|
ANKARA,
24/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 23 Şubat 2005 tarihinde
yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Deutsche Welle'nin Türkçe
internet sayfasında (23/02) "ATİAD'dan Aşırı Sağa Tepki" başlığı altında
ve Judith Hartl imzasıyla yer alan bir haberde, Almanya'da aşırı sağ
partilerin güçlenmesinin Türk kökenli işadamlarını da harekete
geçirdiği ve ATİAD kısa adıyla bilinen Avrupa Türk İşadamları ve
Sanayicileri Derneği'nin, aşırı sağa karşı alınabilecek önlemleri
kamuoyuna duyurduğu belirtilmektedir. Avrupa Türk İşadamları ve
Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Eşref Ünsal'ın, Almanya'da
aşırı sağın güçlenmesinin "düşündürücü" olduğunu belirttiği kaydedilen
haberde, ana muhalefetteki Hıristiyan Birlik Partileri'nin Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne tam üyeliğine karşı imza kampanyası fikrini gündeme
getirdiklerini hatırlatan Ünsal'ın, aşırı sağın güçlenmesinde bu tavrın
da etkili olduğuna dikkat çekerek, "Muhalefet liderleri Merkel ve
Stoiber sonradan böyle bir kampanyadan vazgeçtiklerini açıkladılar. Yine
de bu konunun gündeme getirilmesi dahi büyük zarar vermiştir." dediği
belirtilmektedir. Haberde, ATİAD Başkanı Ünsal'ın, Hıristiyan Birlik
Partileri tarafından başlatılan Türkiye karşıtı dalganın şimdi ırkçı ve
anti-Türk sloganlarla aşırı sağcılar tarafından kullanıldığını
söyleyerek, "Hıristiyan Birlik Partileri'ni, Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne tam üyeliğini seçim malzemesi haline getirme amacından
vazgeçmeye davet ediyoruz. Aksi halde, aşırı sağın güçlenmesine
katkıda bulunmuş olacaklar." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard gazetesinde
(23/02) "Türk İşadamları CDU'yu Uyarıyor" başlığı altında ve APA
kaynaklı yayımlanan bir haberde, Avrupa Türk İşadamları ve Sanayiciler
Derneği'nin (ATİAD), Almanya'daki Birlik Partilerini, "Türkiye karşıtı
kampanya" sürdürmekle suçladığı belirtilmektedir. ATİAD'ın, böylece
aşırı sağcı NPD ve DVU'nun desteklenmiş olduğunu belirttiği kaydedilen
haberde, ATİAD'ın, aynı zamanda CDU ve CSU'dan Türkiye'nin AB üyeliğini
2006 parlamento seçimlerine konu yapmamalarını da istediği, büyük
partilerin "Türkiye ve göçmenler" konusuna daha duyarlı yaklaşmalarının
sağcı partilerin yeniden güçlenmesini önleyebileceğini vurguladığı
ifade edilmektedir.
FRANSA BASINI:
Le Figaro gazetesinde
(23/02) "İki Referandumu Birbirine Karıştırmayalım" başlığı altında ve
Georges Fenech imzasıyla yayımlanan bir haberde, Türkiye ve Avrupa
Anayasası hakkındaki referandumların birbirine karıştırılmaması
gerektiği, bu durumda, Avrupa Anayasası'nın hayati önem taşıyan bir
aşamasının başarısızlığa uğrayabileceği öne sürülmekte ve üstelik bu
riskin, 17 Aralık 2004'te AB devlet ve hükümet başkanlarının Türkiye ile
üyelik müzakereleri başlatma kararı almasının ardından arttığı ileri
sürülmektedir. Anayasa hakkındaki kampanya henüz başlamadan Türkiye
karşıtı birçok siyasi liderin bu iki konunun takvimlerinin çakışmasından
yararlanarak, Fransızların Türkiye'nin üyeliği hakkındaki çekincelerini
kullanarak, Anayasa'ya "hayır" demenin Türkiye'ye "hayır" demek anlamına
geleceğini öne sürerek Anayasayı reddetmeye çağırdıklarına dikkat
çekilen haberde şöyle denilmektedir: "Bilinçli olarak yürütülen bu
politika karşısında şunu hatırlatmak gerekir ki, Türkiye'nin fiilen
üyeliğinden önce, Ankara'nın adaylığı konusunda ne olursa olsun ayrı
bir referandum düzenlenecek. Anayasa karşıtlarının inandırmaya
çalıştıkları gibi Türkiye'nin otomatik bir üyeliği olmayacağı gibi,
aksine Anayasa, oybirliği prensibini sağlamlaştıracak ve böylece aday
ülkelerin üyelik sürecinin durdurulmasını, halihazırdaki kurumların
yapabileceğinden daha da kolay hale getirecektir. Şunu da hatırlatalım
ki, Anayasa anlaşması, üyelikleri reddedilen komşu ülkeler için özel bir
ortaklık statüsü de öngörüyor. Ancak bir şey kesin ki, o da Anayasa'nın
Türkiye'ye hiçbir şekilde otomatik üyelik hakkı vermediği. Hatta
Parlamento'nun ağırlığını arttırarak, şimdiye kadar Komisyon'un
tekelinde bulunan genişleme gibi temel konular hakkında daha fazla
tartışma yapılmasını sağlayarak AB'ye daha büyük bir demokratik
meşruiyet sağlayacaktır. Avrupa Anayasası hakkında oy kullanma anı
geldiğinde vatandaşlarımızın ve özellikle de Türkiye'nin üyeliğine
karşı olanların, meşhur '1987 şartlarının' Ankara'nın üyeliği için hala
bir önşart olduğunu hatırlamaları gerek. Son raporlar bile (Avrupa
Komisyonu, Avrupa Parlamentosu raporları), yerine getirmediği taktirde
Türkiye'nin AB'ye asla üye olamayacağı bu meşhur '1987 şartlarını'
ifade etmeyi unutmadı. Bunlar Ermeni soykırımı, Kıbrıs'tan geri
çekilme ve insan hakları ile Sünni Müslüman olmayan dini azınlıkların
haklarına riayet... Bütün bunlar Türkiye'nin üyeliği önünde ciddi
engeller teşkil ediyor. Ankara'nın daha aşacak uzun bir yolu var. Ancak
o zamana kadar referandumları birbirine karıştırmayalım! Fransa'nın
endişeye mahal vermeden gerekli olan Anayasa'yı onaylaması gerek.
Avrupa'nın, dışişleri bakanıyla, birleşmiş savunmasıyla, nadide kurumsal
demokrasisiyle uluslararası planda önemli ve tutarlı bir rol oynamasını
istiyorsak, Anayasa'yı kabul etmeliyiz."
İTALYA BASINI:
Il Giornale gazetesinde
(22/02) "Pera: Avrupa İçin Türkiye'nin AB'ye Katılımı Bir Meydan
Okumadır" başlığı altında yayımlanan bir haber-yorumda, 21-22 Şubat
tarihleri arasında TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın davetlisi olarak
Türkiye'ye gerçekleştirdiği resmi ziyaretin ilk gününde İtalya Senatosu
Başkanı Marcello Pera'nın öncelikle Anıtkabir'e giderek Atatürk'ün
mozolesini ziyaret ettiği, Anıtkabir Şeref Defteri'ni imzaladığı ve
Atatürk'e olan hürmetini de "Türkiye'nin laik, demokratik, çağdaş ve
Avrupalı babası" şeklindeki sözleriyle ifade ettiği kaydedilmektedir.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, TBMM Başkanı Bülent Arınç, Ana
Muhalefet Partisi lideri Deniz Baykal ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
tarafından kabul edilen Pera'nın görüşmeleri sırasında, Türkiye'nin
AB'ye katılımıyla Avrupa'nın artık eski Avrupa olmayacağını, ancak
İtalya'nın AB yolunda Türkiye'ye olan desteğini hiçbir zaman eksik
etmeyeceğini; zira Türkiye'nin AB katılım kriterlerini karşılamak adına
gerçekleştirmiş olduğu reformların İtalya tarafından büyük bir
takdirle karşılandığını vurguladığı belirtilen haber-yorumda, Senato
Başkanı Pera'nın konuşmalarında halihazırda Türkiye'nin katılımı
konusunda Avrupa'da bazı kuşkuların mevcudiyetini de saklamadığı; ancak
bu problemlerin iç politikada ve katılım müzakereleri sürecinde
malzeme yapılmaması gerektiğinin de altını önemle çizdiği ifade
edilmektedir.
La Padania gazetesinde
(22/02) "İtalyan Meclisi Ankara Konusunda Kuzey Ligi'nin Sunduğu
Önergeyi Oylamaya Hazırlanırken: Söz Halkın" başlığı altında yayımlanan
bir haberde, İtalya'daki Hükümet koalisyonunun küçük ortağı olan
ayrılıkçı ve yabancı düşmanı Kuzey Ligi tarafından İtalyan Temsilciler
Meclisi'ne, temelde Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunun İtalya'da
referanduma götürülmesine yönelik yasal süreci başlatmayı hedefleyen,
"Türkiye'nin AB'ye Katılımı Sürecinde Hükümetin Pozisyonu" başlıklı bir
önerge sunulduğu belirtilmektedir. Haberde, Türkiye'nin AB'ye üyeliği ile
Avrupa Anayasası konusunda iki ayrı referandumun zaruri olduğunun
savunulduğu ve bu hafta içinde Meclis'te görüşülerek oylanacak olan
önerge konusunda Kuzey Ligi Meclis Grup Başkan Yardımcısı Bricolo'nun
değerlendirmelerine yer verilmektedir. Haberde, Bricolo'nun "Önergemizle
Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda bir referandum yapılmasını talep
ediyoruz. Bu geleceğimiz konusunda halkımızı başrol oyuncusu kılmak
adına elimizde bulunan yegane yöntemdir. Yakında Parlamento'da kimin
menfi oy kullanacağını göreceğiz. Aslında bunu da muhtemelen halkın
görüşünden korktukları için yapacaklardır. Biz Kuzey Ligi olarak pek çok
kez söyledik. Anketler de halkın çoğunluğunun bizle aynı görüşte
olduğunu söylüyor. Türkiye coğrafi ve kültürel açıdan Avrupa değildir.
Bugün dahi Kıbrıs Cumhuriyetini ve de Ermeni soykırımını tanımamaktadır.
Üstelik Avrupa'ya girmesi halinde Türkiye en fazla nüfusa sahip ülke
olacak ve böylelikle de Avrupa Parlamentosu'nda bizimkilerle pek çok
kez ters düşen yasaları geçirecek ve geleneklerini empoze ederek
tercihleri etkileyecek düzeyde temsil hakkına sahip olacaktır."
şeklinde bir açıklama yaparak, önergeyi sunma amaçlarına bir açıklık
getirdiği bildirilmektedir. Haberde, Bricolo'nun, yaklaşan "Türk
tehdidini" ortaya koymak adına, Başbakan Erdoğan'ın bir süre önce "Aynı
zamanda laik ve İslamcı olunamaz" dediğini, öte yandan hükümetten bir
başka ismin de "Türkiye Avrupa'ya katıldığında, Avrupa'nın artık aynı
Avrupa olamayacağını ve isminin değişmesi gerekeceğini" söylediğini
ileri sürdüğü de kaydedilmektedir.
Il Messaggero gazetesinde
(22/02) "AB'de Türkiye'ye Hayır! Kuzey Ligi Referandum Talep Ediyor"
başlığı altında yayımlanan başka bir haberde, Kuzey Ligi Meclis Grup
Başkan Yardımcısı Bricolo'nun konuya ilişkin benzer ifadelerine yer
verilirken, Katolikler arasında da bir ihtilaf belirebileceği yorumunda
bulunulmaktadır. Meclis'te yapılan görüşmelerde Bricolo'nun ardından
Solun Demokratlarından (DS) Famiano Crucianelli, Margherita'dan Gabriele
Frigato ve Gian Paolo Landi di Chiavenna'nın söz alarak karşıt görüş
bildirdikleri kaydedilen haberde, Cricianelli'nin konuşmasında, "Köktendinci
terörle mücadelede değerli bir müttefik olan Türkiye'nin Avrupa için
'demokratik İslam'ın ortaya çıkarılması adına bir çeşit meydan okumayı,
bir mücadeleyi' temsil ettiğini" dile getirdiği; Chiavenna'nın ise
"Türkiye'nin Avrupa ile İslam dünyası arasındaki ilişkilerde anlamlı bir
rol üstlenebileceğini" vurguladığı; nihayet Frigato'nun da "Türkiye'nin
laik ve demokratik bir ülke olduğunun" altını ısrarla çizdiği
aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE)
internet sayfasında (22/02) "EPP: Türkiye'nin Kıbrıs'ı Tanıması Gerekir"
başlığı altında yer alan bir haberde, Avrupa Halk Partisi (EPP) Başkan
Yardımcısı Othmar Karas'ın, Kıbrıs Haber Ajansı'na (KİPE) yaptığı
açıklamada, Türkiye'nin yeni 10 AB üyesi devleti kapsayan Gümrük Birliği
Protokolü'nü 3 Ekim'e kadar imzalamaması halinde Avrupa Birliği (AB) ile
üyelik müzakerelerine başlamasının düşünülemeyeceğini söylediği ve
Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımamasını kabul edilemez olarak
nitelendirdiği belirtilmektedir. Haberde, Avusturya'nın Avrupa
Parlamenteri Karas'ın, "Türkiye'nin, Ankara Anlaşması'nı 3 Ekim 2005'e
kadar imzalayacağını umuyorum. Eğer imzalamazsa, o zaman katılım
müzakereleri sürecine başlayamayız. AB üyesi bir devlete karşıyken,
Türkiye ile AB arasında yeni bir işbirliğinden bahsetmek mümkün
değildir." dediği aktarılmaktadır.
|