ANKARA,
18/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 16-17 Şubat 2005
tarihlerinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Christian Science
Monitor gazetesinin internet sayfasında (16/02) "ABD ve Avrupa'nın, Orta
Doğu ve Müslüman Dünyaya Daha Koordineli Bir Yaklaşıma Neden İhtiyacı
Var?" başlığı altında ve Ghassan Rubeiz imzasıyla yer alan bir makalede,
Orta Doğu'da her şeyin birbirine bağlı olduğu ve bir ülkedeki sorunun,
komşu ülkedeki benzer bir sorunu çözmeden halletmenin çok zor olduğu
vurgulanmakta, İran, Türkiye, İsrail ve Filistin topraklarının
istikballeri üzerinde düşünmenin de bu nedenle bu kadar önemli olduğuna
dikkat çekilmektedir. İran halkı ile Türkiye ve Filistin toprakları
demokrasinin farklı aşamalarında bulunduğu, her birinin de tam bir
demokrasi olma yolunda karşı karşıya oldukları sorunların farklı
olduğuna işaret edilen makalede, bu stratejik öneme sahip üç Müslüman
ülke ve çevresinin, tam bir otokrasiye de dönebileceği, daha açık, daha
olgun bir hükümete doğru harekete de geçebileceği ve aynı zamanda
birindeki değişimin çevre ülkelerde yankı yaratmasının oldukça muhtemel
olduğu vurgulanmaktadır. Türkiye, İran, Filistin, İsrail ve Orta
Doğu'nun diğer ülkelerindeki durumun ayrıntılı bir şekilde irdelendiği
makalede, "Türkiye'nin demokrasi konusundaki sicili İran'ınkinden daha
derin. Modern Türkiye'nin babası Atatürk, toplumun temel yapısını
değiştirerek ülkeyi modernliğe doğru yönlendirdi. İktidardaki parti,
seçimleri İslamcı bir platformda kazansa da rejim ılımlı, aklı başında
ve Avrupa Birliği üyeliğini amaçlıyor. AB'ye katılmayı planlayan Türkiye
reform yapıyor. Türkiye anayasal kurallarını, düşünce özgürlüğüne,
serbest piyasa ekonomisine ve -Kürt azınlığı dahil- azınlık haklarına
imkan verecek şekilde giderek rahatlatıyor. İş Türk topraklarındaki
Kürtlere geldiğinde ise Türkiye daha fazla çalışmalı. Eğer doğru olan
yapılırsa diğer azınlıklara saygı açısından bölgesel bir örnek teşkil
edebilir... Aynı zamanda Türkiye'nin, bir şekilde beş Orta Asya
ülkesiyle (Tacikistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve
Kırgızistan) etnik bağları var. Türkiye, Orta Asya ve Avrupa'da Balkan
siyasi varlıkları için bir demokratikleşme modeli oluşturabilir.
Müzakereler ve Türkiye'nin Avrupa'ya katılmaya hak kazanması yıllar
alabilir ancak AB'nin Türkiye'yi Avrupa'da olası bir ortak olarak
nitelendirmek üzere bir çerçeve oluşturması, gerçekçi bir
demokratikleşme girişimidir... Avrupa ve ABD, Orta Doğu politikalarını,
İran, Türkiye ve Filistin topraklarındaki hoşa giden iç değişimlerin
ilerlemesini sağlayacak şekilde planlayacaklardır. Avrupa yumuşak bir
diplomasi takip ederken, ABD havuç-sopa diplomasisini, daha çokça da
sopa diplomasisini uygulamaktadır. Bu fark, özellikle İran, Irak ve
Filistin açısından doğru. Ancak ABD, Türkiye'nin AB adaylığını
destekliyor. Yani, Türkiye konusunda ABD ve Avrupa aynı pencereden
bakıyor. Ancak ABD ve Avrupa, Orta Doğu ve Müslüman dünyaya yönelik
politikalarının koordinasyonunu daha fazla gözardı edemezler..."
AVUSTURYA BASINI:
Oberösterreichische
Nachrichten gazetesinin internet sayfasında (16/02) "Abdullah Gül:
Türkiye Avrupa'ya Güç Katıyor" başlığı altında yer alan bir yazıda,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, Türkiye'nin AB üyeliği için propaganda
yapıp AB'ye "birçok fayda" sözü verdiği, ancak güzel ifadeleri gerçeği
tam olarak yansıtmadığı belirtilmektedir. Demokrasi ve insan hakları
konularında Abdullah Gül'ün, Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasında fazla
farklılıklar görmediği ve Gül'ün gazetecilerle yaptığı sohbette, "Biz,
AB üyesi ülkelerdekine yakın bir demokratik yapıya ulaştık." ifadesini
kullandığı belirtilen yazıda, Gül'ün, Kıbrıs sorununu müzakereler
yolunda bir problem olarak gördüğü ve "Kıbrıslı Türkler, adanın
birleşmesi yönünde oy kullanmıştı. Hayır diyenler Rumlardı. AB,
Kıbrıs'la başına sorun aldı" diyerek, ancak topu AB ve Güney
Kıbrıslılara attığı ifade edilmektedir. Gül'ün, Türkiye'nin üyeliği
durumunda "eski" AB ülkelerinin Türk işçiler tarafından işgal edileceği
endişesini gidermeye çalışarak, Türkiye'deki ekonomik durumun
iyileşmesiyle birçok Türk'ün Avrupa Birliği ülkelerinden Türkiye'ye geri
döneceğini iddia ettiği kaydedilen yazıda, "Türkiye'nin üyeliği AB'ye ne
katabilir? 'Bizim stratejik önemimiz büyük: Güçlü bir orduyla geniş
topraklara sahip bir ülkeyiz ve büyük enerji kaynaklarına (petrol) yakın
bir konumumuz var. Avrupa, Türkiye üzerinden Orta Asya cumhuriyetlerine
ulaşabilir: Buralar, eğer Avrupa ekonomik olarak gelişmek istiyorsa,
pazar olarak öneme sahip'. Suriye, Irak ve İran gibi sorunlu komşuların
varlığıysa başka bir mesele. Gül, Türkiye'nin üyeliğinin diğer Müslüman
ülkelere etkisine de dikkati çekiyor: 'Türkiye'nin katılımı, bir
Müslüman ülkenin de Avrupa standartlarında demokrasi ve insan haklarına
sahip olabileceğini kanıtlayacaktır'. Henüz Türkiye Avrupa
standartlarına ulaşabilmiş değil. Bunun, Müslüman ülkeleri etkileyip
etkilemeyeceğini zaman gösterecektir." denilmektedir.
Oberösterreichische
Nachrichten gazetesinin internet sayfasında (16/02) "Türkiye Reformlarla
Avrupa Yolunda" başlığı altında yer alan bir yazıda, çetin mücadeleler
sonucunda, Türkiye'nin AB üyelik görüşmelerinin sonbaharda başlayacağı
ve Avrupa'da şüphecilerle üyeliği onaylayanların karşı karşıya geldiği
belirtilmekte ve "Ülkedeki reform süreci ve Türklerin AB üyeliğine
bakışları ne durumda?" şeklinde bir soruya yer verilmektedir.
Türkiye'nin, birkaç yıldır bir reform sürecinden geçtiği belirtilen
yazıda, -işkenceye sıfır tolerans, Kürtlere tanınan haklar, ordunun
toplum üzerindeki ve siyasetteki etkisinin azaltılması- gözlemcilerin,
Atatürk zamanlarından sonraki en büyük dönüşümden bahsettikleri ve
Avusturya'nın Ankara Büyükelçisi Marius Calligaris'in, "Bu tempoda devam
ederlerse, AB üyeliği kapıda" görüşünde bulunduğu; fakat reformların
yansımasının zaman alacağı gerçeğini de eklediği ifade edilmektedir.
Ankara Üniversitesi'nden Profesör Nail Alkan'ın belirttiği gibi,
"Öncelikle reformları kendimiz için yapmak zorundayız." dediği
belirtilen yazıda, Alkan'ın, halkın bilgi noksanlığını eleştirerek,
"Türklerin yüzde 70 ila 80'i AB üyeliğini destekliyor; ancak bu konuda
bilgileri yok. Üyeliğin kendilerine ve ekonomiye maddi getiri
sağlayacağı ve AB ülkelerinde serbestçe dolaşabilecekleri
beklentisindeler. Şimdiki duruma bakılırsa, AB'den fazla parasal bir
destek göremeyeceğiz ve serbest dolaşım hakkına ancak üyelikten on yıl
sonra kavuşabileceğiz." şeklindeki görüşüne yer verilmekte, gazeteci
Murat Yetkin'in de, halkın bilgi eksikliğini onaylayarak, "Türkiye'nin
doğusundaki halktan AB'yi anlatmalarını istemek, kör birisinden bir fili
tarif etmesini istemeye benzer." dediği aktarılmaktadır. Bilgi eksikliği
ve Fransa ile Avusturya gibi AB ülkelerinin frenleyici tutumlarının,
Türkler'de "AB, bizi zaten istemiyor." izlenime sebep olduğu
kaydedilmektedir. Birçok Avrupalının, Türkiye konusunda çekincelerinin
olduğuna işaret edilen yazıda, reformların, AB katılımı için yeterli
olup olmayacağının 10 yıllık bir zaman diliminden önce görülemeyeceği,
gözlemcilerin ortak görüşünün ise, üyeliğe yeterli gelmese de,
Türkiye'nin bu reformlardan çok olumlu sonuçlar alacağı yönünde olduğu
vurgulanmaktadır.
FRANSA BASINI:
Le Figaro gazetesinde
(16/02) "Başörtüsü Yasağı Gündemde" başlığı Altında ve Marie-Michele
Martinet imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Fransa'nın AB İşlerinden
Sorumlu Delege Bakanı Claudie Haignere'nin Türkiye ziyareti ele
alınmaktadır. Türkiye temasları sırasında üniversite öğrencileri,
parlamenterler ve işadamlarının Haignere'ye üzüntülerini ilettikleri,
bunun nedeninin de Fransa'da bazı siyasi çevrelerin Türkiye'nin AB'ye
üyeliğine karşı çıkması ve bu konuyu günü geldiğinde referanduma sunacak
olmalarının Türkleri derinden yaraladığı ifade edilen yorumda,
Haignere'nin, Fransızların, Avrupa'nın genişlemesi ve geleceği
konusundaki fikirlerini belirtmeye hakları olduğunu ifade ederek,
kırgınlığı yatıştırmaya çalıştığı ve ayrıca amaçlarının Türkiye'ye
ayrımcılık uygulamak olmadığını belirttiği, Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'ün de, AB yolunda ülkesinin sorumluluklarının ve görevlerinin
bilincinde olduğunun ve hükümetinin reformlar konusundaki kararlılığının
altını çizdiği kaydedilmektedir. Laiklik yanlılarının defalarca karşı
çıkmalarına rağmen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, üniversitelerdeki
başörtüsü yasağını kaldırmak istediği belirtilen yorumda, bir Alman
gazetesinde yayımlanan mülakatında Erdoğan'ın, uzun veya kısa vadede
üniversitelerdeki başörtüsü yasağını kaldırma isteğinden bahsettiği,
ayrıca yasak nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri'nde öğrenimine devam
etmek zorunda kalan kızının, başörtüsünü kadınsı bir aksesuar olarak çok
şık bulduğunu da sözlerine eklediği ve Erdoğan'ın bu mülakatının
Türkiye'de muhalefetin büyük tepkisiyle karşılaştığı hatırlatılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (17/02) "Kıbrıs
Türk Kesiminde Yapılacak Seçimlere Türkiye'nin Gölgesi Düşüyor" başlığı
altında ve Gareth Jones imzasıyla yer verdiği bir haberde, Kıbrıslı
Türklerin, belki de Kıbrıs'ı birleştirme çabalarının ve yakında
başlayacak olan Türkiye'nin AB üyeliği müzakerelerinin kaderini
belirleyecek seçimlerde oy kullanacakları belirtilmektedir. Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'ni (KKTC) tanıyan tek ülke olan Türkiye'nin, birleşmeye
yönelik müzakereleri ve AB ile daha yakın bağlar kurulmasını destekleyen
Başbakan Mehmet Ali Talat'ın seçimlerden zaferle çıkmasını ümit ettiği
belirtilen haberde, Talat'ın, "Kıbrıslı Türklerin değiştiğinin" ve adayı
tekrar birleştirmek istediklerinin bir göstergesi olacak seçimlerin
büyük önem arz ettiğini belirttiği ve "Eski çizgiye dönmeyeceğiz." diye
konuştuğu ifade edilmektedir. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs için en büyük
sorunun, AB de dahil olmak üzere bütün ülkelerin Kıbrıs Rum Hükümeti'ni
adanın tek temsilcisi olarak tanıması olduğuna işaret edilen haberde,
seçimleri Ulusal Birlik Partisi lideri Derviş Eroğlu'nun kazanmasının,
Türkiye'nin Kıbrıs meselesine bir çözüm bulmaya ve AB ile üyelik
müzakerelerine ekim ayında sorunsuz olarak başlamaya yönelik çabalarını
zora sokabileceği öne sürülmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR