|
ANKARA,
25/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 24 Şubat 2005 tarihinde
yayımlanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (24/02) "Soykırımı Önergesi" başlığı altında ve Regina Mönch
imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Hıristiyan Birlik Partileri CDU/CSU
Grubu'nun, Federal Parlamento'da Osmanlı İmparatorluğu'nun Ermeni
halkına yönelik uygulamalarını anmak için bir önerge verme kararı aldığı
ve önergenin çoğunluğu bulmasının, temel bir değişiklik anlamına
geleceği, çünkü Alman siyasetinin şimdiye dek, Türkiye'yi günün birinde
sihirli diplomasi yolu aracılığıyla, Jön Türk Hükümeti döneminde
Ermenilere yapılan sözde soykırımla ilgili sorumluluğunu inkar etmekten
vazgeçirebileceğine inandığı belirtilmektedir. Olayın arkasında yatan
tarihi nedenleri, gerçekleri ve Alman İmparatorluğu'nun bu felakette
oynadığı rolü alışagelmedik bir açıklıkla ortaya koyan önergede,
"soykırımı" sözcüğüne değinmekten kaçınıldığı ve önergenin başlıca
amacının da, "Aramızda Yaşayanlar da Dahil Olmak Üzere, Türkler ile
Ermeniler Arasında Barışa Almanların Katkısı" başlığıyla ifade edildiği
kaydedilen yazıda, ancak burada söz konusu olanın, dört yıl önce Fransa
Parlamentosu'nda alındığı gibi kanun gücü olan bir karar olmadığı, o
dönemde Alman politikacıların da, Türkiye'nin inkar politikasından
vazgeçmeye zorlanamayacağını öne sürerek, bu karar hakkında polemiğe
girdikleri, Türkiye'nin kendisinin bu sonuca varması gerektiği ve tarihi
olayların değerlendirilmesinin parlamentoların görevi olmadığını ifade
ettikleri hatırlatılmaktadır. Yazıda, şöyle denilmektedir: "Türkiye ile
Ermenistan arasındaki ilişkiler ise her zamankinden daha kötü. Bazı
Alman diplomat ve siyasetçiler bunun suçunu, geçmişlerine fazlaca
saplanıp kaldıkları ve bu yüzden de siyasi hedeflerini gözden
kaçırdıklarını söyledikleri Ermenilerde de buluyorlar, sanki gerçek
ortaya çıkmadan barışılacakmış gibi. Bu, ülkede ve hatta Avrupa'daki
insan hakları ve hatırlama kültürü konusunda başka zamanlarda geçerli
olan standartlarla kıyaslandığında, oldukça ilginç bir gerekçe.
Türklerin AB ile katılım müzakereleri sürecinde bir şeylerin
değişebileceği beklentisi de şimdiye dek gerçekleşmedi. Buna
inanmayanlar, Türk dış politikasının resmi internet sayfasını
inceleyebilir... Hıristiyan Birlik Partilerinin önergesi, Türkiye'deki
tarihçi ve yayıncıların, ulusal geçmişin bu bölümüyle yüzleşmeleri için
desteklenmelerinin ve gerekirse cezai takibattan korunmalarının da önem
taşıdığına özellikle işaret ediyor... Önergede, 'Türkiye'nin, 1915'teki
takibatların planlı olarak yapıldığını ve kitle cinayetinin devletin
talimatıyla işlendiğini inkar etme çabaları, AB'nin barışma fikrine
ters düşüyor.' deniliyor."
FRANSA BASINI:
AFP'nin (24/02) "Türkiye
Hükümeti, Avrupa Taraftarı Heyecanını Kaybetmekle Suçlanıyor" başlığı
altında ve Burak Akıncı imzasıyla yer verdiği bir haberde, şahlandığı
belirtilen Türkiye Hükümeti'nin, AB'ye üyelik müzakereleri için tarih
koparma rahatlığıyla biraz biraz hız kesmesinden korkan Ankara'daki
muhalefet ve Avrupa çevrelerinin, tırısa geçmeye davet ettikleri ifade
edilmektedir. AB'nin, sıkı şartlarla beraber üyelik müzakerelerini 3
Ekim'de başlatmaya karar vermesinin, şahsen bu davaya baş koyan
Erdoğan'ı da, bakanlarını da gerçekten rahatlattığı, ancak 17 Aralık
zirvesinden beri hükümetin, Avrupa yanlısı süreçte hız kesmiş gibi
göründüğü belirtilen haberde, bu duraklama hakkında "Avrupa'da birtakım
endişeler var" diyen Ankara'daki bir diplomatın, AFP'ye yaptığı
açıklamada, bu durumun "normal" olduğunu ve AB'nin, TBMM'de kabul edilen
reformlardan sonra topluluk müktesebatına uyum sağlamak için Türkiye
Hükümeti'nin "kendini toparlaması" gereğini "anlayışla karşıladığını"
belirttiği kaydedilmektedir. Söz konusu diplomatın, AB ülkelerinin, 71
milyon nüfuslu bir ülke olan "Türkiye'nin üyeliği lehinde Avrupa
kamuoyunun açık yürekliliği ve daha büyük güven" için çalışmalarının
önemini vurguladığı ifade edilen haberde, Başbakan Erdoğan'ın, AKP
milletvekillerine hitaben yaptığı konuşmasında, "AB (üyelik) süreci her
zaman hükümetimizin gündemindedir. 3 Ekim tarihi bir dönüm noktası
olacak, yeni bir dönem başlayacaktır." diye kesin konuştuğu
vurgulanmaktadır.
Le Figaro gazetesinde
(24/02) "Türkiye'nin Avrupa'da Yeri Yok" başlığı altında ve Philippe
Smonnot imzasıyla Avrupa eski Milletvekili Otto de Habsbourg ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye'nin AB'ye
girişinden bahsettiğimiz şu sıralarda, ülkelerimizin Osmanlı
İmparatorluğu ile asırlar boyunca karşı karşıya gelmiş olmasının bir
önemi yok mu?
OTTO de HABSBOURG: Kuşkusuz
var, ancak unutulmayan ve General de Gaulle'ün başka münasebetlerle
başarı ile söz ettiği bir başka unsur daha var: Kahramanların barışı.
Türklerle aramızda çok savaş oldu, ancak bu kahramanların barışı
karşılıklı saygı üzerine kuruldu. (...)
SORU: Uzun süreden beri
Avrupa'nın genişlemesinden yanasınız.
OTTO de HABSBOURG: Elbette.
SORU: Avrupa Türkiye'ye
kadar neden genişlemesin ki?
OTTO de HABSBOURG:
Türkiye'nin Belçika veya Portekiz gibi, Avrupa üyesi olması taraftarı
değilim. Türkiye tamamen farklı bir yönelimdir. Özellikle de farklı bir
gelenektir. Bununla birlikte, Türkiye'nin çok nadir olarak sözü edilen
çok önemli bir görevi vardır. Orta Doğu'ya, özellikle de Irak'a yeniden
bir göz atalım. Türkler buradayken, durum aşağı yukarı iyiydi. (...)
SORU: Peki Türkiye, Orta
Doğu'da sahip olduğu role yeniden kavuşabilir mi?
OTTO de HABSBOURG: Önemli
bir rol... Türkiye'nin gerçeği, bugünkü görünenlerden çok daha önemli.
Bu devlet, birçok ülkeye oldukça çekici geliyor. Kafkasya halklarıyla
kuracağımız ilişkilerde, Türkiye'nin önemi bizim için çok büyük
olacaktır.
SORU: Şu halde Türkiye üye
olmamalı mı?
OTTO de HABSBOURG: Hayır!
Geleceği uzun vadeli görmek gerekir. Akdeniz çevresinde Avrupa Birliği,
Türkiye ve Magrib olmak üzere üç gerçek vardır. Bu üçlü, anlaşmak için
oluşturulmuştur. Aynı kültür, yani kıta olarak bizim tüm Avrupa
vizyonumuz derin bir hatadır. Bu, çok eskiden kalma bir kavramdır, artık
zamanımızın kavramı değildir. Büyük Sahra'nın kuzeyindeki ülkeler
Akdeniz ülkeleridir, Afrikalı değillerdir. Eninde sonunda geleceğimiz
nokta budur. Yani, Akdeniz'in çevresindeki üç büyük güç merkezi örgütüne
geleceğiz. Anlaşılacağı üzere, yeni formüller bulmak gerekecektir..."
YUNANİSTAN BASINI:
Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE)
internet sayfasında (23/02) "Yunan ve Türk Parlamenterlerin Görüşmeleri"
başlığı altında yer alan bir haberde, Yunanistan Parlamentosu Savunma
ve Dışişleri Komisyonu ile Avrupa İşleri Komisyonu'nun, Atina'da,
Türkiye Büyük Millet Meclisi AB Uyum Komisyonu'yla yaptıkları görüşmede,
Yunanistan Parlamentosu ile TBMM'nin daha yakın işbirliğinin yanı sıra
ortak alanlarda da daha fazla yakınlaşmalarının öneminin dile
getirildiği ifade edilmektedir. Dışişleri ve Savunma Komisyonu Başkanı Magginas'ın,
Yunan Parlamentosu ve genel olarak ülkesinin, Türkiye'nin uzun ve zorlu
AB sürecini desteklediğini belirttiği kaydedilen haberde, Yunanistan
Avrupa İşleri Komisyonu Başkanı ve Parlamento I. Başkanvekili
Hatzidakis'ın ise, son zamanlarda Yunanistan ve Türkiye'nin
ilişkilerinde bahar dönemini yaşadıklarını, bunun sorun olmadığı
anlamına gelmediğini, ancak ilişkilerde düzelme olduğunun bir gerçek
olduğunu, bu durumun da ilişkilerde güveni tesis etmelerine yardımcı
olduğunu kaydettiği belirtilmektedir. TBMM AB Uyum Komisyonu Başkanı
Yaşar Yakış'ın, iki ülkenin şu ana kadar çözmeyi başaramadıkları
sorunlarla karşı karşıya olduklarını ifade ettiği ve "Sorunlarımıza
çözüm bulamazsak gelecek kuşaklar bizi affetmeyecek" dediği ifade edilen
haberde, Yunanistan'ın Türkiye'nin AB perspektifine destek vermesinin
çok olumlu bir gelişme olduğunu ve herkesin iyi niyet göstermesi
gerektiğini söyleyen Yakış'ın "İki ülke arasındaki işbirliğini ve
temasları tüm alanlarda artırmalıyız, hatta buna Yunanistan
Parlamentosu'nda bizim grubumuz ile işbirliği yapacak Yunan-Türk Dostluk
Grubu kurulması gibi başka iletişim kanalları da eklenmeli" dediği,
Yakış'a cevaben Hatzidakis'in de, Yunan-Türk Dostluk Grubu kurulmasını
Parlamento Başkanı Annan Benaki-Psaruda'ya ileteceğini söylediği ve
Türkiye'nin AB sürecinde karşılaştığı zorlukları idrak ettiğini
açıklayarak, "Bazı üye ülkelerin çok hassas oldukları insan haklarına
ve Avrupa müktesebatına uyum gibi konulara özellikle dikkat etmeniz
gerektiğini vurgulamak istiyorum. Vurgulamak istediğim bir başka husus
da şu; sadece Yunanistan'ın nasıl tepki vereceğini değil, diğer Avrupa
ülkelerinin de nasıl tepki vereceklerini düşünmeniz gerekir" dediği
aktarılmaktadır.
|