ANKARA,
02/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 01 Şubat 2005
tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Wall Street Journal'ın
(31/01) "Türkiye Başbakanı Bush'u Kürtler Konusunda Payladı" başlığı
altında ve Alan Friedman-Frederick Kempe imzalarıyla yer alan bir
haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Washington'a birkaç kere
kişisel olarak başvurmasına rağmen ABD'nin, Türkiye'nin büyümekte
olduğunu söylediği Kürt terörizmi ve Kuzey Irak'taki etnik ayrılıkçılık
tehditlerine karşı eyleme geçmediğinden şikayet ederek Başkan Bush'a
karşı çıktığı belirtilmektedir. Dünya Ekonomik Forumu sırasında
Erdoğan'ın, PKK konusu, Irak'taki seçimler, Orta Doğu'daki gelişmeler,
terörle mücadelede ABD'nin bir müttefiki olarak doğrudan yardım
talebinde bulunduktan sonra ABD'nin Kürt meselesinde kendi deyimiyle
eylemsiz kalması hakkında çok sert yorumlarda bulunduğu belirtilen
haberde, "Daha iyi bir cevap bekliyorduk"
diyen Başbakan Erdoğan'ın,
Bush'un kasım ayında yeniden seçilmesinden sonraki telefon
görüşmelerinde ve aralık ayında Avrupa Birliği'nin Türkiye ile üyelik
müzakerelerini başlatma kararından dolayı kendisini kutlamak için
aradığında da Bush ile endişeleri hakkında "defalarca" konuştuğunu
söylediği kaydedilmektedir. AB'nin bazı yerlerinde Türkiye'nin
gelecekteki üyeliğine karşı oluşan güçlü siyasi muhalefete karşı
Türkiye'nin ne yapacağı sorulduğunda Erdoğan'ın, "Argümanlarının artık
güçlü olduğunu sanmıyorum. AB'nin Türkiyesiz varolmayacağını kabul
etmek zorunda kalacaklar." dediği ifade edilen haberde, "Eğer AB
demokratik değerler birliğiyse o zaman Türkiye onun bir parçası
olacaktır" diyen Erdoğan'ın, Türkiye'nin bütün AB üyelik kriterlerini
karşılayacağına yeniden söz verip Türkiye'nin AB hükümetleriyle
ilişkilerini yoğunlaştıracağını belirttiğine işaret edilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse gazetesinde
(01/02) "Avrupa Hıristiyan Demokrat Partisi'nde İslamcı AKP" başlığı
altında ve Wolfgang Böhm imzasıyla yayımlanan bir haberde, Türkiye'deki
iktidar partisine (AKP) tanınan gözlemci statüsünün, Avrupa Hıristiyan
Demokrat Partisi içinde tartışmalara neden olduğu belirtilmektedir.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın partisinin Avrupa Hıristiyan Demokrat
Partisi'ne (EVP) yakınlaşmasının tartışmalara neden olduğu ve AKP'ye
gözlemci statüsünün tanınmasına EVP içinde karşı çıkan olmadığı, ama
bazı Hıristiyan demokrat Avrupa parlamenterlerinin anlaşılan bunu pek
sevinçle karşılamadığı belirtilen haberde, örneğin ÖVP'li Avrupa
parlamenteri Reinhard Rack'ın, "AKP'nin EVP'nin değer anlayışı ile pek
az bağlantısı var." dediği ve AKP'nin muhafazakar partiler ailesine
tamamen dahil edilmesinin daha da yoğun tartışmalara yol açmasını
beklediği ifade edilen haberde, Avrupa Hıristiyan Demokrat Partisi'nin
Türkiye'nin AB'ye katılımından sonra AKP ile gücünü daha da artıracağı
öne sürülmekte ve EVP'nin Başkan Yardımcısı Othmar Karas'ın kendinden
emin bir şekilde, "Tabanımızı genişletiyoruz ve hala en başarılı ve en
büyük siyasi partileri üyelerimiz arasında sayabiliyoruz." dediği
aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (01/02) "AB
Türkiye'ye Üyelik Görüşmeleri Öncesinde Kıbrıs Koşulunu Hatırlattı"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu'nun,
Türkiye'ye, planlandığı üzere üyelik görüşmelerine başlayacağı 3 Ekim
öncesinde AB ile, Kıbrıs'ı gümrük birliği kapsamına alacak bir anlaşma
imzalaması gerektiğini hatırlattığı belirtilmektedir. Üst düzey
komisyon yetkilisi Jean-Christophe Filori'nin, sorularını yanıtladığı
Türk gazetecilere yaptığı açıklamada, Ankara'nın siyasi nedenlerle
ayak direyerek anlaşmaya yanaşmaması halinde, üyelik görüşmelerine
geçilmeyeceğini söylediği belirtilen haberde, diplomatların, Kıbrıs'ı
yeniden birleştirecek bir anlaşmaya varılmadan böyle bir girişimde
bulunulmasını, Lefkoşa'daki Güney Kıbrıs Hükümeti'nin fiilen tanınması
anlamına geldiğini düşündükleri ve dolayısıyla da Türkiye'nin bu
noktada son derece hassas olduğu vurgulanmaktadır. Filori'nin,
Türkiye'nin böyle bir anlaşmaya yanaşmaması halinde ne olacağı
yolundaki soruya, "Gecikme Türkiye'nin siyasi direnişinden
kaynaklanırsa, evet sorun olacaktır ve görüşmeler başlamayacaktır."
diye yanıt verdiği ifade edilen haberde, Kıbrıs Rum Hükümeti'nin diğer
24 AB üyesince Kıbrıs'ın tek yasal temsilcisi olarak görüldüğü ve
Filori'nin de bu noktada, AB'nin Kıbrıs'ı birleştirmek için
başlatılacak herhangi bir diplomatik sürece katılmak gibi bir planı
olmadığını ve bunun, BM'nin sorumluluğu olduğunu ifade ettiği, ayrıca
en geç haziran ayında hazır olmak üzere, Türkiye'nin katılım
görüşmelerinde izlenecek rotayı çizecek bir çerçeve anlaşma üzerinde
çalışıldığını da söylediği kaydedilmektedir.
İRAN BASINI:
Hayat-ı No Economic
gazetesinin internet sayfasında (01/02) "Türkiye'nin AB'ye Üyeliğinin
Etkileri" başlığı altında ve Mesud Suri imzasıyla yer alan bir yazıda,
AB'nin, Türkiye'nin üyeliği yönünde birkaç alternatif arasından
nihayet en az tehlikeli, ancak uzun ve en az masraflı yolu seçtiği ve
Türkiye'nin bu siyasi ve ekonomik kulübe üye olmak için 40 yıllık
beklentisinin sona erdiği; üyelik görüşmelerinin 3 Ekim 2005'de
başlamasını kabul ettiği, ancak görüşmelerin şartlı başlayacağı ifade
edilmektedir. Türkiye'nin insan hakları, demokrasi, azınlık hakları ve
ekonomi konularındaki problemleri çözümlenmedikçe üyeliğinin mümkün
olmayacağı, bu nedenle görüşmelere başlama tarihinin 10 hatta 20 yıl
sürebileceği ve Türkiye'nin AB'ye üyeliğinde kamuoyunun görüşünden daha
çok ulusal menfaatlerin korunmasının etkili olduğu vurgulanan yazıda,
"Genel olarak Avrupa'nın muhafazakar ülkeleri, Türkiye'nin varlığına
karşılar. Örneğin Avusturya'da Türkiye'nin üyeliğini isteyenlerin
oranı sadece yüzde 12. AB ülkelerinde ise, Ankara'nın üyeliğini
destekleyenlerin oranı yüzde 50'den çok daha azdır. Ancak, Avrupa'nın
Hıristiyan ülkelerini Müslüman bir ülkeyi kabul etmeye zorlayan,
dünyanın gereklilikleri, Amerika ile rekabet ve ekonomik bir güce
dönüşme yönündeki Avrupa'nın hedefleridir. Genel olarak Türkiye'nin
dış politikasında, Atatürk'ten miras kalan aristokrasi düzeni, Orta
Doğu'ya eğilim, Osmanlı mirası ve Batı'ya eğilim gibi siyasi kültürler
etkilidir. Türkiye yıllardır AB'ye üye olmak için çabalamaktadır. Ancak
bu ülke, hedefine ulaşmak için her ne kadar olumlu çaba gösteriyorsa
da, muhaliflerle de karşı karşıya kalıyor... Türkiye'nin AB'ye
girmesini onaylayanlar İngiltere, Almanya ve Güney Avrupa
ülkeleridir... Üyeliğe karşı olanlar, Müslüman Türkiye'ye üyelik yerine
'özel statü' verilmesinden yanalar... Türkiye'nin, AB'ye üye olması
için önünde zor bir yolu var ve yüzyıl savaşlarının üzerindeki olumsuz
etkiyi silmesi gerekir. Osmanlı'nın Doğu Avrupa ve Avusturya'ya
saldırması ve Bosna, Bulgaristan ve Yunanistan'daki Osmanlı'nın
tutumuna Avrupa'nın olumsuz bakışına ilaveten Kıbrıs, Türkiye'nin
yolunu zorlaştırmıştır. Öyle görünüyor ki Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin
en önemli getirilerinden biri bu ülkenin davranışlarını düzeltmesi
olacaktır. Gerçekte Ankara'nın üyeliği, Türkiye'nin dış politikadaki
davranışlarını daha mantıklı ve daha düzenli yapacaktır. Türkiye'nin
Avrupalı olması, Avrupa'nın Türkiye'nin İran ile ilgili politikalarını
düzenlemesine neden olacaktır. Bu nedenle bundan sonra Ankara çok
değişik tutum sergilemeyecek. Ayrıca bu ülkenin üyeliği, Ankara'nın dış
politikadaki Pantürkizm davranışlarını azaltacaktır. Çünkü Türkiye
bundan sonra daha çok Avrupalı olacak ve davranışlarını Avrupa ve NATO
çerçevesinde düzenleyecek. Buna ilaveten bu üyelik, Türkiye'nin Amerika
ve İsrail karşısında dış politikadaki tutumunu da düzenlemesine neden
olacaktır... Türkiye'nin üyeliğinin ilk etkisi, Rusya-İran-Ermenistan-
Tacikistan-Yunanistan eksenini zayıflatmak olacaktır. Türkiye'nin AB'ye
üye olması halinde, Bakü-Ankara, Amerika ve Avrupa ekseni güçlenecek
ve Türkiye, Rusya-İran eksenine nüfuz eden ülke olarak, Kafkaslar'da
ve Orta Asya'da Batı'nın ve Avrupa'nın yürütme kolu olacaktır. Bu
nedenle bugün birçokları, İran-Rusya ekseninin çözülmeye yüz tutuğuna
ve Rusların Türkiye tarafına yöneleceğine inanmaktadır. Türkiye'nin
üyeliğinin ikinci etkisi, İran üzerine jeopolitik ve jeoekonomik
yaptırımlarının artması olacaktır. Üçüncü etkisi, Türkiye'nin üyeliği
kesinleşir ve Irak'a istikrar gelecek olursa, Fars Körfezi petrolünün,
Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya nakledilmesi ihtimalinin olmasıdır.
Bu durumda Fars Körfezi'nin kuzeyinde ve Hürmüz Boğazı'nda İran'ın
coğrafik konumu zayıflayacak ve Araplar, İran ile ilişkilerini yeniden
gözden geçirecektir. Dördüncü etkisi, çok uluslu şirketlerin ucuz iş
gücünden yararlanmak için Türkiye'ye hücum etmesi olacaktır."
-
-
ESKİ SAYILAR