ANKARA,
09/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 8 Şubat 2005 tarihinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Die Welt gazetesinde
(08/02) "Kiliseler Müslümanlara mı Bırakılsın? Kesin Bir Hayır" başlığı
altında ve Gernot Facius imzasıyla Bavyera Eyalet Piskoposu Johannes
Friedrich ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile
ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Kiliseler,
Türkiye'nin AB üyeliği konusunda ne düşünüyorlar?
PİSKOPOS FRIEDRICH:
Politikacıların yetkili olduğu bir kararı vermem gerekmiyor, zaten
veremem de. Fakat bizler kilise olarak, alacakları karar için
politikacıların eline kriterler verebiliriz?
SORU: Nedir bunlar?
PİSKOPOS FRIEDRICH: Üyelik
hakkında, ancak Türkiye'deki din özgürlüğü sadece kağıt üzerinde
kalmayıp günlük gerçeğe dönüştüğü zaman konuşulabilecek olması. Bu,
olmazsa olmaz koşuldur. Buna henüz ulaşılmadı. Üyelikte siyasi nedenleri
de karşılıklı olarak tartmak gerekiyor. Örneğin bir ülkeyi üye olacağına
onlarca yıl boyunca inandırıp sonra hayır denilebilir mi? Diğer bir soru
ise, Hristiyan temel üzerine kurulu olduğunu hala düşündüğüm bir AB'nin,
ruhunu kaybetmeden böylesine büyük bir Müslüman ulusu kabullenip
kabullenemeyeceğidir. Fakat bir kez daha tekrarlıyorum: Evet veya hayır
cevabı siyasi bir karardır.
SORU: Türkiye'nin
katılımından bir 'Avrupalı İslam' oluşmasını bekleyen güçler var.
PİSKOPOS FRIEDRICH: Bundan
kuşkuluyum. İslam, temel ilkemiz olan din ile devletin ayrılığını
benimsemelidir. Kuran'ı doğrudan tanrının sözü olarak gören İslam'ın
bunu yapabileceğine inanmıyorum. Şeriat'ın her zaman siyasi bir kapsamı
var."
FRANSA BASINI:
Le Monde gazetesinin
ekonomi ekinde (07/02) "Türkiye'nin Üyeliğinin Maliyeti" başlığı altında
ve Paris-XI Üniversitesi öğretim görevlisi Nicolas-Jean Brehon imzasıyla
yayımlanan makalede, Türkiye'nin üyeliğine ilişkin müzakerelerin; bütçe
boyutunun en az siyasi boyutu kadar önemli olacağı, Komisyon'un,
Türkiye'nin üyeliğinin maliyeti konusundaki tahminlerini hesaplarken
2004 yılında üye olan ve 2006 yılında üye olacak ülkelere uygulanan
hükümlerin Türkiye'ye de uygulanacağı varsayımından hareket ettiği ifade
edilmektedir. İlk olarak AB'nin en yoksul bölgelerine tahsis edilen uyum
fonlarından yararlanacak olan Türkiye'ye 2004 fiyatlarıyla yılda 22.4
milyar euro dolayında harcamada bulunulacağı, bu miktarın 10 yeni üyeye
2007 yılından itibaren transfer edilecek ortalama uyum fonlarına tekabül
edeceği, ikinci bir aşamada ise Türkiye'ye 8.2 milyar euro tutarında
tarımsal kredi kullandırılacağı belirtilen makalede, bu miktarın
Fransa'ya 2013 yılında verilecek tarımsal kredilere eşit olacağı ve
başta sınırların korunması programları olmak üzere içişleri
harcamalarına verilecek desteğin tutarının ise 2.6 milyar euro olarak
tahmin edildiği kaydedilmektedir. Toplam brüt maliyetin 33 milyar euroya
varacağının hesaplandığı, henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte toplam AB
bütçesinin ise 140-150 milyar euro civarında olacağı belirtilen
makalede, net maliyetin hesaplanmasının daha zor olduğu, ancak
Türkiye'nin GSMH'sinin ve AB'ye mali katkılarının arttığı ölçüde net
maliyetin 25-28 milyar euro civarında olacağı, bu rakamın 2004
genişlemesinin toplam maliyetine yakın olduğu değerlendirmesinde
bulunulmaktadır. Türkiye'nin demografik ağırlığının ve göreli
yoksulluğunun AB üzerindeki dolaylı etkilerinin de önem arz ettiği,
örneğin Türkiye'nin üye olmasıyla bugün AB'nin yapısal fonlarından
yararlanan bazı yoksul bölgelerin bu ayrıcalıktan artık
yararlanamayacağı ifade edilen makalede, öte yandan AB bütçesine en
fazla katkıda bulunan ülkelerin gelecekteki katkılarını ayarlayabilmek
için 2007-2013 bütçesinin görüşülmesi sırasında özellikle temkinli
davranacakları belirtilmektedir. Makalede, Türkiye'nin üyeliğini en çok
destekleyen ülkeler olan İspanya, Yunanistan ve İtalya'nın ise 10 yıldır
aldıkları toplam 200 milyar euroluk yapısal fon yardımlarından vazgeçmek
zorunda kalacakları da ileri sürülmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times gazetesinin
internet sayfasında (08/02) "Türkiye'den Söz Etmek Rahatsızlık Veriyor"
başlığı altında yer alan makalede, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın daha
bir ay önce, Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine başlanması
konusunda anlaşmaya vararak Brüksel'de bir tarih yazdığına işaret
edilmekte, ancak Erdoğan'ın bu zaferinin gölgelenebileceği ve
Türkiye'nin üyelik girişimlerinin AB'de gerilim yaratan büyük ülke küçük
ülke engeline çarpabileceğine dikkat çekilmektedir. Türkiye ile
anlaşmanın, ancak Tony Blair, Jacques Chirac ve Gerhard Schröder gibi
büyük ülkelerin patronlarının küçük Kıbrıs adası konusunda baskıda
bulunduklarında sağlanabildiği belirtilen makalede, diğer küçük
devletlerin bunu, AB'nin büyük devletlerinin nüfuzlarını giderek
artırdıklarının bir işareti olarak algıladıkları vurgulanmaktadır.
Makalede, daha fazla ilerleme kaydedilmeden Erdoğan'ın, planlandığı gibi
ekim ayında üyelik müzakerelerine başlamasının zor göründüğü, ancak
müzakerelerin başlamasından sonra, Türkiye'nin AB'nin en büyük üyesi
haline geleceğinin küçük devletlerin dikkatlerinden kaçmayacağı öne
sürülmektedir.
İSPANYA BASINI:
ABC gazetesinin internet
sayfasında (08/02) "Fransa'da AB Anayasası'na Olan Düşmanlık Yayılmaya
Başladı" başlığı altında ve Juan Pedro Quinonero imzasıyla yer alan bir
haberde, sosyal öfkenin, Avrupa Birliği'nin anayasal sözleşmesi
projesine karşı olan düşmanlığı tırmandırdığı, çünkü sendikalı olmayan
işçiler, sendika merkezleri, memurlar, aşırı sol ve aşırı sağın,
"fazlaca liberal" addettikleri bir Avrupa'ya karşı müdahalelerini
artırdıkları belirtilmektedir. Avrupa sorunu karşısında "Balkanlaşma"
siyasetinin, vatandaşın şüpheciliğini artırdığı belirtilen haberde,
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Sosyalist Parti Birinci Sekreteri
François Hollande ve çevreci lider Dominique Voynet'in, Anayasa'ya ve
Türkiye'nin girişine "evet"i önerdikleri ve muhalif olarak, muhafazakar
lider Nicolas Sarkozy, merkezci lider François Bayrou ve sosyalist
Robert Badinter'in, sözleşmeye "evet", ancak Türkiye'ye "hayır"
dedikleri ifade edilmekte, Komünist Partisi ve aşırı Troçkist iki
isyancı grubun ise, Anayasa'ya "hayır", Türk katılımına "evet" dedikleri
kaydedilmektedir. Sosyalist Parti'nin iki numaralı adamı Laurent
Fabius'in, Jean Marie Le Pen'le hemfikir olarak, Anayasa ve Türk
girişine "hayır" dediği ifade edilen haberde, referandumun, ilkbaharın
sonunda yapılması gerektiği, kamuoyu yoklamalarının, hala hafif bir
üstünlükle "evet"i gösterdiği ve bununla birlikte, önemli sektörlerin
düşmanlığının giderek yayılmaya başladığına işaret edilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Fileleftheros gazetesinde
(08/02) "Papadopulos'un Macaristan Ziyareti" başlığı altında yayımlanan
bir haberde, Kıbrıs Rum lideri Tasos Papadopulos'un Macaristan ziyareti
ele alınmakta ve Budapeşte'nin Kıbrıs sorununa karşı tutumuyla ilgili
olarak Papadopulos'un ziyaretinden elde edilen mesajlar olumlu olduğu;
çünkü Macaristan'ın, Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerini
başlatmasında Kıbrıs Rum kesimini tanımasını koşul olarak gördüğünü
kaydettiği belirtilmektedir. Türkiye'nin Kıbrıs'la ilişkilerini
düzeltmedeki inkarcı tavrını ve ordusunu Kıbrıs'tan çekmesini
yorumlaması istenen Macar Cumhurbaşkanı Madl'ın, ülkesinin, Türkiye'nin
AB perspektifini desteklediğini belirterek, "Avrupa Konseyi'nde
belirtildiği üzere AB'nin istekliliği, Türkiye'nin AB üyeliği için henüz
taahhüt anlamı taşımıyor. Çünkü Türkiye, AB'nin ortaya koyduğu birçok
koşulu yerine getirmek durumundadır. Bu koşullardan biri de Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından tanınmasıdır." dediği ve Başbakan
Ferenc Gyurcsany'in de aynı paralelde hareket ettiği kaydedilmektedir.
Haberde, Kıbrıs'ta Türk askeri varlığını Türkiye'nin AB perspektifiyle
uyumlu görüp görmediğine ilişkin bir soruya, Gyurcsany'in, "Realist
olmalı ve askerlerin ayrılması için uzun zaman geçeceğini bilmeliyiz.
Kısa dönem içerisindeki hedeflerimiz daha az olmalı. En azından Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin uluslararası hukuki tanınması gerçekleşmelidir; çünkü bu
önemli ve kaçınılmaz bir koşuldur." dediği aktarılmaktadır.
-
-
ESKİ SAYILAR