15.02.2005

   

Anasayfa

e-posta


 
 

ANKARA, 15/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  14 Şubat 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            AVUSTURYA BASINI:

 

            Wiener Zeitung'da (12/02) "Kıbrıs: Annan Yeni Öneriler  Bekliyor" başlığı altında yayımlanan bir haberde, BM Genel  Sekreteri Kofi Annan'ın 10 aylık bir aradan sonra, Kıbrıs  çözümü için yeni bir girişim başlattığı ve Kıbrıs  Hükümeti'nden adanın yeniden birleşmesi konusundaki  düşüncelerini yazılı olarak kendisine sunmasını istediği  belirtilmekte ve Annan'ın Kıbrıs televizyonunda,  "Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'u görüşlerini kağıda  dökmesi için cesaretlendireceğim" dediği aktarılmaktadır.  Papadopulos'un, Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanıması  halinde hükümetinin AB'nin Türkiye ile giriş müzakerelerine  başlamasını bloke etmeyeceği konusundaki açıklamasının  hatırlatıldığı haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ise  AB'nin isteği doğrultusunda, Kıbrıs'ın Türkiye tarafından  dolaylı olarak tanınacağı yolunda vaatte bulunduğu öne  sürülmektedir.

 

            İSPANYA BASINI:

 

            ABC'nin internet sayfasında (14/02) "Benita  Ferrero-Waldner: İspanyollar, Referandumda Büyük Sorumluluğa  Sahip Olduklarını Biliyorlar" başlığı altında ve Avrupa  Komisyonu'nun Dış İlişkilerden Sorumlu Temsilcisi Avusturyalı  Benita Ferreo-Waldner ile yapılan mülakata yer verilmektedir.  Avrupa Anayasası ve bu konuda İspanya'da yapılacak  referandumun ele alındığı mülakatta, "Bir Avusturyalı olarak,  Türkiye'nin AB'ye girişi konusundaki tartışmanın, Fransa gibi  belirli ülkelerdeki onay sürecini etkilemesi size korku  vermiyor mu?" şeklindeki bir soruyu, Ferrero-Waldner'in,  "Eğer Türkler, aralık ayındaki Avrupa Konseyi'nde belirlenen  tüm şartları yerine getirirlerse, Türkiye'yle sadece  müzakereye başlayacağımızın bilinmesi lazım. Söylemek  istediğim, 10 yeni üyeyle Serbest Ticaret Sözleşmesi'ni  genişletmeli; yani Kıbrıs sorununu halletmeli. Ancak bunun  dışında, müzakereye başladığımız zaman, Türklerin Birlik  değerlerini tüm kurallarıyla yerine getirmelerine çok dikkat  edeceğiz. Önemli olan, her üye ülkenin aynı kuralları yerine  getirmiş olmasıdır ve şimdilik Türkiye'nin üye olacağı  garanti değil; çünkü insan hakları, hukuk devleti gibi  konularda çok eksiği var. Tüm bunlar gözetim altında olacak"  şeklinde cevapladığı, "Türkiye'nin, Kıbrıs sorununu çözmek  için adımlar atmış olduğu sizce sabit değil mi?" şeklindeki  bir başka soruya karşılık olarak, "Şu an hiçbir ilerlemeyi  not edemeyiz, ancak ekim ayındaki müzakerelerin  başlangıcından önce gerekli adımların atılacağına inanıyorum.  Türkler takvimi çok iyi biliyorlar" dediği kaydedilmektedir.

            El Periodico gazetesinde internet sayfasında (14/02)  "Alessandra Mussolini: 'Avrupalılar, Euro Dışında, Bizimle  Çok Az Bütünleşiyorlar'" başlığı altında ve Rossend Domenech  imzasıyla aşırı sağcı Sosyal Birlik Partisi'nden Avrupa  milletvekili, Benito Mussolini'nin torunu Alessandra  Mussolini ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Alessandra Mussolini'nin, Avrupa Anayasası'na karşı olduğunu, Anayasa  Sözleşmesi'nin şeklini eleştirdiği ve Avrupalı ülkeler  arasında gerçek Birlik olduğundan şüphe duyduğu belirtilen  mülakatta, Anayasa konusunda Mussolini'nin, "Avrupa'nın  Hristiyan kökleri konusunda sözleşmede hiçbir atıf yok,  bu da Türkiye'nin bunu kabul edebilmesini kolaylaştırıyor.  Bu çok ciddi. Türkiye, 80 milyon nüfusa sahip bir ülke.  Ilımlı atfedilen İslami bir devlet. AB'ye girmesiyle,  alınan kararları şartlara bağlayabilme yetkisine sahip  olarak, Birliğin en büyük devleti olacak. Ayrıca Türkiye'nin  Birlik ile ne alakası var? Türkiye girerse, Birliğin  Ürdün'den Irak'a doğru uzayacağının farkındalar mı?" dediği aktarılmaktadır.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            İmerisia gazetesinde (12/02) "Hareketsiz Durmak  Yanlıştır, Türkiye ile Görüşmelere Başlayın" başlığı  altında ve Yorgos Kapopulos imzasıyla "Rand Corporation"  analizcisi İan Lesser ile yapılan yayımlanan mülakata yer  verilmektedir. Geçen 10 yılda ABD'nin en iyi stratejik  analiz merkezlerinden biri olan "Rand Corporation"  Stratejik Analizler Merkezi'nin analizcisi olan İan  Lesser'in, Yunanistan'ı ve ülkenin güvenliğine ilişkin  tahrikleri çok iyi bildiği ve Türk-Yunan ilişkilerinin,  Ankara'nın Washington ve Brüksel ile ilişkileri, aynı  zamanda da genel olarak trans-Atlantik ilişkilerindeki  gelişmelerle alakalı olan büyük bir kaygılanma çerçevesinde  bulunduğunu belirttiği ifade edilen mülakatta şu ifadeler  yer almaktadır:

 

            "SORU: Kıbrıs konusunu, Türk-Yunan ilişkilerini ve  FYROM ile sürtüşmeleri bugün nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

            LESSER: Bu problemlerin son on sene içerisinde aşamalı  bir şekilde gelişen temel unsuru 'Avrupalılaşmalarıdır.'  Türkiye'nin ivme kazanan Avrupa yönelimi, Washington'daki  izlenimleri tamamıyla değiştirmiştir. Kıbrıs konusu veya  Türk-Yunan farklılıkları ile ilgili görüşmeler artık  Brüksel'de yapılmaktadır. Türk-Yunan ilişkilerinde yaşanan  durgunluğun stratejik boyutlu bir dayanıklılığı var. Olumsuz  gelişmeler kaydedilebilir mi? Evet, ancak Türkiye ile  Yunanistan arasında değil, Türkiye ile AB arasında olabilir  ve iki ülkenin ilişkilerini etkileyebilir.

 

            SORU: Atina başka senaryolar hazırlamalı mı?

 

            LESSER: Atina için en büyük bahis, AB-Türkiye  müzakereleri her ne şekilde gelişirse gelişsin, Türkiye  ile arasındaki olumlu ortamın korunmasına yönelik senaryo  ve politika arayışlarına girmesidir. AB-Türkiye müzakereleri  en az on sene sürecek ve bu süre içerisinde birçok  iniş-çıkışlar yaşanacak, bu ani iniş-çıkışlara hazırlıklı  olmanız gerekmektedir. Kıbrıs konusuna gelince, bir dereceye  kadar iyimserim. Yapılan referandumun sonucu üzücüydü, ancak  Türkiye baskı altında bulunuyor ve Kıbrıs konusuna çözüm  getirilmeden AB kapılarının açılmayacağını biliyor.  Türkiye'nin baskı uygulayıp bir çözüm formülü arayacağından  eminim...

 

            SORU: Ankara'nın AB yönelimi, Türk dış politikasını ve  özellikle de Atina'ya karşı olan tutumunu Avrupalılaştıracağı  yönünde bir garanti oluşturuyor mu?  

 

            LESSER: Ankara ile AB arasındaki yakınlaşmanın dinamizmi  içerisinde problemlerin çözümleneceği ve aşılabileceği  beklentisine dayanan politikanın zayıf bir noktası var;  AB-Türkiye müzakerelerinin başarılı sonuçlar vereceği kesin  gibi görülüyor. Ben, iniş-çıkışların ve ileri-geri  hareketlerin olacağına, bunların da milliyetçilik tipi sert  tavırların takınılmasına olanak sağlayacağına inanıyorum.  Uzun sürecek olan AB-Türkiye müzakereleri bugünkü verilere  dayanamaz. Türkler de buna inanıyor..."

            Kosmos tu Ependiti gazetesinde (12/02) "AB-Türkiye  Konuları İçin Rutin Çalışmalara Giriş Yolu Aranıyor" başlığı  altında ve Hristina Pulidu imzasıyla yayımlanan bir yorumda,  Türkiye'nin AB yönelimi Kıbrıs konusuna bağlanarak, "AB'de,  bu aşamada, "Türkiye" konusunun en kısa zamanda AB  gündeminden çıkarılmasının, askıda tutulan konuların kapanması  ve AB-Türkiye konularının rutin çalışmalar düzeyine gelmesi  için çaba sarfedildiği belirtilmekte ve bu planlamanın, Avrupa  Anayasası uğruna yapıldığı, çünkü AB'nin geleceğinin, aslında,  Fransa'da Anayasa'nın referandum ile onaylanıp onaylanmamasına  bağlı ve birbiriyle ilgisi olmayan bu iki ayrı konunun da  Fransız kamuoyu tarafından birbirine bağlanmaması gerektiği kaydedilmektedir. Bu düşünce çerçevesinde, AB Komisyonu'nun,  Ankara'ya bir mektup ve 15 sayfalık Gümrük Birliği Protokolü  tasarısını göndererek, protokol ile ilgili müzakerenin şubat  içinde tamamlanmasının yararlı olacağının altını çizdiği  belirtilen yorumda, askıda tutulmakta olan bu konunun, Ankara  anlaşmasının yeni AB üyesi 10 ülke yönünde genişletilmesiyle  ilgili olduğu ve Lefkoşa'yı yakından ilgilendirdiği ve Gümrük  Birliği Protokolü'nün imzalanmasıyla Türkiye'nin dolaylı da  olsa Kıbrıs Rum kesimini tanımaya, müteakiben de doğrudan  tanımaya yöneleceğine inandığı vurgulanmaktadır. AB'nin,  Ankara'ya, 3 Ekim'de üyelik müzakerelerinin başlaması için  Protokol'ün imzalanmasının zorunlu olduğunu belirttiği, fakat  konuya ilişkin işlemler sadece bununla bitmediği için, (AB  üyesi ülkelerin ve de Türkiye'nin parlamentoları tarafından  onaylanması gerekir) AB Komisyonu'nun, Ankara'ya, üyelik  müzakerelerinin başlaması için Protokol'ün yürürlüğe  konmasıyla ilgili bütün işlemlerin tamamlanmış olmasının  gerekli olduğu mesajını gönderdiği ifade edilen yorumda,  böylece Gümrük Birliği'nin imzalanmasına ilişkin herhangi  bir gelişmenin, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlamasını  da etkileyeceği, Türkiye'nin de bunu istemediğine işaret  edilmektedir.

            Avriani gazetesinde (13/02) "Ermeni Soykırımı İçin  Kavga" başlığı altında yayımlanan bir haber-yorumda, Fransız  Ulusal Meclis Başkanı Jean Lou Debré'nin Ankara'ya yaptığı  ziyaret sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a,  Türkiye'nin sözde Ermeni Soykırımı konusunda sergilediği  tutumun Fransa'ya çok büyük bir problem yarattığını  belirttiği kaydedildiği belirtilmektedir. Erdoğan'ın cevaben,  Paris'in tutumundan hoşnut olmadığını söylediği ve Fransız  Hükümeti'nin Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili referandum  sonuçlarının 400 bin ölü Ermeni'den etkilenebileceğini  bilmediğini sözlerine eklediği ifade edilen haber-yorumda,  yoğun tartışmaya rağmen Debré'nin, hedefine bir şekilde  ulaştığına inandığı, çünkü Türk makamlarının, tartışmaya  neden olan konuya ilişkin arşivlerin, bir uluslararası  tarihçiler heyetince araştırılması olasılığını incelemek  niyetinde olduklarını söyledikleri kaydedilmektedir.

 

 

 

  

                 

 
ESKİ SAYILAR