ANKARA, 28/01(BYE)--- Yabancı
basın-yayın organlarında 27 Ocak 2005 tarihlerinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Financial Times Deutschland
gazetesinde (27/01) "Schröder, Türkiye ile Görüşmelerden Yana" başlığı
altında ve DPA'ya atfen yayımlanan bir haberde, Federal Almanya
Başbakanı Gerhard Schröder'in, Türkiye ile AB'ye katılım
müzakerelerinin mümkün mertebe 2005 yılının ilk yarısında
başlamasından yana olduğunu açıkladığı belirtilmektedir. Federal
Parlamento'nun Avrupa İşleri Komisyonu'nda yaptığı konuşmasında,
Ukrayna'nın ise görülebilir bir zamanda AB adayı olmayacağını belirten
Schröder'in, AB Anayasası'nın Federal Parlamento ve Federal Eyalet
Temsilcileri Meclisi'nde (Federal Konsey) hızla onaylanmasını umduğunu
vurguladığı belirtilen haberde, böylece Almanya'nın bir "sinyal etkisi"
yaratacağını dile getiren Schröder'in, son olarak Ekim 2003'te Avrupa
İşleri Komisyonu'nda konuşma yapıp soruları yanıtladığı
hatırlatılmaktadır.
Aynı haber Netzeitung'da da
yer almaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse gazetesinin
internet sayfasında (27/01) "Referandumlar Yabancı Düşmanlığının
Göstergesi" başlığı altında yer alan bir yazıda, Türkiye Sanayicileri
ve İş Adamları Derneği'nin (TÜSİAD), Avusturya ve Fransa'nın Türkiye
üyeliğiyle ilgili yapacakları referandumları eleştirdiği
belirtilmektedir. Fransa ve Avusturya tarafından Türkiye'nin AB
üyeliğiyle ilgili olarak açıklanan referandum talebi için Türk
Sanayicileri ve İşadamları Derneği'nin, "popülist amaçlara yönelik ve
yabancı düşmanlığının belirtisi" değerlendirmesinde bulunduğu ve
Brüksel'de bulunan TÜSİAD temsilcisi Bahadır Kaleağası'nın
açıklamasının, "Bu referandumlar, ateşle oynandığının bir göstergesi ve
Türkiye'ye dolaylı olarak savaş ilanıdır." yönünde olduğu belirtilen
yazıda, iç politikaya dönük girişimlerin, başka bir ülkenin geleceğini
belirlememesi gerektiğine işaret edilmektedir. Türkiye'nin, kendisine
17 Aralık tarihinde AB'nin devlet ve hükümet başkanları tarafından
üyelik perspektifi verildiğinden, bunu değerlendirmek istediği ifade
edilen yazıda, Kaleağası'nın, Avusturya ve Fransa'nın düzenleyeceği
referandumların sonucunda Türkiye'ye verilecek bir "hayır" cevabının,
AB'nin siyasi sonunu hazırlayacağı görüşünde olduğu vurgulanmakta ve
önümüzdeki 10 yıllık süreçte Türkiye'nin üyeliği önünde siyasi ve
ekonomik engeller kalmadığı takdirde, üyeliğinin reddedilmesi hususunun
açıklanamayacağı kaydedilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (27/01) "Fransız
Milletvekilleri Türkiye'nin AB'ye Üyeliği Konusunda Referandum
Düzenlenmesine Onay Verdi" başlığı altında yer verdiği bir haberde,
Fransız milletvekillerinin Meclis'te düzenlenen oylamada, AB'ye
girecek olan yeni ülkeler için referandum yapılmasına onay verdikleri
ve müzakereleri sonuna kadar sürdürmeyi başarması
durumunda Türkiye için de
referandum düzenleneceği belirtilmektedir. AB'ye üye olacak ülkeler
için referandum düzenlenmesini, Meclis'te çoğunluğa sahip olan Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın partisi Halk Hareketi Birliği Partisi
kabul ederken, Sosyalist Parti ve Komünist Parti'nin reddettiği, merkez
sağdaki Fransa Demokrasisi İçin Birlik Partisi'nin ise çekimser kaldığı
belirtilen haberde, Fransız Anayasası'nın yeniden gözden geçirilmesi
tasarısının, AB'ye üye olacak ülkeler için Fransa'da referandum
düzenlenmesini öngören 2. maddesine milletvekillerinin ilk oylamada
onay verdiği, Fransa Adalet Bakanı Dominique Perben'e göre bu maddenin
kabulünün, yaz aylarında AB Anayasası'yla ilgili yapılacak referandum
ve tartışmalara neden olan Türkiye'nin AB'ye üyeliği konularının
çakışmasını engelleyeceği ve böylece oy kullanmak için sandık başına
giden Fransız vatandaşlarının kafasının karışmayacağı ifade
edilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (27/01) "Chirac
Fransızları Uyardı: Türkiye ile AB Anayasası'nı Birbirine
Karıştırmayın" başlığı altında ve Kerstin Gehmlich imzasıyla yer
verdiği bir haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, Fransız
seçmenlere seslendiği konuşmasında, Türkiye'nin AB'ye üyelik girişimine
ilişkin görüşlerinin, bu yıl AB Anayasası'nın oylanacağı referandumdaki
oylarının rengini etkilemesine izin vermemelerini istediği
belirtilmektedir. Bu çağrının, Chirac'ın, Fransız seçmenlerin temmuz
ayında yapılacak referandumda anayasaya "hayır" demelerinden duyduğu
endişenin bir uzantısı olduğu; zira böyle bir sonucun, 25 AB üyesinin
onayını gerektiren anayasa anlaşmasını da tehlikeye sokacağına işaret
edilen haberde, kamuoyu yoklamalarının, Fransız halkının, Türkiye'nin
AB'ye katılımına şiddetle karşı olduğunu ortaya koyduğu ve Chirac'ın
da bunun Birlik ile ilgili genel bir hoşnutsuzluk yaratabileceği
endişesinde olduğu kaydedilmektedir. Muhafazakar Halk Hareketi
Birliği'nden senatörlerle yaptığı bir toplantıda konuşan Chirac'ın,
"Avrupa Anayasası ve Türkiye iki ayrı konudur ve aralarında herhangi
bir bağlantı yoktur." dediği belirtilen haberde, Chirac'ın,
seçmenlerin, referandumu, hükümetin ekonomik politikaları ve
Türkiye'nin bir gün Birliğe katılma olasılığından duydukları endişeyi
ifade edecekleri bir platform olarak kullanmalarından korktuğu ve AB
Anayasası ile Türkiye konusunun birbirine karıştırılmaması için zamanı
geldiğinde Ankara'nın üyeliğine ilişkin ayrı bir referandum
yapılacağına da söz verdiği vurgulanmaktadır.
İTALYA BASINI:
İtalyan resmi haber ajansı
ANSA'da (26/01) "Casini: Türkiye'nin AB'ye Katılımını Destekliyoruz"
başlığı altında yer alan bir haberde, İtalyan Temsilciler Meclisi
Başkanı Casini'nin, İtalyan Hükümeti'nin Türkiye'nin AB'ye katılımı
için başlattığı girişim konusunda hemfikir olduğunu bildirerek,
verilen bu desteğin nedenlerinin altını çizdiği belirtilmektedir.
Casini'nin, "Tarihimizin ve geleneklerimizin farklı olduğunu
gizlemiyoruz; ama insanlığın geleceği için dinler arası daha güçlü bir
diyalog, birbirine saygı duymak, farklılıkları anlamak çok önemlidir."
dediği belirtilen haberde, TBMM Başkanı Bülent Arınç ve Casini
arasındaki görüşmeye yer verilmektedir. "Hükümetler arasındaki
ilişkiler önemlidir, ancak daha da önemlisi, parlamentolar ve halklar
arasındaki ilişkilerdir. Burada, Parlamentoda, tüm siyasi hassasiyetler
mevcuttur ve burada, birlikte yol alma bilincini olgunlaştırmak
önemlidir" diyen Casini'nin, Türkiye'yle olan bazı benzerlikler,
Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda bazı İtalyan siyasi güçlerde
mevcut olan 'şaşkınlığı artırdığını' bildirdiği ifade edilen haberde, Casini,
"Önemsenmesi gereken şey hassasiyettir. Umarım dostluk grubunun, daha
şüpheci arkadaşlarımızın da katılımıyla, karşılıklı yanlış anlamaları
açığa kavuşturmaya ve birbirimizi daha iyi anlamaya katkısı olur."
dediği, dolayısıyla Meclis Başkanı'nın, İtalyan Hükümeti'nin Türkiye
için başlattığı girişim konusunda hemfikir olduklarını ifade ettiği ve
"Biliyorum ki bu, AB içinde ağırlığı olan bir unsurun hassasiyetidir.
Bugün müzakereler açılmıştır, yürüyüş uzundur, bu yürüyüşü birlikte
yapmamız gerektiğine inanıyorum." dediği aktarılmaktadır.
Famiglia Cristiana
dergisinde (27/01) "TBMM Başkanı Bülent Arınç ile Mülakat: 'Türkiye
Çoktandır Avrupa'da'" başlığı altında ve Guglielmo Nardocci imzasıyla
TBMM Başkanı Bülent Arınç ile yapılan bir mülakata yer verilmektedir.
Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Sayın Başkan,
bildiğiniz gibi Türkiye'nin Avrupa'ya girişi konusunda bazı tereddüt ve
kuşkular var.
ARINÇ: Malumunuz, İtalyan
Senatosu Başkanı Marcello Pera bir filozoftur. Dolayısıyla onun
ifadeleri, mevcut tereddütleri bilen ve bunları dikkate alan bir
yaklaşımı yansıtıyor. Ancak bizler burada daha yeni başlamış bir
süreçten bahsetmiyoruz. Türkiye Avrupa Birliği'ne girmek için
yıllardır çok ciddi bir şekilde çalışmaktadır. Çekler, Estonyalılar,
Litvanyalılar üye oldu. Ancak ne zaman Türkiye'nin üyeliği gündeme
gelse, Topluluk içinde birçok sorun ve engel önüne sürülüyor.
Birdenbire Müslüman olduğumuz farkediliyor. Birisi sınırların çok
genişlediğini söylüyor; diğerleri ise AB Türkiye'yi de içine alırsa,
ardından İranlıların, Iraklıların da geleceğini savunuyor. Diğerleri
ise genç nüfusumuzdan korkuyor. Bazıları bizim ekonomik
göstergelerimizin nizami olmadığını ya da Avrupa içinde serbest dolaşım
ihtimali konusunda yetmiş milyonluk hazmedilmesi güç bir nüfusa sahip
olduğumuzu savunuyor. Esasen işin temeline bakıldığında ise,
Türkiye'nin Birlik üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarıyla 1963
yılında bir antlaşma imzaladığı görülür. O zamandan bu yana ise
Türkiye, AB'ye tam üye olmak için kendisinden istenen herşeyi
yapmaktadır.
SORU: Sayın Başkan,
gerçekten de herşeyi yapıyor musunuz?
ARINÇ: Gerekli ne varsa
yapmaya uğraşıyoruz. Bu konuda da ciddi bir şekilde çalışılıyor. Bu
asla Avrupa Birliği ile aramızda var olan duygusal bir ilişki değildir:
1987 yılında resmi olarak tam üyelik talebimizi sunduk. Son iki yılda
anayasamızın bazı maddelerini değiştirdik ve hepinizin de bildiği
gibi, önümüzdeki ekim ayında katılım müzakereleri başlayacak...
Yasalarımızı Avrupa yasalarıyla uyumlu hale getirmişiz ve son dönemde
gerçekleştirilen reformlar da Topluluğun gereklerine göre yapılmış.
Ancak bu verilerin de ötesinde, tarihimizin Avrupa kültürüyle,
özellikle de İtalyan ve Fransız kültürüyle iç içe olduğunu sözlerime
eklemek isterim."
-
-
ESKİ SAYILAR