ANKARA,
27/01(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 25-26 Ocak 2005
tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (26/01) "Babacan:
Türkiye'nin AB'ye Üye Olabilmesi En Az 10 Yıl Alacak" başlığı altında
yer verdiği bir haberde, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali
Babacan'ın, Türkiye'nin enflasyonu yoluna koyduğunu ve fakir
bölgelerinde yatırımın arttığını, ancak ülkenin Avrupa Birliği'ne üye
olabilmesinin 10 yıl alacağını söylediği belirtilmektedir. Babacan'ın,
İsviçre'nin Davos kentinde gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu'nun
ardından Dow Jones Newswires'a, "Amaca doğru ilerliyoruz, ancak AB ile
çok uzun bir müzakere süreci yaşanacaktır" dediği belirtilen haberde,
Babacan'ın, 25 üyeden oluşan AB'nin aralık ayında Türkiye ile resmi
katılım müzakerelerine başladığını ve büyüyen ekonomik istikrarın bu
hedef için çok önem kaydedeceğini söylediği kaydedilmektedir.
Türkiye'nin GSYİH'sının yüzde 74'ü oranındaki borçlarının halen AB
standartları için fazla olduğu, ancak Babacan'ın 2007 yılına kadar
borcun GSYİH'ya oranının yüzde 60'ın altına düşeceğini söylediği ifade
edilen haberde, analistlerin, Türkiye'nin bölgesel ekonomik
eşitsizliğinin, ülkenin AB'ye üyeliğinden önce azaltılması gerektiğini
söyledikleri vurgulanmaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Salzburger Nachrichten
gazetesinde (26/01) "Türk Partisi Avrupa'da Kabul Görüyor" başlığı
altında ve Manfred Perterer imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Avrupalı
hükümet başkanları arasında öncelikle muhafazakar olanlarının, aralık
ayında Türkiye ile giriş müzakereleri konusunda tereddüt ettikleri,
şimdi ise 70 milyonluk devletin iktidar partisini (AKP) Muhafazakar
Partiler Birliği'ne almak üzere oldukları belirtilmektedir.
Brüksel'deki Avrupa Hıristiyan Demokrat Partisi EVP'nin yapacağı bir
yönetim kurulu toplantısında "Adalet ve Kalkınma Partisi" AKP'nin
üyeliği konusunu tartışacağı belirtilen yazıda, EVP'nin önde gelen
politikacılarının da doğruladığı gibi, aylar önce yapılmış olan katılım
başvurusunun büyük tartışmalara yol açmadan olumlu olarak
cevaplandırılabileceği, ancak AKP'nin hemen tam üye olamayacağının
belirtildiği ve tam üyeliğin AB üyesi olan ülkelerin partilerine mahsus
olduğu, ortak üyeliğin zayıflatılmış bir halinin de söz konusu
olmadığı, çünkü bunun için daha uzun süre işbirliği yapmış olmak
gerektiğinin söylendiği kaydedilmektedir. AKP'nin "gözlemci üye" olarak
Avrupa Hıristiyan Demokrat Partisi ailesine alınacağı, böylece
temsilcilerinin bütün toplantılara katılabileceği, ama oy kullanma
haklarının olmayacağı belirtilen yazıda, Avrupa Hristiyan Demokrat
Partisi EVP'nin, AKP'yi yavaş yavaş içine alarak, Avrupa
Parlamentosu'ndaki ağırlıklı konumunu güvenceye aldığı ve Türkiye'nin
ileride AB'ye katılımı halinde, AKP'li parlamenterlerin de
Parlamento'daki en büyük fraksiyon olan EVP'ye dahil olacaklarına
işaret edilmektedir.
FRANSA BASINI:
Liberation gazetesinde
(25/01) "Sosyalist Senatör: Chirac, Egemenlikçilerin Ekmeğine Yağ
Sürüyor" başlığı altında ve Didier Hassoux imzasıyla Anayasa
Konseyi'nin eski Başkanı Sosyalist Senatör Robert Badinter ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Parlamento, Avrupa
Antlaşmasının onaylanması için gerekli anayasal revizyonu bugün
görüşmeye başladı. Yasa tasarısının ikinci maddesi, tüm yeni üyelik
antlaşmalarının zorunlu olarak referanduma sunulmasını öngörüyor. Siz
neden bunu kaldırmak istiyorsunuz?
BADİNTER: Siyasal
tartışmada anayasal antlaşma sorunu, Türkiye'nin birliğe girmesi
sorununa bağlanıyor. Bu, Villiers yanlısı egemenlikçilerin ekmeğine yağ
sürmek anlamına gelir. Parlamento'nun aynı zamanda tartışması nedeniyle
iki konunun birbirine bağlı olduğunu söylemek onun için kolay
olacaktır. Bu, yanlış bir siyasi seçimdir. Hiçbir şey bizi, -en iyi
ihtimalle 10 yıl sonra gerçekleşecek olan- Türkiye ile ilgili
referandum konusunu, anayasal Antlaşma'nın onaylanması konusuna göre
çözmeye mecbur etmiyor.
SORU: Türkiye'nin Birliğe
girmesine karşı olduğunuz için mi böyle söylüyorsunuz?
BADİNTER: Anayasa
Antlaşmasının onaylanmasından yanayım. Bir şaheser olmasa da, halen
bizi yöneten Nice Antlaşmasından daha iyidir. Ancak, güçlü bir
Avrupa'nın kalkınması ve jeopolitik nedenlerden dolayı Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne girmesine karşıyım. Avrupa Birliği'nin Küçük Asya'nın
bu büyük gücüne genişletilmesi, zayıf bir Avrupa'ya, basit bir pazar
Avrupa'sına razı olmak demektir. Bu sayın Bush'un arzuladığı bir
Avrupadır. Madem ki 21. Yüzyıl, büyük bölgesel güçler arasında (ABD,
Çin, Hindistan ve Avrupa) bir denge oyununa ayrıldı, Avrupa
Birliği'nin, sınırlarını Fırat'ın ötesine götürmek ve Gürcistan,
Ermenistan, İran, Irak ve Suriye'ye komşu olmak için hiçbir nedeni
yoktur.
SORU: Bu karışıklığı
sürdürmenin kime yararı var?
BADİNTER:
Cumhurbaşkanı'nın, Türkiye konusunu, Anayasanın gözden geçirilmesi
tasarısına bağlaması tesadüf değildir. Neden? Sadece varsayımlar ortaya
koyabilirim. Bunlardan biri, Fransızlara Türkiye konusunda
kaygılanmamalarını söylemektir. Onlara son kararı kendilerinin vereceği
sözü veriliyor. Bu bir aldatmacadır. 12-15 yıl sonra Birliğin
isteklerini karşılamak için birçok çaba göstermiş olacak Türkiye'ye
ahlaki açıdan hayır demek imkansız olacaktır. Ayrıca hayır demek
Fransızlar için, Cumhurbaşkanı ve hükümet tarafından üye devletlerin
diğer 30 sorumlusu ile aynı zamanda imzalanmış olan antlaşmaya karşı
olmak anlamına gelecektir. Bu, sürecin bu aşamasında ulusal düzeyde ve
Avrupa'da büyük bir krize neden olacaktır. Türkiye'nin üyeliğine
ilişkin karar, gerçekte devlet başkanları tarafından, parlamentolar ve
vatandaşlar tartışmaya çağrılmadan -gizlice- alındı. İkinci varsayım
ise şöyledir: Bugün Cumhurbaşkanı'nın partisi artık onun değildir.
Ancak Parti kontrolündedir. Bu durumda Cumhurbaşkanı, UMP (Halk
Hareketi İçin Birlik Partisi) milletvekillerinden, anayasal revizyon
tasarısı yoluyla Türkiye'nin AB'ye girişine ilişkin seçimini üstü
kapalı biçimde desteklemelerini istiyor. Cumhurbaşkanı, arzusunu baskın
çıkartmayı ve UMP'nin çoğunluğunu Sarkozy'nin seçimine değil, kendi
tercihine göre ayarlamaya zorlamayı düşünüyor. Böyle bir taktiğin ne
yazık ki Antlaşmanın onaylanmasına ilişkin tartışmayı kirletme ve
şansını tehlikeye düşürme riski var."
İSPANYA BASINI:
ABC gazetesinin internet
sayfasında (26/01) "Avrupa Anayasası Konusundaki Tartışma Fransa'yı
Böldü" başlığı altında ve Juan Pedro Quinonero imzasıyla yer alan bir
haberde, Fransız Sosyalist Partisi'nin iki numaralı adamı Laurent
Fabius'in, Avrupa Anayasası'na "hayır" oyu vereceği belirtilmektedir.
Ulusal Meclis'te başlayan milli tartışmanın, Fransa'da siyasi ve sosyal
yaralar açacağına işaret edilen haberde, sağdaki ve merkezdeki
hareketlerin çok daha dalgalı, bir o kadar da tehdit edici olduğu ve
sağcı Halk Hareketi Birliği cephesinde Nicolas Sarkozy'nin, "evet"
lehinde oy kampanyası yürüteceğini belirttiği, aynı zamanda da
partisinin (yani Chirac'ın partisinin), Türkiye'nin katılımına olan
düşmanlığını açıkça belirteceğini de eklediği, diğer yandan Türkiye'nin
AB'ye katılımının Chirac tarafından desteklendiği vurgulanmaktadır. Chirac'ın
rakibi Fransa Demokrasi Birliği Başkanı François Bayrou'nun, partisini
şahsi savaş makinesi olarak kullandığı ve şartlı bir kampanya
yürüterek, "Anayasa'ya 'evet', Türkiye'ye 'hayır'" diyeceği ifade
edilen haberde, orkestra uyumsuzluğu karşısında kamuoyunun, endişe ve
ihtiyatla tepki gösterdiği kaydedilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia gazetesinde
(26/01) "Lefkoşa'nın Annan İçin Şartları" başlığı altında ve Kiras Adam
imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, Atina ve Lefkoşa'nın, Kıbrıs
konusunun çözümü için zaman çizelgesi ve üst hakemlilik olmadan, Annan
planının önemli noktalarında yapılacak birkaç değişiklik ile AB
müktesebatının uygulanması çerçevesinde hareket edecekleri
belirtilmektedir. Başbakan Karamanlis ile Kıbrıs Rum lideri Tassos
Papadopulos'un, yaptıkları görüşmede, Kıbrıs konusunun önümüzdeki
günlerde tekrar uluslararası gündeme getirilmesi için çabalarını
yoğunlaştırma kararı aldıkları belirtilen haber-yorumda, Başbakan
Karamanlis'in, Atina ve Lefkoşa'nın hedefinin, BM gözetimi altında,
Annan planına ve Kıbrıs tarafının son zamandaki tezlerine dayanarak, bu
siyasi probleme iki tarafın mutabakatıyla sağlanmış işlevsel ve kalıcı
bir çözüm getirmek olduğunu ve bu çözümün, AB'nin altyapısını
oluşturan temel değerlere ve ilkelere uygun olması gerektiğini
söylediği ifade edilmektedir. Yunanistan ve Kıbrıs'ın, AB
çerçevesinde, Hollanda'nın AB Dönem Başkanlığı'ndan beri askıda
bulunan AB-Kıbrıs Türk ilişkisine yönelik olarak gelecekte
benimseyecekleri tavrı da görüştükleri ve görüşmenin ana konusunu,
Türkiye'nin AB yönelimi süresince Türkiye'nin yükümlülükleri ve
davranışlarına karşı uygulanacak ortak politika konusunun oluşturduğu,
geçen aralık ayındaki zirve toplantısında kararlaştırıldığı gibi,
Ankara'nın 3 Ekim'den evvel Gümrük Birliği Protokolü'nü, Kıbrıs'ın da
aralarında bulunduğu AB'nin 10 yeni üye ülkesiyle imzalamasını
bekledikleri kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR