08.02.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 08/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  7 Şubat 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

 

            ABD BASINI:  

            AP'nin (07/02) "Avustralya Türkiye'nin AB Üyeliğini  Destekliyor" başlığı altında ve Rod McGuirk imzasıyla yer  verdiği bir haberde, Avustralya Dışişleri Bakanı Alexander  Downer'in yaptığı açıklamada, ülkesinin Türkiye'nin AB  üyeliğine tam destek verdiğini söylediği ve katıldığı AB  toplantılarında, Türkiye'nin 25 üyeli Birliğe girme  arzusunun çeşitli üye ülkelerin temsilcileri tarafından  tartışmalarda gündeme getirildiğini belirttiği  kaydedilmektedir. Haberde, Downer'in, "Avrupa Birliği'ne  kimin üye olup kimin olamayacağı konusunda hiçbir söz hakkı  bulunmasa da Avustralya Hükümeti Türkiye'nin katılım  başvurusunu güçlü bir şekilde desteklemektedir. Ben  inanıyorum ki, AB üyeliği yalnızca Türkiye için değil aynı  zamanda Avrupa açısından da büyük bir şey olacaktır. Türk  Hükümeti bilmelidir ki, Avrupa haricinde de bu görüşü  paylaşan birçok ülke mevcuttur" dediği ifade edilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Welt am Sonntag gazetesinde (06/02) "Kızınız Neden  Başörtüsü Takıyor?" başlığı altında ve Christoph Keese  imzasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan  mülakata yer verilmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan  ile din özgürlüğü, başörtüsü konusu ve din ile devletin  ayrılması hakkındaki mülakatta şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: AB'ye üyelik halinde Avrupa Birliği'ni   İslamlaştırmaya çalışır mıydınız? 

            ERDOĞAN: Bu mesnetsiz bir suçlama. Bizler dini   misyonerler değiliz, aksine başka insanlara dayatmadan   dinimizi uyguluyoruz. 

            SORU: Türkiye'nin sözünde duracağı konusunda   Avrupalıların garantisi nedir? 

            ERDOĞAN: Türkiye, din ile devleti dünden beri ayırmıyor.  Mustafa Kemal'in devleti kurduğu 1923'e kadar giden uzun bir  laiklik geleneğimiz var. Bu ilke toplumda yerleşmiştir. Avrupa  Birliği'nin 40 yıl önce bize üyelik perspektifi vermesinin bir  nedeni de buydu. Bizden talep edilen her şeyi yerine getirdikten  sonra, verilen sözün tutulması için ısrar ediyoruz. 

            SORU: Siz bilinçli olarak böyle bir niyet taşımasanız   da, Türkiye'nin büyüklüğü nedeniyle İslamlaşma yönünde bir  eğilim ortaya çıkmaz mı? 

            ERDOĞAN: Avrupa Birliği bugün bile bir Hıristiyan kulübü  değildir ve olmamalıdır. Daha şimdiden çok sayıda Hıristiyan  olmayanı kapsamaktadır; örneğin Yahudiler ve Müslümanlar.  Özellikle de Almanya'da bu iki din büyük bir rol oynamaktadır.   Eğer AB kendini bir Hıristiyan kulübü olarak görürse, o zaman   Yahudi veya Müslüman inancındaki Almanların AB içinde daha   şimdiden bir vatanları olmayacaktır; tabii ki böyle bir şeyi   kimse isteyemez. Avrupa Birliği, Aydınlanma'dan kaynaklanan   ortak değerler üzerine kurulmuştur. Örneğin insan hakları,   din ve düşünce özgürlüğünün tanınması ve demokrasiyi benimsemek  bu değerler arasındadır. Eğer bir Avrupa ülkesi bu değerleri  paylaşıyor ve yerine getiriyorsa, üye olarak alınmalıdır. Dini  hoşgörüyü uyguluyoruz, fakat bize karşı da bu hoşgörünün  gösterilmesini bekliyoruz..."

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Der Standard gazetesinin internet sayfasında (06/02)  "Erdoğan'ın Ermenilere Yönelik Açıklamaları Paris'i Şoke  Etti" başlığı altında ve APA kaynaklı yer alan bir yazıda,  Fransa Sanayi Bakanı Patrick Deveciyan'ın, Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan'ın, Ankara'nın AB'ye katılımı konusunda halk  oylamasıyla ilgili olarak Fransız milletvekillerine yaptığı  "Fransa'da 400 bin Ermeni'nin bir referandum düzenleme   konusunu gündeme getirebileceklerini bilmiyordum" açıklaması   karşısında "şoke" olduğu belirtilmektedir. Yazıda, Erdoğan'ın,  Fransız Ulusal Meclisi Başkanı Jean-Louis Debre (Halk Hareketi  Birliği Partisi-UMP) öncülüğünde, olası bir AB üyeliği için,   ülkenin uygunluğunu görebilmek için Türkiye'de bulunan   Fransız parlamenterler delegasyonuna, açıklamalarda bulunduğu, Deveciyan'ın da, "Sayın Erdoğan, örneğin toplu imhaların sadece  Yahudileri değil, bütün demokratları kızdırdığını anlamakta  güçlük çekiyor. Türkiye'nin Ermeni soykırımını kabul etmeme  durumu için de aynısı geçerli" açıklamasını yaptığı  kaydedilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:  

            Le Figaro gazetesinde (04/02) "Debre ve Erdoğan Arasında  Ödünsüz Diyalog" başlığı altında ve Sophie Huet imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, Fransa Ulusal Meclis Başkanı Jean Louis  Debre'nin, "Birbirine gerçeği söyleyen insanlar, iki dost gibi  olalım." şeklindeki cümlesinin, kendisinin liderliğindeki  heyetin Ankara'da yürüttüğü kapalı görüşmelerin ilk günü  boyunca hakim olan ve ne Fransız ne de Türk tarafının tavizde  bulunduğu görüşme atmosferini özetlediği belirtilmektedir.  Fransa Meclis Başkanı Jean-Louis Debre ve beraberindeki heyetin,  Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve TBMM Başkanı Bülent Arınç ile  yaptığı görüşmelere değinildiği ve görüşmelerde, Kıbrıs, sözde  Ermeni soykırımının tanınması, ülkenin AB'ye girmesi veya  girmemesiyle sonuçlanacak üyelik müzakereleri süreci boyunca  Türkiye'de gerçekleştirilecek yasal reformların (Ceza Kanunu,  Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, insan hakları...) ele alındığı  belirtilen yazıda, Jean-Louis Debre'nin, Türkiye Başbakanı'na,  Türkiye'nin Ermeni soykırımı ile ilgili tavrının "Fransa'da  önemli bir sorun olduğunu" söylemesi üzerine Erdoğan'ın, çok  kestirme bir yanıtla, "Fransa beni hayal kırıklığına uğrattı.  10-15 yıl içinde Türkiye konusunda yapılacak bir referandumu  400 bin Ermeni'nin başarısızlığa uğratacağını bilmiyordum."  dediği kaydedilmektedir. TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın, Debre  ile görüşmesinden sonra düzenlenen basın toplantısında, ülkesi  için "herhangi bir özel muamele" istemediğini, Fransa'da,  Türkiye'nin AB'ye girişine muhalif fikirlerin olmasını "tamamen  normal" karşıladığını, "Fransız halkına hitaben" verdiği  mesajında ise, "Fransız kamuoyundaki Türkiye ile gerçek  Türkiye'nin çok farklı" olduğunu söyleyerek, "yanlış anlamalar,  gerçek Türkiye'yi kesinlikle temsil etmeyen imaj ve semboller" konusundaki rahatsızlığını dile getirdiği kaydedilmektedir.  Yazıda, Jean-Louis Debre, "Biz sizi dinlemeliyiz, siz de bizi  duymalısınız (...) Türk toplumu, belli bir zaman dilimi içinde  kendisini değiştirecek reformları kabul edebilecek durumda  mıdır?" sorusunu yönelttiğine işaret edilmektedir.

 

            KIBRIS RUM BASINI: 

            Fileleftheros gazetesinde (06/02) "Türkiye'nin Katılımı  ile Çözüm Olacağını Öngörüyorlar... Kıbrıs Sorununun Çözümü  ve Tanınma 2014'te" başlığı altında yayımlanan bir haberde,  Avrupa Parlamentosu tarafından hazırlanmış bir belgede, Kıbrıs  sorununun çözümünün ancak 2014'ten az önce ya da Türkiye'nin  AB'ye katılacağına resmen karar verildiğinde mümkün olacağı  görüşünün ifade edildiği kaydedilmektedir. Avrupa Parlamentosu  Dış İlişkiler İdaresi çalışanı tarafından hazırlanan ve  Türkiye-AB Karma Komisyonu'ndaki görüşmelerin temelini  oluşturacağı belirtilen belgede, "şimdilik Kıbrıs sorununda  üzerine anlaşmaya varılmış bir çözümün bulunmasının  öngörülmediği ve çözümün 2014 yılından kısa bir süre önce  bulunacağının" öngörüldüğünün belirtildiği ifade edilen haberde,  belgede, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması konusunda ise Türkiye'nin  ifade etmiş olduğu görüşü destekleyerek tanınmayı Kıbrıs  sorununun çözümü ile ilişkilendirildiği belirtilmektedir.  Belgede, "resmi tanınma için, Kıbrıs sorununun, önümüzdeki  10 yıl içerisindeki bir sürede çözülmesi beklenmesi gerekecek"  ifadesinin yer aldığı ve bu görüşün, Türkiye Başbakanı  Erdoğan'ın görüşünü güçlü bir şekilde desteklediğine işaret  edilen haberde, belgede, Papadopulos'un tatminkarlığını ifade  ederek, "Türkiye ve Kıbrıs arasındaki resmi diplomatik  ilişkilerin kurulmasındaki şu anki imkansızlıklar konusunda  gerçekçi olması gerektiğini söylediği" yer alırken, Türkiye'nin,   "katılım müzakerelerinin, aralarında Kıbrıs'ın da bulunduğu   25 mevcut üye ülke ile olacağını ve Kıbrıs'ın bir tür  tanınmasının gerekli olduğunu kabul ettiğinin" ifade edildiği vurgulanmaktadır.

 

            YUNANİSTAN BASINI:  

            Kosmos tu Ependiti gazetesinde (05-06/02) "Türkiye'nin  AB Yönelimi Kıbrıs Konusunun Çözümlenmesine Katkıda Bulunacak"  başlığı altında ve Dimitris Konstantakopulos imzasıyla Kıbrıs  Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun,  "Doğrudan ticaret tüzüğünü kabul etmedik ve etmeyeceğiz."  dediği ve Türkiye'ye 17 Aralık'ta söylenen "evet"in Kıbrıs  konusunun çözümlenmesi yönünde katkı sağlayacağına inandığı  belirtilen mülakatta, Yakovu'nun, Annan Planı'nın Kıbrıs   devletinin egemenliğini sabote eden, aynı zamanda da Yüksek   Mahkeme ve Türk ordusunun Kıbrıs'ta sonsuza kadar kalmasına   ilişkin maddelerini sert bir şekilde eleştirmeyi unutmadığı  ifade edilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:  

            "SORU: Yunanistan ile Kıbrıs, tanınma, yabancı ordular  vb. konuları müzakere masasına getirmeden Ankara'nın AB ile  üyelik müzakerelerine başlamasını kabul ettiler. Sizce  gelecekte daha iyi fırsatlar verilecek mi? 

            YAKOVU: Kıbrıs'ın AB üyesi olması ve Türkiye'nin Avrupa   yönelimi Kıbrıs sorununun çözümlenmesi perspektiflerine  katkıda bulunacaklar. Bu perspektifin korunması, Türkiye'nin  Kopenhag Kriterleri'ni ve AB ile AB üyesi ülkelere karşı  yükümlülüklerini yerine getirmesinde ciddi eksikliklerine  rağmen, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB ile üyelik müzakerelerine  başlamasını kabul etmesine neden oldu. Zaten, Kıbrıs  Cumhuriyeti dahil, AB'nin bütün yeni AB üyesi ülkeleri  yönünde Ankara Anlaşması'na Uyum Protokolü'nü imzalamazsa  üyelik müzakerelerine başlamayacak. Protokol'ün imzalanması,  aslında uygulamada tanımak demektir. Protokol'ün imzalanmasını  ve uygulanmasını, Kıbrıs sorununun çözümlenmesine de yardımcı  olacak olan Türkiye ile ilişkilerin düzene girmesi yönünde  ilk adım olarak görüyoruz. Türkiye'nin adaylığı kendisine  sadece kazançlar sağlamıyor, üyelik yolunda ilerlemek  istiyorsa, AB'ye ve AB üyesi ülkelere karşı kesinlikle   yerine getirmesi gereken yükümlülükler yaratıyor. Bu  yükümlülükler arasında, elbette sözünü ettiğiniz  yükümlülükler de yer alıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti, AB'ye tam  üye ve diğer ülkelere eşit bir ülke olarak, haklarını  koruyacak, prosedürün her aşamasında Ankara'nın  yükümlülüklerine uyumunu izleyecek ve denetleyecek. Prosedür  Kıbrıs'a değil, Türkiye'ye baskı uyguluyor..."

 

 

  

                 

 
ESKİ SAYILAR