|
ANKARA, 23/02(BYE) --- Yabancı basın-yayın organlarında
22 Şubat 2005 tarihinde yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliğiilişkilerine
yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
AVUSTURYA BASINI:
Salzburger Nachrichten gazetesinde (22/02) "Barış İçin Uzatılan El"
başlığı altında ve Giorgio Tzimurtas imzasıyla yayımlanan bir yorumda,
KKTC'de yapılan parlamento seçimleri ele alınmakta ve seçimleri, AB
Yanlısı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Başkanı Mehmet Ali Talat'ın
kazandığı ve Ankara'nın avantajının AB'ye katılım ve yeniden birleşme
olduğu ifade edilmektedir. Talat'ın, zaferinin açıklanmasının ardından,
"Kıbrıs Türk tarafı Kıbrıs Rum Yönetimine barış için elini uzatıyor."
dediği belirtilen yorumda, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Başkanı
Talat'ın, Kıbrıs sorununun, BM barış planı baz alınarak 3 Ekim'den önce
çözülebileceğine inandığı, bu tarihin Türkiye için büyük önem taşıdığı
ve Türkiye'nin, 3 Ekim'e kadar Ankara protokolünü imzalaması şartıyla,
AB ile giriş müzakerelerine başlayabileceğine işaret edilmekte, bu
protokolün imzalanmasıyla Gümrük Birliği'nin bütün AB ülkeleri için
geçerli olmasının mühürlenmiş olduğu, bunun aynı zamanda, Anayasası
yalnız Kıbrıs Rumlarının ağırlıklı olduğu güneyde geçerli olan Kıbrıs
Rum kesiminin Ankara tarafından tanınması anlamına da geldiği
vurgulanmaktadır.
İTALYA BASINI:
La Repubblica gazetesinde (21/02) "Kıbrıs Türk Tarafı da Avrupa
Birliği'ni İstiyor... Cumhurbaşkanı Denktaş'ın
Partisi Seçimlerde Hezimete Uğradı" başlığı altında ve Marco Ansaldo
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, KKTC'nin seçimlere gittiği ve
Avrupa'yı seçerek adanın birleşmesine karşı olan Denktaş'ın partisini
yenilgiye uğrattığı belirtilmektedir. Yenilikçi çizgiyi daha da
sağlamlaştırma kapasitesine sahip, sosyal demokrat Başbakan Mehmet Ali
Talat'ın, gayet güçlü bir şekilde, yeni bir lider olarak ortaya çıktığı
belirtilen yorumda, Talat'ın zaferinin bir bakıma Türkiye'nin AB'ye
katılımını müzakere etmek için Talat'a bel bağlayan Başbakan Erdoğan'ın
da zaferi sayıldığı vurgulanmaktadır. AB ile müzakereleri başlatabilmek
için ekim ayına kadar Kıbrıs Rum tarafını tanıması ya da en azından
Kıbrıs Rum kesimiyle Gümrük Birliği Anlaşması'nı imzalaması gerektiği
bilinen bir husus olduğuna göre, Türk Hükümeti için AB'ye katılımın
yolunun Kıbrıs'tan geçtiği öne sürülen yorumda, seçimlerin hemen
ardından Talat'ın, "Bu seçim, tarihi bir andır ve Kıbrıs Türk tarafının
adanın birleştirilmesi yönündeki kararına işaret etmektedir. Biz bu
ayrılığın artık sona ermesini, dahası AB'ye katılabilmeyi diliyoruz.
Barış görüşmelerini başlatmak için Kıbrıs Rum kesimine elimi
uzatacağım." açıklamasında bulunduğu ve KKTC'de seçim maçının Avrupa
bağlamında oynandığı, BM'ye ve de AB'ye üye olan Kıbrıs Rum kesimi ile
birleşmenin seçimlerin ana teması olduğuna dikkat çekilmektedir.Panorama
dergisinin bu haftaki sayısında, "Daha Yakındaki 'Çin': Türkiye" başlığı
altında Francesca Folda imzasıyla yayımlanan haberde, yazarın İstanbul
izlenimleri çerçevesinde Türkiye'nin ekonomik durumu ele alınmakta,
camilerin üstünde yükselen gökdelenleri, çok fazla sayıdaki Porsche,
Mercedes ve Ferrari marka lüks arabalar, Avrupa ile Asya arasında gidip
gelen tırlar, yepyeni restoranlar ve dükkanların, Türkiye'nin pek de
öyle Çin devini kıskanmasını gerektirecek bir durumda olmadığını
gösterdiği ifade edilmektedir. Türkiye'nin Avrupa'nın kapılarını
kuvvetle çaldığı belirtilen Türkiye'nin elinde, doğal bir köprü
oluşturduğu Orta Doğu ve Orta Asya piyasalarından kaynaklanan bir de
"Joker" bulunduğu şeklinde bir değerlendirmenin yapıldığı haberde,
Avrupalıları oldukça endişelendirdiği belirtilen İslamcı parti AKP'nin
lideri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, kamu borçlarının azalması,
kurumsal reformların gerçekleştirilmesi, özel sektörün ve bankacılık
sisteminin güçlendirilmesi gibi son derece katı bir revizyon politikası
ortaya koyduğu, reform çalışmalarının netice vermesi şartıyla kredi
veren IMF'nin de bu yolda zorlayıcı davrandığı kaydedilmekte,
"Şimdilerde her şey iyi gidiyor, öyle ki IMF Türkiye'ye 2007'ye kadar
beş milyar dolarlık yeni bir kredi daha açmaya hazırlanıyor.
"denilmektedir. Haberde şu ifadelere yer verilmektedir: "Peki her şey
toz pembe mi? Aylardan beri Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımına
karşı imza toplamakta olan Kuzey Ligi parlamenteri Giancarlo Pagliarini,
'kesinlikle hayır' diyor: Dünya Ekonomik Forumu' sıralamasında Türkiye
en az üç yıldır yerinde saymakta; İtalya da yıldan yıla pozisyon
kaybetmekte... Türkiye Ermeni soykırımını reddetmeyi sürdürüyor. Avrupa
Parlamentosu ise bu husus görüşülmeksizin Türkiye ile diyalogda ileriye
gidilmeyeceği konusunda yazılı bir açıklamada bulunmuştur. Pek çokları
için ekonomik nedenlerin her şeyden önce geldiği açıktır. Kuzey Ligi'nin
görüşü ise bu yönde değildir'... İş dünyasının görüşü ise bunun tam
tersi istikamette…. Avrupa'daki büyük sanayi grupları kısa zaman
içerisinde gerçekleştirilecek özelleştirmeleri hedeflerken, küçük ve
orta ölçekli firmalar da Türkiye'ye ilgiyle bakıyorlar. Unicredit ve Koç
Grubu ortak yatırımı olan Koç Finans Hizmetleri Genel Müdürü Federico
Ghizzoni, 'Türkiye artık yüksek risk taşıyan bir ülke olmaktan
çıkmıştır. Bankamızda Türkiye'ye gelen bilhassa küçük ve orta ölçekli
İtalyan firmalarını izlemek üzere bir Yeni Avrupa Masası oluşturmuştur.
Son aylarda temaslar, ziyaretler ve de bilgi talepleri artmıştır. Ancak
yapılabilecek yatırımlar daha anlamlı olabilir; pek çokları hala var
olan önyargıları aşmak zorundadır.' diyor.Örtünmüş kadınlar ve
müezzinler Türk madalyonunun sadece bir yüzü. Diğer yüzünde ise son
derece çağdaş üniversiteler, köklü ve yaygın İngilizce dil bilgisi, her
yıl büyük bir istekle iş piyasalarına yönelen bir milyon genç var.
Pirelli'nin Türkiye sorumlusu Carlo Costa, Donanımlı memurlar ve
güvenilebilir bir idareci sınıfı var. Doğu Avrupa'daki şubelerimizin
personelini eğitim için buraya getirmekle kalmıyor, Türkleri de yabancı
şubelere yolluyoruz. Açıkçası Türkler, İtalyanlardan sonra grubumuz
tarafından dış göreve atanma konusunda ikinci sırada yer alıyorlar.
Türkiye'nin Avrupa'ya 10 yıla kadar mı, yoksa daha uzun bir sürede mi
AB'ye gireceğini bilmiyorum. Ancak Türkiye'nin halihazırda Avrupa'da
olduğunu biliyorum.' diyor. "
RUSYA BASINI:
Rossiyskaya Federatsiya Segodniya dergisinin Şubat 2005 tarihli
sayısında, "Yalnızca Komşu Değil, Önemli Bir Ortak" başlığı altında ve
Yuri Hrenov imzasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin Moskova Büyükelçisi
Kurtuluş Taşkent ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Rusya ile
Türkiye arasındaki ilişkiler ile 5-6 Aralık 2004 tarihlerinde Rusya
Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Türkiye ziyareti ve 10-12 Ocak 2005
tarihlerinde de Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Rusya
ziyaretinin ele alındığı mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye'nin AB'ye katılması yolunda ne gibi engeller var?
TAŞKENT: Türkiye nüfusuyla, yüzölçümüyle, ekonomik potansiyeliyle,
AB'nin son olarak içine aldığı ülkeler gibi değil. Dolayısıyla AB'nin
bazı eski üyeleri 'bu kadar büyük bir ülkeyi içimize almak doğru mudur'
diye düşünüyorlar ve şöyle bir gerekçe ileri sürüyorlar: 'Türk
topraklarının yüzde 3'ü Avrupa'da, yüzde 97'si ise Asya'da.' Bazıları
'din farklılığı var' diyor. Ama bunların Avrupa kıtasında ağırlıklı
fikirler olduğu düşünülmemeli. Zira, AB devlet ve hükümet başkanları 17
Aralık'ta yaptıkları zirvede, Türkiye'nin katılım müzakerelerinin 2005
yılında başlamasını kabul etti. Şimdilik Türkiye'nin AB'ye katılmasıyla
ilgili bazı engeller vardır. Ama hem Türkiye hem Avrupa bu sorunların
olumlu bir şekilde çözümünün kendileri açısından büyük yararlar
getireceğini iyi anladıkları için eninde sonunda bu sorunların da
çözüleceğinden eminim.
SORU: Kıbrıs'ın ikiye bölünmüş hali, Türkiye'nin AB'ye katılması yolunda
bir engel olabilir mi?
TAŞKENT: Şu aşamada hayır. Sanıyorum AB iki şeyi dikkate alacaktır.
Birincisi, kim çözüm istiyor, kim istemiyor, bunu 24 Nisan
referandumları göstermiştir. İkincisi, bence 600 bin kişilik bir Güney
Kıbrıs toplumunun, 450 milyon nüfuslu Avrupa'nın Türkiye'yi kabul
etmesini engelleyebileceğini sanmıyorum."
YUNANİSTAN BASINI:
Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE) internet sayfasında (22/02) "3.
Yunan-Türk Gazeteciler Konferansı'nın Ortak Açıklaması" başlığı altında
yer alan bir haberde, 3. Yunan-Türk Gazeteciler Konferansı'na
katılanların, Türkiye ile Yunanistan arasında gelecekte barışın egemen
olacağına gönülden inandıklarını ifade ettikleri ve yapılan ortak
açıklamada, Yunan medyasının büyük bir çoğunluğu tarafından olumlu
karşılanan Türkiye'nin AB perspektifinin, iki ülke arasındaki
gazetecilerin daha sıkı işbirliği içinde olmalarına yeni ve verimli bir
zemin sunduğunun vurgulandığı kaydedilmektedir. Konferans sırasında
birçok farklı görüşün yapıcı bir şekilde dile getirildiği belirtilen
haberde, gazetecilerin, farklı siyasi güçlerin kendi işlerine müdahale
etmelerine izin verilmemesi yönünde görüş ifade ederken, Yunan ve Türk
medyası arasında işbirliğinin güçlendirilmesi konusunda fikir birliğine
vardıkları işaret edilmektedir. |