ANKARA,
03/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 02 Şubat 2005 tarihinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Haftada iki kez yayımlanan
bağımsız tarım meslek gazetesi Ernaehrungsdienst'in (Gıda
Hizmetleri)(29/01) "Yüzde 10'dan Daha Az Çiftçi" başlığı altında ve
Dietrich Holler imzasıyla Tarım ve Köyişleri Bakanı Prof. Dr. Sami
Güçlü ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakat şöyledir:
"SORU: Sayın Bakan, ülkeniz
AB üyesi olmak istiyor. Türk tarım sektörü yakın bir tarihte birliğin
standartlarına ulaşacak mı veya bunlara en azından hissedilir derecede
yaklaşacak mı?
GÜÇLÜ: AB üyesi olan
ülkelerin çoğuyla kıyaslandığında Türkiye'de tarımın anlamı tabii ki
daha büyüktür: Türkiye'nin gayrisafi milli hasılasının yaklaşık yüzde
12'si tarım alanına düşüyor. Halkın yüzde 30'u tarım sektöründe
çalışıyor. Kırsal bölgelerde yaşayan insanlar için ek gelir kaynakları
sağlamak ve tarımın yapısını genel olarak iyileştirmek istiyoruz. Uzun
vadede çiftçilerin genel nüfus içindeki oranını yüzde 10'un altına
düşürmeyi amaçlıyoruz. Brüksel'in Türkiye ile katılım müzakerelerine
başlamayı kararlaştırdığı geçen yılın 17 Aralık tarihinden bu yana, bu
yöndeki çalışmalarımızı yürütmek için tabii ki daha çok gayret
gösteriyoruz. Türkiye'nin AB üyeliği hem Avrupa hem de Türkiye için
önemlidir.
SORU: Müzakerelerin ucu
açık olması öngörülüyor. Üyeliğin gerçekleşmesine kadar da daha uzun
yıllar geçebilir. O zaman AB'nin, tarım sektörüne dağıtacak kaynağı
olacağını düşünüyor musunuz?
GÜÇLÜ: AB'nin 2013 yılına
kadar tarım teşviklerinin değiştirilmesi için kapsamlı planları var.
Türkiye bu tarihten önce kesinlikle AB üyesi olmayacaktır. 2013 yılı
sonrası için tahminlerde bulunmak pek mümkün değil. (...)
SORU: Türkiye'nin
doğusundaki ülkelerin de AB üyesi olma şansı bulunuyor mu?
GÜÇLÜ: Bunu tahmin etmek
kolay değil, fakat Türkiye'nin doğusunda ve kuzeyinde bulunan ülkelerin
AB üyesi olmayı çok arzuladıklarını biliyoruz. Bunu anlayışla
karşılıyoruz ve bu ülkelerin başarılı olmalarını temenni ediyoruz."
FRANSA BASINI:
AFP'nin (02/02) "Papadopulos:
'Kıbrıs Sorununun Çözümü Bir Önceliktir'" başlığı altında yer verdiği
bir haberde, Kıbrıs Rum lideri Tassos Papadopulos'un yaptığı
açıklamada, "Kıbrıs sorununun çözümünün" kendisinin önceliği olduğunu
belirterek, AB ile ortaklık anlaşmasını değiştiren bir protokolün
Ankara tarafından imzalanmasının "belirgin bir adım" teşkil edeceğini
vurguladığı belirtilmektedir. Papadopulos, Lefkoşa'da yabancı
gazetecilere yaptığı açıklamada, "Bizim önceliğimiz, Kıbrıs sorununun
çözümüdür. Türkiye'nin bu protokolü imzalaması bizim önceliğimiz
değildir, ancak Türkiye'den mümkün olan en kısa süre içinde
imzalamasını isteyen Avrupa Birliği karşısında Ankara'nın bir
yükümlülüğüdür" dediği belirtilen haberde, Ankara'nın bunu
imzalamasının, Kıbrıs'ın Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmek -ki
bu normalleşme, adanın bölünmüşlük sorununa bir çözüm bulunması
çabalarını kesinlikle kolaylaştıracaktır- için ilk belirgin adım
olacağını belirten cumhurbaşkanının bununla birlikte, bir çıkmaz
fikrini bertaraf ettiği kaydedilmektedir.
FİNLANDİYA BASINI:
Hufvudstadsbladet
gazetesinde (01/02) "İlave Kriterler Meselesini Bırakın" başlığı
altında yayımlanan bir haberde, geçen yıl, katılım müzakerelerinin
başlamasından önce Türkiye'nin AB üyeliği konusunda tartışmaların
patlak verdiği ve Türkiye'nin Avrupalı olmadığının iddia edildiği
hatırlatılmakta ve şimdi de, Ukrayna'nın AB üyeliği konusunda aynı
tartışmanın yaşandığına işaret edilmektedir. Almanya'nın Die Zeit
gazetesine verdiği mülakatta sosyoloji rehberi ve AB Komisyonu'nun eski
Üyesi Ralf Dahrendorf'a, neden kendisinin Avrupalı diye bir kavram
olmadığı düşüncesine sahip olduğunun sorulduğu belirtilen haberde,
Dahrendorf'un, "Birisi böyle bir şey talep ederse, o zaman Yeni Zelanda
da AB'ye üye devlet olabilir; benim için önemli değil" dediği ve Ralf Dahrendorf'ın,
Kopenhag'da 1993 yılında düzenlenen Avrupa Zirvesi'nde hem fikir olunan
Kopenhag Kriterleri'ne göndermede bulunduğu kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times gazetesinin
internet sayfasında (02/02) "Özgür ve Zengin Avrupa'nın Dayanılmaz
Çekimi" başlığı altında ve Martin Wolf imzasıyla yer alan makalede, bu
yılki Dünya Ekonomi Forumu'nun tanımının ne Orta Doğu'ya dair barış
umutları ne de Afrika'ya yapılacak ek yardım sözü olduğu belirtilmekte
ve bunun yerine Forum'daki teşvik dolu sözlerin, Türkiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan ve dahası Ukrayna'nın yeni Başkanı Viktor
Yuşçenko'dan geldiği vurgulanmakta ve iki liderin de kendilerinin
Avrupa'nın kaderi olduğunu ısrarla dile getirdiği kaydedilmektedir.
Konum ve büyüklüklerinden dolayı Türkiye ve Ukrayna üyeliği isteyen en
önemli iki ülke durumunda olduğu, AB'deki bir çok üyenin bu ikiz
kabustan uyanmak istediği ve bu geçite girmeleri durumunda, ne denli
bir yanılgı içinde olduklarını fark edecekleri öne sürülen makalede,
Erdoğan'ın, AB'ye girmenin "medeniyetler uzlaşmasına" yol açacağına
dikkat çektiği, Yuşçenko'nun ise, "Ukrayna halkının Turuncu Devrim
sırasında Avrupa'nın bir parçası olmayı seçtiklerini" ifade ettiği ve
soğuk ve karlı sokaklardaki milyonların, özgür olmak istediklerini ilan
ettikleri ifade edilmektedir. Türkiye ile Ukrayna arasında bir
kıyaslama ile iki ülkenin nasıl bir Avrupa'ya katılma beklentisine yer
verilen makalede, "Türkiye ve Ukrayna kölelik yerine özgürlüğü,
diktatörlük yerine demokrasiyi, fakirlik yerine refahı ve de savaş
yerine barışı tercih ediyor. Onlar bu değerler üzerine kurulu bir
ülkeler kulübüne üye olmayı arzu ediyorlar. Bu gayret, karşılığını hak
ediyor. Bu iki ülkeye de üyelik verilmelidir..."
Financial Times gazetesinin
internet sayfasında (02/02) "Yatırımcılar AB'ye Üye Olacak Adaylar
Üzerine Oynuyor" başlığı altında ve Christopher Brown-Humes imzasıyla
yer alan bir yazıda, Orta ve Doğu Avrupa'daki yatırımcılar geçtiğimiz
yıl, sekiz eski doğu bloğu ülkesinin Avrupa Birliği'ne üyeliğini
kutlarken, önemli kazançlar elde ettikleri belirtilmektedir.
Performansların gücünü, ekonomilerindeki hızlı büyümeye borçlu
oldukları, zira Demir Perde ülkesi olarak geçirdikleri uzun yılların
ardından bu ülkelerin AB ülkelerinin seviyesini yakaladığı belirtilen
yazıda, yatırımcıların şimdi, Romanya, Bulgaristan, Hırvatistan ve
Türkiye de dahil olmak üzere çeşitli ülkelere odaklanırken,
dikkatlerini bir sonraki muhtemel yakınlaşma hikayelerine yöneltmeye
başladıkları ve bütün bu ülkelerin önümüzdeki birkaç yıl içinde AB
üyesi olabilecekleri öne sürülmektedir. Sweden's East Capital'den fon
direktörü Jacob Grapengiesser'in, "Orta Avrupa giderek daha da
pahalılaşıyor ve paranın Balkan bölgesine doğru yön değiştirdiğini
görüyoruz" dediği ifade edilen yazıda, East Capital'in Balkanlardaki
fonunun ocak ayında yüzde 25 oranında yükseldiği ve bu fonun Türkiye,
Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk, Slovenya,
Hırvatistan, Sırbistan, Bosna ve Karadağ'ı kapsadığı, bu ülkelerin pek
çoğunun küçük, etkisiz ve akışkan olmayan bir borsaya olduğu ve sadece
Türkiye'nin MSCI'nın yükselmekte olan piyasa eski Asya endeksine dahil
olduğu; bunun da pek çok fon yöneticisinin güneydoğu Avrupa'daki diğer
ülkelere bakmayacağı anlamına geleceği vurgulanmaktadır. Yazıda,
Standart Life Investents'dan yükselen piyasalar direktörü Hazel
Adam'ın, "Avrupa'daki pek çok fon sahibi Polonya, Macaristan ve Çek
Cumhuriyeti'nin son iki yıl içindeki göz kamaştıran performansının
yarattığı fırsatı kaçırmış olduklarını düşünüyor ve Türkiye'deki
fırsatı kaçırmak istemiyorlar" dediği kaydedilmektedir.
İSVİÇRE BASINI:
Aargauer Zeitung'un
internet sayfasında (02/02) "Türkiye'nin AB Üyeliği Öncesi Halk
Oylaması" başlığı altında ve SDA kaynaklı yayımlanan bir yazıda,
Fransa'da, Türkiye'nin olası AB üyeliği söz konusu olduğunda bir halk
oylamasının gerçekleşeceği, bunun Fransız Ulusal Meclisi tarafından
karara bağlandığı ve bunun da, AB Anayasası'nın kabulünün yolunu da
açmış olduğu belirtilmektedir. Kararın, iktidar partisi olan
muhafazakar UMP (Halk Hareketi Birliği Partisi) ve liberal UDF'nin
(Fransa Demokrasisi için Birlik Partisi), ayrıca muhalif Sosyalistlerin
oylarıyla kabul gördüğü ve yalnızca parlamento grubu olarak
Komünistlerin karşı oy verdiği belirtilen yazıda, Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac'ın defalarca, Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda "son
sözü" söyleyenin Fransızların olması gerektiğini tekrarladığı
hatırlatılmakta ve kamuoyu yoklamalarında Fransızların çoğunluğunun
Türkiye'nin katılımına karşı oldukları görüşünün geçerliliğini
koruduğuna işaret edilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Estia gazetesinde (02/02)
"Irak'ta Türk 'Hakları'" başlığı altında yayımlanan başmakalede,
Irak'taki seçimler hakkında ABD ile Avrupa devletlerinin coşkusuna ve
Arapların kaygısına Ankara'nın tutumunun eklendiği belirtilmektedir.
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, ülkesinin, "haklarının
tehlikeye sokulduğunu tespit etmesi durumunda, Türkiye'nin göstereceği
tepkiler hakkında net tehditler dile getirdiği ve "Türkiye'nin hakları
göz önünde tutulmadan atılan her adımın tek neticesi, bölgedeki ateşi
körüklemek olacaktır" dediği belirtilen başmakalede, bu açıklamanın,
Orta Doğu'da ateşi körükleyerek ülkesini AB üyeliğine yönlendirmeyi
amaçlayan bir liderin açıklaması olduğuna işaret edilmektedir.
Apofasi gazetesinde (02/02)
"Türkiye, Ermeni Soykırımını Sergilerle Örtbas Ediyor" başlığı altında
ve Aleksandros Massavetas imzasıyla yayımlanan bir yorumda, azınlıklar
konusunun Türkiye'de artık "moda" olduğu ve kısa bir süre öncesine
kadar varlıkları "kanserli tümör" sayılırken, şimdi her fırsatta ön
plana çıkarıldıkları, bu ön plana çıkarma hareketinin arkasında, Türk
toplumunun çok kültürlü ve üye olmayı istediği Avrupa'ya uyumlu
olduğunu göstermek iradesinin gizlendiği belirtilmektedir. Türkiye'nin,
azınlık ve insan hakları konularında kötü şöhretiyle baş etmek ve
kapalı Müslüman toplumu örneğini (birçok Avrupa çevrelerinde hakim)
üstünden atmak için, (gerek Kemalist kurulu düzen gerekse İslami
partinin hükümeti) sözde çok kültürlüğünün propagandasını yapma
kampanyasına başlamış bulunduğu ifade edilen yorumda, azınlıkların
tarihlerinin, gelenekleri ve kültürleriyle Türkiye'nin bugün
sarfetmekte olduğu "Avrupalılaşma" yönündeki çabaları için büyük bir
sermaye oluşturduğu ve Türkiye'nin Avrupa'da bir yeri olmaya hakkı
olduğu yönünde ikna etme çabaları çerçevesinde, Osmanlı
İmparatorluğu'nda, "farklı din ve ırkların asırlarca bir arada
kardeşçe, barış içinde yaşamış olduklarını" ortaya koymanın Türk
makamlarının hoşuna gittiği kaydedilmektedir. Beyoğlu İstiklal
Caddesi'ndeki bir sergi merkezinde kısa bir süre önce açılışı yapılan
Carlo Orlando Calumeno'nun kartpostal sergisinin, azınlıklarla ilgili
hakim görüşünü ortaya koyduğu ifade edilen yorumda, "Serginin, 'Sevgili
Kardeşim' başlığı altında, 1900-1914 yıllarında Ermenilerin Trakya ve
Küçük Asya'daki hayatını tasvir ediyor. Basının ilgisini çekmiş olması
nedeniyle, sergi hergün birçok ziyaretçi topluyor. Sergi, Ermeni
toplumunu ve tarihi ile kültürü için ilgi gösterenlerin yanı sıra, Türk
toplumunun tümünü de ilgilendiriyor, çünkü bugünkü Türkiye'nin büyük
şehirlerinin bir asır önceki durumunu yansıtan panoramik çekimler de
içeriyor" denilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR