25.01.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 ANKARA, 25/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  24 Ocak 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI:

 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (22/01) "Tuna Ülkeleri  Türkiye'nin Üyeliğine Karşı" başlığı altında ve "diw"  rumuzuyla yayımlanan bir yazıda, Avusturya ve Macaristan'ın  hükümet başkanları ile Bavyera ve Baden Württemberg  eyaletlerinin başbakanlarının Stuttgart'ta, hem "bir Avrupa  birleşik devleti" hem de "Avrupa'da sırf serbest ticaret  bölgesi oluşturma yönündeki çabalar" konusunda uyarıda  bulundukları belirtilmektedir. Başbakanların, şu anda  onaylanma sürecinde olan AB Anayasası'na atıfta bulundukları  belirtilen yazıda, Avusturya Başbakanı Schüssel (ÖVP),  Macaristan'ın sosyalist Hükümet Başkanı Gyurcsany (MSZP) ile  Bavyera Eyalet Başbakanı Stoiber (CSU) ve Baden Württemberg  Eyalet Başbakanı Teufel'in (CDU), beşincisini  gerçekleştirdikleri Tuna Zirvesi'nde, Türkiye'nin katılımıyla  ilgili olarak acele karar verilmemesi yolunda uyardıkları ve  özellikle Schüssel ile iki Alman Başbakanın, Avrupa'nın  Türkiye ile katılım müzakerelerine ilişkin Brüksel kararını  şüpheyle değerlendirdikleri kaydedilmektedir. "Türkiye'nin  üyeliğiyle birlikte AB'nin ağır bir yük altında kalacağı ve  ağır bir darbe alacağı tehlikesini görüyoruz" diyen Teufel'in, "Türkiye'nin üye olamayacağı hesaba katılabilir. Böyle bir  ihtimale karşı, Türkiye'nin AB yapılarında yer almasının  güvence edilmesi gerekir" diye konuştuğu ifade edilmektedir.

            Deutsche Welle Radyosu'nun internet sayfasında (21/01)  "Alman Meclisi'nde Türkiye Kavgası" başlığı altında ve Cem  Sey imzasıyla yer alan bir yazıda, Alman muhafazakarlarının,  Türkiye ile Almanya ilişkileri bağlamında Alman Meclisi'ne  getirdiği önergenin ele alındığı ve 17 Aralık öncesi  hazırlanan önergede, muhafazakarların, iktidarı Türkiye ile  var olan sorunları kamuoyundan gizlemekle suçladığı,  Meclis'teki görüşmede bu yüzden sert tartışmalar yaşandığı belirtilmektedir. Önergede, Alman vatandaşlığına alınan  Türklerin, Almanya'dan Türkiye'ye sınır dışı işlemlerinde  yaşanan güçlükler ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğinin  Almanya'nın güvenliğinde yaratabileceği tehditler üzerinde  durulduğu, Meclis'teki görüşmelerde ise muhafazakarların  önergesinin, iktidar partilerinin büyük tepkisini çektiği  ve sert tartışmalara yol açtığı ifade edilen yazıda,  Hristiyan Demokratik Birlik ve Hristiyan Sosyal Birlik  partilerinin ortak meclis grubunun tartışma önergesini,  Alman muhafazakarları adına Alman Meclisi İçişleri Komisyonu  üyesi Thomas Strobel'in açıkladığı ve hükümetin, Avrupa  Birliği içinde Türkiye ile müzakere kararı alınması ve bu  büyük ülkenin tam üye olması için büyük baskı yaptığını öne  süren Strobel'in, grubunun bu öneriyi şimdi gündeme  getirmesinin arkasında yatan düşünceyi, "Bunların ikisi de,  hükümetin yetkisi dahilinde olan siyasi kararlardır. Ancak  2006 yılında seçmenler önünde de bunun sorumluluğunu taşımak  zorunda kalacaksınız." diye açıkladığı kaydedilmektedir.  Sosyal Demokrat Cornelie Sonntag-Wolgast'ın da,  muhafazakarları ülkede kutuplaşma yaratmaya çalışmakla  suçladığı belirtilen yazıda, gelecek genel seçimleri şimdiki  koalisyonun kaybetmesi halinde büyük olasılıkla  muhafazakarlarla koalisyon kuracak olan küçük ve liberal  muhalefet partisi Hür Demokrat Parti'nin temsilcisi Ernst  Burgbacher'in de, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine ilişkin  Sözlerinin ilginç olduğu ve Burgbacher'in, "Biz ilkelerimize  sadık kalacağız. Karar verilmiştir. Bu kararı, 2006 yılında  kurulacak hükümet de kabul etmek zorundadır." dediği  aktarılmaktadır.

 

            FRANSA BASINI:

 

            France Soir gazetesinde (24/01) "Türkiye'yi Mahkum Eden  CIA Raporu" başlığı altında ve Thomas de Rochechouart  imzasıyla yayımlanan bir yorumda, CIA'nın emriyle NIC'in  hazırladığı 120 sayfalık "Mapping The Global Future" isimli  raporda, AB bünyesinde Türkiye'nin adaylığı konusunun sıkça  tartışılacağı ve bu tartışmaların gerilimi yükseltmesi  nedeniyle Birliğin düşüşe geçeceği ve ağırlığını  kaybedeceğinin öngörüldüğü belirtilmektedir. Dünyanın en  ünlü uzmanlarından oluşan yaklaşık 1000 kişilik bir grubun  hazırladığı rapora göre, AB'nin dünya siyaseti üzerindeki  faaliyet kapasitesinin politik gücünden geçtiği, çünkü 10  yeni ülkenin AB'ye üyeliği ile, kurumsal açıdan Birliğin  derinleşmesinin askıya alınmış gibi göründüğü, öte yandan  Fransa, Almanya ve İtalya gibi AB'nin önde gelen ülkelerinde  nüfusun yaşlanması ve ekonomik reformların yetersiz  kalmasının Birliğin dağılmasına neden olabileceği belirtilen  yorumda, raporda, bu zorluklarla karşı karşıya kalan AB'nin,  Türkiye'nin ve Müslüman nüfusunun üyeliği ile yeni bir kriz yaşamayacağının da vurgulandığı kaydedilmektedir. NIC'in  raporunda yer alan bu analizin, AB'nin önümüzdeki 15 yıl  içinde karşılaşacağı şeyleri gözler önüne serdiği ve  Türkiye'nin üyeliğinin, AB'ye, kendi bünyesindeki Müslüman  nüfusu daha çabuk bir şekilde entegre etme fırsatı  verebileceği, aynı zamanda yeni ülkelerin üyeliğinin, AB  nüfusunun yaşlanmasını önleyebileceğine işaret edilmektedir.

            AFP'nin (24/01) "Bir Merkez Sağ Milletvekili,  Türkiye'nin AB'ye Üyeliğini Savundu" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Fransa'da hükümetin merkez sağ Fransız  Demokrasisi İçin Birlik Partisi'ne (UDF) mensup tek bakanı  Gilles de Robien'in, partisinin kongresinde yaptığı konuşmada,  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğini savunduğu  belirtilmektedir. UDF Genel Başkanı François Bayrou ile bu  partinin çok büyük bir çoğunluğunun, Türkiye'nin AB üyeliği  aleyhine fikir beyan ederlerken, de Robien'in tam aksine,  Birliğe "aday olan bir ülkenin yüzüne kapıları kapatmama"  çağrısında bulunduğu belirtilen haberde, "UDF'nin temayülü  yeni duvarlar örmek değil, halklar arasında köprüler  kurmaktır" diyen de Robien'in, "Türkiye hakkında polemiğe  son verelim" dediği ifade edilmektedir. Haberde, Gilles de  Robien'in, "Türkiye hakkındaki yanlış tartışmalara son  vermeliyiz. Hiç kimse bizden, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  girmesi meselesine cevap vermemizi istemiyor. Genel bir  oylama marifetiyle söyleyecek bir son sözümüz olacak. En  azından demokratik toplumumuz istikametinde Türkiye'nin yol  almayı taahhüt ettiğini kabul edelim" dediği kaydedilmektedir.

            AFP'nin (24/01) "Frattini: Türkiye ile Müzakereler,  İslam Dünyası İçin Bir Örnek Olacak" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, İtalyan Avrupa Komiseri Franco  Frattini'nin, Roma'da yaptığı açıklamada, Türkiye ile  üyeliği konusundaki müzakerelerin, AB'nin diyalog iradesini  göstermek açısından İslam dünyası için bir örnek olacağını  belirttiği kaydedilmektedir. "Kurumlarının modernizasyonunu  isteyen, ancak himayeci bir biçimde empoze edilmiş bir modeli  kabul etmeyen İslam dünyasının güçlerini uyarmak bizim  görevimizdir. Türkiye, Avrupa için anahtar bir ülkedir ve bu  ülkeden, müzakerelerin en hassas noktalarından biri olan  insan hakları başta olmak üzere, Avrupa standartlarını  yakalamasını isteyeceğiz" diyen Frattini'nin, "Nüfusunun  çoğunluğu Müslüman olan ve AB'ye katılma özlemi içindeki  laik devlet Türkiye, İslam dünyası için bir örnek olacaktır"  ifadesinin de altını çizdiği belirtilen haberde, Frattini'nin,  Türkiye ile Ekim 2005'te üyelik müzakerelerinin başlatılmasının,  AB ile Akdeniz ülkeleri arasındaki diyalogun yeniden  başlatılmasının en kayda değer noktalarından biri olacağına  işaret ettiği vurgulanmaktadır.

 

            KANADA BASINI:

 

            Globe and Mail gazetesinde (21/01) "Türkiye'nin Kulübe  Kabulü, Avrupa'ya Üstünlük Sağlar" başlığı altında ve Andre  Gerolymatos imzasıyla yayımlanan bir makalede, Türkiye'nin 41  yıllık çabasının sonucunda 3 Ekim 2005'te Avrupa Birliği'ne  ziyaretçi kartı alacağı, sonucu bir yana hem Türkler hem de  Avrupalılar için uzun ve karmaşık bir süreç olacağı, fakat  nihayetinde Batılı ittifak sistemini ve Orta Doğu'yu çarpıcı  bir biçimde yeniden belirleyeceği kaydedilmektedir. Bu  işaretlerin Orta Doğu'nun gelecekteki güvenliği yararına olup  olmadığı büyük ölçüde, Türklerin AB'ye katılım için ne kadar  uzlaşmaya vardıklarına ve Avrupa'nın isteklerini kabul ettiği  halde Türkiye'nin dışlayıcı Hristiyan Kulübü tarafından  reddedilip reddedilmemesine bağlı olduğu belirtilen makalede,  ekim ayında katılım görüşmelerinin başlamasından hemen önce  Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin, Türkiye'deki milliyetçileri  ve orduyu daha fazla kızdırmadan Kıbrıs Hükümeti'ni tanımanın  bir yolunu bulmak zorunda olduğuna dikkat çekilmektedir.  Kıbrıs meselesinin hala en çetin sorunlardan biri olduğu ve  Kıbrıslılara yeterli yardım sağlanamamasının, Türkiye  aleyhtarlarının, meseleyi, Türklere AB yolunda engeller  çıkartmak amacıyla kullanmaları için fırsatlar yaratacağına  işaret edilen makalede, önceki yıllarda Almanlar ve  Fransızların, Türkiye'nin başvurusunu veto etmesi için  Yunanistan'a güvenle bel bağlayabildiği, fakat Atina'nın,  Ankara'yla olan ilişkisini düzelttiği ve şu anda  Türkiye-Avrupa ortaklığının bir savunucusu olduğu  vurgulanmaktadır. Türkiye düşmanlarının, pek çok Müslümanın  varlığının, Avrupa kültürünün dinamiklerini altüst edeceğini  ve siyasi söylemini değiştireceğini söyledikleri ve şu anda  AB'de bulunan milyonlarca Müslümanın, zaten bir siyasi güç  haline geldiği ve transatlantik ittifakında artan gerilimleri  daha da tırmandıracağı ileri sürülen makalede, Türkiye'deki  generallerin de, AB ortaklığını, Amerika'nın vesayetinden ve  İsrail'le askeri ittifaktan kurtulmanın bir yolu olarak  gördükleri öne sürülmekte ve şöyle denilmektedir: "ABD'nin pervasızlıklarından endişe duyan ve Washington'un  hakimiyetine içerleyen Avrupalılar, Türkiye'nin kabul  edilmesiyle AB'nin askeri ve stratejik konumunun gelişeceği düşüncesindeler. AB, Türkiye'nin katılımıyla AB'nin doğu  sınırları, Kafkasya, Karadeniz, Irak, İran ve Suriye'ye  uzanacak. Bu sayede Avrupa, Orta Doğu'da, ABD'nin hem  bölgedeki hem de dünyadaki rolüne meydan okuyacak büyük bir  rol üstlenecek. Türkiye gibi yeni AB üyeleri, barışı sağlama  ve koruma misyonlarına katılma konusunda daha az ketum  davranarak, Avrupalılara, şimdiye dek uluslararası meselelere  aktif müdahalede bulunmalarını sağlayacak askeri üstünlüğü  kazandıracak."

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            İmerisia gazetesinde (22/01) "Ankara, Yunanistan'ın  Sırtına Dayanarak Tahrikte Bulunuyor" başlığı altında ve  Yorgo Kapopulos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Ankara'nın,  AB-Türkiye müzakereleri başlamadan evvel Türk-Yunan  sorunlarına ve Kıbrıs konusuna Annan planı çerçevesinde  ortak bir çözüm getirmeyi amaç edindiği ve bu hedefin,  çok elverişli uluslararası koşullar altında Washington  ve Londra'nın da desteklediği belirtilmekte, çünkü  Atina'nın, Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs konularının  Türkiye'nin uzun sürecek AB üyelik müzakereleri sırasında  Avrupa çerçevesinde çözümleneceği yönündeki tezini ne AB  ne Rusya ne de Arap dünyası destekleyeceği kaydedilmektedir.  Ankara'nın, ileride AB-Türkiye müzakerelerini etkileyebilecek  bütün cepheleri kapatmak istediğine dikkat çekilen yorumda,  Washington'un, Türkiye'nin Irak konusundaki politikasına  karşı duyduğu hoşnutsuzluğu ve kuşkuları eşitlemek istediği,  İngiltere'nin ise Avrupa içi dengelerdeki önemli rolünü ve  özel ilişkilerini teyit etmeyi amaçladığı ifade edilmektedir.  Türkiye'nin bölgesel ve uluslararası ilişkilerine de değinilen  yorumda, Ankara'nın AB ile üyelik müzakereleri sırasında,  Türk-Yunan ve Kıbrıs konularında daha iyi çözümler elde etmek  için Yunanistan'ın ulusal amaçlarını güvence altına alma  yeteneğinin hukuki bir konu olmadığı, her şeyden evvel siyasi  bir konu olduğu vurgulanmaktadır.

 

                 

 
ESKİ SAYILAR