16.02.2005

   

Anasayfa

e-posta


 
 

ANKARA, 16/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  15 Şubat 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            BULGARİSTAN BASINI:

 

            Kapital gazetesinde internet sayfasında (15/02)  "Türkiye'de Başkanlık Sistemi Tartışmaları" başlığı altında  ve Petir İvanov imzasıyla yer alan bir yazıda, AB'nin Türkiye ile müzakerelere başlama kararının yarattığı furyadan dolayı  çok az sayıda kişinin, hükümetin, ilk kez ülkenin siyasi  hayatına egemen olacak bir fikri ortaya attığının farkına   vardığı belirtilmektedir.

            Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türkiye'nin yeni  Avrupai perspektifleri nedeniyle artan imajı sayesinde  Amerikan modeline benzer bir Başkanlık sisteminin  uygulanması için daha önce unutulmuş gibi görünen konuyu  yeniden gündeme getirdiğine işaret edilmekte ve bunun yeni  başlayan bir süreç olduğu, fakat Türk basınındaki birçok  yorumcuya göre, bunun arkasında Başbakan Erdoğan'ın  merkeziyetçi bir devletin başına geçmesi ve "seçilmiş  sultana" dönüşme emellerinin yattığı vurgulanan yazıda,  Başbakan ile bazı bakanların, AB'nin geçen yıl 17 Aralık  tarihindeki kararından önce bu konudaki görüşlerini  açıklamaya başlamalarının, uzun vadeli planların söz  konusu olduğunu gösteren detaylardan birisini oluşturduğu  ve doğal olarak bu gelişmelerin, Türkiye'nin en önemli  konusu haline gelen müzakere tarihi alıp alamayacağı  hususunun gölgesinde kaldığı, oysa hedefin, Başkanlık   sistemi ile ilgili tartışmalara kademeli olarak geçmek  olduğu ifade edilmektedir.

            Yazıda, Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi aldıktan  sonra, Başbakan Erdoğan'ın bizzat kendisinin yeni  stratejinin lanse edilmesine katılarak, mevcut devlet   sistemini "bürokrasi oligarşisi" olarak değerlendirdiği  kaydedilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:

 

            AFP'nin (15/02) "Fransız Bakan, Ankara Yönetimini  Hafıza Çalışmasına Davet Etti" başlığı altında yer alan  bir haberde, Fransa'nın AB İşlerinden Sorumlu Delege  Bakanı Claudie Haignere'nin, Ankara yönetiminin AB'ye  entegrasyon süreci çerçevesinde, Türkiye'yi 1915 sözde  Ermeni soykırımı konusunda bir hafıza çalışması yapmaya   davet ettiği belirtilmektedir.

            Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le birlikte düzenlediği  basın toplantısında Haignere'nin, "Avrupa barış ve iyi  komşuluk ilişkileri üzerine kurulmuştur. Hepimizin iyiliği  için bir hafıza çalışması yapmamız gerekmektedir" dediği  belirtilen haberde, Haignere'nin, demokrasi, insan hakları  ve ekonomi alanlarında Türk Hükümeti'nin reformlarını  memnuniyetle karşıladığını, ancak Türkiye'nin daha yolun  başında olduğunu ifade ettiği, müzakerelerin çok uzun ve  zor olacağı uyarısında bulunarak, Türkiye'nin arzu etmesi  halinde, Fransa'nın her konuda yardımcı olacağını belirttiği kaydedilmektedir.

            Haberde, Gül'ün, reformların uygulanması konusunda  Türk Hükümeti'nin çok kararlı olduğunun altını çizdiği ve  Fransız Bakan'ın temasları çerçevesinde, ekonomiden sorumlu  Devlet Bakanı Ali Babacan ve parlamenterlerle bir araya  geldiği kaydedilmektedir.

 

            ULUSLARARASI ARAP BASINI:

 

            El Hayat gazetesinin internet sayfasında (15/02)  "Türkiye'nin Avrupa Yolundan Faydalanmak Mümkün mü?"  başlığı altında ve Omer Kuş imzasıyla yer alan bir  yorumda şöyle denilmektedir: "Avrupa kriterlerine uygun  olarak Türkiye'nin modernleşme yolundaki yoğun çabaları,  güçlü ve derindir. Son üç yılda Türkiye'nin tanık olduğu  reform ve dönüşümler ülkenin Avrupa'nın bir parçası olması  yönündeki hakim elit ideolojiye dayanmaktadır. Bu dönüşüm,  Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünün ardından ülkeye  damgasını vuran Atatürkçü mirastan destek alıyor. Öyle ki  Hegel'in Avrupa'nın mutlak olarak tarihin sonunu simgelediği  görüşünde olduğu gibi dünya tarihinin, doğudan batıya doğru  yöneldiği temelinde Jön Türkler hareketi, Türkiye için  Avrupalı (Batılı) bir kimlik yaratma imkanı fikrinden yola  çıktılar. Bununla birlikte Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği  sorunu sadece Birliğin mevcut üyelerini değil aynı zamanda  büyük ölçüde basın-yayın organları kanalıyla Avrupa kamuoyunun  da zihnini meşgul ediyor. Burada farklı düşünceler söz konusu;   bazı hükümetler soruna olumlu bakarken, bazıları da soruna   karşı olumsuz yönde bir tavır takınıyor. Nitekim kamuoyu   olumsuz, çekimser ve karşıt olmak üzere her türden görüşü   yansıtıyor.

            Gerçekten de Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği, demografik   ağırlığı, ekonomik durumu ve ayrıcalıklı jeostratejik konumu ile özel durumlar yansıtmaktadır. Öyle ki, Türkiye, 70  milyonluk nüfusuyla, tam üye olması durumunda gelecekte üye  devletler arasında nüfus yoğunluğuna paralel olarak düzenlenen  Avrupa yasama organlarında en büyük ağırlık ve etkiye sahip  devlet konumuna gelecektir... Türkler, Avrupa kriterlerini  yerine getirmek amacıyla ekonomik, toplumsal ve siyasi birçok  dönüşüme imza attılar. Bu dönüşümde Türk işadamları, sivil  toplum örgütleri ve siyasi eylemcilere ek olarak aydın ve entelektüellerden oluşan bir kadro, bu sürece destek verdiler...    Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımı -gerçekleşmesi durumunda-  her yönüyle birçok etki yaratacaktır. Türkiye, uzun bir yol  sonunda, demokratik liberal bir rejime kavuşmakla, ülkenin  birliğinin ve kalkınmasının garantisini elde etmiş olacaktır...    Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliği, bazılarının iddia  ettiği gibi, Birliğin bir Hristiyan kulübü olmadığını  ispatlayacaktır. Bu nedenle Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam  üyelik yolu, Arap siyasi, kültürel ve düşünsel elitine yeniden  bir okuma ve ondan yararlanma imkanı sunmaktadır."

  

                 

 
ESKİ SAYILAR