22.02.2005

   

Anasayfa

e-posta


 
 

ANKARA, 22/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  21 Şubat 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:  

 

            ABD BASINI:

 

            AP'nin (21/02) "İtalya Senato Başkanı Pera: Türkiye'nin AB Üyeliğine İlişkin Endişeler Siyasi Amaçlar İçin Kullanılmamalıdır" başlığı altında yer verdiği bir haberde, İtalya Meclis Başkanı Marcello Pera'nın, Türkiye'nin AB'ye üyeliğine ilişkin endişelerin Avrupa'daki iç siyasi amaçlar için  kullanılmaması gerektiğini söylediği belirtilmektedir. Türkiye'nin AB üyelik girişimini destekleme konusuna İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'nin olduğundan daha ihtiyatlı yaklaşan Marcello Pera'nın, Türkiye'nin başkenti Ankara'ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında açıklamalarda bulunarak, pek çok Avrupalının fakir ve çoğunluğu Müslüman olan bir ülkeyi Birliğe kabul etme yönündeki endişesinin, Birliğin ekim ayında Türkiye ile müzakereleri başlatmasının ardından üstesinden gelinebileceği yönündeki itimadını ifade ettiği belirtilen haberde, Pera'nın, TBMM Başkanı Bülent Arınç ile gerçekleştirdiği basın toplantısının ardından, "Bu endişeler iç siyasi amaçlar için kullanılmamalıdır. Türkiye'yi AB üyeliğine götürecek olan müzakere sürecinin iç siyasi kazanç olarak kullanılması çok önem arz ediyor. Endişelerin, müzakere süreci sırasında üstesinden gelinebileceğine inanıyorum. AB, görüş ayrılıklarının yaşandığı bir süreç geçiriyor... Türkiye'nin üyelik görüşmeleri, bu hassas dönemde, bir engel olarak değil, bir fırsat olarak değerlendirilmelidir." dediği aktarılmaktadır.

 

            AVUSTURYA BASINI:

           

            Kurier gazetesinde (21/02) "Ankara'nın Önündeki Uzun Yol" başlığı altında ve Christian Böhmer imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'de giriş müzakerelerine başlama vaadinin ardından bir katılım coşkusu yaşandığı, ancak Atatürk'ün ülkesinde Avusturyalılara ilişkin görüşlerin pek olumlu sayılmayacağı belirtilmektedir. Atatürk'ün vatanında, Avusturya ve Fransa'ya, ülkenin AB'ye katılımına karşı olanların başında olan ülkeler gözüyle bakıldığı belirtilen yazıda, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün de, tıpkı 70 milyon Türk gibi bunun nedenini anlamakta zorluk çektiği belirtilerek, "Diğer AB ülkeleri gibi demokratik bir yapıya sahibiz ve kısa zamanda dev reformlar gerçekleştirdik; idam cezası kaldırıldı, Kürtlere tanınan  haklar genişletildi ve ordunun siyasi nüfuzu oldukça sınırlandı." dediği ve bu noktalarda gözlemcilerin de aynı görüşü paylaştığı kaydedilmektedir. Avusturya'nın Ankara'daki Büyükelçisi Marius Calligaris'in, "Geçtiğimiz yıllardaki reform hızı inanılacak gibi değildi. Eğer ülke bu hızla devam ederse, katılımın gerçekleşmesi 10 yıl bile sürmez." dediği ifade edilen yazıda, ancak büyük engellerin daha yeni yeni ortaya çıktığı ve bunlar arasında Kıbrıs sorununda görünürde bir çözüm olmadığı, azınlıklara din özgürlüğünün yalnız kağıtta  kaldığı, kadınlara karşı şiddetin Doğu Anadolu'nun geniş kesimlerinde hala gündemde olduğu, 1,5 milyon Ermeni'ye yapılan sözde soykırımın yanı sıra, devletin kurucusu Atatürk'ü eleştirmenin de tabu sayıldığının vurgulandığı kaydedilmektedir. Ankara Üniversitesi'nde Avrupa Araştırmaları Merkezi'nin Başkanı Nail Alkan'ın ise, "en büyük engelin her iki taraftaki önyargılar" olduğuna işaret ettiği belirtilen yazıda, Nail Alkan'ın, Avusturyalıların Türkiye imajının yetersiz iki olguya dayandığı görüşüne yer verilerek, "Birçokları Avusturya'da yaşayan Türklere bakıp Antalya'da yaptıkları bir tatile dayanarak bu konuda bir tablo çizebileceğini düşünüyor; ama Türkiye yalnız göbek dansı, rakı ve kebap değil." dediği aktarılmakta, "Peki ya Türkler?" şeklindeki bir soru karşısında ise, "Onlar da katılımın sonuçlarını gerçekçi bir şekilde değerlendirmeyi öğrenmek zorunda."  diyen Alkan'ın, gerçi Türklerin yüzde 90'ının katılımdan yana olduğunu; ama "bunun ne gibi sonuçlar getireceği konusunda hiçbir şey bilmediklerini" söylediği ifade edilmektedir. Yazıda, bu sonuçlardan birinin dış politika açısından NATO ortağı ABD'nin etkisinden kurtulmak olduğuna işaret edildiğine dikkat çekilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:

 

            Le Figaro gazetesinde (21/02) "Avrupa'da İspanya Zamanı" başlığı altında ve Alain Gerard Slama imzasıyla yayımlanan bir yorumda, İspanya'da AB Anayasası'yla ilgili yapılan referanduma değinilmekte ve referandumda aşırı sağ partilerin AB Anayasası'na "hayır" derken, Bask Milliyetçi Partisi (PNV) ve milliyetçi Katalanların onay verdikleri belirtilerek, referandum sonucunun incelenmesi durumunda çıkacak sonucun İspanyollar için ilginç olacağı, iyimser olanların, AB Anayasası'nın milliyetçi duyguları harekete geçireceğini düşünürken, kötümserlerin ise Anayasa'nın İspanya'da federal süreci hızlandırmasından endişelendikleri vurgulanmaktadır. Avrupa Birliği bünyesinde yaşanan Türkiye sorunu konusunda belirsizlikler olduğu belirtilen yorumda, Türkiye'ye, faşizmi ve Nazi rejimini tanımış bir kıta tarafından demokrasi, sosyal  gelişim ve insan hakları kurallarına saygıyı içeren bir şartnamenin sunulmasının, affedilemez bir saflık olduğu, ilk koşulun, Tanrı ile Sezar'ın birbirinden ayrılmasıyla tanımlanmış laiklik felsefesine tam üyelik olması, bir başka koşulun ise, birlikte yaşam ve toplumsal çıkarlar konusundaki bireysel sorumluluğu öne çıkaran hukuki kuralların hayata geçirilmesiyle ilgili olması gerektiği öne sürülmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın hükümeti hedefine ulaşamadı. Avrupa'da böyle kısıtlamaların olmadığı bahanesiyle, özellikle başörtüsü konusunda Atatürk'ün laiklik ilkesi gereği getirdiği yasağı İslamcıların taleplerine boyun eğmek suretiyle delmek isteyerek, hükümet bu hedeften uzaklaşıyor. Önemli olan yönetimdir. Kökten dinciliğe sırtını dönmek yerine, iktidarın çoğunluğu bu unsura yaklaşıyor. Şüphesiz, Türkiye'ye müzakere kapısını kapatmanın şu an zamanı değil. Bu durum Birlik içinde sert tepkilere neden olabilir. Ancak bu hükümet için beş yıllık bir program tespit etmek doğru olacaktır. Başarısızlık halinde imtiyazlı ortaklık çözümünü hükümetin kendiliğinden seçtiği sonucuna varılabilecektir ki, en mantıklısı da budur."

 

            FİNLANDİYA BASINI:

 

            Turun Sanomat gazetesinde (17/02) "Avrupa Müslüman Türkiye'den Korkmamalıdır" başlığı altında ve eski Büyükelçi Ralf Friberg imzasıyla yer alan makalede, "Türkiye'nin üyeliği, sadece petrol naklini sağlayan ve Orta Doğu petrol ikmalleri için mücadele eden geniş çaplı bir bölgesel gücün büyük piyasalarıyla ya da ABD müttefiki olmasıyla ilgili bir sorun değil. Türkiye'nin Avrupa'daki yerine ilişkin sorun, tarihte ve insanların belleklerinde çok daha derin köklere sahip. Avrupalıların, modern Türkiye tarafından sunulan çok büyük kültürel ve manevi olanaklar kadar, Bizanslı köklerini de öğrenmeleri faydalı olacaktır. Ancak, halihazırda çözülmesi gereken sorunlar da mevcuttur. Bunlar arasında, bölünmüş Kıbrıs adası, ordunun rolü, din ve ifade özgürlüğü, kadın hakları ve yolsuzluk sorunu bulunuyor." denilmektedir. Ralf Friberg'ın, makalenin devamında, Türk Müslüman nüfusunu Avrupa için bir tehdit olarak görmediğini, AB ve Türkiye içinde zaten var olan İslam'ın, daha radikal İslami eylemler için caydırıcı bir rol bile oynayabileceğini belirttiği, Finlandiya ve Türkiye arasındaki ilişkilerin her zaman samimi olduğuna ve Finlandiya'nın Türkiye'yi ve vatandaşlarını her zaman memnuniyetle karşıladığına işaret ettiği vurgulanmaktadır.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

 

            Elefteros Tipos gazetesinde (21/02) "Konferans... Türk-Yunan İlişkileri ve Medya" başlığı altında yayımlanan bir haber-yorumda, hafta sonunda Yunanlı ve Türk gazetecilerin Türkiye'nin Avrupa perspektifi, Türk-Yunan sorunları ve bu konuların her iki tarafın medyasınca ele alınması hakkında görüş teatisinde bulunma fırsatı yakaladıkları belirtilmektedir. Atina'da, Megaron Karatza'da yapılan 3. Türk-Yunan Gazeteciler Konferansı'nın çalışmalarının iki bölüme ayrıldığı, birincisinde Türkiye'nin AB perspektifinin ele alındığı, ikincisinde ise son yılların olayları hakkında bir değerlendirme yapılması teşebbüsünde bulunulduğu, ayrıca geleceğe ilişkin açık bir tartışmanın gerçekleştiği ifade edilen haber-yorumda, konferansın açılışını Türkiye'de basından sorumlu Devlet Bakanı Beşir Atalay ve Yunanlı meslektaşı Rusopulos'un yaptığı belirtilmekte ve iki halk arasındaki iletişim ve işbirliği yönündeki ortak dilden yararlanma gereğini vurgulayan Rusopulos'un, medyaların rolünden söz ederek, "Olayları abartmadan, lunapark aynası gibi çarpıtmadan vatandaşları tarafsız bilgilendirmek, gelecek ile ilgili ortak hayalimizin temelini ve önşartını oluşturuyor." dediği aktarılmaktadır. Elefteros Tipos gazetesinin yayın yönetmeni Babis Kutras'ın, iki ülke arasındaki ilişkilerde kaydedilen önemli ilerlemeden ve bunun en önemli örneği olan Türkiye'nin Avrupa yöneliminin Yunan hükümetleri tarafından desteklenmesinden söz ederek, Ege ile Kıbrıs'ta iki devlet arasındaki sorunların aşılması için AB çerçevesinde daha yoğun bir işbirliğinde bulunmak gereğini vurguladığına işaret edilen haber-yorumda, Kutras'ın, medyanın iki halkın yeni ortama uyum sağlaması yönündeki rolüne de değindiği kaydedilmektedir. 

 

                 

 
ESKİ SAYILAR