, ancak kendisi uzun zaman önce öldü ve artık sadece heykelleri kaldı." dediği aktarılmakta, ayrıca Washington'un bölgede kendine özgü stratejik ve jeopolitik çıkarlarının güdümünde olduğunu söyleyerek, Amerikan yönetiminin Türkiye'nin Avrupa üyeliği emellerine desteğini reddettiği kaydedilmektedir.

            Aynı habere AFP'de yer vermektedir.

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Süddeutsche Zeitung'da (20/01) "Türkiye'ye Verilen Zaman Planı Geçerli" başlığı altında ve Christiane Schlötzer-Cornelia Bolesch imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in, müzakerelere hazırlık aşamasının ancak Ekim 2005'te başlayacağı ve bir yıl kadar süreceği yönündeki açıklamasının Türkiye'de kafa karışıklığına yol açtığı belirtilmektedir. Cumhuriyet gazetesinin, AB'nin Türkiye ile müzakerelere resmen başlama tarihinin tam bir yıl ertelenerek 2006 Ekim ayına atıldığını yazdığı, Zaman gazetesinin de, Rehn ve Komisyon Başkanı Barroso'nun daha önce yaptıkları açıklamada, yasaların AB normlarıyla teknik olarak karşılaştırılacakları tarama sürecinin 3 Ekim 2005'te sona ereceğini söylediklerini hatırlattığı belirtilen yazıda, Rehn'in sözcüsünün, bunu bir "yanlış anlaşılma" olarak nitelediği ve yaptığı açıklamada, Türkiye ile müzakerelerin, öngörüldüğü gibi 3 Ekim 2005'te resmen başlayacağını ve ertelenmeyeceğini belirterek, tarama sürecinin bu müzakerelerin bir parçası olduğunu vurguladığı, Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Başkanı Elmar Brok'un da yatıştırarak, Rehn'in Avrupa Parlamentosu önünde söylediklerinin "yeni bir şey olmadığını", fakat müzakerelere başlanmasından sonra ilk yıl içinde "henüz fazla bir şeyin olmayacağının" fiilen hesaba katılması gerektiğini belirttiği kaydedilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Die Presse gazetesinde (20/01) "Türkiye... Çevre İçin 30 Milyar Gerekli" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Ankara'daki hükümetin tahminlerine göre, AB'nin şartları yerine getirilmek isteniyorsa Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda çevreyi korumak için 30 milyar euro yatırım yapmasının gerektiği belirtilmektedir. Bu paranın büyük bir  kısmının Türkiye tarafından sağlanmasının gerektiği, AB'den ancak üç milyar euro yardım beklenebileceği ifade edilen haberde, paranın sağlanması halinde sorunların sekiz ila 10 yıla kadar çözülebileceğinin belirtildiği kaydedilmektedir.

 

            Die Presse gazetesinde (20/01) "Türkiye'nin Katılımı Kazanç Getirmiyor" başlığı altında ve Wolfgang Böhm imzasıyla yayımlanan bir yazıda, ordu tarafından yapılan bir araştırmanın, Türkiye'nin katılımının ülkenin hassas jeopolitik durumu ve iç yapısı gözönünde bulundurulduğunda, güvenlik politikası açısından beraberinde kazançtan çok risk getireceği sonucuna vardığı belirtilmektedir. Türkiye'nin katılımının güvenlik politikası açısından kazanç getirmeyeceğine işaret edilen yazıda, Savunma Bakanlığı'nda Güvenlik Politikası Bölümü Başkanı, stratejik araştırmalardan sorumlu Erich Reiter bürosu tarafından kısa süre önce açıklanan bir araştırmayı bu sözlerle özetlediği ve araştırmanın  böylece, Orta Doğu'daki stratejik açıdan önemli konuma sahip, NATO üyesi Türkiye'nin AB üyesi olması halinde, AB'nin istikrarını artıracağı yolundaki iddialara karşı çıkmış olduğu vurgulanan yazıda, araştırmanın Türkiye'nin AB'ye birçok sorun getireceğinden yola çıktığı ve bu sorunlardan en büyüğünün Fırat ve Dicle ırmaklarının suyunun dağılımı olduğu, Türkiye'nin İsrail ile sıkı ortaklığı yüzünden, Orta Doğu sorununa doğrudan ve dolaylı olarak bulaşmış olduğuna değinildiği, buna bir de Kürt azınlık ile sınır ötesi ihtilaflar eklendiğine işaret edilmektedir. Yazıda, Reiter'in, Die Presse gazetesiyle yaptığı söyleşide, Türkiye'nin katılımdan sonra da dış ve güvenlik  politikasında, Avrupa'nın çıkarlarındansa, kendi çıkarlarını koruyacağından emin olduğunu belirterek, Türkiye'nin jeostratejik konumu ile büyük ordusunun AB'ye ağırlık kazandıracağı ve güvenlik avantajları sağlayacağı argümanına karşı, "Bunun tam aksinin söz konusu olduğunun" söylenmesinin  gerektiğini ifade ettiği kaydedilmektedir.

 

            BELÇİKA BASINI:

 

            Avrupa Parlamentosu'ndaki bir grupla işbirliği halinde çalışan Brüksel merkezli bağımsız  haber portalı Euobserver'ın (21/01) "Türkiye Konusu Fransa'da Anayasa'ya 'Evet' Oyu Verilmesini Tehlikeye Atabilir" başlığı altında ve Richard Carter imzasıyla yer alan bir haberde, Fransız Liberation gazetesine göre, kamuoyu araştırması yapan önde gelen bir Fransız şirket BVA'nın, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunun önümüzdeki günlerde Avrupa Anayasası konusunda yapılacak referandumda merkez sağdaki seçmenlerden çıkacak "evet" oyunda yüzde 15'lik bir düşüş yaratabileceğini kaydettiği belirtilmektedir. "Türkiye konusunun", Anayasa'ya ilişkin kampanyanın ivme kazandığı bir dönemde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın başını ağrıtacak gibi göründüğü belirtilen haberde, merkez sağdaki UMP partisinden pek çok kişinin -parti başkanı ve 2007 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimine rakip olan Nicolas Sarkozy'de dahil olmak üzere- Avrupa Anayasası'nı  desteklediği, ancak Türkiye'nin AB üyeliği konusuna şüpheyle yaklaştığına işaret edilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP'nin (19/01) "Rehn: Ankara ile Müzakereler, Kıbrıs'ta Çözüm Bulunmasına Katkı Sağlamalıdır" başlığı altında yer verdiği bir haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in yaptığı açıklamada, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlamasının Kıbrıs'ın yeniden birleşmesiyle ilgili görüşmelerin tekrar başlatılmasına imkan sağlamanın "en iyi fırsatı" olduğunu  bildirdiği belirtilmektedir. Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu'nda konuşan Olli Rehn'in, "Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılmasını, yeniden birleşme görüşmelerini en uygun zamanda tekrar başlatmak için iyi bir fırsat olarak  görmeliyiz." dediği belirtilen haberde, Rehn'in ayrıca, Türkiye ile değerlendirme sürecinin -ki bu, Avrupalıların ve bir aday ülke yetkililerinin üyelik müzakereleri süresince kendilerini bekleyen zorlukları gözden geçirecekleri bir süreç- müzakerelerin  başlama tarihi olan 3 Ekim'in hemen ertesinde  başlayabileceğini de ifade ettiği ve bu sürecin, 1 Mayıs'ta Birliğe katılan  Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle yapılan müzakereler sırasında tanık olunan ortalama süre olan "yaklaşık bir  yıl" süreceğini belirttiği kaydedilmektedir.

 

            Le Figaro gazetesinde (19/01) "Douste-Blazy: Şayet Chirac Adaylığını Koyarsa, Biz de Doğal Olarak Arkasında Oluruz" başlığı altında ve Alexis Brezet-Guillaume Tabard-Judith Waintraub imzalarıyla Fransa Sağlık Bakanı Philippe Douste-Blazy ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almkatadır:

 

            "SORU: Nicolas Sarkozy'nin, UMP milletvekillerine Türkiye konusunda oy kullandırma niyetine şaşırdınız mı?

 

            DOUSTE-BLAZY: Bu oylama daha önce yapıldı. Bunu Alain Juppe ile 9 Mayıs 2004'te düzenlemiştik. Daha önce meclis toplantılarında oylama işlemini yaptık. Türkiye hakkında, tıpkı laiklik hakkında ve okullarda başörtü takılması konularında olduğu gibi. Yani UMP'nin tavrı, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı oluşu zaten biliniyor. Bundan dolayı yeni bir oylama bana pek gerekli görünmüyor. Zaten, referandumu özünden saptırma riski bulunmadan hangi soru sorulabilir? Çünkü buradaki konumuz anayasa. Bazıları anayasayı onaylıyor, onları destekliyorum; bazıları inançları adına anayasaya karşı mücadele ediyor, onlara da saygı duyuyorum; ancak fikirlerine karşı mücadele ediyorum. Son olarak da bazıları anayasaya 'evet' diyor; ama aynı zamanda bu konunun Türkiye konusu ile bağlantılı olduğuna inandırmaya çalışıyorlar.  Bu kişilerin küçük hesapları ile mücadele ediyorum."

 

            AFP'nin (23/01) "UDF Kongresinde Avrupa Anayasası'na Evet, Türkiye'ye  Hayır Oyu Çıktı" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Fransa'nın merkez-sağ partisi UDF'nin kongresine katılan iki bin delegenin yapılan oylamada, Avrupa Anayasası hakkındaki referandumda "evet" oyu kullanılması için kampanya yapılmasını arzu ettiklerini belirtirken, Türkiye'nin AB'ye üyeliğine karşı olduklarını yineledikleri belirtilmektedir. "UDF, Türkiye gibi Avrupalı olmayan ülkelere genişlemede, Avrupa projesinin yok olabileceği riskini görenlerin endişesini  paylaşıyor" ibaresi bulunan bir metnin, açık oylama sırasında  katılımcılar tarafından büyük çoğunlukla kabul edildiği belirtilen haberde, tartışmanın sonunda kabul edilen metinde "UDF, (Türkiye ile) müzakerelerin başlatılması anlaşmasında imtiyazlı ortaklık seçeneğinin, hatta Kıbrıs'ın, (sözde) Ermeni soykırımının ve Kürt sorununun Ankara tarafından tanınması talebinin yer almış olmasının gerektiğini düşünüyor. Ne kadar çok yok olma riski varsa, Avrupa'yı o kadar çabuk demokratik ve dayanışma içinde kılmak gerek. Böylece UDF, Avrupa Anayasası konusundaki referandumda evet oyu kullanacak ve 'evet' lehinde kampanya yürütecek" denildiği kaydedilmektedir.

 

            KIBRIS RUM BASINI:

 

            Haravgi gazetesinde (19/01) "Sürekli Kanıtlara İhtiyaç Duyuluyor" başlığı altında ve Lenia Stilianu imzasıyla yayımlanan bir haberde, Türkiye'nin, AB ile üyelik müzakerelerinin başlamasına karar verilme ciddiyetini fark etmekte zorlandığının görüldüğü, aynı zamanda, 17 Aralık tarihindeki kararın, müzakerelerin 3 Ekim tarihinde otomatikman başlaması anlamına gelmediğinin de farkına varamadığı belirtilmektedir. Ankara'nın, sözü edilen 3 Ekim tarihine kadar, sadece AB ve 25 üye devlet karşısındaki sorumluluklarını yerine getirmekle yükümlü olmakla kalmadığı, aynı zamanda her gün ve her an Avrupa ilkeleri ile uyumlu davranabileceğini ortaya koymak zorunda olduğu ifade edilen haberde, Yunanistan aleyhinde birbiri ardına gelen kışkırtmaların, komşu ülkenin hava sahası ve karasularının ihlal edilmesinin, şu anda birinci öncelik olarak AB'ye üye olmak isteyen ve bu amacı gerçekleştirmek için Yunanistan'ın oyunu isteyen bir ülkenin sergilemesi gereken davranışla bağdaşmadığı vurgulanmaktadır. Yunanistan'ın Türkiye aleyhindeki şikayetlerinin, AB'ye üye devletler tarafından Türkiye'nin puan hanesine eksi olarak yazıldığı ve bunun, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlaması ile ilgili nihai "ok" yanıtını isteyeceği 3 Ekim tarihinde, olumsuz olarak sayılacağının beklendiği ifade edilen haberde, Türk Hükümeti'nin, komşu ülkeler aleyhindeki  kışkırtmaların Avrupa sürecindeki olası bedelini hesaplamadığının görüldüğü kaydedilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Eleftheros Tipos gazetesinde (20/01) "Tahrik Ediyor da, Niye Korkuyor?" başlığı altında ve Angeliki Spanu imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, Güneydoğu İran ile sınırında çıkabilecek savaş korkusu ve AB'ye girmek için müzakerelerin gecikebileceği telaşı ile Ankara'nın, Ege'deki güvensizliğini dışa vurarak, Türk-Yunan ilişkisinin dayanıklılığını sınavdan geçirdiği, Yunan Hükümeti'nin ise, "egemenlik haklarımız tartışılamaz." haberini yolladığı belirtilmektedir. ABD'nin İran'a savaş açma ve AB'ye girmek için müzakerelerin gecikmesi olasılığının Ankara'yı düşündürdüğüne işaret edilen haber-yorumda, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olly Rehn'in, yakın zaman önce yaptığı konuşmada, Türkiye ile ilgili taramanın 4 Eylül'de başlayacağını ve sonuçlandırılması için, bir veya daha fazla yılın gerekli olduğunu belirttiği hatırlatılmakta ve Cumhuriyet gazetesinin, AB üyeliği için müzakerelerin  2006'da başlayacağını ve diğer aday ülkelere nazaran 31 değil, 35 ya da 36 dosyanın konuşulacağını vurguladığı kaydedilmektedir.

 

            Kathimerini gazetesinde (20/01) "Türk-Yunan Konuları ve AB" başlığı altında ve Kostas Yordanidis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin Ege'de tahrikçi davranışının sürpriz oluşturmadığı, tam aksine, bu davranışın beklendiği, çünkü Ankara'nın AB ile üyelik müzakerelerine başlamasının Yunanistan'a karşı taleplerinden vazgeçmesinin başlangıç noktasını oluşturacağı izleniminin yaratılmasını istemediği belirtilmektedir. Resmen dile getirilmekte olan görüşler bir yana, Yunan siyasi düzeninin, Türkiye'nin Avrupa yöneliminin ülkemize karşı politikasında radikal değişiklikler getireceğine inanacak kadar saf olmadığı, aslında ABD ile bazı AB üyesi ülkelerin baskı uyguladığı için ya da iki büyük partinin  -YDP ve PASOK-  Türkiye'nin Avrupa yöneliminin tamamlanmasıyla ülkenin uzun vadede "kazançlar" sağlayacaklarına inandıkları için Türkiye'nin Avrupa yönelimini destekleme kararını aldıkları ve bunu da ortaya koymak için konunun "iletişim" açısından da ele alınmasının gerektiği vurgulanan yorumda, hükümetin, Ankara'nın "casus belli"yi kaldırmamış olduğu  için ya da Türkiye'nin belirli bir zaman içinde Yunanistan ile sorunlarını çözme yönünde taahhüt altına alınmadığı için 17 Aralık'ta Türkiye ile AB arasında üyelik müzakerelerine başlamasını kabul ettiği için sert eleştirilere maruz kaldığı kaydedilmektedir. Yunan partilerinin, Kopenhag Kriterleri'ne siyasi kriterlerin ilave edilmesinin mümkün olmadığını kamuoyuna bildirmek istemedikleri, bunu yapmaları durumunda, AB'nin, üye ülkelerin özel çıkarları savunan bir mekanizma olmadığını da kabul edebilecekleri, böylece de, AB'nin imajını bozmamak için birtakım garip açıklamalar yaptıkları ifade edilen yorumda, siyasi kriterlerin Kopenhag Kriterleri'ne dahil edilmemesinin, Kıbrıs Rum kesiminin AB üyesi olmasına yardımcı olduğu gibi, aynı şekilde Türkiye'nin de lehinde rol oynadığına işaret edilmektedir.

 

 

 

                 

 
ESKİ SAYILAR